Ümit KIVANÇ
Gazetecilik mesleği dünya çapında büyük tehdit altında. Evet, hem de tam teknolojik gelişme sayesinde böyle bir mesleğin önünde engin ufuklar açılmış, muazzam imkânlar belirmişken.
Mesleğin büyük bunalımının ayrı ayrı, uzun uzun ele alınması gereken pek çok derin ve çetrefil konu başlığı var.
Globalleşme, vahşi neoliberal kapitalizm, sermayenin bütünleşmesi, tekleşmesi; bu sürecin “basın” diye ayrı bir sektörün varlığını salt ekonomik bağlantılar açısından bile giderek imkânsızlaştırması… işin bir yönü. İnternet ve bireysel haberleşme özgürlüğünün olağanüstü boyutlara ulaşması, bunun bir yandan sayısız yerel-bireysel “yayıncı”yı haber-bilgi kaynağı kimliği ve işleviyle devreye sokması, -1980’lerden beri “medya” diye adlandırılan- yerleşik basını alışkın olmadığı bir rekabet ve yarışa zorlaması, öbür yandan bilgi ve haberin dört yandan denetimsiz bir şekilde üstümüze yağması sonucu algı, yorum, çıkarsama vs. şemsiyelerimizin paramparça olması… bunlar da meselenin başka yönleri.
Bunlara, konjonktürel filan denmeyip hiç şüphesiz eklenmesi gereken olgu, dünyanın dört yanında yükselen bir tür neo-faşist, popülist dalganın iki ayrı araçla gazeteciliği tamamen silip süpürme gayreti.
Popülist-faşizan otoritenin imha harekâtı
Bu araçlardan ilki, bildiğimiz baskı, yıldırma mekanizmalarının çeşitlenmiş, yaygınlaştırılmış, derinleştirilmiş versiyonları; amaç, tek elde yoğunlaşmış iktidardan bağımsız gazetecileri, basın kuruluşlarını çalışamaz hale getirmek veya doğrudan yok etmek. Türkiye’de bu baskı ve imha çabalarının çıplak, pervâsızca, hunharca örneklerini görüyoruz, yaşıyoruz. Polonya ve Macaristan’da da faşizan-popülist lider ve hareketlerin iktidara gelir gelmez ilk yöneldikleri işlerden biri, bağımsız veya muhalif gazeteciliği silip süpürme operasyonları oldu. Putin ve Rusya, mâlûm. Dünyanın en güçlü devletinin başına gelen şımarık ırkçı zengin Donald Trump, seçim kampanyası boyunca hem basını külliyen “yalancı” diye suçladı hem de başkan seçildikten sonra bu yaptıklarını yanlarına bırakmayacağını imâ etti. Nitekim seçilmiş başkan olarak gazetecilerin karşısına çıktığı ilk gün, Al Jazeera muhabirine, “İşiniz bitti,” cinsinden bir laf sokuşturdu.
Popülist-faşizan hareketlerin bağımsız gazeteciliği öldürme gayretlerinde kullandıkları ikinci araç, bütünüyle iktidara bağımlı, düpedüz propaganda aygıtı niteliğinde gazete ve televizyonlarla, aslında gazeteciliğin iş görmesi gereken alanı işgal etmek. Şişirilmiş, güçlendirilmiş, tek ağızdan haykırılan propaganda, haberin, gerçek aktarımının yerini eksiksiz gediksiz aldığında, bir tür “gerçek-ötesi”oluşturuluyor. Bu neredeyse bir paralel evren gibi, liderin, iktidar mensuplarının ve destekçilerinin içinde yaşadığı, dost ve düşmanların dostça ve düşmanca sıfatlar eklenmeksizin zikredilmediği, kendine özgü algı mekanizmaları, çıkarsama mecburiyetleri, özel jargonu, giderek dili olan, özel bir âlem. Gerçekte haber aktarımı olması gereken şey, burada, bir ayin, bir tören, topluluğun biraradalığını ve gücünü tescil eden ve kutsayan bir slogan iletimi halini alıyor.
Ayrıntısıyla, zemini çerçevesiyle bütün gerçekliğin kutsanmış resmî mercekten geçirilmesi, otoritenin güçlendirilmesi, destekçi kitlenin otorite odağına bağlılığının pekiştirilmesi amacıyla düzenlenen özel bir işleme, işlemler toplamına, yani operasyona dönüşüyor.
