Taha Akyol
MEF Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Mustafa Özcan, Taha Akyol’un sorularını cevapladı.
“Türkiye'de aileler eğitime kaynak ayıramıyor. Bu yüzden okulu, öğretmeni güçlendirmeliyiz. Bilgi çağı öğretmeni alanının uzmanı olmalı. Öğretmeni bilge olmayan millet başarılı nesiller yetiştiremez.”
“50 soruluk ‘Öğretmenlik Alan Bilgisi Testleri’nde doğru cevap ortalaması 10... Öğretmen adayına dört yılın yarısı kadar matematik eğitimi verip sonra ‘git matematik öğret’ diyoruz. Tabii ki olmuyor."
“Finlandiya’da çok başarılı öğrenciler eğitim fakültelerine gidiyor. Öğretmenlik için lisans eğitimi üç yılda tamamlanabiliyor. İki yıl da yüksek lisans sürüyor. Mezuniyetler 7.5 yıla kadar uzayabiliyor.”
Biz yüz elli yıldır eğitimde bir Japonya, Güney Kore, son zamanlarda Finlandiya kadar başaramadık. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Şartlar tamam olunca öğrenme vuku bulur. Çocuklarımızı başarılı kılan bilgi, beceri ve değerler onların genlerine kodlanmamıştır. Aslında fiziki özelliklerimiz dışında hiçbir şey genlerimize kodlanmamıştır. Her şeyi öğrenmek zorundayız. Eğer sorunuza bir cümlelik bir cevap isteseydiniz şöyle derdim: Demek ki o ülkeler çocukların öğrenmesi için gerekli şartları bizden daha iyi hazırlamışlar.
Çocuklarımızı okulda başarılı kılan güçleri beş başlık altında toplayabiliriz: Bir çocuğun kendisi, iki aile, üç okul, dört toplum ve beş (dijital) medya. Eğer çocuk yetenekli, çalışkan, sağlıklı ve benzeri özelliklere sahipse zaten okulda başarılı olmak için gereken çok önemli bir şart sağlanmış demektir. Ancak bu şart kendiliğinden sağlanamaz. Çalışkanlık geni yoktur. Terbiyeli olmak doğuştan gelen bir özellik değildir. Bunlar ailede ve okulda öğrenilir. Her çocuk engin bir potansiyelle doğar. Her çocuk sevginin, sanatın, yaratıcılığın ve insanlığa hizmetin kaynağıdır. Biz henüz hangi çocuğun hangi potansiyele ne kadar sahip olduğunu tam olarak ölçemiyoruz, bütün çocuklara eşit davranmak zorundayız. Çocuklar birbirinden farklı olduğu için sadece eşit davranmak yetmez aynı zamanda adil olmalıyız. Her çocuğun öğrenmesi için neye, ne kadar ihtiyacı varsa onu temin etmeliyiz ki çocuk gelişsin ve kendisine, milletine ve insanlığa faydası olsun. Çocuklarına böyle davranan milletler okulda başarıyı yakalar.
AİLENİN ROLÜ
Çağımız eğitiminde ailenin rolünü anlatır mısınız?
Bizim ilk öğretmenlerimiz anne babalarımızdır. Ev bir okuldur aynı zamanda. Amerika’da James Coleman tarafından 1966 yılında yayınlanan ve “Coleman Report” olarak ün kazanan araştırma biz eğitimcilerin okulda başarının kaynakları konusundaki ezberini bozdu. Bu rapora kadar biz okulda başarıyı sağlayan veya başarısızlığa sebep olan en önemli faktörlerin öğretmen, müfredat, kütüphane, vb. gibi okul içi faktörler olduğunu düşünüyorduk. İki yıl süren ve Amerika’nın tamamından veri toplanarak yapılan bu araştırmanın sonunda Coleman okulda başarıyı sağlayan en önemli gücün aile olduğunu söyledi. Öğretmen, müfredat, grup olarak öğrencilerin niteliği vb. faktörler de önemli ama en önemli belirleyici ailenin sosyal ve ekonomik özelliğidir, eğitim ve gelir seviyesidir. Bu araştırmaya inanmayanlar oldu. Toplanan verileri yeniden analiz edenler çıktı ama sonuç değişmedi. 1960’lardan bu yana dünyanın her tarafında yapılan araştırmalar anne-babanın eğitim ve gelir seviyesi ile çocuğun okul başarısı arasında çok güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor. Anne-babanın eğitimi ve geliri yüksekse çocuğun okul başarısı da yüksek oluyor. Eğitim ve gelir seviyesi düştükçe çocukların okul başarısı da azalıyor. Tabii ki istisnalar var. Mesela geliri ve eğitimi düşük ailelerden gelen ama başarılı olan, çocuklar var; veya tersi... Araştırmadan araştırmaya farklılıklar olmakla birlikte bu istisnaların oranı yüzde beş civarında.
