Yıldıray OĞUR
“Silivri soğuktur” son yılların en popüler sloganlarından.
İfade hürriyetinin ve hukukun kırıntılarının kaldığı bir ülkede konuşmanın, yazmanın riskini anlatıyor.
Ama Silivri ne kadar soğuk olabilir ki? Belki İstanbul’dan 5-6 derece daha soğuktur.
Ama herhalde -52 derece değildir.
Cumartesi günü Sibirya’nın doğusundaki Yakustistan’ın başkenti Yakutsk’ta eğer hepsi donmamışsa termometreler -52 dereceyi gösterdi.
-52 burası için bile okulların tatil edilmesine neden olan bir soğukluk.
Ama 1917’nin öncesi ve sonrasında Rusya’nın Silivri’si olmuş, aralarında Lenin de olduğu binlerce siyasi sürgünü ağırlamış, hatta bir sürgün müzesinin bile olduğu Yakutsk’ta
yaşayan bir kaç bin insanı bu cumartesi günü ne -52 derece ne de Putin korkusu durdurmadı.
Fotoğraf makinelerinin bile çekerken pozu netleştiremediği bir havada sokaklara çıkıp “Hırsız Putin” diye bağırdılar.
Tıpkı derecelerin -20’leri gördüğü Rusya’nın diğer 109 şehrinde yapıldığı gibi.
New York Times muhabirinin yazdığına göre Moskova’da Kremlin Sarayı’na doğru yapılan en az 40 bin kişinin katıldığı yürüyüş, son yılların en kalabalık anti- Putin gösterisiydi.
Putin’in memleketi ve uzun yıllar çalıştığı Saint Petersburg’da da -15’leri gören soğuğa rağmen binlerce kişi sokaklara çıktı ve akşam saatlerine kadar da evlerine dönmedi.
Cumartesi günkü gösterinin çağrısını hapiste olan Rus muhalif lider Aleksey Navalny yapmıştı.
Rusya’da Noviçok adlı Sovyet döneminden kalma zehirli bir gazla zehirlenmesinden sonra AİHM’in acil kararıyla tedavi için Berlin’e gitmesine izin verilen ve tedavisinin ardından Moskova’ya geri döner dönmez de havalimanında gözaltına alınıp, tutulduğu karakolda kurulan bir mahkeme tarafından tutuklanan Rus muhalif lider Aleksey Navalny, kalan hukukun da ayaklar altına alındığı bir karakol mahkemesinde tutuklandıktan sonra Berlin’den gelirken yanında getirdiği esas sürprizini açıkladı.
Tabii ki Youtube’da.
Youtube’a koyduğu “Putin için Saray: Dünya Tarihinin En Büyük Rüşveti” adlı belgesel 1 saat 53 dakika uzunluğunda.
2008’den beri Rus devlet şirketlerinin, Putin’in, Medvedev’in yolsuzluklarını ortaya çıkaran, daha önce Putin’in yolsuzluklarını kurduğu blog sitelerde hatta bir keresinde pornhub’a yüklediği bir videoyla açıklayan 44 yaşındaki Navalny’nin Youtube’daki kanalının 6 milyona yakın takipçisi var. En son baktığımda bu çok uzun belgesel 78 milyon kez izlenmişti.
Belgesel, “Bugüne kadar yıllarca o bizim haklarımız için mücadele etti, şimdi sıra bizde” diyerek açılıyor ve 23 Ocak Cumartesi günü saat 14.00’de herkesi şehrinin ana caddesinde yürüyüşe çağırıyor.
Cumartesi günü sokağa çıkanların “Navalny’ye özgürlük” ile birlikte “Hırsız Putin” diye bağırmalarının sebebi 2 saat boyunca Navalny’nin belgeselde esprili, cesur üslubuyla belgeler, bağlantılar ve fotoğraflarla ortaya koyduğu Putin hikayesi.
Sovyetler dönemindeki bir KGB görevlisinin, bugün nasıl dünyanın en güçlü insanlarından biri haline geldiği sorusunun cevabını veriyor belgesel.
Navalny, zehirlendikten sonra tedavi için gittiği ve uzun süre komada yaşam mücadelesi verdiği Almanya’da boş durmamış.
Berlin’deki Doğu Alman istihbarat örgütü Stasi’nin arşivlerine girmiş, 30’lu yaşlarında 1985 ile 1989 arasında KGB adına Dresden’de görev yapan Putin’in dosyasını incelemiş.
