Hasan ÖZTÜRK
Çevresindekilere bakıp herkesi küçümsüyordu. Üstelik çoğu da kendi partilileriydi. Göz ucuyla camdaki görüntüsüne baktı. Adam dediğin böyle olurdu işte. Tam bir babayiğitti kendisi. Boy, bos, kelle kulak. En az iki adam ederdi o bedeniyle. Parti başkanlığına bir öneride bulunsam, boy ve kilo zorunluluğu koysalar üye olmak isteyenlere diye düşündü...
Ülkenin gurur kaynağıydı o. Başbakan, özellikle onu yapmıştı Turizm Bakanı. Onca aday arasında, boyunun bosunun hakkıyla, söke söke almıştı bakanlığı. Onun yabancı dil bilmediğine bile aldırış etmemişti Başbakan. İyi de olmuştu. Onu gören turistler: “Oooh May Gat! Niye böyle bir turizm bakanımız yok bizim?” diye söylenir, üzülürlerdi. İmza vermekten bıkmış, kaşe yaptırmıştı imza isteyen turistlerin yüzünden...
Kendisi bu işlerle uğraşacak adam değildi ama gel de anlat partililere. Neymiş efendim, İşeyen Çocuk heykelinin açılışı varmış? Bu yetmiyormuş gibi: “Buraya gelmişken Sayın Bakanım, bizim şu garaj helâsının açılışını da yapıverin” demişti, Belediye Başkanı. ‘Bir an önce bitse şu tören de komşu ilçedeki otelin havuzuna atsam kendimi’ diye geçiriyordu usundan. Gerçek neden, havuz da değildi. Otelde sevgilisi bekliyordu.
Bir türlü bitmiyordu Belediye Başkanı’nın açıklamaları. Kendisine bıraksa bir şeyler bulur söyler, yapardı açılışı. Neymiş efendim: İşeyen Çocuk, bir ulusal kahramanmış. Onun hakkı olan kahramanlık madalyası, hiç olmazsa yaşayan torunlarına verilmeliymiş devletçe. Belediye Başkanı’nın İşeyen Çocuk hakkında anlattıkları şöyleydi kısaca: Yunanlılar Ege’yi ele geçirip, sivil halka baskı yapmaya başladıklarında, Ethem Efe, sık sık baskınlar vererek Yunanlıları taciz etmekteymiş. Düşman, kendilerini bu denli uğraştıran Ethem Efe’yi ne yapıp edip yakalamak ve halkın gözlerinin önünde, onu cezalandırmak istiyormuş. Her zaman Ethem Efe Yunanlılara pusu kurarken, bu kez Yunanlılar kurnaz davranıp ona pusu kurmuşlardı. Adamlarından bir kısmını yitiren Efe, köyün yakınından geçerken atı vurulunca, o zaman köy olan bu ilçeye girip saklanmak istemiş. Bunu gören düşman askerleri, Efe’nin peşinden köye girmişler. Efe bir çukur bulup gizlenmiş. Yunanlıların çukura doğru geldiğini gören bir çocuk, onu görmesinler diye çükünü çıkarıp çukura, Ethem Efe’nin üstüne işemeye başlamış. Burada, başka partiden Belediye Meclisi’ne girmiş bir adam Başkan’ın bu anlattıklarına karşı çıkınca aralarında şöyle bir tartışma geçti:
“Benim duyduğum, uzaktan akrabam olan Ethem Efe, çok sinirli bi adammış. Arkasında düşman askeri de olsa üstüne işetmezmiş.”
“Köyün imamı minaredeymiş. Gözleriyle görmüş olayı.”
“Niye Efe’nin değil de çocuğun heykelini dikiyoruz?”
“Efe, çocuğu kurtarsaydı onun heykelini dikerdik?”
“Herkesin karşısında doğruyu söyle Başkan. Çocuk, babanın amcası olduğu için diktiriyorsun o heykeli.”
