Akın ÖZÇER
Berlin duvarının yıkılmasıyla birlikte Avrupa’yı sadece coğrafi sınırlarıyla değil ayrıca farklı değerleriyle de ikiye bölen, Churchill’in ünlü deyişiyle “demir perde” ortadan kalkmıştı. Bu, aynı zamanda, o döneme kadar mensup bulunulan bloklara göre tanımı değişen demokrasinin artık demir perdenin berisinde geliştirilen evrensel ölçütlere uygun ortak bir tanıma kavuşması demekti. Çünkü ekonomileri iflas etmiş Sovyet Bloğu’na mensup Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin (MDAÜ) refahı temsil eden Avrupa Birliği’ne katılmaları sadece ekonomik değil, ayrıca demokratik reformlar yapmalarına, teknik tabiriyle siyasi kriterleri karşılamalarına da bağlıydı. Hatta siyasi kriterlerin karşılanması, Türkiye’nin adaylığıyla birlikte müzakerelerin açılmasının koşulu haline getirilmişti.
AB Devlet ve Hükümet Başkanları Kopenhag Zirvesi’nde (1993) benimsenen siyasi kriterler ise, AB üyeliği için aday ülkelerde kısaca “ demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan hakları ve azınlıklara saygı ve azınlıkların korunmasını teminat altına alan kurumların istikrarlı biçimde işlemesini” şart koşuyor. Bir cümleye sığdırılan bu koşulların ardında başta Avrupa Konseyi olmak üzere uluslararası kuruluşlarda geliştirilmiş, bir kısmı çok taraflı sözleşmelere yansımış binlerce sayfalık bir müktesebat var. Özellikle AK’de geliştirilmiş olan Strasbourg kriterleri Kopenhag siyasi kriterleriyle bire bir örtüşüyor. Bu nedenledir ki MDAÜ’ler iki dalga halinde AB’ye girmeden önce AK’ye üye yapılmışlardı.
Demokrasi ölçütünün tekliği
İki kutuplu dünyada, yukarıda değindiğim gibi, farklı ideolojilerden kaynaklanan farklı demokrasi anlayışları vardı. Sosyalist ve liberal demokrasi ayırımı bir dönem sadece siyaset bilimine değil, ayrıca uluslararası arenaya da damgasını vurmuştu. Sovyet Bloğu’nda yer alan veya Sovyetler Birliği’nin etkisinde olan ülkelerde “sosyalist demokrasi” kavramı ön plana çıkıyordu. Ama bu kavram bireysel özgürlükleri temel alan bugünkü demokrasi anlayışına hiç uymuyordu.
Bu açıdan değerlendirildiğinde Sovyet Bloğu’nun çöküşünü ve bu blokta yer alan ülkelerden önemli bir bölümünün AB değerlerini benimsemesini olumlu bir gelişme olarak nitelemek gerekir. Sonuç itibariyle dünyanın bütününde post-kapitalist sisteme geçilemediği için teoride kalmış ve “tek ülkede sosyalizm” versiyonuyla zaten başkalaşım geçirmiş olan bir sistemin çöküşünden söz ediyoruz. Sistemin çökmesiyle birlikte evrensel demokrasi kriterleri etrafında bütünleşen Avrupa ile uluslararası alanda sona eren dehşet dengesinin yerini de yavaş, yavaş demokrasi temelli bir küreselleşme almaya başlamıştı. Ortak demokratik ilkeleri benimseyen, dolayısıyla ortak bir dil kullanan bir dünya eskisine oranla daha yaşanabilir olurdu. 90’larda MDAÜ’lerle başlayan, sonra Latin Amerika’ya geçen demokratikleşme hareketleri bu yolda ilerlendiği izlenimi de veriyordu. Demokratikleşme Arap Baharı ile Orta-Doğu’ya doğru adım attığında bazı kuşkulara karşın iyimser bir hava vardı. Kuşkularsa, başka bir yazımda ele aldığım İslam ile demokrasinin ne ölçüde bağdaşacağı noktasında kilitleniyordu.
