Zeki ALPTEKİN
Corona krizi ve Türkiye
Evet. Resesyona doğru yol alıyoruz. 2020'nin 2. çeyreğindeki ekonomik rakamlar ilk çeyreğine göre daha negatif olacak. Bunun bir adım ötesi, gerekli tedbirler alınmazsa artan döviz kuru ile kırbaçlanacak enflasyonlu durgunluk, yani stagflasyon! Bu tehlike potansiyel olarak mevcut.
Bu bağlamda, diğer ülkelerde görmeye alışık olduğumuz, hükümetlerin bağımsız kuruluşlara yaptırdığı krize ilişkin tahliller, olasılıklar ve bunlara ilişkin olarak öngörülen tedbirler, stratejiler ve bunların üzerine yapılan tartışmalar, geliştirilen alternatif modeller, senaryolar vs. bir iki eleştirel araştırmaların dışında yok.*) Olası senaryolar nedir, yılın ilk 6 ayında pandemi geriletilirse, 2. yarısında „normalleşme“ ile birlikte olası, beklenebilir gelişmelerin sayısal ifadesi (konjöktürün „V“ gelişmesi) ne olabilir; ya da pandeminin geriletilmesi yılın 2. yarısına sarkarsa (konjöktürün „U“ gelişmesi) bunun olası maliyeti, dolayısiyle bu durumda izlenecek strateji ne olur; bu ve benzeri konularda hassasiyet, modellemeler, bilgi alışverişi, titiz yaklaşım maalesef „hak getire“! 21 maddelik „ekonomiye kalkan“ paketi açıklanırken öngörülen tek şey, krizin Türkiye'nin yararına olabileceği iyimser beklentisi idi.
Nerede bulunuyoruz?
Prof. Selva Demiralp'in hesaplarına göre bu yıl ülkemizden ödenmesi gereken dış borç yaklaşık 169 milyar dolar kadar. Bunun önemli bölümü özel sermaye borçları. Ancak burada söz konusu olan ülkeden çıkacak olan döviz olacağı için, borcun kime ait olduğu ikincil önemde. Ayrıca kimin olursa olsun, ödenememesi durumunda borçların hemen ülke ya da devlet borcuna dönüşmesi pratikten bilinen bir gerçek. Bunun 35-50 milyar Dolar'lık çevrilmesi zor kısımı, herhangi bir yerden alınmak zorunda. Ama nereden? Olası kaynaklara bir göz atalım..
Türkiye'nin önemli döviz kaynağı olan turizmde bu yıl gelirlerin en az yarı yarıya düşeceğini beklemek gerçekçi bir yaklaşım. Ki bu alandaki krizin daha uzunca devam edeceği de gelecek yıllar itibarı ile hesaba katılmalı. Dış ticaretinin yarısını AB ülkeleri ile yapan Türkiye'nin bu olanağın da oradaki resesyon nedeniyle daraldığını ve genelde bu pazarla olan ilişkinin „ithalata bağımlı bir ihracat“ şeklinde sorunlu bir yapı arz etmesi nedeniyle ülkenin borç çevirmesine katkısı olamayacağı açık.
Krizin ilk oluştuğu ülke olan Çin'de üretimin ilk anda büyük ölçüde durması ya da yavaşlaması ile beliren üretimin Türkiye'ye kayması umudu, ilk anda textil alanında belli kıpırdanmalar ile biraz beslendiyse de, kısa vadede buradan ülke için yeni bir döviz alanı olmasını beklemek pek gerçekçi görünmüyor. [Kaldı ki „üretimin kayması“ olgusu, orta ve uzun vadede kendisini belli edecek bir gelişme olacak, ki bu alanda Türkiye alternatif olarak da yalnız değil. Ayrıca Çin'de üretimin yeniden başlaması, bu konudaki beklentileri biraz bastırıyor gibi.]