“Algı operasyonu” lafının tam da bizzat bu işi yapanların ağzında sakız oluşu boşuna değil. Haber iletimine algı operasyonu damgası vurarak algı operasyonuna alan açılıyor. Bu şekilde yaşanacak birkaç yıldan sonra, kimsenin bağımsız haber verilmesi diye bir faaliyete, bağımsız haber verene güveni inancı kalmayacaktır; dahası, böyle bir kavram anlaşılmaz hale gelecektir.
Türkiye gibi, yalanın zaten toplumsal norm olduğu, medyanın Cumhuriyet tarihinin başından beri -çoğunluğu, ağırlığıyla- devletin bir kolu gibi iş gördüğü, 1980’lerden sonra hepten medya dışı sermayenin denetimine girdiği, nesnellik, akıl, muhakeme, değerlendirme, tahlil gibi kavramların anca meraklısının bildiği özel mekânlarda çok ısrar edene servis edilebildiği bir ülkede, hâlihazırda iktidar propaganda aygıtının (“havuz medyası”) bağımsız haber aktarımı faaliyetini iptal veya def veya men ve nihayet imha edebilmesi, toplum çoğunluğunu hiçbir zaman hiç kimsenin hiçbir yayını bağımsız haber aktarmak için çıkarmayacağına ikna edebilmesi pek kolay.
Batı medyası ve güvenilirlik bunalımı
Yükselen faşizan-popülist dalganın üzerimize çullanması sonucu yaşayacağımız felaketleri şimdilik bir yana bırakalım. Türkiye’nin ırkçı-İslâmcı iktidarı kıt kanaat yayın yapmaya çalışan bağımsız yayın organlarının malını mülkünü gasp etmemiş, herhangi bir yerde herhangi bir doğru dürüst gazetenin kapısından giremeyecek cahil militanları kanaat önderi payesiyle taçlandırmamış olsa da gazeteciliğin karşı karşıya kalacağı -çünkü kaldığı- varlık-yokluk meselesine bakalım. Kültür ve eğitim bakımdan bizden çok daha iyi durumdaki ülkelerde de medya böylesine hayatî bir bunalım içinde. Sonuçları şimdilik apaçık görünmüyor, ama kısa vadede daha görünür olacak, uzun vadede kimbilir nerelere varacaktır.
Gazeteciliğin dünya çapındaki bunalımı, bir temel meselede simgeleniyor: İnandırıcılık veya güven sorunu. Bize göre çok daha sağlam ölçütlere ve geleneklere, çok daha sıkı denetim mekanizmalarına, çok daha eğitimli, kaliteli personele, çok daha geniş imkânlara sahip Batı basını da çok ciddî bir güvenilmezlik gerçeğiyle yüzyüze.
Güvenilmezlik hissini yaratan pek çok etken var. Bunların başında, ana akım medyanın giderek homojenleşmesi yeralıyor. Bakış açıları, yaklaşımlar, dolayısıyla tesbit ve hükümler, dolayısıyla söylem ve üslûplar birbirine benzemeye başlıyor. Değişik yayın organları aynı dilden aynı yönde konuşmaya başladıklarında, evet, belki bu toplu gayretleriyle çoğu zaman norm oluşturmayı, konuşulacak konuyu ve bunun ele alınacağı dili belirlemeyi başarıyorlar; ancak tek tek güvenilirliklerini kaybediyorlar. Tek elden yönetilen, zaman zaman birtakım komploların parçası, icracısı olan kuklalar gibi algılanabiliyorlar. (Bizim medya sûretindeki iktidar propaganda aygıtının uzun vadede kendi kendini yemekte, yok etmekte olduğunu ilk anlayan kim olacak acaba?)
Medyada bu homojenliğe yolaçan etkenleri (medyanın sermaye yapısı, bağları, siyasetçi-gazeteci ilişkileri, global elitlerin belli başlı gelişmiş ülkelerdeki medyayı “kapsama” gayretleri, gazetecilerin yetiştiği çevreler, kültürel aidiyetleri, ideoloji…) ayrıca ele almak gerek. Bu hayatî didiklemeyi şimdilik erteleyelim. Bir tek araştırma sonucu aktardıktan sonra: Transparency International’ın “Global Yolsuzluk Barometresi”ne göre Almanya’da okur-izleyici kitlesi medyadaki yozlaşmanın arttığını düşünüyor. Yolsuzluk skalasında medyacılardan daha üstte yeralan sadece iki grup var: siyasî partiler ve özel teşebbüs! Bu tesbit her şeyden önce bu üç grubu böyle bir güvenilmezler listesinin tepesinde biraraya getirdiği için önemli; ama dediğim gibi, şimdilik bu derin mevzuyu erteliyor, bu toplaşma-bütünleşmenin ana akım medyaya yönelik kemirici-yıkıcı tesirine dönüyoruz.
