Murat Sevinç
Prof. Mümtaz Soysal 11 Kasım 2019 Pazartesi günü, vefat etti.
Eski ‘Kürsü’mün temel taşı olan hocalarındandı.
Mümtaz Soysal yalnızca kürsü hocası değildi. 1961 Anayasası’ndaki emeği, o dönem hocalarının bazı klasik siyaset bilimi eserleri çevirilerindeki rolü (örneğin meşhur Federalistler’in bir kısmını Türkçe’ye kazandırmıştır.), 1960’ların düşünce yaşamına damga vurmuş YÖN Dergisi yılları, 12 Mart’ta ‘SBF Dekanı’ iken ders anlattığı esnada askerlerce alınıp cezaevine konulması, 12 Eylül günleri, Kıbrıs sorunu, özelleştirmelere karşı tavrı ve çabası, siyaset ve kısa süren bakanlık günleri, Cumhuriyet gazetesinde tamamladığı köşe yazarlığı, particilik… Yalnızca bir iki durak, Hoca’nın yaşamında.
Çok uzun yıllar akademi, düşünce yaşamı ve siyasete damga vurmuş bir ‘Cumhuriyet kuşağı’ aydını Mümtaz Soysal. Düşüncelerini benimseyenler kadar, kuşkusuz benimsemeyenlerin de olduğu bir akademisyen. Buna mukabil düşüncelerine karşı olup kayıtsız kalamayanların da, saygıda kusur etmediği, önemli bir ‘figür.’ Günümüz ‘sosyal ve sosyal olmayan kızgın medya kazanının’ en ateşli mensupları için pek bir şey ifade etmez belki ama, sizi sevmeyenlerin de asgari saygısını kazanmak, eskilerde önemli bir meziyetti.
Benim için Mümtaz Soysal, tüm nitelikleri ve tarihi bir yana, 1988’de ders aldığım bir ‘hoca.’ Doğrusu, öğrencilerinin hayranlığını kazanmış bir hoca. Mümtaz Hoca’dan ders alıp onun hocalığından, ders anlatma şeklinden, o dersin lezzetinden etkilenmemiş kimse yoktur. 1995 Aralık ayında, o tarihte artık ders vermediği Anayasa Kürsüsü’nde asistan olduktan sonra ise, yazıp çizdiklerinden çok yararlandığım ve öğrendiğim bir anayasa hocası.
Çarşamba günü defnedilecek. Sevgi Soysal ile aynı kabristana…
Hoca’nın yıllarını verdiği SBF Anayasa Kürsüsü’nün eski bir mensubu olmaktan, onur duyuyorum. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.
Aşağıda okuyacağınız satırlar, Gazete Duvar için kaleme aldığım ilk kitap yazısı. Bu incecik kitabın, Türkiye’de bugüne dek yapılmış en iyi ‘anayasa okuması’ olduğu kanısındayım. Hoca’yı, çok sevdiğim çalışmasıyla anmak istiyorum: Dinamik Anayasa Anlayışı.
İlk kitabın ‘gündem’ açısından anlamı çok büyük. Anayasacılığımızda çok ama çok önemli bir eser olmasına karşın ne yazık ki kimi genç meslektaşların da haberi yok!
Kitap, Prof. Mümtaz Soysal’ın Dinamik Anayasa Anlayışı adlı eseri. 1969’da yayımlanmış. Ana başlığın altındaki alt başlık şöyle: Anayasa Dialektiği Üzerine Bir Deneme. A.Ü. SBF Yayınları içinde 272 numaralı yayın. O zamanlar SBF’nin böyle değerli yayınları var, kitap basıyor. Hatta müthiş bir çeviri furyası içindeler. Siyaset biliminin çok temel ve değerli eserlerini çeviriyor, sosyal bilimlerin büyük isimleri.