Almanya’daki günlerini bu belgeseli hazırlayarak geçirmiş. Putin’in görev yaptığı mekanlarda çekimler yapmış.
Arşivlerinden ilk bulduğu Putin’e 1987 yılında Stasi tarafından hizmetleri için verilen altın rozet için düzenlenen gala gecesinin raporu ve fotoğrafları.
Navalny Stasi rozetiyle “Şimdi internette 3 Euro’ya satın alabilirsiniz” diyerek dalga geçtikten sonra gala gecesinin fotoğraflarına ve Putin’in Dresden’deki çalışma arkadaşlarına biraz daha yakından bakıyor.
Gala gecesinde ve diğer fotoğraflarda Putin’in hep yanında duran çalışma arkadaşlarından biri Sergey Viktorovich Chemezov, 14 yıldır aralarında kalaşnikofu üreten şirketin de olduğu çoğu savunma sanayinden 14 şirketi olan Rusya’nin büyük kamu holdinglerinden Rostec’in başında. Eski KGB ajanı bugün Rusya’nın en zenginlerinden biri.
Yine Navalny, arşivlerde Stasi’nin Putin’e verdiği 217590 seri numaralı kimlikle birlikte, 217591 seri numaralı kimliğin sahibini de bulmuş. Yine Dresden günlerinden Putin’in yakın arkadaşı olan bu isim 13 yıldır Rusya’nın en büyük petrol şirketlerinden Transneft’in başında olan Nikolay Tokarev.
Tokarev’in resmi biyografisinde bundan hiç bahis yoktu. Hatta yine arşivde Navalny’nin bulduğu bir telefon fihristine göre Tokarev ile Chemezov aynı odada çalışmışlar.
Dresden’de birlikte çalıştığı yakın arkadaşlarını ülkenin en büyük şirketlerinin başına getirmesi Putin’in “ehliyet ve liyakat” anlayışını gösteriyor. Tabii bu sadık insanlarla çalışma isteğinin arkasında para var.
Belgesele göre Putin’in parayla tanışması komünizmin çökmesinden sonra 1991’de görev yaptığı Saint Petersburg Belediyesi’nde olmuş.
Belediyenin başında ilk demokratik seçilmiş belediye başkanı olan, anti-komünist hareketin öncülerinden, Rusya Anayasası’nın yazarlarından Anatoly Sobchak var.
Putin, bir referansla belediyenin dış ilişkilerinin başına getirilmiş. Görevlerinden biri ihracat lisansları vermek.
Bu o tarih için çok kritik bir görev.
Çünkü o günlerde Rusya’nın elinde sadece petrol, gaz ve ormanları var, diğer ürünlerde kıtlık yaşanıyor.
Şirketlere petrol, gaz karşılığı, yurtdışından temel ihtiyaç maddeleri getirmek için izinler veriliyor. Yani petrol verilip patates, bebek maması alınıyor.
Bu ruhsatları bu ticaretin merkezi olan Rusya’nın liman şehri Saint Petersburg’da veren kişi Putin.
Navalny’nin iddiasına göre Putin burada büyük bir yolsuzluk ağı kuruyor.
Yakın çevresinden isimlere yurtdışında sahte şirketler kurduruyor, hammaddeyi bu şirketler alıyor gibi görünüyor ama yerine verilmesi gereken temel ihtiyaç maddeleri ülkeye gelmiyor. Bir çeşit hayali ihracat şebekesi bu.
Putin bunu yaparken limanda etkin olan mafyayla işbirliği yapıyor. 90’ların başında Saint Petersburg’da bu işleri birlikte yaptığı isimler bugün Rusya’nın oligarkları arasında.
Saint Petersburg belediyesinin dış ilişkilerinin başındayken Putin’in asistanı olan Alexey Miller, 20 yıldır Gazprom’un başında. Belgesele göre Putin’in asistanı olarak yolsuzluk ve rüşvet ağının merkezinde kilit bir konumdaydı.
Petrol ihracatının merkezindeki Saint Petersburg limanının o tarihlerdeki yöneticisi Alexander Dyukov ise şu an dünyanın en büyük petrol şirketlerinden Gazprom Petrol’ün başında.
Yine o tarihlerde Saint Petersburg’dan petrolü dünyaya satan isim Gennady Timchenko, bugün Rusya’nın en zengin oligarklarından biri. Bu tesadüf değil, çünkü Timchenko’nun zenginleşmesi Putin’in ihracat ruhsatlarıyla başlıyor, sonra Putin devlet başkanı olunca kurduğu Gunvor adlı şirketle oligarklaşıyor.