T.C Merkez Bankası'nın mevcut faiz politikası, bırakalım „sıcak sermaye“yi çekmesini, var olanı bile tutmakta zorlanıyor. Enflasyonun %12'lerde dolaştığı bir dönemde %8,75 faize kimse gelmiyor tabii ki. Bu durumda dış borçların çevrilmesi başka hangi kaynaktan, hangi kanaldan olabilir?
Bu, iktidara göre IMF olamayacağına göre geriye SWAP anlaşmalarından başka bir kanal kalmıyor. Çeşitli merkez bankalarının kendi aralarında yaptığı, bir nevi para birimleri takası olan SWAP için diğer merkez bankaları ve ABD merkez bankası FED ile olan ilişkilerden henüz bir sonuç çıkmış değil!. Onlar da muhatap oldukları Merkez Bankalarının kredilibitesine, aldığını ödeyebileme gücüne, yani rezervlerine bakıyor. TCMB rezervleri net olarak negatifde ve merkez bankası sadece şeklen „bağımsız“ olduğu için tüm bunlar kredibilite konusunda olumsuz bir görüntü veriyor. Türkiye ayrıca, içinde olduğu G20 ülkelerinin kendi aralarındaki SWAP angajmanında da yer almadı.
Global sermayenin yeni direk yatırımları konusunda da var olan perspektif pek „iç açıçı“ görünmüyor. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarında Türkiye'nin karnesi pek iyi değil:CDS puanında her 100 puan %1 sigorta primi demek. Örneğin şu an Türkiye’nin CDS puanı 600. Yani Türkiye bir ülkeden borç alacağı zaman hem borç faizini ödeyecek, hem de buna ek olarak %6 oranında sigorta primini karşılayacak. Astarı yüzünden çok pahalı olan, sıkıştığında Türkiye'nin kullanabildiği, kullanabileceği bir kanal!
Son olarak; bu noktada Türkiye için tek artı, dünya piyasalarında düşen petrol fiyatlarıdır. Bunun ise Türkiye'nin cari açığına „eksinin artısı“ olması ile pozitif bir etkisi var. Ancak Çin'de üretimin tekrar başlaması ya da konjöktürün kendi içinde tekrar yükselmesi ile birlikte petrol fiyatlarının belli bir süre içinde tekrar yükselmesi ihtimal dahilindedir.
Türkiye'de kriz yönetiminin ekonomi politiği
Bu işin „dış“ yanı idi. Bir de ''içte'' oluşan krizin maliyetlerini yönetme sorunu var. Cumhurbaşkanı, „ekonomiye kalkan“ programını açıklarken destek miktarını 100 milyar TL olarak tespit etmişti. Önemli oranda kredilerden oluşan bu desteğin hacimi, Hazine ve Maliye Bakanı tarafından daha sonra 200 milyar TL olarak açıklandı. Dolar karşısında değer kaybeden TL nedeniyle bu hacimin pratikte daha da küçüldüğünü burada belirtelim. Konuya ilişkin olarak, geçmiş makalelerimizden birinde, kriz yönetim bütçesinin diğer ülkelerde Gayrisafi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYH) ortalama %10'una denk geldiği (Türkiye'nin de dahil olduğu G20'de bu oran %8'in biraz üstünde!) gözönüne alındığında, bizde tespit edilen %2,5'luk ya da %5'lik oranının en azından 4'e ya da 2'ye katlanmasının gerçekçi bir yaklaşım olabileceğini söylemiştik. Bu ise yekûn olarak kabaca 55-60 milyar Dolar'lık bir bütçeye denk geliyor, ki ODTÜ'den Prof. Dr. Erol Taymaz'ın yaptığı tespit de yaklaşık olarak bu seviyede.