Bakan burada araya girip tartışmayı kesti:
“İleride Efe’nin heykelini de dikersiniz. Ülkemizin kurtuluşuna katkısı olan kim varsa, hepsinin heykeli dikilmeye değer arkadaşlar.”
“Efe’nin fotoğrafı yok elimizde” dedi, Başkan.
Diğer adam, buna çok öfkelendi.
“Efe’nin fotoğrafı değil, senin niyetin yok heykeli diktirmeye.”
“Bul getir Efe’nin fotoğrafını, diktirmezsem heykelini ne dersen de.”
“Daha önce de konuştuk bunları. Fotoğrafı olmadığını bildiğin için böyle konuşuyorsun. Kaç kez söyledim; yaşlıların anlattıklarına göre, tıpkı bana benziyormuş Efe. Hık demiş burnundan düşmüşüm Efe’nin.”
“Bi burundan düştüğün belli oluyor da, Efe’nin burnundan düşmediğin kesin.”
“Duydunuz Sayın Bakan, sizin yanınızda sümük dedi bana?”
Bakan, kendi partilerinden olan Başkan’ın söz oyununu sevmişti ama yine de yansız görünmesi gerekirdi. Hem, bu tartışma bir an önce bitmeliydi. Komşu ilçenin otelinde bekleyen metresini görmeyi o denli istiyordu ki. Bu tartışmayı kesmeleri için kesin konuştu:
“Bakın arkadaşlar, bu tartışmayı uzatırsanız, ben açılışı yapmadan gitmek zorundayım. Çok önemli bir görüşmem var. Devlet işi, biliyorsunuz şakaya gelmez.”
Bu sırada, dişleri dökülmüş, yaşı doksanın üstünde bir adam, elinde bastonuyla salona girdi. Göğsünde Gazi Madalyası taşıyordu. Gözleri iyi görmediği için, toplantının yapıldığı salona bakıp, aradığı kişinin hangisi olduğunu kestirmeye çalışıyordu. Onu ilk gören Başkan oldu. Karşıdan seslendi:
“Buyur Dede, kime bakmıştınız?”
“Bakan gelmiş dediler de?”
“Bakan benim Dede, buyur?”
Birinin yardımıyla Dede’yi Bakan’ın yanına getirdiler. Bakan ayağa kalkıp Dede’nin elini sıktı. Dede’yi yanına oturttu.
“Hoş geldin Dede. Nedir istediğin?”
“Gazi aylıklarını soracaktım Bakan Bey. Aldığımız paraylan geçinemiyorduk zaten. Her şey öyle pahalandı ki, şimdilerde hiç geçinemiyoz gari. Köyde, ilçeye Bakan gelmiş dediler. Ben de ‘gidip derdimi anlatayım’ diye geldim.”
“İyi etmişsin Dede. Sizin aylıklarınız için verilen yasa önerisi yakında gelecek Meclis’e. Hiç tasalanma, bundan sonra alacağınız aylıkla sıkıntı çekmeden geçineceksiniz.”
“Allah razı olsun Bakan Bey oğlum. İçimi serinlettin. Ne açılışı varmış burada? Köyde bi şeyler söylediler ama hiç aklım ermedi dediklerine.”
“İşeyen Çocuk heykelinin açılışını yapacağım.”
“Niye doğru dürüs bi adamın heykelini dikmiyorsunuz da, İşeyen Çocuk heykeli dikiyorsunuz Bakan bey?”
“Bu çocuk Ethem Efe’yi kurtarmış Yunanlıların elinden.”
“Ethem Efe mi? O da kim?”
“Kurtuluş Savaşı’nda düşmanla savaşan ünlü bir efe.”
“Buralarda ‘Ethem Efe’ diye biri yoktu Kurtuluş Savaşı’nda. Efelerin hepsini tanırım ben.”
Belediye Başkan’ı hemen atılıp, Gazi Dede’yi yanıtladı:
“Yaşlandığınız için hatırlamıyor olabilirsiniz? Ethem Efe, çok ünlüdür.”