Türkiye’ye Kopenhag siyasi kriterlerini karşılama koşulu
AB, Helsinki Zirvesi ile Türkiye’nin üyelik sürecine resmiyet kazandırırken, toplumunun çoğunluğu Müslüman bir devletin Kopenhag kriterlerini karşılayabileceği görüşünden hareket etmişti. Gerçi bölge ülkelerinden farklı olarak laiklik ilkesini benimsemiş olan Türkiye’nin AK’nin kurucu üyesi olarak MDAÜ’lerden çok daha önce bu kriterlere uyum sağlamış olması gerekiyordu ama sürekli yinelenen askeri darbeleri ve aşırı milliyetçi politikalarıyla kriterleri karşılamamakta adeta ısrar etmişti.
Konuyla ilgili önceki yazılarımda altını çizdiğim gibi, Türkiye’de Kopenhag kriterlerini AB’nin haksız talepleri olarak niteleyen, bunları karşılamaktansa Rusya, İran ve Çin’le ittifak yapılmasını savunan aşırı milliyetçi çevreler vardı; hâlâ da var ne yazık ki. Mesela Ergenekon davasında hükümete karşı darbe teşebbüsünde bulunmuş oldukları gerekçesiyle mahkûmiyet almış sanıkların önemli bir kısmı da bu görüşleri paylaşıyor. Onları destekleyenlerin de farklı düşündüğünü varsaymak pek kolay olmasa gerek. Dolayısıyla Türkiye’de AB’nin demokrasi kriterlerine “İslamcı” değil, aşırı milliyetçi kesimler, “Türkiye bölünüyor” gibi saçma sapan bir gerekçeyle karşı çıkıyor.
Liberal ve sosyal demokratlar olarak bizler Türkiye’de Kopenhag siyasi kriterlerinin özel koşullardan söz edilmeksizin tümüyle yerine getirilmesini savunuyorsak, ülkenin evrensel standartlarda bir demokrasiye sahip olması içindir. Bu koşul birtakım gerekçelerle esnetilirse, bundan yararlanacak olanların demokrasiden pek haz etmeyen, siyasete müdahalede bulunan atanmışlar ve nihayetinde darbeciler olacağına kuşku yok.
Helsinki Zirvesi’nin ardından siyasi jargonumuza “Ankara kriterleri” kavramı girdi. Kavram ilk başta Kopenhag kriterlerinin “ulusal çıkarlarımıza uydurulmuş”, yani sulandırılmış bir versiyonu olarak kullanıldı. 2000 yılında Katılım Ortaklığı Belgesi’nin (KOB) açıklanması beklenirken bu belgenin Türkiye’yi tatmin edip etmeyeceği tartışıldı. O dönemde medyamıza 11 maddelik bir “Ankara kriterleri” belgesi yansıdı. Belgede Türkiye’nin AB konusunda “vazgeçemeyeceği unsurlar” yani kırmızıçizgileri yer aldı. Ankara kriterleri bu anlamda tam da kabul edilmemesi gereken “Türkiye’nin özel koşullarını” içeriyordu.
Bu kavram daha sonraki dönemde Başbakan Erdoğan tarafından Türkiye’nin AB üyesi olsun, olmasın Kopenhag kriterlerini yerine getireceği anlamında kullanıldı. Kopenhag kriterleriyle bire bir örtüşmesi anlamında “Ankara kriterleri” kavramı uygun elbette. Ancak “örtüşme” kavramının altını kalın çizgilerle çizmek, bundan en ufak bir sapmanın olmaması gerektiğini vurgulamak gerekir. Örneğin Başbakan Erdoğan’ın ana dilde eğitim konusunda “biz ülkemizi bölecek konular üzerinde AK Parti olarak adım atmayız” açıklaması bu tür bir sapmaya işaret ediyor. Çünkü ana dilde eğitim bireysel temel hak ve özgürlüklerden; “ülkemizi bölecek” bir konu değil. Türkiye Ankara kriterlerini evrensel standartlara değil, kendine göre oluşturmaya kalkarsa, birileri de gelir “Kahire kriterlerini” uygulamaya kalkar bize. O zaman çıkar keşke Kopenhag kriterlerine ama’sız, ancak’sız uyabilseydik deriz.