Miktar olarak yetersizliğinin yanında, açıklanan 21 maddelik ekonomik tedbir paketinde ilk göze çarpan şey, desteklerin tüm toplumsal-ekonomik birimleri kapsayıcı bir boyutta olmadığı, bu nedenle de kifayetsiz kaldığıdır. Bu bağlantıda ekonomik paketin ziyadesiyle arz yönelimli olduğu tespit edilmelidir. Örnekleyecek olursak:
Tedbir paketinde Türkiye ekonomisinin önemli sacayaklarından birini oluşturan orta ve küçük boy işletmelere yarayan pek fazla bir şey görülmüyor. Genellikle riziko kapitali olmayan, zayıf sermayeli olan bu kesimin (özellikle gastronomi, hizmet sektörü, perakende satış, tarım, gıda sektörlerinde) krizden etkilenme oranı göreceli yüksektir. Mesela esnafın kendi mali gücüne dayanarak dükkanını kapalı tutma gücü en fazla 2 hafta olduğu söylenir. Bu açıdan tedbir paketi ile SGK primleri, kredi borçları ya da elektrik, doğal gaz vs. yan giderlerin ödenmesinin ertelenmesi gibi önlemlerin etkisi, sigortalı çalışanların neredeyse üçte ikisini istihdam eden, ithalatın üçte birini gerçekleştiren bu kesimde minimal kalacaktır.
Bu kesime yönelik efektif tedbir ya da destek, söz konusu borçların, zaten göreceli az olan kamu bankası kredi borçlarının devlet tarafından üstlenilmesi, işsizlikle mücadele açısından, „geleneksel“ olarak iç talep eksenli gelişen Türkiye ekonomisi için yaşamsal önemdedir. Bu noktada, krizden özellikle etkilenen, kırılgan sektörlere faiz karşılığı kredi olanağını gösterme yerine, yani faizli borç önerme yerine, „cömert“ bir destek ile doğrudan, karşılıksız sermaye transferi daha rasyonel bir tedbir alternatifi olarak duruyor. Hibe şeklindeki bu yardımın boyutunu Ali Babacan, GSYH'nin en az %3'üne denk gelecek şekilde 20 milyar Dolar'lık bir mali genişleme olarak tespit ediyor. Ülkemizde varolan küçük ve ortaboy işletmelerin yaygınlığı göz önüne getirildiğinde söz konusu rakam gerçekci görünüyor.
Bu noktada KOBİ'lere kredi konusunda onları „büyükler“ karşısında dezavantajlı kılan bir pratiğe, yaşanan bir dizi kifayetsizliklere bir örnek olarak vermek gerekirse; bankalar kredi dağıtımında „büyükleri“, krediyi geri ödeme konusunda sahip oldukları göreceli büyük hacimden dolayı öncelikle tercih ediyorlar. Bu noktada fırsat eşitliğini sağlamak üzere kanalların tüm ortaboy işletmelere, küçük üreticilere, esnafa ve çiftçilere eşit şartlarda açık tutulması devlet tarafından güvence altına alınmalıdır. Ha keza kültür ve sanat alanında çalışan kişi ve kuruluşlar, kendilerini yeniden üretebilmelerinin koşullarının yaratılması için kriz aşılana kadar kesintisiz desteklenmelidir.
Tüm krediler mikro ve makro bazda krizin yarattığı tahribat açısından mercek altına alınıp sartlara uygun şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
Bu bağlamda konunun çalışanlar, yani talep yanına gelecek olursak;
1. kısa çalışma ödeneği ilk üç ay için net ücretin %100'ü, sonraki 3 ay için %80'i olacak şekilde yükseltilmeli,
2. ücretsiz izin durumunda devletin ödemeyi taahhüt ettiği tutar 1.177 TL, en az asgari ücret seviyesine ( 2.324 TL) çıkarılmalıdır.
3. Türkiye ekonomisinin yaklaşık %30 cirosunu yapan bir „kayıtsız ekonomi“ olgusu var. Bu sektörde her türlü güvenceden mahrum çalışanların sayısı 9 milyon olarak tahmin ediliyor. Corona krizi dolayısı ile kapanan işyerleri nedeniyle işsiz kalan, evde kalması istenen bu kesim düzenli gelirden mahrum! Çalışamadığı sürece bu insanların en az asgari ücret düzeyinde karşılıksız desteklenmesi de ekonomik rasyonalite içinde mülahaza edilmelidir.
