Ali Türer
Gene beceremedik, gemi karaya bir kez daha oturacak gibi, ufukta yine bir başlangıç görünüyor. Sorulması gereken şu: yine bildik bir başlangıç mı, yoksa gerçekten yeni bir başlangıç mı yapacağız?
Neden bu işi bir türlü beceremiyoruz? Neden her seferinde daha fazla demokrasiyle başlıyor daha fazla otoriterleşme ile süreci elimizi yüzümüze bulaştırıyoruz? Neden hep bir kurtarıcı arıyoruz?
Tanzimat Fermanı ile Osmanlılık etrafında siyasi birlik aramak için yola çıktık. Gayrimüslimleri de temsil edecek meclisler kuracaktık. Sonra bir de baktık, ortada meclislerde temsil edilecek gayrimüslim kalmamış.
Mithat Paşa’nın onca emek verdiği Kanuni Esasi’nin ömrü altı aymış. II. Abdülhamit elinde bazen baskı, zindan, sürgün ile bazen ağza bir parmak bal çalarak, sırt sıvazlayarak hafiyeler, muhbirler kullanarak, telgraf- demiryolu gibi teknolojinin yeni nimetlerini, orduyu, dini, modern eğitimi kullanarak çöküşü ancak otuz yıl geciktirebildik? Otoriterleşme ile sorunu çözebildik mi?
Hatırlayın devleti kurtaracaktı JönTürkler, Paristeki ilk toplantılarında (1902) bölündüler. Türkçülükle İslamcılığı uzlaştırabildiler mi? Dersleri dualar yerine “Türküm doğruyum” ile açtık, “Din ve Devlet için Eğitimi” “Devlet ve Millet için Eğitim” yaptık. Arkasından gene otoriterleşme geldi.
Yeni zamanların kurtarıcılarını İttihat Terakki eğitti. Kurtarıcı tehlikenin nereden geleceğini sezmeliydi, kiminle yola çıkacağını, kimi kime kırdıracağını, sonra ondan nasıl kurtulacağını bilmeliydi.
Enver ve arkadaşları Birinci Dünya Savaşında kayıpları hızla telafi etmek istedi Almanya’nın yanında savaşa girdiler. Ne oldu, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olduk.
Savaştan yenik çıkınca itibarları yerle bir oldu da Ermenilere yaptıkları hatırlandı. İleri gelen birçoğu Malta’ya sürülünce Mustafa Kemal’in önü açıldı.
İtilaf devletleri, kadim düşmanları kullanınca Anadolu’da Milli Mücadele çığ gibi büyüdü, geldikleri gibi giderken yanlarında padişahı da götürdüler.
1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu âdemi merkeziyetçiydi. Belki Kürtleri Milli Mücadeleye çekmek, belki altın ve silah desteği veren Sovyetler Birliğine şirin görünmemiz için. Yetki Mustafa Kemal’e verildi, ama birinci mecliste çatır çatır da eleştirirdi. Yani bir kez daha demokrasi ile başlamıştık.
Cumhuriyetten sonra iki kademeli seçim, tek parti içinde sıkıştık kaldık. Ama bunalım (1929) sonrası dünyada durumlar da çok farklı değildi. İşimize yaradı, yaraları sardık, borçları ödedik, sanayileşme yolunda önemli adımlar attık. Kabul, iyi de kurucu parti, çok partili yaşamın ilk gizli oy açık sayımlı seçiminde oyların yalnızca % 45’ini milletvekillerinin ise sadece %15’ni almadı mı? Nerede yanlış yapmıştı?
Yerine “Yeter Söz Milletin” diye gelen ne yaptı? Hak ve hürriyetleri devlet güvencesi altına alacaktı, iktidarı “Vatan Cephesi” ile bıraktı.
İstikrar arayışına hep uzlaşma ile başladık, ama günün sonunda yasama ve yürütme yetkisi, bir gurup elinde kaldı. Gücü elinde toplayanın, muhalefeti meşru gördüğü tek bir örnek yok tarihimizde. Muhalefete katlanılır bizde ya da susturulur, susturula biliyorsa. Yolda sorun çıkaran varsa, en kısa zamanda kurtulursun.