Prof. Mümtaz Soysal, hem anayasacılığımız hem de siyasi tarihimiz açısından önemli bir akademisyen, siyasetçi, entelektüel. Mümtaz Soysal’ın Dinamik Anayasa Anlayışı adlı yalnızca ‘114 sayfalık’ çalışması, bana kalırsa bir anayasanın nasıl ele alınması, yorumlanması, anayasaların hangi ‘değerlendirmelere’ açık ya da kapalı olduğunun saptanabilmesini anlatan en yetkin eserlerden biri. Soysal’ın alanımıza çok değerli bir katkısı. Kitabın ilk paragrafının ilk cümlesi, günümüz Türkiye’si açısından gerek anayasa tartışmalarının bir ülkenin siyasal düzeniyle ne kadar iç içe olduğunu göstermesi, gerekse bu ilişki nedeniyle aslında siyasal olan tüm alt üst oluşların nasıl anayasal tartışma şeklinde ortaya çıktığını sergilemesi açısından anlamlı:
“Anayasa sözünün bıkkınlık verecek kadar sık kullanıldığı başka bir toplum bulmak herhalde çok güç. Türk toplumu, her tartışmasında, her yazısında, her söylevinde ‘anayasa’ sözünün edildiği bir toplum oldu.” (s.1)
Bir anayasanın nasıl okunması gerektiği ya da okunabileceğini anlatıyor metin. 1961 Anayasası’nın yorumuna yönelik hazırlanmış görünse de genel çıkarımlar yapmak mümkün. Hoca’nın sözcükleriyle: “Anayasa ancak dialektik görüşün yarattığı bir dinamizmle uygulanırsa ayakta kalır; kendi içindeki görünüşleri aşıp daha sağlam temellere oturtulmazsa çöker. Kitap… durgun gözüken dengelerden yaratıcılık çıkarabilmenin yollarını araştırmak amacıyla yazıldı.”
Şimdiki zaman açısından bizleri çokça ilgilendiren kısım, özellikle 27 Mayıs öncesindeki anayasa sistemine ilişkin değerlendirmeler. Bakalım:
Anayasalar sonsuza dek ayakta kalacak metinler olamaz. Bu nedenle önemli olan, gelişmesinin belirli bir noktasında bulunan toplumda, siyasal yaşamı belirleyen temel metnin nasıl olması ya da nasıl yorumlanması gerektiği. Demek ki Soysal’a göre anayasalar kaçınılmaz şekilde toplumsal yaşamın ‘bir aşamasını’ yansıtır. 2017 Türkiyesi için de geçerliliğini koruyan bir saptama yapıyor Soysal:
“Son yıllarda, Türkiye’deki hukuk tartışmalarının en belirli özelliği, neredeyse geçen yüzyılları hatırlatacak bir kutuplaşmanın görülmesi: Bazıları hükümlerin hurda ayrıntıları ve kelimelerin ince anlamları arasında ‘pozitivist’ bir titizlikle kaybolurken, bazıları, özellikle haklar ve özgürlükler konusunda, pek yüce ve soyut sözler ederek ‘doğal hukuk’ alanına doğru kaymaktadırlar.”(s.3)
Ardından kendi çalışmasının iki kutuptan da biraz uzaklaşacağını vurguluyor. Yazar, bir anayasa (örneğin 1961) toplumun belli bir aşamasında neyi sağlamak için ortaya çıkar? sorusunu yöneltiyor. Asıl sorulması gereken bu değil mi? Hele ki sürekli yeni anayasaya gereksinim durulduğu söylenen bir dönemde, ‘ne için anayasa?’ sorusu, ilk ve temel soru olmalı.
