Kemal CAN
Dört haftadır bu konu üzerine yazıyorum. Bu sürede olup bitenler, Türkiye için bile çok hızlı. Bahçeli el uzattı, olmadı Öcalan’ı davet etti; Esenyurt’a kayyım atandı, yetmedi Mardin’e, Batman’a, Halfeti’ye de kayyım geldi. Çok abartılı teşekkürler, ince ince dokundurmalar yapıldı. Kavga diyen de çıktı, tezgah diyen de. Geldiğimiz noktada bir toparlama yapmak hatta belki toparladıklarımızı tekrar bir dağıtmak lazım. Niyet ya da gerekçe hakkında hala tevatür muhtelif: Güncel sıralı liste: “Hedef İmamoğlu”. “CHP ile DEM’in arasını açmak, yok yok tam tersine yapıştırmak peşindeler”. “Muhalefeti terörle iltisaklı göstermek olabilir mi?” “Kesin at pazarlığı”. “Kürtlere havuçtan sonra bir de sopa gösteriliyor”. “Anayasanın, ilk dört maddesini değiştirecek bunlar”. “Bahçeli de ağzındaki baklayı çıkardı, Erdoğan’ı bir daha seçtirmek istiyormuş”. İşin muhalefeti bozma tarafı da çok rüzgar yaptı. CHP’de bütün taşlar ayrı ayrı yuvarlanıyor, ortalık toz duman. Belediye meclislerindeki iktidar temsilcileri sürekli tantana çıkarıyor, milletvekilleri seçim bölgelerine hizmet ister gibi kayyım talep ediyor.
Yakın olmayan geçmişten başlayan bir süreklilik varmış gibi geliyor ama senkronize akış için çok iddialı değilim. Fakat yolda düzülen bir kervandan bahsetmek, çaresizce bütün düğmelere basıldığını söylemek de isabetli olmaz. Herkes, süreci kendi önceliklerine doğru bükecek hamleler yapıyor. Ayrıca, önceden veya arkalarda kotarılanları tam bilmiyoruz, belki yanlış öğreniyoruz, baktığımızda da sadece karmaşa görüyoruz. Kayyım hamlelerinden sonra, Erdoğan ile Bahçeli’nin pozisyonları hakkındaki tartışmalar bile kafa karıştırıcı. “Bunlarla mı uğraşacağız… İktidarda kalmak için yine bir şeyler yapıyorlar işte…” diyerek rahatlamak veya çok sinirlenip daha tumturaklı hakaretler akıl etmek de bir yöntem. Bildiğimize emin olmadan, etiketlerin üstünü okumakla yetinmeden, mekanik zincirler kurmadan, düşünmeye devam da edilebilir. Bunu sıkıcı veya lüzumsuz bulanların uğraşmama gibi seçenekleri zaten var. Zorunlu olmayan bu açıklamadan sonra düşünmeye devam.
Bahçeli, ilk çıkışından itibaren bir çerçeve, güzergah, oyun sahası ve oyuncu listesi ortaya koymuştu. “Ben bu işte varım ve tam ortasındayım” veya “yapılacaklar, bana rağmen değil ancak benimle” şeklinde hafif örtülü bir mesajı da vardı. (Bunu ister iktidara yapışma mecburiyeti diye yorumlayın, ister “devlet aklının” patronaj ifadesi olarak görün, değişmiyor. “Ben”e nasıl bir derinlik yüklendiği de pek fark etmiyor aslında) Mesajın yeterince anlaşılmaması, süreçten haberli olanların sessizlikle gösterdiği çekimserlik yüzünden, aşırı yüksek bir çıkış daha yaptı: “Öcalan, meclise gelsin ve örgütü lağvettim desin. O zaman ‘umut hakkını’ bile konuşabiliriz”. Bunun misket bombası gibi dağılıp her yerde tekrar tekrar patlamalar yaratacağı aşikardı ve bu, öngörülmemiş yan etki gibi durmuyordu. Geçen haftaki yazıda, muhalefet cephesindeki “bozucu etki” konusuna değindiğim için, -bu cephede sürekli yeni gelişmeler olmasına rağmen- bu yazıda Kürt meselesi perspektifiyle ve iktidar tarafıyla (başlıktan da anlaşılacağı üzere, ağırlıklı Bahçeli) sınırlı kalacağım.
Erdoğan ve Bahçeli ilişkisi
Defalar yazdığım ve söylediğim üzere; iktidar ittifakına ve tek adam rejimine, “yeni sultanın” mutlak hakimiyeti ve yanındakileri de onun himmetine muhtaç koltuk değneği olarak bakmıyorum. Oluştuğu andan itibaren ve oluşma gerekçesinin doğal sonucu olarak, kanatları olan ve iç gerilimin sürekli olduğu bir yapı söz konusu. Sonradan koalisyona dönüşmüş değil, zaten bir koalisyon olarak kurulmuştu (2015). Devleti gerileterek alan kazanmak yerine, onunla ortak olarak yola devam etmenin ve ideolojik rekabeti, yeni bir senteze çevirmenin formülüydü. Benim de kullanmakta sakınca görmediğim “parti devleti” kavramı da, iktidarın terkibinin homojenliğini ima etmiyor. Daha çok hükmedilenlerle kurulan ilişki ve üretilen hegemonyayla ilgili. Dolayısıyla iktidar ittifakı, çok uyumlu göründüğünde de, çatışmalar açığa çıktığında da, tabloyu iki boyutlu algılamamak gerek. Aynı amaç için aynı yönde hareket ettiklerinde bile araç, hız ve rota konusunda ayrı düşebilirler; ayrı önceliklerle çatıştıklarında da aynı araçları veya yolu kullanabilirler.