“Hangi Efe’yi sorsanız anlatırım size her bişeyini. Çoğuyla tanıştım onların. Yörük Ali Efe’ye kızanlık yaptım ben.”
İlçe de Muhalif Mehmet diye bilinen, her şeye karşı çıkmasıyla ünlü biri, bu durumdan yararlanmak için hemen söze karıştı:
“Araştırıp sordum. Ben de böyle bi Efe’yi bilen biriyle karşılaşmadım. Başkan’a daha önce de söylemiştim.”
Şaşkın şaşkın bakmakta olan bir başkası:
“Efe yoksa, heykeli dikilecek çocuk da yok öyleyse?”
“Saçmalamayın arkadaşlar. Olmayan şeyi uyduracak değiliz ya?”
Başkan’ın çok bozulduğu, Bakan’ın gözünden kaçmamıştı. Bu konuyla ilgili bir heykeli Avrupa’da gördüğünü anımsadı Bakan. Başkan bu İşeyen Çocuk masalını uydurmuştu anlaşılan. Başkan’ın bu yalanından karşıt partinin adamı yararlanıp, o da Ethem Efe benim akrabam demiş, Başkan da buna karşı çıkamamıştı. Diğer partinin adamı da Gazi Dede geleliden beri diken üstünde oturuyordu. Bu durumda Bakan, ne haliniz varsa görün deyip, komşu ilçenin otellerinin birinde kendisini bekleyen metresine bir an önce kavuşabilirdi. Ancak, kendi partisinden olan Belediye Başkanı aşağılanır, ilçe halkınca bu yalanından sonra, kendisinden hesap sorabilirdi. Bunları kısa süre içinde düşünen Bakan, duruma el koyma gereğini duyarak söze başladı:
“Başkan, sen ilkin Gazi Dede’nin altına bir araba verip köyüne gönder bakalım. Yollarda sıkıntı çekmesin.”
Belediye Başkanı’nın bir işaretiyle, adamlardan biri Dede’nin koluna girerek onu dışarıya çıkardı. Bakan, bu arada düşündü. Karşıt partinin adamına biraz yem atarsa Başkan da kurtulabilirdi:
“Arkadaşlar, bildiğiniz gibi buraları benim seçim bölgem. Ben de birçok kez dedemden bu Ethem Efe adını işittiğimi anımsıyorum. Karşıt partinin adamını göstererek sürdürdü konuşmasını. Arkadaşımız da akrabası olduğunu söylüyor bildiğiniz gibi. Koskoca Meclis üyesi arkadaşımızın sözlerine inanmamak olur mu arkadaşlar? Muhalifi, iktidarlısı hep bir ağızdan bağırdılar:
“Olmaz”
“Öyleyse, geç olmadan şu töreni bitirip, beni de şu önemli işime yetiştirin sevgili hemşehrilerim.”
Heykelin dikildiği yerde ilçe halkı birikmiş, açılışı yapacak Turizm Bakan’ını bekliyordu. Bakanı görmek için çoktandır buradaydılar. İçlerinde çişi gelip sıkışanlar vardı. Ha geldi, ha gelecek diye oyalamışlardı onları zabıta memurları. Biraz dinleyip gideriz diye bekliyordu çoğu...
Bakan göründüğünde güçlü bir alkış koptu. Ne de olsa ilçeye bir yatırım bekliyorlardı, hemşehrileri Bakan’dan. Ayrıca böyle Bakan, bugüne kadar görülmemişti. Boyuna bosuna bakan bir kaç kişi aralarında mırıldandılar:
“Bu adama ne elbise olur, ne de ayakkabı?”
“He valla, hölü bi bakan gelmemiştir dünyaya.”
“Buna turiz mi dayanır, turiz garısı mı be?”
“Yakından, höölü, bi görelim gari."
Bakan konuşmaya başladığında, ‘bi görüp gideriz gari’ diyenlerin hiç biri bırakıp gidememişlerdi. Yüz elli kiloluk kalıp, bir doksan boyundaki bu adam ne büyük bir yetenekmiş oysa. Analar böyle çocuk da mı doğururmuş? Ne tarih bilgisi bu? Kurtuluş Savaşı’nı, efeleri, bu bölgenin Kurtuluş Savaşı’nda neler çektiğini, bu denli güzel nasıl bilebilirdi insan? Böyle dokunaklı bir biçimde nasıl anlatabilirdi?
