Murat Sevinç
On ikinci yazı…
Hükümet sistemleri ve siyasal sistemin demokratikleşmesi üzerine yazı dizisine devam…
Her konuda olduğu gibi anayasa tartışmalarında da çok önemli bir eşik, öncelikle tartışılan konu ve onun sınırları hakkında ortaklaşabilmek. Her siyasi eğilimin, herhangi bir anayasal sorun hakkındaki görüşü farklı olabilir kuşkusuz; buna mukabil ‘ne üzerine konuşulduğu’ üzerinde oydaşma olmalı.
1982 Anayasası’nın uygulanmaya başladığı ilk yıllardan itibaren, muhtelif kurumlarca pek çok ‘anayasa metni’ önerildi. Bu alanda bugüne dek söylenmeyen, bilinmeyen kalmadı gibi görünüyor. Bana kalırsa bu zaman zarfında ‘kamuoyuna yönelik’ yapılmayan şeylerden biri, tartışmaya konu olan sorunun ‘adını doğru koyarak’ anlatılmamış olması.
‘Adını doğru koymak’ gerekliliği, o adı koyacak olanların ‘referanslarından’ ayrı düşünülemez. Gündeme getiren ve tartışanın, karşı çıkar ya da savunurken baktığı, esinlendiği yer neresi? Konuşabilmek için öncelikle bir ‘yön’ gereksinimi var ve eğer toprağımızdan söz ediyorsak, Osmanlı-Türk anayasacılığının yüzü hemen her zaman Batı’ya dönük oldu. Hukuk sistemimiz ve 1839’dan 2017’ye dek anayasal adımlar, çağdaşlarını takip etti.
Demek ki tarihsel olarak anayasacılığımızın örnek aldığı ve uluslararası sözleşmeler ile hukuksal bağların da kurulduğu ‘demokratik sistemler’, her tartışmada göz önünde bulundurulması gereken bir ‘referans’ noktası.
İkinci eşik, ele alınan konunun ‘özgül niteliklerini’ göz önünde bulundurmak.
Örneğin, parlamenter sistemde yürütme organının (hükümetin) parlamento tarafından denetlenmesi konusunda bir zaaf söz konusu olduğu düşünülüyorsa, sorunu çözmek için konuyla doğrudan ilgisi olmayan başkanlık sistemini tartışmaya açmak gereksiz. Başkanlık sistemini savunmak değil, parlamenter sistemde yaşanan bir krizi bir diğer hükümet sisteminin ilke ve kurallarını gündeme getirip asıl tartışmayı boğmak, yapılmaması gereken.
Türkiye 2017’de, ABD tipi başkanlık sistemiyle de ilgisi olamayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine, parlamenter sistemde karşılaşılan sorunlar ve uygun çözümler üzerinde varılan uzlaşma nedeniyle değil, iktidar böyle bir hükümet sistemi istediği için geçti. Haliyle, bir anayasa tartışması yapılmadığı gibi, anayasa değişikliğinin varsayılan anayasal sorunlarla da bir ilgisi yoktu. Sonucunda, yeni ve tanımlaması güç sistemin çözdüğü bir kriz olmadığı gibi, var olanların katmerlenmesine yol açtı.
Şimdilerde ‘güçlendirilmiş’ parlamenter sistem gündemde. Bu kavramla ne kastedildiğini önceki yazılarda anlatmaya çalıştım. Siyasetçilerin bir kısmı ‘haklı olarak’, her ne zaman olacaksa ilk seçimden sonra kurulacak yeni meclis ve hükümetin bu işe girişmesi gerektiğini savunuyor. Daha azınlıkta görünen siyasetçiler ise hâlihazırdaki yönetimle masaya oturmaktan yana gibi. Ancak hiçbir şeyden emin olamıyoruz, çünkü bütüncül sistem tartışmaları ile günlük siyasi hedefler iç içe girmiş durumda. Buna bir de ‘açık konuşmama’ hasletini eklemek gerek!