Kurtarıcıların yaşarak öğrendiği davranış kalıplarıdır bunlar. Uzlaşma bir tür zayıflıktır bizde, çünkü mecbur kalındığı için uzlaşılır. Oysa demokrasilerde uzlaşarak iş yapmak esastır.
İşin özeti: Hep daha fazla demokrasi diye yola çıktık, otoriterleşme ile çıkmaz sokakta havlu attık.
1961 anayasası kuşkusuz en demokratik anayasamızdı. Batıda insanların yüzyıllarca mücadele içinde elde ettiği örgütlenme hakkını kolayca verdi. Devleti kurtarmak için değil sınıfı temsil etmek için kurulan ilk ve son siyasi parti TİP idi, DİSK, TÖS gibi örgütler ortaya çıkınca verildiği gibi özgürlükler kolayca geri alındı.
Kurucu ideoloji, Türkçülük etrafında siyasi birlik sağlama yolu ile Muasır Medeniyete bilim yolu ile ulaşma yolunu birbirine eklemleyecekti, birlikte yürütecekti. Ama olmadı, bu iki koldan ortaya Ülkücüler -Devrimciler savaşı çıktı. Fatura ise en başta Yüksek Öğretmen Okullarına, Eğitim Enstitülerine, İlköğretmen Okullarına; yani öğretmen yetiştirme sistemine çıktı. Bugün bunun bedelini ödüyoruz.
Türkçülüğün pabucu dama atılınca meydan Siyasal İslam’a kaldı. Kurucu refleks 28 Şubat ile önünü kesmek istedi, ama bıçağı çoktan körelmişti.
AKP başta kendini siyasal İslamcı gibi gelmedi. AB’ye girme, vesayet rejimine son verme, çözüm süreci vaatleriyle geldi, “ileri demokrasi” getirecekti.
Bugün Cumhuriyet’in 100. Yılını karşılamaya hazırlanıyoruz. Bakın Cumhuriyet neye dönüştü, kurumları ne halde! İnsan hakları, demokrasi, hukuk, ekonomi, istihdam, eğitim, güvenlik gibi bütün sorun alanlarında tarihin en karanlık günlerini yaşıyoruz. Siyasi birliği yeniden geleneksel yoldan tesis etmek için nasıl bir başlangıç yapacağız, yine bunu konuşuyoruz.
Onca yola çıkışımız var, neden birinde bile başarılı olamadık, oturup usulünce bunu konuşmuyoruz?
Muharrem İnce bir kere aday gösterildi ya, bunu kendisi için müktesep hak belledi. Arkamda saf tutun, sizi kurtarayım, diyor. Elinde bir programın var mı diye soruyor muyuz?
***
Tanzimat’tan bu yana siyasi birlik arayışlarımızın bir listesini vermeye çalıştım yukarıda. Ne kadar birbirine benziyor hepsi de!
Bu topraklarda Modern Eğitim 1727-1838 arasında yüz yıl gibi bir zaman dilimi içinde ortaya çıktı. Amaç devleti çökmekten dağılmaktan kurtaracak, merkeziyetçi yapıyı yeniden tesis edecek kurtarıcılar yetiştirmekti.
Başka kaldıracın olmadığı yerde Modern Eğitim başlıca dönüştürücü araçtı. Devleti kurtarmak için sürekli birbiri ile didişen partiler, guruplar ortaya çıkardı. Bir de üstündekine intisap eden, altındakine koruma sağlayan, gelenek göreneğe dayalı hareket eden bir bürokrasi. Elbette geçmişte donanımlı pek çok bürokratlarımız oldu, önemli işler de yaptılar. Ama bakın bugün nereye gedik, odun yarıcıya “hık” demek, bürokrasi de yaygın davranış biçimi haline geldi.
