Berat ÖZİPEK
Eskiden haberlerde kullanılan bir kalıp vardı: “Cumhuriyet Bayramı bütün yurtta dış temsilciliklerimizde ve KKTC’de törenlerle kutlandı.”
Böyle söylenirdi ama aslında halkın dışarıdan baktığı soğuk ve resmî törenlerdi her yıl tekrarlanan. İronik biçimde “cumhur”un elinden geldiğince uzak durduğu “Cumhuriyet Bayramı kutlaması” söz konusuydu, uzun on yıllar boyunca yaşanan.
Öğrenciler ve devlet memurlarının katılmama gibi bir tercihi olamazdı. Öğrenciler üşüye üşüye tören alanında tutulurdu. Bazı aileler isteyerek bazıları da şevkle katılırdı ama CHP ve MHP tabanı da dahil toplumun geniş bir kesimi zayıf bir katılım sergilerdi. Özellikle geleneksel İslami duyarlılığı olan geniş kesimler, muhafazakârlar, Kürtler, gayrimüslimler ve Cumhuriyet sonrası tarihe dair başka bir hikayesi ve olumsuz bir hafızası olanlar ise resmî törenlerden kaçınmayı tercih ederlerdi. Cumhuriyet onlar için dedelerinin ve ninelerinin anlattığı acılı hikayelerle birlikte hatırlanıyordu. Müslümanların, Hıristiyanların, Musevilerin, Sünnilerin, Alevilerin, okul kitaplarında yer almayan, kamusal olarak dile getirilmeyen başka hikayeleri vardı. Resmî tören alanlarındaki Cumhuriyet veya 23 Nisan kutlamalarındaki sessizlik ve kayıtsızlık, bu yönüyle onlardan gelen bir sitemdi.
(Bu dönemlere ait bir yazı için bkz: https://www.star.com.tr/yazar/cumhuriyet-neden–coskuyla-kutlanmiyor-yazi-801861/)
Son dönemde, yüzüncü yılına doğru bir “Cumhuriyet Bayramı coşkusu” ortaya çıktı.
Bu sadece CHP tarafından Ak Parti’ye duyulan tepkinin Atatürk ve Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına tutkulu bir katılım sergilenmesinden ve böylece ilk kez gerçek bir kitlesel katılım görüntülerinin ortaya çıkmasından ibaret değil. Artık kutlamalara katılan başkaları, CHP’lisinden Ak Partilisine başka toplum kesimleri de var.
Cumhuriyeti kutlamak tuhaf değil elbette. Konumuz, bu yeni ilgi durumun izahı ve çoğu kez tartışmanın cumhuriyet kavramıyla ilgili olmayan tarafı.
Sessiz Devrim sonrası dönemin etkisi
Bu katılım, Ak Parti’nin 2000’li, 2010’lu yılların başlarında otaya koyduğu demokratikleşme ve devletin demokratik dönüşümünün, geçmişle yüzleşme ve insan hakları adına yaptığı reformların, sağlık sisteminin ıslahından milli geliri belirgin biçimde artıran iktisadi performansa ortaya koyduğu parlak tablonun geride kaldığı bir döneme duyulan tepkiden de besleniyor.
Şimdilerde Teazis’in “ötekilerin cumhuriyeti” olarak adlandırdığı ve TBMM’deki demokratik duyarlılığa ve eleştirel fikirlere sahip İkinci Grup’a dayandırdığı “İkincilerin İktidarı”na duyulan tepkiler, ekonomiden liyakat ilkesine yaşanan sorunlarla birleşince, hele bir de sistemin dönüşümüne dair umutların başlıca taşıyıcısı olan Ak Parti’nin Sessiz Devrim’inin bizzat Ak Parti tarafından gündemden düşürülmesi söz konusu olunca, iktidar-muhalefet rekabetinin ötesinde bütün bir siyasi sistemin dönüşümüne dair eleştirel idealler gerilediği ölçüde, bundan eski devlet ideolojisi kârlı çıkmış görünüyor.