“Burada” diyordu. “İşte, tam burda dikiliyordu o kahraman çocuk. Allah’ın verdiği şeyi kullanıp buradan işiyordu Ethem Efe’nin üstüne... Ensesinde “Şıırr” diye bir ses duyan Ethem Efe, başını göğe doğru çevirdiğinde, hafif tuzlu ve ılık bir şey döküldü ağzına. Efe, bunun, Allah’ın kendisine bir lütfu olduğunu anlamıştı. Kurtulacaktı. Evet, kurtulup yeniden memleketi ve milleti uğruna yeni başlar alacak, düşmanın yüreğine korku salacaktı...”
Topluluk azalacağına çoğalıyordu. Karşıtı, yandaşı toplanmış, gözleri yaşararak onu dinliyorlardı. İşin en ilginç yanı, ilçeyi gezmeye gelmiş turistler onu dinliyorlar ve dilinden anlamamalarına karşın, onlar da hüngür hüngür ağlıyorlardı... O gelmeden sıkışıp, biraz dinleyip gideriz diyenler, yavaş yavaş altlarına kaçırdıkları halde bırakıp gidemiyorlardı. Bakan, Efe’nin kahramanlıklarını anlatırken, onun akrabasıyım diyen karşıt partili bir yandan ağlayıp, diğer yandan koluyla burnunu siliyordu...
Ya Başkan? Babasının amcası olan o kahraman çocuk Ebuziddin’e, bu bir tek heykelle borçlarını ödeyemeyeceklerini düşünüyordu...
Açılışta, ilçenin tüm çocukları orada toplanmış, bir zamanlar kendileri gibi çocuk olan bu kahramanın yaptıklarını dinliyorlardı. Yunan askerleri, ‘Çocuğun işediği bu yerde, nasıl olsa Efe yoktur’ diye, oraya bakmadan gitmişlerdi... Başkan’ın geri zekâlı oğlu Zeki, bunları duydukça, kendisine kızıyor, niye ben değil de o çocuk diye düşünüyordu. Eline böyle bir fırsat geçse, onun da heykelini diktirir miydi acaba babası? “Niye diktirmesin” diye söylendi, kendi kendine. Öyleyse bir fırsat geçirip eline o da işemeliydi bu çukura?
“Böyle çocuk bi daha gelmez bu dünyaya” diyordu Bakan. Konuşmanın da sonlarına gelmişti. Bir an önce bitirip, garaj helâsını da açıp gitmeliydi metresinin yanına. Bi yandan konuşup bi yandan da bunları düşünen Bakan, arkasından yavaş yavaş yaklaşan, Başkan’ın geri zekâlı oğlunun farkında değildi. Bakan’ın tam arkasına gelen Zeki, durup bekledi. Konuşmasını bitiren Bakan, “Hayırlı olsun” deyip heykelin üstündeki örtüyü çekip aldı. Eli çükünde bir çocuk heykeli çıktı ortaya. Belediye çavuşlarından biri, biraz ilerideki vanayı çarçabuk açınca çocuk Ethem Efe’nin yattığı çukura işemeye başladı. Çılgınca bir alkış kopmuştu heykelin örtüsü açılınca. Çocuk işemeye başladığında alkışlar daha da yükseldi. İnsanların kendilerinden geçercesine alkışlamaları Bakan’ı da duygulandırmıştı.