Çünkü Putin, devlet başkanı olunca aldığı bir kararla Rusya’nın beş büyük petrol üreticisi şirketinin yurtdışına petrol ihracatını İsviçre merkezli Gunvor üzerinden yaptırıyor.
2016 yılında gazeteciler, Gunvor’ın Peter Kolbin adlı kimsenin tanımadığı, parasının nereden geldiğini bilmediği gizemli ortağının Putin’in köylüsü, çocukluk arkadaşı olduğunu ortaya çıkardılar. ABD Hazinesi de Putin’in Gunvor’ın parasına direkt ulaşabildiğini iddia etmişti. Yani aslında Rusya’nın petrol ihracatını yapan şirketin ortağı da Putin’in kendisi.
Belgesele göre Putin’in yolsuzluk ağının merkezindeki yapılardan biri de Rossiya Bank.
Sovyetler döneminde Leningrad’daki bölgesel yönetim tarafından kurulmuş banka, Sovyetler çökünce ortada kalıyor ve 1991’de Saint Petersburg belediye başkanı Sobchak bankanın yeniden kurulması talimatını veriyor. Bu talimatı yerine getiren kişi de belediyenin dış ilişkiler sorumlusu Putin. Putin, bankanın yeni hissedarlarını arkadaşlarından seçiyor.
Saint Petersburg’da bir belediye ofisinde kurulan banka, şimdi ülkenin en büyük bankası. Bankayı kurarken Putin’in seçtiği yakın arkadaşları da Rusya’nın en önemli insanları.
Medvedev; başbakan ve devlet başkanı oldu, Miller; Gazprom’un başında, Sechin; Putin’in çantacısı iken şimdi Rosneft’in başında, Zubkov; başbakanlık yaptı, şimdi Gazprom yönetiminde, Marina Entaltseva; Putin’in şimdiki protokol müdüresi, Kozak; eski bakan şimdi Putin’in müsteşarı.
Liste böyle uzuyor.
Navalny’ye göre banka Putin’in parasını yönetiyor, yolsuzluklarını aklıyor.
Belgeseldeki yolsuzluk ağının son durağı Moskova.
1996 yılında Putin, devlet başkanı Yeltsin’in Başkanlık Mülk Yönetimi Dairesi’nde hukuk işleri sorumlusu olarak çalışmaya başlıyor. Yani görevi müfettişlik.
Onu devletteki yolsuzlukları soruşturacak bu makama öneren kişi Anatoly Chubais, Sovyetlerin ardından Rus şirketlerin özeleştirmesini yapan karanlık bir isim.
Putin’in çalıştığı birimin başındaki Pavel Borodin ise adı Yeltsin dönemindeki yolsuzluklarla anılan bir isim.
Bu iki isim, o yıllarda hakkında gazetelerde yolsuzluk haberleri çıkmaya başlayan Putin’i koruyorlar, Putin de onları.
Belgeselde Putin’in bu görevi sırasındaki sır olan hayatının ayrıntılarını anlatan kişi eski eşi Lyudmila Putin.
Bizzat kendisi anlatmıyor. Bayan Putin, 90’lı yıllarda bir gezi sırasında Hamburg’da Irene adlı bir Alman kadınla tanışmış ve mektup arkadaşı olmuşlar. Navalny, o mektupları bulmuş. Bir de Irene’nin bu arkadaşlık üzerine yazdığı, daha sonra raflardan kaldırılmış Rusça bir kitabını.
Bayan Putin 1998’e kadar süren mektuplarda arkadaşına, Davos, Cannes, Paris tatillerini, casinolarda geçirdikleri vakitleri, Moskova’da hediye edilen dairelerini açıkça anlatmış.
Navalny, bütün bunları anlatırken araya Putin’in konuşmalarını sokuyor.
Bir yerde Putin gözleri yaşararak “Anavatanımız, sahip olduğumuz en değerli şey” diyor. Başka bir yerde “Rossiya Bank’ın adına milliyetçi bir vurgu yaparken duyuluyor.
Belgeselden öğreniyoruz ki bizdeki tek parti devri vurguları gibi Putin de Ruslara sık sık 90’ların ne kadar kötü olduğu anlatıp duruyor. 90’larda batırılan ekonomi, bitirilen savunma sanayi, yok edilen ordu, yıkılan imparatorluk, yabancı güçlerin emrindeki yöneticilerin çökerttiği bir ülke...