Yoksa o cenahta anlamlı bir değişim olduğuna dair iddia yok; Kemalizm veya Atatürkçülük iç tartışmayla demokratik bir dönüşüm yaşamadı. İfade özgürlüğü ve demokrasi, din ve vicdan özgürlüğü, etnik ve kültürel haklarla azınlık hakları gibi alanlarda Cumhuriyet sonrası yaşananların da sorgulanıp aşıldığına dair anlamlı bir gösterge yok.
Resmî ideolojinin yeniden itibar görmesini, demokratik dönüşüm iradesinin (dönemsel) zayıflamasıyla (Dünyada da buna paralel bir gerileme var) ve iktidara duyulan tepkinin Cumhuriyet kutlamaları ve 10 Kasım anmaları gibi kurulu düzenin eski ritüelleri üzerinden ifadesiyle açıklamak daha makul görünüyor.
Böyle bir ortamda, 2000’li yılların başlarında resmî ideolojiyi çok daha utangaç biçimde savunan pek çok kişi, sosyal medyanın da elverişli atmosferiyle, artık Atatürkçülük, Kemalizm ve resmi ideolojinin ilkelerini çok daha coşkulu biçimde savunuyor. Şimdilerde liberal demokratik çevresinin mahalle baskısı sebebiyle Atatürkçülüğünü yaşayamadığından şikâyet ederek, artık bu utangaçlıktan azade biçimde, ilk defa gönül rahatlığıyla 10 Kasım anması yapıyorum anlamında mesajlar veren “liberaller” de var.
Cumhuriyet üzerinden semboller, ideoloji ve sınıf kavgası
Aslında herkesin farkında olduğu bir gerçek var: Son dönemlerde aniden keşfedilen Cumhuriyet kutlamalarında da belirginleştiği gibi, biz bu tartışmada öz olarak iktidarın kaynağıyla ilgili konuşmuyoruz. Cumhuriyetin olağanüstü geniş bir çeşitlilik arz eden mağdur edilmiş kesimlerinde de monarşiyi getirme adına bir siyasi tez savunulmuyor. Türkiye’de böyle siyasi hareket yok. İslamcılar için de geçerli bu.
Cumhuriyet de bir devlet veya yönetim biçimi anlamıyla konuşulmuyor; daha çok onun Atatürkçülük adı verilen resmî ideolojisiyle beraber gelen bir tarihi var; onu konuşuyoruz. Onunla beraber gelen ve oligarşik nitelik taşıdığı eleştirisi yapılan bir yapı var; asker ve sivil bürokrasi, devletçi sermaye ve eşrafın “merkez”de olduğu, alt ve orta sınıfların “çevre”ye itildiği bir sınıfsal gerilimin, “seçkinler ve sıradan vatandaşlar,” “atanmışlar ve seçilmişler kavgası” şeklinde yüz yıla damgasını vuran bir sosyolojik boyutu da var. Bu egemenlik ilişkisinin meşrulaştırılışı var. Osmanlı geçmişine ve onun merkezi değerlerine sempatiyle bakanlarla antipatiyle bakanlar arasında bir kültürel kavga var. Bunları da konuşuyoruz.
Şimdilerde iktidara duyulan haklı ve haksız tepkiler üzerinden geleneksel İslami sembollerin taşlanmasının da bununla bir ölçüde bağlantılı olduğu düşünülebilir.
Cumhuriyete dair hurafeler ve gerçekler
Gelin bu tartışmanın gölgesinde kalan cumhuriyete yakından bakalım.
Tanımdan başlayalım.
Okullarda öğretilen tanıma göre “cumhuriyet halkın kendi kendisini yönetmesidir.” Oysa bu demokrasinin tanımıdır. Cumhuriyette yöneticiler halktan gelebilir ama onun asıl özelliği hanedanın olmayışıdır; onu bir kralın veya kraliçenin, şahın, çarın olduğu ülkeden ayıran temel fark budur. Cumhuriyete ilave başka pek çok değer atfedilebilir; ama temel farkı budur.
Cumhuriyet demokratik de olabilir, despotik de. Liberal bir demokrasi şeklinde de olabilir, otoriter ve totaliter türden baskıcı bir diktatörlük şeklinde de.