Alkışlar tam kesilecekken, yeniden yükseldi. Bakan, akıl erdiremediği bu alkışın nedenini düşünüyordu. Durumu ilk gören Belediye Başkanı oldu. Zeki, tıpkı kahraman çocuk gibi tutmuş, Bakan’ın bacaklarının arasından havuza işemekteydi. “Dur, mur” derken, herkes Zeki’nin ne yaptığını görmüş oldu. Bu arada Bakan’ın pantolonunu çıkarmadan çiş yaptığını sanan ve onu çılgınca alkışlayan topluluk da işi anlayınca alkışı kesmişti. Babası “dur yapma, etme” demişse de Zeki, işini sürdürmüştü. Bakan işin farkına varıp, dönüp arkasındaki Zeki’ye tokadı çakıncaya dek, üstü başı ıslanmış, hatta birazcık da ağzına çiş kaçmasına engel olamamıştı. Zeki, Bakan’dan yediği tokadın etkisiyle Ethem Efe’nin saklandığı çukura düşmüştü.
Bakan, Zeki’nin Belediye Başkanı’nın oğlu olduğunu, zekâsının da kıt olduğunu öğrendiğinde üzüldü. Öyle bir çocuğun babası olduğu için Başkan da, Bakan’ın karşısında epeyce bozuldu. Belediye binasına geçen Bakan, valizinde bulunan yedek elbisesini giydi. İyi ki yedek takımı almışım diye sevindi...
Helânın açılışı daha görkemli olacağa benziyordu. Bakan’ın birinci konuşmasını dinleyen halk, ilçeyi dolaşıp onun ne büyük bir adam olduğunu kısa sürede çevreye yaymıştı. Övgüyü duyanlar koşup geldiler. Topluluk bir kaç kat daha artmıştı.
Belediye Başkanı, turistlerin törenlere ilgisini görünce, bu kez önlem alıp, İngilizce, Fransızca ve Almanca bilen birer çevirmen görevlendirmişti. Bakan, boğazını temizleyip konuşmaya başladı. Bakan konuştukça, helânın önündekiler coşuyordu. Halka helânın tarih içindeki yerini anlatıyordu Bakan. Ne önemli bir esermiş bu helâ denilen şey; tarihimiz helâ yaptıran padişahlarla doluymuş meğer... Bakan, şimdi de helânın ülke kalkınmasına yararlarını anlatıyordu. Soluk almadan dinliyordu halk. Çevirmenler konuşmayı çevirdikçe, turistler “Veri gut”, “Tre biyen”, “Şön şön” diye bağırıyor, Bakan’a çiçek atıyorlardı...
Konuşmanın sonları yaklaştıkça Bakan iyice coştu. Şimdi de sık sık çiş yapmanın, sağlıklı yurttaş olmanın baş koşulu olduğunu anlatıyordu. Öyle ballandıra ballandıra anlatıyordu ki, etki altında kalan dinleyiciler yavaş yavaş kıvranmaya başlamışlardı. Bir kaç açıkgöz atik davranıp yeni açılacak helâların, gayri resmi açılışını yapıp rahatladılar. Diğerleri ‘Bakan’a ayıp olur’ korkusuyla tutmaya çalışıyorlardı. Dayanamayıp helâya koşanlar ise, sırasızlıktan donlarına koyuvermek zorunda kalıyorlardı. Bakan:
“Adam olacak çocuk çişinden belli olur diye, boşuna dememiş atalarımız” diye haykırıyordu. Arkasından:
“Bana çişini göster, senin nasıl adam olduğunu söyleyeyim” dedi... İyice kaptırmıştı kendisini. Ortalık, gözyaşları ve sidik kokularıyla dolmuştu. Ne oluyordu böyle kendisine? Şaşırdı. Bugüne değin kendi konuşmasının etkisinde hiç kalmamıştı Bakan. Dinleyenler coştukça o da coşmuş, sonunda olan olmuştu. Pantolonunun önü ıslanmış, yağlı kuzu etinden sonra içtiği tüm sular, çağlayanlar gibi akıyordu önünden. Durumun farkına varan Belediye Başkanı, sırtından ceketini çıkartıp Bakan’ın önüne sardı. Bakan aldırış etmiyor, konuşmasını sürdürüyordu.
“Biz halk adamıyız” diyordu. “Halkımız ne yer ne içerse, onu yer onu içeriz ve de halkımız ne yaparsa, biz de onu yaparız...”