Toplum çoğunluğunun “gazetecilik” dendiğinde ilk aklına getirdiği “ana akım”ın giderek farklı, bazen zıt eğilimleri temsil eder olmaktan çıkışı, önemli konularda farklı gazete ve tv kanallarının hem birbirleriyle hem de -daha vahimi- yöneticiler, hükümetlerle ağız birliği eder hale gelişi, okurların/izleyicilerin medyaya bakışını doğrudan ve önemli ölçüde etkiliyor. Hiç beklenmeyecek ülkelerde okurların azımsanmayacak kısmının, “dünya basını” dendiğinde akla ilk gelen itibarlı gazeteler hakkında bile “hükümetten talimat alıyorlar” diyebilmesi, gazeteciliğin geleceği açısından çok tehlikeli.
Kamuoyu araştırmalarının dolaylı olarak ortaya koyduğu çok önemli bir gerçek var: Okurlar/izleyiciler, hernekadar kendi gazetelerine veya kanallarına özel bağlılık duysalar da, medya âlemini farklı, hattâ zıt eğilimlerin birarada varolduğu bir yelpaze olarak hayal edebilmelerini sağlayacak farklı yayın organlarının varlığına ihtiyaç duyuyorlar. Kendi gazetelerindeki fikri, başka -rakip- yerdeki farklı fikrin karşısında görmek istiyorlar. Belli başlı (ana akım) gazete ve tv kanalları aynı olaya aynı açıdan yaklaşıp aynı yönde yayın yapmaya koyulduğunda hepsinin hem tek tek hem topluca güvenilirliği hem de gazetecilik mesleğine duyulan güven ve ihtiyaç azalıyor.
Ana akım medya gereklidir
Popüler-faşizan iktidarların havuz medyası tipi organizasyonlarla gazetecilik mesleğine verdikleri zarar, bağımsız gazetecilere ve yayın kuruluşlarına revâ görülen zulümden ibaret değil yani. Almanya’da, Fransa’da dahi okurlar/izleyiciler medyayı tek elden yönlendirilir hale gelmekle, iktidar sahipleriyle içli dışlı olup hep beraber belli çıkarları savunmakla suçluyor ve bu yüzden gazetecilere güvenleri giderek azalıyorsa, etrafında -veya uzağında ama “dünyasında”- olup biteni sahiden haber almak isteyen insanları karanlık günler bekliyor demek. Çünkü doğru dürüst yürütülen gazetecilik dışında hiçbir faaliyet bu ihtiyacı tam anlamıyla karşılamaz.
Ve hernekadar “ana akım” denen medya birçok yerde birçok zaman çeşitli musibetlerin, kimi yerde kimi zaman da bütün kötülüklerin anası olabilmişse de, bir asgarî zemin, bir norm oluşturucu, gelenek koruyucu olarak ana akım basına gerek ve ihtiyaç vardır. Gazeteciliğin meslek ve kurum olarak yok oluşa sürüklenmesinin yaratacağı açığı bireysel-yerel gönüllü -ve sistemsiz, keyfî- haberciler, gerçeğe ve yalana aynı derecede açık -ve yine sistemsiz, keyfî- sosyal medya, sağdan soldan algı kapılarımıza çarpan gelişigüzel mesaj parçacıkları gideremez. Gazetecilik meslektir.
Türkiye’de, insanı hem üzen hem utandıran hem öfkeye boğan felaketleri ardarda yaşıyoruz; her gün yenisini. Bu ortam iki gün sonrası için bile konuşmayı imkânsızlaştırıyor. Bu yüzden temkinli olayım, yine de söyleyeyim: önümüzdeki haftalarda gazeteciliğin bugünü ve istikbali üzerine konuşmayı sürdürme niyetindeyim. Gazetecilik ölürse kaybedecek olan muktedirler değildir.
* Bu yazı Bağımsız Gazetecilik Platformu P24'te yayımlanmıştır.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları






























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024