Kişisel olarak, şu anki yönetimle bir kez daha anayasa değişikliği masasına oturmanın, tarihimizde hiç iyi anılmayan anayasa değişikliği girişimlerinden biri olarak anılacağı ve ‘oturanların’ siyasi kariyerini epeyce kısaltacağı kanısındayım. Aynı gerekçeyle: Muhtemel değişiklik önerisinin amacı, bu kez denge ve kontrol mekanizmalarının kurulmasını değil, iktidarın sistem değişikliği yoluyla ömrünü olabildiğince uzatmayı amaçlayacak. Ola ki hâlâ ‘yok canım, niyet okuyorsun!’ diyen varsa…
Asıl konuya döneyim.
Başlıktaki örneği özellikle seçtim. Anayasa/hukuk ile sosyal bilimlerin çeşitli disiplinlerinin ve güncel siyasetin iç içe geçtiği bir konu olması bir yana, Türkiye’de uzun süre gündemde kaldı ve herkese şu ya da bu ölçüde dokunan bir yanı oldu. Bir de tabii, okuyanları sinirlendiren bir tartışma! Bir derdim de, bu ‘heyecanlı’ tartışmaların da azami sükunetle yapılabileceğini anlatabilmek.
Türban yasaklarının ve laiklik ilkesinin, farklı disiplinleri içermesi ve özgül nitelikleri bir yana, anayasa/hukuk bağlamında hiçbir zaman ‘olması gerektiği gibi’ tartışılmadığını düşünüyorum. Bunun sonucu, bunca yılın sonunda elde edilmiş olması gereken ‘yararın’ sağlanamaması oldu. Türkiye’de yıllar boyu türban mı, yoksa dini ve siyasi semboller ile ifade özgürlüğü mü tartışıldı? Onca kavgası verilen, batı hukuku ve uygulamaları bağlamında bir yurttaşın kendisini çeşitli sembollerle ifade edebilmesi hakkı mıydı? Yoksa bir inancın gerekleri mi? Neydi?
İkincisiydi. Bir dinin, bir mezhebine bağlı olanlarının bir kısmının tercih ettiği kıyafet hakkında konuşuldu, kavga edildi. Bir dinin inananlarının çoğunluğu oluşturduğu toplumda, o inancın gereklerinin toplumsal ve siyasal düzeyde gündem oluşunda anlaşılmayacak bir şey yok kuşkusuz. Sorun, yalnızca bir boyutuyla hukuku ilgilendiren tartışmanın ‘genel ilkeler’ üzerine yapılmamış olmasında. Sonuç? Türban mücadelesi verenler nihayetinde ‘başarıya’ ulaşırken, söz konusu ‘başarının’ toplumun diğer kesimleri bakımından hak ve özgürlükleri güçlendirici bir etkisi olmadı.
Burada uzun uzadıya mahkeme kararları listesi verecek değilim. AYM’nin, katıldığım ve katılmadığım kararları var. İdari yargı ve hatta AİHM, benim gibi düşünenlerin katılmadığı yorumu benimsedi vs. Sonunda mahkeme kararlarıyla değil (ki AYM’nin son yıllardaki laiklik yorumuyla, bu kez çubuğu ters yöne fazlaca büktüğünü düşünüyorum!), olması gerektiği gibi, az çok toplumsal uzlaşmayla çözüldü sorun. Zaten böyle çözülmesi gerekiyordu.
O mahkeme kararlarını yönlendiren ‘ulusalcı’ ideolojiydi. Hâkimler ve idare, dünya görüşlerini ve yetiştirilme tarzlarını laiklik/sekülerlik zannettiler ve bu zannın toplum genelinde pek bir karşılığının olmadığı kısa sürede görüldü. Bugünkü iktidar zihniyeti de bir süre sonra aynı duyguyu yaşayacak, kuşkum yok! İşin matrak yanı, şimdilerde söz konusu iki kesim (ikna odası mucidi aklı evveller ile üniversitede türban serbestliğini savunan dindar ‘erkekler’) ‘milliyetçilik’ ortak paydasında buluştu, Azerbaycan vs. konuşuyor!
Kuşkusuz türban mücadelesi veren kadınların (er kişileri umursamıyorum, onların derdi kadınların hakkı ya da insan hakkı filan değildi!) bir örnek olmadığı ortada. Bir kısmı dürüstçe temel ilkeleri, herkesin özgürlüğünü savunurken; azımsanmayacak bir kesim yalnızca kendi derdiyle meşguldü. Değişmedi bu ayrım. İkinci kümenin demokrasi gibi bir özlemi yoktu, hâlâ yok. ‘Değiştiler’ iddiasına katılmıyorum.