4. Bu açıdan, özellikle ABD ve İtalya'da dile getirilen "helikopter para" denilen devletin herkese karşılıksız para dağıtması tedbiri, Türkiye'de krizden en çok etkilenen „yoksulluk sınırı altında yaşayan“ en mağdur kesimler için bir defalık değil, düzenli aralıklarla düşünülebilir, kriz anında görülen talepte daralmaya karşı yeniden hareketlilik getirip ekonomiye bu cepheden makro bir katkı sunulabilir.
Tüm bunları kıyaslanabilir somut bir örnekle açıklayalım:
Almanya'nın tanınmış bira üreticisi olan Bitburger firması, Corona krizi sırasında akıllı bir adım attı. Özellikle fıçı birası segmentinde ülkenin 1. üreticisi konumunda olan firma için gastronomi yaşamsal önemde; çünkü Bitburger birasının sunulduğu lokal sayısı Almanya'da 50 bin civarında.. 2 ay kapalı kalan lokantalar şimdi belli tedbirler ile açılmaya başlanıyor. Kriz, bir kısım gastronomi işletmesini, özellikle küçük olanları silip süpürecek; bu kesin! Tahmin edilen rakam %30-35 civarında. Bu koşullarda yeniden bir başlangıcı kolaylaştırmak için Bitburger, müşterilerine son kullanım tarihi geçmiş biraları karşılıksız olarak yenileyeceğine, yeni hijyen uygulamalarında yardımcı olacağına, bardakları yıkama makinalarına ulaşımda belli kolaylıklar sunacağı vs. şeklindeki toplam 6 maddelik bir tedbir paketini açıkladı. 2 ay boyunca ürünlerini satamadığı 50 bin lokalden dolayı kendisi de müşkül duruma düşen firma, fıçı biralarını karşılıksız yenileme ile de bu şartlarda ek bir maliyet altına korkusuzca girmesinin dayandığı rasyonel zemin, „yaşat, yaşa“ şeklinde özetlenebilir. Mikro birimden makro ekonomiye katkı! Bu insiyatifi ile Bitburger hem ilgili lokallerin krizi aşmasına, burada yaratılan katma değerin ve bir talep unsuru olarak istihdamın kurtarılmasına, son tahlilde de kendisinin krizi aşmasının maddi temelini oluşturuyor, bununla makro planda ekonomik çevrime kendi ''mütevazi'' katkısını yapıyor. Keynes buna ''toplam talebin canlandırılması'' diyor.
Örnekte de görüldüğü gibi sorunun çözümü, ''cimri'' tasarruf tedbirlerinde değil, kapsayıcı talep orijinli ekonomi politikalardadır. İşte ülke ekonomilerinde kriz yönetiminin işleyişi de, biraz daha komplike, ama benzeri, böylesi bir bazda cereyan edebilir.
Devletin resesyon, ekonomik durgunluk olasılıklarına karşı kendisinin geliştireceği en etkin ekonomik yatırım faaliyetlerinden biri de bence yenilenebilir enerjiler alanıdır. Neden? Çünkü geleceğe yönelik bir yatırım olması açısından stratejik, ekolojik ve ekonomikdir. Bu hali ile %100 krize dayanıklı niteliktedir. Çünkü hammaddesi 0 (sıfır) maliyetle hiçbir borsada alınıp satılamıyor, spekülasyon malzemesi değil! Ve üstelik %100 ''yerli ve milli''.
Peki optimal bir kriz yönetimi için gerekli olan 55-60 milyar Dolar'lık kaynak nereden gelecek?
Türkiye için bir getirisi olabilecek, önce de sözünü ettiğimiz SWAP anlaşmaları, rezerv paraya sahip olan ülkelerin büyük merkez bankaları ile yapılacak olan anlaşmalardır. Bunlar, başta amerikan FED olmak üzere AB'nin merkez bankası EZB ile Japonya ve İngiltere'nin merkez bankalarıdır. Ülkeler, bu ülkelerin merkez bankalarından takas yolu ile söz konusu yabancı para birimlerini (Dolar, Euro, Yen, Pfund) alır ve rezerv olarak kenara koyar.