Bu sözleri duyan turistlerden büyük bir alkış tufanı koptu. Kendi dillerinden şöyle diyorlardı:
“Bizde yok canım. Böylesi yok bizde. Bize de böyle bir Bakan ihsan eyle May Gat...”
Tören bitip Belediye’ye geldiklerinde, üstünü değiştirmesi için Bakan’ın valizini getirdiler. Valizde yalnızca, Zeki’nin işediği elbiseler vardı. Başka yedek olmadığını gören Başkan, pazar olmasına karşın ilçedeki dükkânları açtırabileceğini söyledi. Bakan:
“Boşuna. Benim bedenime göre hazır giysi bulunmaz” dedi.
“Ancak diktirebiliriz. O da olanaksız. Hemen gitmem gerekiyor.”
Başkan:
“Battal beden olmaz mı Sayın Bakanım?” diye sordu.
Bakan:
“Ben Battal Gazi beden giyerim” dedi.
Bakan, pantolonunu çıkarmış, gazinoların birinden alınmış iki masa örtüsünün birbirine eklenmesini bekliyordu. Masa örtüleri dikilip Bakan’ın beline sarıldı. Ekose kumaşlardan etek diktirmiş gibi oldu. Bu haliyle İskoçlu Turizm Bakanı’na benziyordu... Kalkıp aşağıya indiler. Herkesin elini sıkıp “Hoşça kalın” diyen Bakan, kendisini bekleyen sürprizden habersiz, gülücüğü eksik etmiyordu yüzünden. Zeki, babasından yediği dayağı ilçelerine gelen o koca adamın yüzünden sayıyordu. Kendisi, koskoca Belediye Başkanı’nın oğluydu. O herif dövemezdi onu. Kimseye görünmeden, elinde çükü, Bakan’ı bekliyordu sütunun arkasında. Bu işi yapması için kendisini dolduran arkadaşları, ona üç sürahi su içirtmişlerdi. Suyun etkisiyle durumu hiç de iyi değildi Zeki’nin. Ha işedi ha işeyecekti. Elindekini, boynundan sıkıp suların akmasını zor önlüyordu. Çok sıkmaktan canı yanıyordu.
“Hah” dedi, Zeki. Bakan kendisine yaklaşmış, önünde de kimse olmadığından, durum tam Zeki’nin istediği gibiydi. Fırladı yerinden. Bakan’a doğru koşarken elindekini de özgür bıraktı. İtfaiye hortumunu aratmayacak kadar su fışkırtıyordu Zeki... Neye uğradığını anlayamayan Bakan, çareyi arkasını dönmekte bulmuştu. Önünden sonra şimdi de arkası ıslanıyordu. Zeki’yi durdurmak isteyenler, suyun baskısından dağıldılar. Babası arkasından sarılıp onu durdurmak istedi ama boşuna. Zeki atik davranıp geriye dönünce Başkan da suyun tazyikinden sırt üstü yuvarlanmıştı... Her şeyin bir sonu olduğu gibi, bunun da sonu vardı doğal olarak. Zeki’nin önündeki terkos musluğu gibi tıslamaya başlayınca, oradakiler onu yakalayıp cezasının biraz sonra babasınca infaz edilmesi için Belediye binasına soktular...
Bakan arabaya binerken sidik kokan İskoç eteğini anı olarak saklaması için Belediye Başkanı’na verdi. Başkan eteği öpüp başına koyacaktı; ağzına kadar götürdü, öpemeden geri çekti...
Bakan, ilçe halkına ve turistlere el sallayarak gidiyordu. Altında slip don, üstünde ıslak lacivert ceket ve koyu renk boyun bağıyla. Bu haliyle altı kaval üstü Şişhane gibiydi...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları




















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2015
20.12.2014
7.12.2014
16.11.2014
26.10.2014
11.10.2014
27.09.2014
14.09.2014
3.09.2014
16.08.2014