Yukarıda ‘sorun çözüldü’ der demez, duraksıyorum. Çünkü konunun ‘türban’ başlığıyla değil, ‘dini ve siyasi semboller/ifade özgürlüğü’ başlığı altında ele alınmasından yanayım. Yani, ‘ne üzerine konuşuyoruz?’ sorusuna dönmek gerekiyor. İki ‘başlık’ arasındaki fark, laik/seküler hukuk sistemiyle, ‘bir inancı esas alan’ düzenleme (AYM 1988’de bu girişimi haklı olarak anayasaya aykırı bulmuştu.) arasındaki ayrımı işaret ediyor.
Birinde demokrasiyi, diğerinde bir inancın gereklerini konuşmuş oluyoruz. Oysa laik/seküler sistemlerde (tarihsel nitelikte bazı istisnalar haricinde) herhangi bir inancı temel alan hukuksal düzenleme yapılamaz. İdarenin, semavi dinler ve diğer inanışlar karşısında ‘yansızlığı’ esastır. Yeryüzünde ‘laik/seküler’ olmayan bir demokrasinin bulunmadığını da bir kez daha hatırlatmak gerekiyor.
Başa döneyim: ‘Ne üzerine tartışıldığı’ hakkında bir uzlaşma yoksa, o sorun hiçbir zaman ‘olması gerektiği’ gibi çözülemiyor. Yıllarca üniversite ve kamusal alanlarda, ‘ölüme, şiddete, ırkçılığa çağrı yapmayan’ kılık kıyafetin serbest olması gerektiğini (başkalarıyla birlikte) savundum. Bu savunu, bir inancın gereklerinden değil, ‘hak ve özgürlük’ ideali ve gerekliliğinden kaynaklanıyordu. Bir ilkeden hareket ettim (kendimi değil, bu yönde düşünüp davrananları kastediyorum): ‘Batılı norm ve uygulamalar.’
Bu şart değil kuşkusuz, bir başkası diğer coğrafya, hukuk ve gelenekleri kerteriz alabilir. Ancak eğer dahil olduğumuz hukuk sistemi ve mevzuatımızdan hareket edeceksek -ki ben öyle yapıyorum-, örneğin Mısır’daki bir hüküm ya da uygulama beni çok ilgilendirmiyor. Bu arada bir örnek, bir ‘Batı’ olmadığını da söylemek gerekli. Örneğin AİHM’in ‘Şahin kararı’ da yanlıştı bence. Buna mukabil, ‘idarenin inançlar karşısındaki yansızlığı’, önemli bir ortak ilke.
Birkaç yıl önce, konuyu sevdiğim bir dindar siyasetçiyle hararetle konuşurken, “Sonuçta dinimizde bu var” deyiverdi. İşte tam da anlatmak istediğim açmaz! Bir insanın dindar olup olmaması ne beni ne idareyi ilgilendirir. Oysa bir hukuk kuralını hâkim inancın ilkeleriyle belirleme isteği herkesi ilgilendirir. Bir kez daha: “Biz ne üzerine konuşuyoruz?” Laik/seküler hukukun sınırlarını mı, herhangi bir inancın gereklerini mi? Eğer gelecekte yeni bir anayasa yapılacaksa, tartışmalarda referans noktası ne olacak? İşimize geleni batı hukuku, gelmeyeni ‘inancın’ gerekleriyle mi açıklayacağız?
Örneğin, ‘yargı’ alanındaki türban serbestliğine bakalım. Yazıyı okuyan tüm inançlılar kendisine sorsun ve lütfen dürüstçe yanıtlasın: Başka bir dinin (şimdilik siyasi sembolleri unutalım!) sembollerini (gereklerini) taşıyan hâkimin huzurunda yargılanmak isterler mi? Çocukları ilkokula giden veliler de kendisine şu soruyu yöneltebilir: Yedi sekiz yaşındaki çocuklarını İslam dışındaki bir dinin sembolünü taşıyan öğretmene gönül rahatlığıyla emanet ederler mi?
Kaç kişi bu sorulara, ‘hiç fark etmez’ yanıtını verir?