EĞİTİMLİ, VARLIKLI AİLE
Japonya Güney Kore ve Finlandiya’da aile faktörü nasıl?
Bu üç ülkede fert başına düşen milli gelir bizdekinin üç katı veya daha fazla. Aynı oran toplumun eğitim seviyesi için de geçerli. Üniversite mezunlarının oranı bizdekinin üç katı veya daha fazla. Aile faktörü yetersiz kalırsa çocukların okul başarısı artırmak çok zor, ama imkansız değil. Çünkü modern toplumda çocuğun başarısını belirleyen bir faktör aile ise öbürü okul.
Türkiye’de ailelerin büyük çoğunluğu çocuklarının eğitimi için gereken kaynağı sağlayabilecek durumda değil. İnanıyorum bir gün sahip olacaklar ama bugün değiller.
Bunun için bizim öncelikle yapmamız gereken okul üzerinde yoğunlaşmak, okulu geliştirmek, okulu oluşturan öğretmen, müfredat, kütüphane, spor tesisleri, psikolojik danışmanlık, vb. unsurları güçlendirmek. Okul öyle güçlenmeli ki çocuğun evde sahip olamadığını, bulamadığını, göremediğini çocuğa verebilmeli. Okulun kütüphanesi, yemekhanesi, sunduğu sağlık hizmeti, teknolojik alt yapısı, spor tesisleri, oyun alanı, tabii ki öğretmenleri, psikolojik danışmanları vb. görevlileri öyle iyi olmalı ki ailenin sağlayamadıklarını sağlamalı ve başarının önündeki engelleri kaldırmalı. Aile ve okul çok önemli. Bunlardan bir tanesi bile iyi olsa okulda başarı sorunu çözülüyor.
Aileyi değiştirmek biz eğitimcilerin gücünü aşar ama okulu değiştirebiliriz.
FİNLANDİYA’DA ÖĞRETMEN
Finlandiya son zamanlarda bir başarı örneği, orada öğretmen eğitimi nasıl?
Finlandiya’da ilk, orta ve lise düzeyindeki bir okulda öğretmen olmak için tezli yüksek lisans yapmış olmak şarttır. Bu zorunluluk 1978’de getirilmiştir. Şu anda Finlandiya’da bütün öğretmenler en az bir tezli yüksek yapmıştır. Bazılarının iki-üç yüksek lisansı veya eğitim alanında doktorası vardır. Helsinki Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin iki uygulama okulundan birisini ziyaret etmiştim. Orada öğrenciler mezuniyet için bir lisans tezi yazıyor, uygulama okulunda öğretmenlik deneyimi kazanırken bir pedagoji tezi yazıyor, bir de yüksek lisans tezi yazıyor. Teorik olarak lisans eğitimi üç yılda tamamlanabiliyor. İki yıl da yüksek lisans sürüyor. Ancak beş yılda mezun olmak çok zor. İstatistiklere göre mezuniyetler yedi-buçuk yıla kadar uzayabiliyor. Finlandiya’da öğretmen eğitiminin bir başka özelliği de çok başarılı öğrencilerin eğitim fakültelerine girmesi. Eğitim fakültelerine başvuran her on öğrenciden biri kabul ediliyor. Girişte test puanları önemli ama ayrıca mülakat var. Eğitim fakültesine başvuran öğrenci sayısı ile tıp fakültesine başvuran öğrenci sayıları birbirine yakın. Bir yılı aşan bir staj dönemi var. Öğretmenler iyi yetişiyor. İşlerini iyi biliyor, yetkileri var ve itibar görüyor.
BİLGİ ÇAĞINDA EĞİTİM
Bilgi Çağı eğitim sistemlerini nasıl etkiledi?
Bilgi Çağı dediğimiz teknolojik gelişme toplum hayatını bütünüyle etkiledi ama en çok da eğitimi ve öğretmenlik mesleğini etkiledi. Geleneksel olarak eğitim sektörünün misyonu bilgiyi toplamak, sınıflandırmak ve öğretmenler aracılığıyla nesilden nesile aktarmaktır. Günümüzde eğitim sektörünün en büyük rakibi Bilgi Çağıdır. Bir başka deyişle Bilgi Çağı ürünü olan dijital veri tabanları, kütüphaneler, arama motorlarıdır. Eğitim gibi Bilgi Çağının da sermayesi bilgidir. Bilgisayarlar ve yapay zeka tabanlı programlar bilgiyi toplamakta, analiz etmekte, dağıtmakta ve hatta öğretmektedir. Üstelik bunu geleneksel kurumlardan daha hızlı yapmaktadır. Geleneksel sistemde öğretmenin başlıca rolü bilgiyi öğrenmek ve yeni kuşaklara aktarmaktı. Artık çok güçlü bir rakibi var. Hiçbir öğretmen Google’dan fazla bilemez. Öğretmenlik mesleğini yeniden tanımlamak ve öğretmen eğitimini yeniden yapılandırmak zorundayız. Bilgi Çağı bizi buna mecbur etmiştir.