Bu süreçte, Erdoğan-Bahçeli ilişkisi hakkında çok spekülasyon yapıldı, yapılıyor. Kimin haberi vardı ve kim kimin önünü kesiyor ya da açıyor? İzlediğim kadarıyla, -hem iç hem de dış dinamikler açısından- gerekçeler ve ihtiyaçlar konusunda ciddi bir fark söz konusu değil. Yani tam olarak, biri istiyor diğeri direniyor durumu yok. Hatta farklı ihtiyaçların aynı zamanda halledilmesine imkan veren bir zemin oluştuğu fikrinde bile ortaklar. Erdoğan’ın yeniden seçilmesi, Kürt meselesinin hem iç siyaset hem bölge denkleminde stabilizasyonu, muhalefetin rahatsızlık vermeyecek sınırda tutulması ve belki küresel trende uygun yeni bir siyasi hikaye ve elbette siyasetin yeniden tanzimi. Ancak öncelikler, sınırlar, yöntemler ve zamanlama gibi meselelerde ama en önemlisi pozisyonlarda ve patronajda sıkıntı var. Ayrıca, öncelikleri ve beklentileri farklı, çok sayıda başka aktörün de dahli söz konusu. Mesela CHP, beklenen ve kendi içinden de kışkırtılan eski pozisyonundan kaçındı. Mesela DEM, beklendiği gibi önerinin “ikna” sorumluluğuna büyük heves göstermedi.
Geçen haftanın gündeminde, Bahçeli’nin son grup konuşmasındaki Erdoğan’ın yeniden seçilmesiyle ilgili bölüm çok öne çıktı. “Ağzındaki baklayı çıkardı” cümlesini, pek çok yorumda, manşette ve siyasi demeçte gördük. (Küçük bir not: Bahçeli’nin bu arzusu saklı değil. 2023’de “son kez” diyen Erdoğan’a “bırakamazsın” diye çıkışırken de ifade etmişti) Siyaseten kullanışlı “bakla” benzetmesinin cazibesi, önemli bir ayrıntıyı gölgeledi: Bahçeli, Erdoğan’ın yeniden seçilmesi için Öcalan konuşsun demiyor. Aksine, Erdoğan’ın yeniden seçilmesini, bu konuşma ve sağlayacağı yeni stabilizasyona bağlıyor, “böyle olursa zaten sonuç bu olur” diyor. Belki de, olayın taktik hamle olarak kullanılmasına örtülü baraj kuruyor. Erdoğan’ın abartılı şükran konuşmasında “Bahçeli’nin açtığı imkanla, oluşan fırsat” tanımlamasına bir göndermesi de var. Bahçeli, MHP’den kurtularak yeniden seçilme iddialarının yerine, seçilirse bunun kendi sayesinde olacağının altı çiziliyor. Bunu, iktidara tutunma mecburiyeti olarak yorumlamak da mümkün ama böyle bir yamanma için alınan risk, gereksiz biçimde fazla.
Kürt sorunu yok, realitesi kabul
Bahçeli’nin Kürt sorununu reddedip, Kürt realitesini tanımasına bakarsak, ortada bir çözüm önerisi yok aslında. Pozisyonunu yenileyen ve tek taraflı vaatleri içeren bir “açılım” hiç değil. Hatta bir müzakere teklifi olduğu bile tartışma götürür. Şartları, koşulları ve kronolojiyi baştan tanımlıyor Bahçeli. Aslında yeni bir stabilizasyon veya başka yorumla “onurlu” teslim ve tasfiye planı çerçeveliyor. Bunu, ikna yöntemleri yerine, tarafları acil harekete geçmeye zorlayarak yapıyor. (Bu zorlamadan rahatsızlar arasına Erdoğan da girer. Çünkü, belki de girmek üzere olduğu makas dışında bir rotaya itiliyor. Erdoğan’ın, Bahçeli’ye “devlet aklı” rozetini takarak yaptığı konuşmada, “sorun” vurgusunu ihmal etmemesi önemli) Bahçeli, Öcalan çağrısını tekrar ettiği konuşmasında, bu stabilizasyon önerisini ve ilişki “hukukunu”, tarihsel bir arka planla destekliyor. Kadim Türk devlet geleneğindeki zemini, tekrar kurmayı öneriyor. “Türk ve Kürt birbirini sevmek zorunda” şiarını, demokratik eşit yurttaşlık talebinin epey uzağına taşıyor.