Soysal bu minval üzerinde ilerliyor: Anayasa yalnızca bir dönemin endişelerini gidermek için mi yapılır, yoksa metnin içine işleyen daha derin bir amaç mı vardır? Ardından gelen sorular, böyle bir amacın olduğu varsayımından hareket ediyor. Eğer bir anayasanın derin anlamı varsa, bu anlam o metnin kendi içinde bulunan ilişkilerden çıkarılmaya çalışılabilir:
“İncelemenin pozitivist tutuma yaklaşan yönü burada: aranan anlam, yapıcıların sübjektif amaçlarında değil, metnin kendi içinde, ortaya konan yapıtın özünde aranmaktadır. Öte yandan, yine de bir ‘amaca göre’ yorum söz konusu.” (s.5)
Demek ki bir metnin anlamlandırılmasında, yaratıcılarının öznel amacı önemli ama bir de metnin ihmal edilmemesi gereken kendi iç dinamikleri var. İkisi de göz önünde bulundurulmalı. Anayasa hukukunun başlıca kaygısının denge aramak olduğunu hatırlatan Mümtaz Soysal, ardından, bunun özgürlük ve otorite arasında soyut bir ‘denge yaratma’ çabası olmaktan öte, sosyal güçler arasında olabildiğince uzun sürecek bir ‘denge arayışı’ olduğunu vurguluyor. Bu denge, bazen egemen olana hizmet eden bir fren, bazen de gelişme olanakları arayan güçler için ayrılmış bir alan olabilir. Ama sonuçta denge arayışı hep var.
Soysal 1961 Anayasası’nın çok partili yaşamı bambaşka temellere oturtan bir metin olarak değerlendirirken, diğer yandan tarihsel oluşum içinde “keskin bir viraj” olduğu değerlendirmesine de katılmıyor. Tanzimat’tan o güne (27 Mayıs) gelen bir oluşum çizgisi söz konusu ve 1961 Anayasası bu çizginin bir uzantısı. Ancak çok da doğal kabul edilemeyecek bir uzantı. Tabii 1961 Anayasasını hazırlayanlar ve hazırlayıcıların, 27 Mayıs’ı destekleyenlerin anayasaya ilişkin genel görüşü, 1924 Anayasası’nın yanlışlıkları/eksikliklerine bir tepki olduğu yönündeydi. Soysal bu kanıyı eleştirip 1924 Anayasasına ‘insaflı’ yaklaşanlardan. İktidarın (DP) hatalı davranışlarıyla Anayasa’nın eksiklikleri arasında bir ayrım yapılması gerektiği kanısında. Tabii bu itiraz bugün için de çok önemli çünkü siyasal alandaki sorunların nedeninin yalnızca anayasaların metninde aramanın olumsuz yanı, çözümün de madde değişikliklerinde aranması oluyor. Soysal’ın ifadesiyle:
“…muhalefet partilerinin üzerinde durduğu sorunlar, ancak anayasayla ilişkili olarak çözümlenebilecek sorunlar niteliğine bürünmüştür… kurumsal ve kuralsal çözümlerin kolaylığı, bu durumda rol oynayan en önemli etken: Parlamentodaki çoğunluğun anayasaya aykırı tutumlar içine düştüğü durumlarda, anayasaya uygunluğun yargısal denetimini savunduğunuz ya da tek meclisin aceleciliği karşısında iki meclisliliğin erdemlerini saydığınız zaman, hem somut hem de başka yerde denenmiş çözümler ileri sürmenin rahatlığı içindesiniz… Buna bir de Türkiye’deki politika kadrosunun büyük ölçüde hukukçulardan kurulu oluşunu da eklemek gerek: Kurallara ve kurumsal düzenlemelere dayanan çözümler, hukukçu yaklaşımına daha uygun geliyor.”(s.10)
Bu saptama günümüz için de fazlasıyla geçerli değil mi? Her siyasal açmazı anayasal bir sorunmuş gibi gösterip, normların korunaklı dünyasına havale etmek. Yakıcı demokrasi sorunlarının, anayasa metnindeki iki maddenin değiştirilerek çözülebileceğini varsaymak.