Günümüz dünyasında da böyledir bu. Elinizi sallasanız cumhuriyete değer ama demokrasiye değil.
Her egemenlik ilişkisinin bir anlatısı vardır. Her devletin, her ulus devletin de öyle.
Türkiye’de de Cumhuriyet kendi ideolojik meşrulaştırışını eski düzenin olumsuzluğu üzerine kurmuştur. Osmanlı dönemi ders kitaplarında bir tür karanlık çağ olarak betimlenmiştir. Cumhuriyete geçiş de her istediğini yapabilen despot bir irade olarak resmedilen bir padişahın tebaası durumdaki mağdur insanlardan cumhuriyetin vatandaşı olan insanlara ulaşmakla tanımlamıştır.
Oysa öncelikle bu söylenen, dünyadaki birçok ülkede olduğu gibi Osmanlı’da da mutlak monarşiler çağına aitti ve o da çoktan geride kalmıştı.
İkinci Meşrutiyet sonrası dönem ve onunla gelen siyasi ortam, ideolojik çeşitlilik ve siyasi temsil bakımından Cumhuriyet sonrası Tek Parti dönemindekinden çok daha zengin ve özgür bir ortamı ifade ediyordu. (Partiler düzeyinde bu çeşitlilik, İttihatçılardan muhaliflerine, liberallere, İslamcılara Osmanlı Demokrat Fırkasından Osmanlı Sosyalist Fırkasına ve diğerlerine kadar geniş bir yelpazeyi yansıtıyordu).
Osmanlı son yüzyılında Fransa’daki gibi cumhuriyet ilan edilmemişti çok daha değerli olarak, demokrasi adına önemli kazanımlara ulaşılmış, İngiltere’deki gibi parlamentonun üstünlüğü sağlanmıştı. Sultan Abdülhamit’e yönelik uygulamayı olumlu bulan veya bulmayan olabilir ama nihayetinde 1908 sonrası Parlamento padişahı tahttan indirmiş ve daha sonra 1909 itibarıyla padişahın Meclis’i feshetme yetkisi elinden alınmıştı.
Birçok Kıta Avrupası ülkesinde ve İngiltere’de olduğu gibi hanedanlığın korunduğu ama en üstün buyurma gücünün parlamentoya, seçilmişlere geçtiği, artık onlara ait olduğu bir anayasal monarşi söz konusuydu.
Günümüzde birçok bakımdan cumhuriyete atfedilen olumluluklar, bugünkü anayasal monarşilerde de somutlaşan demokrasilere içkindir. Bizdeki resmi ve yüzeysel eğitim dolayısıyla cumhuriyete ait sanılan pek çok olumluluk, aslında demokrasiye aittir ve cumhuriyet formu altında olmak zorunda değildir.
Türkiye’de cumhuriyete geçiş, çeşitlilik, çoğulculuk ve eleştirel düşüncenin yer bulduğu, savaşın en zor dönemlerinde bile Mustafa Kemal’i yetkilendirirken demokratik hassasiyetlerini koruyan Birinci Meclis’in temsil ettiği özgürlüğün yerine tek partili bir sisteme geçişi yansıtmıştır. Tek parti de tanımı ve doğası gereği demokrasi olmamıştır.
Bu cumhuriyetin tek parti döneminde hiçbir olumlu adımın atılmadığı anlamına gelmez. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının birçok ülkeye göre erken bir tarihte tanınması değerlidir ve bu kazanım, devletin o döneme damgasını vuran pek çok yanlışına kurban edilmemelidir. Aynı şekilde, Osmanlı son döneminde güçlü olan kadın hareketinin tek parti döneminde nasıl söndürüldüğünü veya Nezihe Muhittin gibi öncü kadın aktivistlere neler yaşatıldığı da hatırlanmalıdır.
Osmanlı aydınlarının liberali ve İslamcısıyla genel olarak cumhuriyetin temsil ettiği egemenliğe karşı ne kategorik bir itirazları olmuştur ne de kategorik monarşi savunuları. Onlar esas olarak iktidarın sınırları ve devletin nasıl yönetilmesi gerektiğine dair tartışmışlar, bunu yaparken padişahları da eleştirmişlerdir. Hem de Cumhuriyet sonrasına yapılamayacak ölçüde ağır eleştirilerle.