Kurtarıcı yetiştirmek için kurulan Modern Eğitimin, sistemi otoriterleştirdiğini ilk gören, dile getiren II. Abdülhamit’in yeğeni Prens Sabahaddin’dir. Prens, kaleme aldığı İttihat Terakkiye Açık Mektubunda şöyle diyor:
“Bugünkü merkeziyetçiliğe zulüm denir; şüphe yok ki bu eğitim biçimimizden doğan aczin ürünüdür. …Doğduğumuzdan beri aldığımız eğitimin sonucu olarak hükümet memurluğuna göz dikiyoruz. Lüzumundan yüz kat fazla memuru olan bir hükümette iş bulmak için yegâne çare yeterlilik değil, birinin koruması altına girmek (himaye)! Kayrıldığımız yerde ilerleyebilmek için yine himayeye ihtiyaç duyuyoruz. Böylece her yükseliş bir koltuk değneğine ihtiyaç gösteriyor. …
Amirlerine karşı tapınmayı vazife edinen bu memurların, kendilerinden küçük olanlardan ilk bekledikleri de yine tapınmak oluyor. İşte bu nedenle büyük küçük bütün devlet ricali -istisnalar hariç- koltuk değneğiyle yürür, ahlak düşkünlerinden oluşuyor. Elbette her memlekette memurlar, görevleri gereği göreneğe tabi oldukları için otoriter rejime en çok alet olagelmişlerdir. Fakat etkileri hiç bir yerde bizim ülkemizde olduğu kadar uğursuz olmamıştır”
1910’lu yıllarda yazmış bunları Prens.
Neden bir türlü bu topraklarda siyasi istikrara kavuşamadığımızı, neden hep yeni başlangıçlara ihtiyaç duyduğumuzu, sonunda da gidip kafamızı duvara vurduğumuzu anlamak için bu paragraf bence yeterince açıklayıcı.
Her yola çıkışta gemi sonunda karaya oturuyor. Yaramızı beremizi sarıyor, yeniden yola çıkıyoruz. Ama hep aynı düşünceyle, hep aynı davranış kalıplarıyla.. Çünkü kurtarıcının aldığı eğitim bu, başka türlüsünü bilmiyor.
Sorunu bütünsel olarak ele almak gerek. Geçmişimiz üzerinden sürekli didişiyoruz, ama ondan ders çıkarmayı bilmiyoruz. Siyasi istikrarı hep merkeziyetçi gelenek içinde arıyoruz. İşimiz gücümüz birilerini suçlamak, oysa bu gelenek içinde yapılan yapanın yanına, hep kâr kaldı.
Yine bir çöküş sürecine geldik dayandık. Ufukta yine bir başlangıç görünüyor. Gelin gerçekten yeni bir başlangıç yapalım. Bakış açımızı değiştirme zamanı gelmedi mi?
Bu sefer farklı bir şey yapalım. Kurmaya tepeden değil aşağıdan başlayalım. Mahalleye, köye sorununu çözecek kararı alma yetkisi verelim. Bırakalım yürütebileceği kararları o alsın, yürütsün. Bunu becermek için uzlaşmak zorunda kalacak, göreceksiniz. Bundan daha fazla kaos olamaz.
Öyle bir sistem kuralım ki üstteki yapı, altındaki yapının işleyişini gözü gibi korumak zorunda kalsın.
Çoğunluğun bir avuç insana göz diktiği, kaderini bir avuç insanın eline bıraktığı yetmedi mi? Her gün aynı insanları konuşup duruyoruz, yerden yere vuruyoruz, yetmedi mi? Aşağıdan yukarı herkesin taşın altına elini koyacağı bir sistem yaratsak böyle mi olur?
CHP’ye bir dönem genel sekreterlik yapmış, Tarhan Erdem ve arkadaşları 1995’de “Demokratik Cumhuriyet Programı” adı altında bir çeşit anayasa önerisi geliştirdiler, bir bakın.
Bize devlet karşısında insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak, karar alma, yürütme ve kontrol mekanizmalarını aşağıdan yukarıya kuracak bir anayasa lazım. Gelin bir üstteki yapının sadece bir alttakinin yapamayacaklarını yapacağı bir sistem kuralım. Kimse kendini bir başkasından daha özel hissetmesin. Bize bu sistemi üretecek, böyle bir anayasa lazım.
Artık kaderinizi o kurtarıcı elinden bu kurtarıcı eline taşımayı bırakın, elinize alın. Bunu yapabilirsiniz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları



































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
15.11.2025
6.09.2025
18.07.2025
12.06.2025
22.12.2024
3.12.2024
26.09.2024
2.09.2024
5.08.2024