Anayasaların, inişli çıkışlı bir çizgi üzerinde, toplumsal güçler arasındaki mücadelede denge kurmaya çalışan metinler olduğunu düşünmeliyiz. Soysal’ın dinamizmini, bir metnin kendi içindeki ‘hareketliliği/esnekliği’ olarak algılamanın yanı sıra, metinler tarihinde işgal ettiği yerin, diğer metinler üzerindeki belirleyiciliğini de kapsadığını varsaymak herhalde çok da yanlış olmaz. Çünkü anayasa tarihi inişli çıkışlı da olsa, keskin virajlar dönmek zorunda da kalsa, darbelerle kesintiye de uğrasa, sonuçta her adımda bir öncekinin izini bulmak mümkün. Yalnızca Türkiye’de değil, kurumlar ve anayasalar tarihinin incelendiği her yerde, en devrimci görünen değişikliklerin dahi az ya da çok bir süreklilik arz ettiği görülebilir. Hâl böyleyken tarihi ve geleneği yadsımak anlamlı ve gerçekçi olmayacağı gibi mümkün de değil.
Nitekim bu nedenledir ki anayasacılığımıza dair çalışmalar, 18. yüzyıl sonu Osmanlı İmparatorluğuna, anayasal belgeler tarihi ise 1808 yılında ilan edilen Sened-i İttifak’a dek götürülür. Aslında hep olan o hattı kavrayabilmek ve eğer varsa, kesintilerin içeriğini anlamlandırabilmek için. Anayasa metinleri, hukuk metinleri, yoruma muhtaçtır. Canlıdır. Kuru sözcüklerden ibaret değildir. O zaman, Hoca’nın kitabının en ilgi çekici/özgün başlıkları olan ‘Açıklık ve Kapalılık’ (69) ve ‘Kuralların Dinamizmi’ (87) ile bitsin yazı.
Bir anayasa neye açıktır, neye kapalıdır?
Soysal’a göre anayasa renksiz, boş bir kutu değil. Yani, her sisteme eşit mesafede olmaz anayasa metinleri. Anayasaların elbette ideolojik bir rengi var ve bu renk, toplumun belli bir döneminde, o toplum içinde karşılaşıp bir araya gelen ve dengelenen güçlerin ideolojik ortalamasını yansıtır. Değil mi ki anayasaların ideolojik bir renk taşıdığını kabul ettik, o zaman ‘anayasanın tarafsızlığı’ kavramı, onun kendi rengi dışındaki ideolojik tutumlara göre değişen, ‘nisbi’ bir kavram olur. Anayasanın kendisi bir ideolojik görüş taşıyabilir ve bu şekliyle, kuşkusuz, başka görüşlere açıklanma, örgütlenme ve gerçekleşme bakımlarından değişik ölçülerde bir rahatlık da sağlayabilir: “Anayasanın ideolojisi budur demek başka bir şeydir, Anayasanın bu ideolojiden başkasına kapalı olduğunu söylemek başka şey.” (71) Yani bir şeyin ‘olmaması’ ile bir şeye ‘kapalı olmak’ arasındaki fark. Bu saptamaların ardından Soysal, 1961 Anayasası’nın hangi ideolojilere, partilere açık olduğu konusunda ve ayrıca temel hak/özgürlüklerin nasıl yorumlanabileceği üzerinde yorum yapıyor.
Soysal’ın, ‘kuralların dinamizmi’ kavramı ile anlatmak istediğiyse, herhalde bugün en çok gereksinim duyduğumuz şey. İlkelerin özgürlükçü yorumunun olanaklılığı ve gerekliliği. Bazen kurucuların dahi hiç düşünmediği şartlar doğabilir ve bu ‘objektif’ koşullar anayasa metnine toplumun tarihsel gelişme çizgisine uygun, çok daha anlamlı bir amaç kazandırır. Ancak bu, kuşkusuz yalnızca yargı organlarının keşfedebileceği bir anlam değil. Hoca’ya göre, anayasanın yanlış raylarda kaybolmasını önlemek, hukukçuların hepsine düşen bir ödev.
Mümtaz Soysal’ın eseri, hem güncel anayasa tartışmaları hem de konunun meraklıları açısından eşsiz değerde, önümüzde kapılar açan, düşünmeye sevk eden bir kitap. Bilimin işlevi de buydu değil mi?
Yazarlar
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları










































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025