Cumhuriyet konusundaki tartışmada da pek çok muhalif, egemenliğin halka veya onun adına parlamentoya geçişine değil, halifeliğin ve padişahlığın kaldırılmasına itiraz etmiştir ve itiraz edenler de sanıldığı veya resmi tarihte iddia edildiği gibi İslamcılardan ibaret olmayıp, Avrupa tarzı bir anayasal monarşinin devletin sembolik yapısı içinde muhafaza edilmesini tercih eden seküler, liberal, Doğucu veya Batıcı demokratları da içermiştir.
Kısacası Osmanlı son dönemi ve Cumhuriyetin ilk döneminde, cumhuriyetin demokratik cumhuriyet anlamına veya yönetenlerin halktan olmasına anlamlı bir itiraz yoktur; çok dinli ve çeşitli etnik kimliklere dayalı bir devlette bu zaten mümkündü. Sadece son dönem Osmanlı üst düzey siyasetçi ve bürokratlarının sınıfsal, etnik ve dini çeşitliliğine bakmak bunu görmeyi mümkün kılar.
“Cumhuriyet olmasaydı…” veya ne zaman makul bir tartışma yapabiliriz?
Şimdi geriye doğru farklı bir tarih anlatısı oluşturularak sanki cumhuriyet olmasaydı alt ve orta sınıflardan birileri en yukarıya kadar tırmanamayacakmış gibi bir dil kuruluyor; ki bu doğru değil. Hatta cumhuriyetin tek parti dönemini, onunla gelen ve 1950’den sonra bile devam eden zümre hakimiyetini ve onu meşrulaştıran resmi ideolojinin işlevi göz önüne alacak olursak, uzunca bir zaman için bunun eskiye göre daha zor hale geldiği de söylenebilir.
Kısacası, bugün siyasi atmosferin etkisiyle birçok konu gibi cumhuriyet de sakin ve serinkanlı bir biçimde konuşulmuyor; her türlü güzelliğin kendisinde toplandığı “iyi bir şey” veya sahip olduğumuz tüm kazanımların kaynağı anlamında kullanılıyor.
Dünyada demokrasinin geri çekildiği bir dönemdeyiz. Türkiye’de de sistemin adalet ve demokrasi temelli dönüşümü için yola çıkan muhafazakâr demokratların son 10 yıldaki performansları ilk 10 yıldaki gibi değil. Demokrasi adına göğüslerini gere gere ön plana çıkarmaları gereken Sessiz Devrim’in internetten kaldırıldığı bir dönemde eskiye rağbet başladı ve bit pazarına canlılık geldi. Şimdilerde eski demokratlardan nedamet getirenlerle aslında yeni/post Kemalizm de fena değil diyenlerin sesi daha çok duyuluyor.
Oysa bu günler geçtiğinde asıl konuşmamız gereken cumhuriyet ve onun muhayyel karşıtları değil bireyin hakları ve devletin yetki haritası olacak; iktidarın kaynağından çok onun niteliği ve sınırları olacak. Geçmişle daha sağlıklı bir yüzleşme, toplumsal fay hatlarının onarılması, güvenin tesisi, devletin ideolojik tarafsızlığı, yeni sistemde kuvvetler ayrılığı adına dengeyi sağlamak için yapılması gereken değişiklikler, adil bir hukuk sistemi, meritokratik bir yapı ve liyakat ilkesine uygun bir devlet yönetimi olacak.
Önemli olan cumhuriyete sahip olmak değil, insan haklarına dayalı bir demokratik sisteme sahip olmak. Hep öyleydi.
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları














































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.01.2026
6.01.2026
5.12.2025
2.12.2025
1.08.2025
28.07.2025
13.07.2025
28.06.2025
21.05.2025
20.02.2025