Ancak böyle yapıldığında, yani karşılığını mali (ekonomik) olarak sağladıktan sonra basılan paranın enflasyonist etkisi minimal kalabilir. Son dönemde TL'nin diğer rezerv para birimleri karşısında değer kaybetmesinin asıl nedeni „bazı küresel güçlerin atakları“ değil,
1. TCMB'nin böylesi bir döviz arka planı olmadan, yani karşılıksız olarak para basmasıdır.
2. 2019 yılında ekonomiyi canlandırmak adına faizlerin hızla düşürülmesi, enflasyon düşmeden gelen (politika) faiz indirimlerinin reel faizi düşürüp Dolar talebinin tetiklemesidir.
[Bu durumda TL'nin Dolar karşısında değer kaybetmesini önlemek için TCMB döviz rezervlerinin, kriz anında gerekli olabilecek „yedek akçelerinin“ tüketilmesi, riskleri hem maddi, hem de manevi açıdan artırdığını bu vesile ile belirtmiş olalım.]
Tekrar konuya dönecek olursak; kaynaklardan diğerleri Dünya Bankası, IMF vb. uluslararası kuruluşlardır. Ama kriz dönemlerinde onların da verebileceği para sınırlıdır; örneğin IMF verebileceği para Türkiye'nin GSYH'nin %1'i kadardır. Daha fazlasını kredi almak da mümkündür, ama her borç veren bankanın yaptığı gibi belli bir program ve şartlar altında..
Bu işin özetle ''dış'' cephesi! ''İçte'' ise, aşağıda formüle ettiğimiz (aklımıza gelen) tedbirler ile ülke içinde herhangi parasal genişlemeye yol açmadan, yani enflasyonist baskıya sebebiyet vermeden olası bir kriz fonu için kaynak yaratılabilir. Ama önce tarihten bir örnek;
J. M. Keynes,1929 Büyük Buhran'ının etkilerinin sürdüğü 1930’ların ikinci yarısında finansal piyasalar üzerine salınacak bir işlem vergisinin, spekülatif hareketleri önleme ve uzun vadeli yatırımları özendirmedeki önemine dikkat çekerek, hisse senedi piyasasına uygulanacak böylesi bir spekülasyon vergisinin kısa vadeli alım-satım kârı elde etmek isteyen spekülatörleri bu kararlarından caydıracağını, buna karşın temel göstergeleri esas alarak yatırım yapanları olumsuz yönde etkilemeyeceğini ileri sürmüştü.
Bu tarihsel arka planda, Avrupa'da 20. Yüzyıl sonunda tekrar Tobin vergisi ile güncelleşen bu öneri, Türkiye açısından verili kriz koşullarında iki açıdan önemli olabilir:
1. Yukarıda sözü edildiği gibi borsalardaki spekülatif eğilimler üzerinde frenleyici etki sağlayabilir.
2. Türkiye'de hisse senetleri alım-satım kazancında uygulanan stopaj 0 (sıfır) olarak belirlenmiş. Ayrıca, tam mükellef kurumlara ait olup, Borsa İstanbul’da işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler de tevkifata, yani vergiye tabi değildir. Hangi sürelerde elden çıkarılırsa çıkarılsın, spekülasyon içinde telakki edilmesi gereken bu kazançlar, %10 gelir vergisi olarak vergilendirilmesi durumunda elde edilecek kaynakkriz fonunaaktarılabilir.
Türkiye'de son 30 yılda yükselen şehirleşme trendi, bir yanı ile devletin (dolaylı) himayesi ile de çarpık gelişme sonucu arsa değerlerinde aşırı ve hızlı yükselmelere neden oldu. Şehirlerin merkezi bölgelerinde kiralara da yansıyan bu gelişmeler ile kentsel rantdenilen bir olgu oluştu. Öyle ki, büyükşehirlerin herhangi bir yerinde alınan bir gayrimenkul, birkaç yıl sonra elden çıkarıldığında, yerine göre ölçüsüz kazançlara neden olmakta. Normal pazar mantığı dışına taşan bu tür spekülatif gelişmeyi frenlemek üzere konulacak bir Kentsel Rant Vergisi,olası bir kriz fonunakaynak oluşturabilir.