Finlandiya bu gelişmeyi ilk gören ve tedbirini alan ülke oldu. Amerika’da halen devam etmekte olan öğretmen eğitiminde reform hareketini 1986’da başlatan 125 üniversitenin eğitim fakültesi dekanları tarafından The Holmes Group’tur. Avrupa’da, Amerika’da ve gelişmiş Uzak Doğu ülkelerinde 1980’lerden itibaren öğretmen eğitimini yeniden yapılandırma hareketleri başladı. Bunların ortak amacı Bilgi Çağı çocuklarını eğitecek Bilgi Çağı Öğretmeni’ni yetiştirmektir. Bu ülkelerin bazısında öğretmen eğitiminin tamamı yüksek lisans düzeyine çıkartılmış, bazılarında lisans programlarının yanı sıra yüksek lisans programları açılmış, bazılarında ise herhangi bir alanda lisans veya yüksek lisans eğitimi olanlara iki yıllık bir uygulamalı pedagoji eğitimiyle öğretmenlik sertifikası veren programlar açılmıştır. Mesela Amerika’da öğretmenlerin yarısının yüksek lisansı vardır. Eğitimde başarıyı artırmak için işe öğretmenden başlamaya mecburuz.
BU FAKÜLTELERLE OLMAZ
“Bu eğitim fakülteleriyle Bilgi Çağı çocuklarını eğitecek öğretmen yetiştirilemez diyorsunuz” Neden?
Evet öyle diyorum. Çünkü mevcut eğitim fakülteleri modeli 1981’de 2547 sayılı yasa ile kuruldu ve 1982’de uygulanmaya başladı. O zaman çok sevinmiştik ama aslında sevincimiz cahilliğimizdenmiş. Bu yasadan önce öğretmen yetiştiren bütün kurumlar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı idi. İki ve üç yıllık eğitim enstitüleri vardı. Bu yasa ile bu kurumların süreleri artırıldı ve eğitim fakülteleri haline dönüştürülerek üniversitelere bağlandılar. Tabii sizi üniversiteye bağladık deyince kurumlar akşamdan sabaha üniversiteye dönüşmüyor. Eğitim enstitülerindeki öğretim kadrosu akademisyen değildi. Onlara belli bir süre verildi. Doktoranızı yapın dendi. Bazıları yaptı. Bazıları yapamadı. Böyle doğan eğitim fakülteleri üniversiteler içinde kendilerine bir yer bulmak için çabalamaya başladılar. Halen de çabalıyorlar.
Esas sorun şu. Mevcut sisteme göre bir eğitim fakültesi öğrencisi dört yılda 240 kredilik ders alarak mezun olur ve öğretmen olarak atanır. Bu 240 kredinin yüzde 50’si alan dersi, yüzde 30’u meslek dersi, yüzde 20’i de genel kültür dersi olmak zorundadır. Dört yılda tamamlanır. Yani dört yılın yarısı, ders vereceği daldır. Demek ki, orta öğretim matematik öğretmenliğine giren bir öğretmen adayına dört yılın yarısı kadar, yani 120 kredilik bir matematik eğitimi veriyoruz, sonra da hadi sen git lisede matematik öğret diyoruz. Tabii ki olmuyor.
2013’ten beri yapılan Öğretmenlik Alan Bilgisi Testleri gösteriyor ki yaptığımız iş yeterli değil. 50 soruluk bu testlerde doğru cevap ortalaması 10 civarındadır. Diğer alanlarda da öğretmenlerimizin alan bilgisi yeterli değildir. Tabii ki bunun suçlusu öğretmenler değil. Bizim öğretmenlerimiz pırıl pırıldır. İdealisttir, fedakardır. Sorun sistem sorunudur. Mesela, öğretmen olmak için 240 kredilik alan dersi almayı veya öğretmenlik yaptığınız alanda tezli yüksek lisans yapmayı zorunlu hale getirirseniz sorun kendiliğinden çözülür.
Öğretmen bilmediğini öğretemez. Bilgi Çağı’nda bilgisayarlar artık öğretmenlerden çok biliyor. Öğretmen bilgisayarın yaptıramadığı uygulamaları yaptırmalıdır. Bunu yapabilmek için de ideal olanı öğretmenin alanında bilge olmasıdır. En azından öğretmen alanında tezli yüksek lisans yapmalı ve uzman olmalıdır.