Kürtlere, Türkiye siyasetine katılarak Türkiyelileşme yerine, siyasi mekanizmaları atlayarak doğrudan devlet düzeyinde temasla ve ortak çıkar çerçevesinde anlamlandırılan Türkiyelileşme öneriyor. “Ne Edirne ne Kandil, İmralı’dan DEM’e uzanan…” hattan murat edileni -asıl bakla olarak- açıklayan konuşmada, “eskiden yaptığımız gibi yapalım” diyor. “Kürt kökenli” inkarını İYİP’e bırakarak, Kürt diye hitap ediyor ve ama Kürt siyasi hareketine Türkiye siyaseti denkleminden çıkma kapısını gösteriyor. “Düz ovada siyasetten” bile daha geride bir pozisyon. Ahmet Türk için yaptığı değerlendirmede de, bu yaklaşımın izi mevcut. “Yaşını almış bir Kürt ağasını istismar etmeyin” sözü, siyasi temsil yerine otantik (geleneksel) temsili tercih edin demek. El artırıp “devleti teklif eden” Özel’e de aldırmayın demek. Öcalan’a DEM grubunu işaret etmesi de rastlantısal durmuyor. Öcalan, örgütü lağvedecek ve bunu, hareketin “siyasi uzantısının” yüzüne karşı yapacak. DEM ile PKK uzaklaşmayacak, yapıştırılacak. Yani, “İmralı ile DEM arasına çomak sokma sinsiliği” dediği şeye önlemi baştan alıyor. Bahçeli’nin perspektifinin, küresel “çözüm” eğilimlerine uyan tarafları için ise zihin açıcı bir okuma önerisiyle yetineyim.
Bahçeli, sürecin aktörlerini sıralarken, herkesin elini taşın altına koymasını istemiyor hatta bazılarının özellikle dışarda kalmasını neredeyse şart koşuyor. Demirtaş’ın özellikle zikredilmesi, kişisel alerjiden ziyade, Kürtlerin Türkiye siyasetinde belirleyici unsur olma iddiasıyla ilişkili. Aynı günlerde İYİP’in Özel’i “Edirne’den alınan icazetle başlayan gezi” diye eleştirmesini de not etmek lazım. (Zaten bu ip işi, daha önce de direnci sulandırmanın sembolü olmuştu) Siyasi tasfiye ve tanzim talebi, Kürtlerin etkili parçası olduğu muhalefete de uzanıyor. Bahçeli, “Erdoğan’ı seçmeyip, CHP içinden adam mı arayacağız?” diye sorarken, daha önce söylediği “devlet bu CHP’ye teslim edilemez” sözünün altını dolduruyor. Elbette bir tarafı “milliyetçi-mukaddesatçı” Cumhur İttifakı’nın Türkiye sağının 1950’den beri sürdürdüğü “bir daha asla” refleksine konuşmak. Ancak diğer tarafı, Aleviler, Kürtler ve sol gibi “tehlikeliler” için “sızma” boşluklarının varlığı. Türk-İslam sentezinin organik ikinci versiyonu bakımından da, bu teyakkuzu diri tutmak “beka davası” kadar işlevsel.
Biraz da spekülasyon
Muhtemelen Bahçeli, öyle olsun diye söylememiştir, en azından sahiden olabileceğinden hiç emin değildir. Ama Bahçeli’nin mizansenini bir an gözünüzün önüne getirin: Öcalan, DEM grubuna gelmiş -yapmaz ama- aşağı yukarı Bahçeli’nin söylediğine yakın bir konuşma yapmış. Televizyonlar canlı yayında, DEM sıraları alkışlıyor. Neyi çözüp çözmeyeceğini, sonrasında kimin nasıl hareket edeceğini bir kenara bırakın, sizce nasıl bir efekt yaratır? İp atanların dediği gibi -idam cezası kaldırıldığında olmayan- kıyamet mi kopar, yoksa yirmi beş sene önce, uçakta çekilen ve TRT’de yayınlanan “memlekete hoş geldin” görüntülerinin etkisini mi yaratır? Ortalama vatandaş bu tabloyu nasıl tarif eder, “kararsızlar” nasıl etkilenir? DSP’nin birinci parti, MHP’nin ikinci parti olarak patlama yaptıkları 99 seçimine bakmak ve dönemin duygu siyasetini hatırlamak fikir verebilir belki. O tarihten sonra, 90’lar boyunca krizlerden başını alamayan Türkiye, çeyrek yüzyıla damgasını vuracak bir hatta girdi. “Sistem”, ekonomik ve siyasi krizine geçici çareyi buldu. 2001’de İMF programıyla ve Bahçeli’nin erken seçim çağrısıyla çakılan “sağlam çivileri” de unutmayalım.
Yazarlar
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları











































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2026
5.01.2026
28.12.2025
21.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
23.11.2025
16.11.2025
3.11.2025
26.10.2025