Türkiye modelinden Kahire kriterlerine
Türkiye demokratikleşme sürecinde son on yılda bir hayli mesafe kaydetmiş olmakla birlikte, bunu yeterli görmek mümkün değil. Mevcut anayasası ile demokratik aileler içinde hâlâ eğreti bir yerde duruyor çünkü. Bu yetersizliği, sadece aşırı milliyetçilere ve darbe teşebbüsünden mahkûmiyet almış Ergenekon sanıklarının arkasında duran ve yeni anayasa sürecini “ülkemizi tehdit eden karanlık anayasa oyunu” olarak niteledikleri halde kendilerini topluma demokrat olarak yutturmaya çalışan ulusalcılara bağlamak mümkün değil. İktidar partisi de bu konuda yeterince hızlı ve kapsayıcı davranmıyor. Eğer davransaydı, önüne çıkarılan engellere karşın, on yıllık iktidar dönemi, Kopenhag siyasi kriterlerini tümüyle karşılayan bir Türkiye yaratmak için yeterli olmaz mıydı?
Bu ayrı bir yazı konusu kuşkusuz, ama Türkiye bugün tam demokratik bir ülke olamamanın sıkıntılarını çekiyor. Demokratik ülkeler ailesi bu kadarını yeterli görüyordu ki Türkiye’yi Orta-Doğu ülkelerine model olarak gösteriyordu. Ama İslam’ın demokrasiyi içselleştirmesi başlığı altında verilen Türkiye örneği yanlıştı. Birincisi, Türkiye’de bu ülkelerde bulunmayan katı denebilecek bir laiklik anlayışı nedeniyle. İkincisi ve belki de çok daha önemlisi eksikleri olan, Kopenhag kriterlerini henüz tümüyle karşılayamamış demokrasisinden ötürü. AB’ye göre eksikleri olan demokrasimiz, Orta-Doğu ülkeleri için model sayılabiliyorsa, yani onlar demokratik olmak için Kopenhag kriterlerini karşılamak zorunda değillerse, ortada bir çifte standart var demekti.
Bu çifte standart söz konusu demokratik ülkeler ailesinin şimdi Mısır darbesine yaklaşımında çok daha net bir şekilde görülüyor. Darbecilere göz yummak, darbeye müdahale, barışçıl yolla karşı koyanlara silahlı muhalif demek ne kadar Kahire kriterlerine uygunsa, Türkiye’yi bütün demokrasi eksikliklerine karşın bu bölgeye model olarak göstermek de o kadar uygundu. Tüm bu olan bitene şaşırmaya gerek yok. Şaşırıyorsak eğer 12 Eylülden, 28 Şubattan, 27 Nisandan bu yana demokrasiyi toplum olarak içselleştirmeye başlamışız demek ki.
Şöyle bir hatırlayalım. Bir zamanlar 12 Eylüle darbe denilmesine de, diyenlere de kızardık. 28 Şubatın da darbe olmadığına inanır, bizleri Şeriat düzenine götürecek olanlara müdahaleyi kaçınılmaz görürdük. Bize demokrasi dersi vermeye kalkıyorlar diye tüm demokrat çevrelere anlamsızca tepki gösterir, içişlerimize karışılmamasını isterdik. Tıpkı Mısır’da yönetimi gasp etmiş mevcut iktidarın yaptığı gibi.
Görünen o ki Türkiye artık demokratik ülkeler ailesinin kendisi dâhil bölge ülkelerine çifte standart uygulamasına karşı çıkıyor. “Bon pour l’Orient” etiketli rejimleri değil, evrensel standartlarda bir demokrasi istiyor. Kahire kriterlerini toplum olarak hep birlikte reddetmemiz alkışlanacak bir tutum. Ama tabii Kopenhag kriterlerini tümüyle karşılayan yeni bir anayasa yapma ödevimizi de bir an olsun aklımızdan çıkarmadan.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
2.02.2026
26.01.2026
15.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
21.12.2025
13.12.2025
6.12.2025
1.12.2025