“Canım, Ermeni hâkim mi var, soru mu bu şimdi?” Öyle mi? Neden yok? Museviler, Ermeniler hukuk okumuyor mu Türkiye’de? Sahi neden yok? Laiklik tartışmasına buradan mı başlasak? Aynı soru: Ne üzerine konuşuyoruz ve referansımız neresi? Dinlerin gerekleri mi, laik/seküler hukuk kuralları mı?
Çoğu muhalif siyasetçi, “Bu sorun çözüldü artık, uzatmayalım” derken ne kadar rahat değil mi? Hayır, ‘bu sorun’ değil, türban tercih edenlerin yalnızca türban yasağından kaynaklanan sorunu çözüldü. Çünkü konu yıllarca, İslam’dan başka bir din, Hanefilik’ten gayrı mezhep ya da siyasi görüş yokmuş, olamazmışçasına konuşuldu, tartışıldı. Türbanlıların sorununun çözülmesi iyi oldu kuşkusuz. Yıllarca bu saçmalıklara karşı çıktım. İyi hoş da, şu soruyu bir kez daha nasıl sormayayım: Herkes ne üzerine konuştu onca yıl? Hak ve özgürlükler? İnançların gerekleri?
Hadi iki soru daha: İktidarın ve tahayyül ettikleri seçmenin korkusundan laikliğe (anayasaya!) aykırı hiçbir eyleme tepki gösteremeyen ve sık aralıklarla ‘dinimizin gereklerinden’ dem vuran muhaliflere: Bir erkek yargı mensubu ‘inancı gereği’ sarık kullanmak istediğinde ne yapmak gerekir? Ya da günün birinde bir kadın hekim, erkek hasta bakmak istemezse? Kimi kadınlar erkek hekim tarafından muayene edilmeyi reddettiklerinde? Diyanet’ten görüş mü istenecek? Dinin gerekleri mi, anayasa mı? Yanıt nasıl verilecek? Aynı soru: Ne üzerine konuşulacak?
Anayasası’nın ikinci maddesinde ne yazarsa yazsın, tüm idarecilerin sabah akşam ve hemen her konuda dine, ‘imanın gereklerine’ referans verdiği Türkiye, hâlihazırda laik/seküler değil. Çünkü, idare tüm inançlar karşısında yansız değil. Çok basit.
Şu anki durumdan hareketle yazmıyorum ben de bu satırları. Belki gelecekte başlayacak yeni bir anayasa tartışmasında, bu ve diğer konularda, ‘ne üzerine konuştuğumuz hakkında’ uzlaşabilecek miyiz? Mesele bu. Yoksa hiçbir sorunu olması gerektiği gibi tartışmayıp, sorun çözme ihtimali olmayan yeni hükümler yazacak ve bir sonraki anayasa değişikliğine dek onların nasıl ‘yok sayıldığını’ mı seyredeceğiz?
Sizce neden Türkiye, on yıllardır bıkıp usanmadan ‘yeni’ anayasa tartışıyor?
Diyanet İşleri Başkanı’nın sözlerine ilişkin not:
Diyanetin başındaki erkek, bir cami açılışında “Ahirete inancı olmayandan her türlü kötülük beklenir” buyurmuş. Vallahi şeker kardeşim, benim ahiret inancı olmayan, ateist, deist çok yakınım, eşim dostum, hocam oldu. Onlardan hep yarar ve iyilik gördüm. Bana ve sayısız meslektaşıma akıllarınca en büyük kötülüğü yapmak isteyip ‘ağaç kemirmemizi’ önerenler ise sabah akşam ahiretten söz edenler arasından çıktı. Bu boş lakırdıyı bir yana bırakıp muhalefete bir kez daha; bu adamın bir ‘devlet memuru’ olduğunu, toplumun-vergi mükelleflerinin azımsanmayacak bir kısmını pervasızca ‘kötücül’ ilan ettiğini, bütçesinin bazı bakanlıklardan çok daha yüksek olduğunu ve sözlerinin anayasanın temel ilkelerini yok saydığını hatırlatayım. Hiçbir işe yaramayacağını bilerek.
Yazarlar
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları










































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025