EĞİTİMDE NE YAPMALI?
Öğretmen eğitimi nasıl olmalı? Pedagojik formasyonun kaldırılması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Meslekte benim 52. yılım. Bunun 26 yılı Amerika’da geçti. Bütün ömrüm boyunca ya öğretmen eğitimi veren okullarda öğrenci oldum veya bu kurumlarda öğretmenlik yaptım. Bu uzun tecrübenin de ışığında Türkiye için benim birinci önerim şudur: Eğitim fakülteleri yeniden yapılandırılmalı ve öğretmen eğitimi alanda tezli yüksek lisans düzeyinde olmalıdır. Bilgi çağı öğretmeni kendi alanını çok iyi bilmeli, alanının uzmanı, bilgesi olmalıdır. Hem dünya ile yarışacak kadar donanımlı olmalı hem de dünyanın örnek alacağı kadar erdemli olmalıdır. Öğretmenleri bilge ve erdemli olmayan bir millet başarılı ve erdemli nesiller yetiştiremez, dünyayı değiştiremez.
PEDAGOJİK FORMASYON SORUNU
YÖK pedagojik formasyonu kaldırdı, siz ne dersiniz?
Pedagojik formasyonun kaldırılması çok iyi olmuştur. Türk eğitim sisteminin kanayan yarasıydı. Ancak dünyada bunun çok başarılı örnekleri var. Amerika’da, Hollanda’da, Singapur’da vb. pedagojik formasyon programına, alanında lisans veya yüksek lisans eğitimi almış olanlar arasından seçilerek öğrenci alınıyor. Genellikle iki yıl sürüyor ve uygulamalı oluyor. Amerika’da Harvad’da, Stanford’da, Berkeley’de, Singapur’da, Hollanda’da ve daha birçok yerde bizim “pedagojik formasyon” dediğimiz program için bir öğretmenlik alanında en az lisans eğitimi almış olanlar seçilerek alınır. Öğrenciler bir yandan teorik dersleri görürken bir yandan da eş zamanlı olarak yerleştirildikleri okullarda staj yaparak mesleği öğrenir. Bir meslek o mesleğin icra edildiği yerde öğrenilir. Söz gelimi hem bankada memurluk yapıp hem de öğretmen olmak için pedagojik formasyon programında öğrenci olunamaz. Türkiye eğer pedagojik formasyon programını yeniden açacaksa tezli yüksek lisansını tamamlayanlar alınmalıdır. Türkiye’de şu anda 650 bin atanamayan öğretmen vardır. Öğretmen eğitiminde nicelik sorunu yoktur. Nitelik üzerinde yoğunlaşmalıyız. Bu, Türkiye’ye ikinci önerimdir.
ÖĞRETMENE MESLEKİ EĞİTİM
Türkiye için üçüncü önerim mevcut öğretmenlerin mesleki gelişimiyle ilgilidir. Şu anda bir milyon civarında öğretmenimiz var. Öğretmenin sermayesi bilgidir ve hızla katlanarak artmaktadır. Bilgiye erişimin bu kadar kolay ve ucuz olduğu bir dünyada öğretmen olmak gerçekten zordur. Öğretmen sürekli kendisin yenilemek zorundadır. Bunun için de araştırma yapmayı ve daha da önemlisi alanıyla ilgili araştırmaları ve bilimsel makaleleri takip edebilmeli ve kullanmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı mevcut öğretmenlerin tezli veya tezsiz yüksek lisans yapması için bir teşvik programı başlatmalıdır. Söz gelimi yüksek lisansını tamamlayanların maaşı artmalıdır. Bu uygulanırsa bir süre sonra eğitim sektöründeki herkes yüksek lisans eğitimi almış, bilimsel çalışmaları izleyebilen, alanında uzman kişiler olacaktır; olmalıdır.
Yazarlar
-
Taha AkyolMÜSİAD’ın cibilliyeti? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciDüştük bir kuyuya… 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanErdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞEşit yurttaşlık, hukuk üretememe, Tanzimat ve AB 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUSiyasal sorumluluk -1: Kaldırılması 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖcalan’a Özgürlük Komitesi; "Önderliğin Özgürlüğü Olmadan Ortadoğu’da Barış Olmaz"... 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçaySeçimler yaklaşırken AKP’nin üçlü açmazı 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları

















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.02.2026
14.02.2026
11.02.2026
10.02.2026
8.02.2026
6.02.2026
4.02.2026
3.02.2026
1.02.2026
30.01.2026