Kriz yönetimine yaratılacak kaynaklardan biri de şüphesiz, zaruri olmayan kamu harcamalarından kaçınma, (ekonomik) getirisinden çok götürüsü olan „prestij“ projelerinden uzak durmadır.
Enerji faturalarında, zaman zaman kaldırılması konuşulan enerji Fonu (%1), TRT payı (%2) ve KDV (%18) olmak üzere toplam %21'lik bir kaynak bir süreliğine (mesela 5 yıllığına) kriz fonu olarak kullanılabilir.
[Değişik elektronik cihazların satışlarından bandrol payı, deniz ve kara taşıtlarından katkı payı da alan TRT, reklam gelirleri ile birlikte bu süreci yıllık 1 milyar TL (2019 yılı elektrik faturası geliri) olmadan da idare edebilecektir. Ayrıca 14 televizyon ve radyo kanalı biraz „enflasyonist“ değil mi?]
Bir süreliğine partilere hazineden verilen yardım da, oluşturulacak kriz fonuna aktarılabilir (2019: 772 milyon TL; 2020: 420 milyon TL). Vergi adaleti ya da adaletsizliği başlığı altında kavramsallaştırdığımız bu „dengesizliğe“ son bir örnek de spordan olsun:
İşçi ve memurlar, kazançlarının %27'sini gelir vergisi olarak öderken futbolcular da bu oran %15 ile Avrupa ortalamasından (yaklaşık %40) kıyaslanmayacak kadar düşük. Yabancı futbolcular, 6 aydan az kaldıkları sürece vergiden muaflar üstelik. Bu miktar (%15) en az ikiye katlanabilir.
Son tedbirlerin, tek başına alındığında belki miktar olarak pek ağırlığı yok, ama (bu arada aklımıza gelmeyenler ile de birlikte) benzerleri ile birarada düşünüldüğünde hiç de azımsanmayacak bir yekûnu ifade ediyor: „Damlaya damlaya göl olur“ öz deyişinin dayandığı zemin de budur zaten.
Neresinden bakarasak bakalım, Corona ve krizi ile işimiz en az 2 yıl, belki daha da fazla sürecek. Bunun getirdiği olumsuz ekonomik etkilerin, tıpkı 2008-09 krizinde olduğu gibi zamana yayılarak devam etmesi beklenmelidir. Kriz çözümünde devletin rolü, insiyatifi artıyor. Burada içe kapanmacı, otoriter politikaların ağırlığının artması tehlikesi belirse de bence gelişmeler, demokratik açık toplum, sosyal devlet eğiliminin giderek ağır basacağı, Bolsonaro ya daUrban gibi otoriter demagog popülistlerin zamana karşı yarışı kaybedeceğine, küresel bilinç ve vicdanın eninde sonunda ağır basacağına işaret ediyor. Krizle mücadelenin başarısı son tahlilde ancak demokratik, açık ve şeffaf bir toplum ile mümkün! Tarihsel iyimserliğime dayanak olan temel bu..
* )Bu konuda görebildiğimiz tek istisna Prof. Selva Demiralp'in Koç Üniversitesinde yaptığı ekip çalışmasıdır. Pandemi konusunda kurulan Bilim Kurulu'nun ekonomi konusunda kurulmaması büyük bir eksikliktir. Ayrıntılar için bkz.:
https://yetkinreport.com/2020/04/16/tam-karantina-geciktikce-ekonomik-maliyet-artiyor/
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları










































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.08.2025
13.04.2025
25.02.2025
4.02.2025
22.12.2024
1.07.2024
12.05.2024
15.04.2024
3.02.2024
24.11.2023