Ama aynı 90’lar Putin’in bu yolsuzluk şebekesini de kurduğu yıllar.
Navalny, belgeselde isim isim içinde Putin’in yardımcılarının, çocukluk arkadaşlarının da olduğu isimlerin bugün nasıl Rus oligarkları haline geldiğini gösteriyor.
Peki, Putin’in etrafındaki herkes oligark olurken, Putin ne oluyor?
Navalny’ye göre yavaş yavaş iş dünyasını, medyayı, siyaseti, hukuku hatta seçimleri kontrol altına alan Putin, bugün Rusya’nın en zengin adamı ve dünyanın da sayılı zenginlerinden biri.
Temel ilkesi de 90’lardan beri aynı: Ülkenin kaynaklarından çalmak mı istiyorsun, o halde Putin’le paylaş!
Peki, ne yapıyor bu kadar parayla Putin?
Belgeselin en eğlenceli kısmı da burası.
Belgeselde Putin’in Karadeniz kıyısındaki safiye şehirlerinden Gelencik’te yaptırdığı gizli sarayı ilk kez ortaya çıkarılıyor.
7800 hektarlık bir alan üzerine inşa edilen 17. 692 metre kare sarayın içinde 300 hektar üzüm bağı, şarap imalathanesi, helikopter pisti, sera, istiridye çiftlikleri, liman, kilise, amfi tiyatro, çay evi, gece kulübü ve yer altında kurulmuş bir buz hokey pisti bile var. Putin’in favori sporu buz hokeyi...
Sarayın üzerine kurulduğu 7800 hektarlık alanın çoğu ormanlık arazi ve Rus güvenlik teşkilatı FSB’ye ait. Ama onlardan 2063 yılına kadar eğitim ve araştırma amaçlı kiralanmış, sarayı saklamak için tampon bölge olarak kullanılıyor.
Sarayın olduğu araziye karadan, denizden, havadan ulaşım imkansız. Sarayın üzerinde uçuş yasağı var. Denizden iki milden fazla yaklaşmak yasak. Belgeselin editörleri telefonla bölgede balık tutmak için yetkililerden izin almaya çalışıyor ama ısrarla o bölgeden iki mil uzaktan geçmeleri isteniyor.
Karadan yaklaşmak için ise kontrol noktalarından geçmeniz gerekiyor. Sarayın binlerce çalışanının içeriye kameralı telefon sokması dahi yasak.
Navalny’nin Youtube kanalında programlar yapan iki editör, biletlerini değiştirerek, yanlış duraklarda inerek, telefon sim kartlarını değiş-tokuş ederek polisi ve istihbaratı atlatıp sarayın yakınlarından bir kıyıdan şişme bir botla deniz açılmışlar.
Sarayın kıyılarına birkaç yüz metre yaklaşıp, dronelarını uçurup sarayın görüntülerini çekmişler.
Belgeselde bütün bunları da izliyorsunuz.
Peki bu sarayın parasını kim vermiş?
Aslında sarayın yapıldığı yer 2005 yılında çocuklar için bir kamp yeri yapmak üzere alınmış. Putin’e Saint Petersburg günlerinden beri yakın üç isim tarafından.
Bu isimlerden biri olan işadamı Sergey Koleşnikov, belgesele sarayın gerçek hikayesini anlatmış.
Putin’e henüz anayasada görev süresi olan devlet başkanlığı bitince emekliliğinde oturacağı Karadeniz kıyısında bir ev yapması önerilmiş. O da bu öneriyi beğenince harekete geçilmiş. Ev olarak başlayan inşaat bir saraya dönmüş.
Koleşnikov, 2010’da yeni devlet başkanı Medvedev’e bir mektup yazıp, saray inşaatının bütün ayrıntılarını anlatmış, bütün belgeleri, ses kayıtlarını vermiş, onu Putin’in yolsuzluklarını bitirmeye çağırmış. Ama ihbarı yanlış kişiye yapınca, canını ülke dışına çıkarak kurtarmış.
Özetle sarayın parasını, Putin’in savaş açtığı oligarklar vermiş.
Aralarında Roman Abromoviç’in de olduğu oligarklar, iktidarla iyi geçinmek için, Putin’in adamlarının onları yönlendirdiği hayır işlerine bağış yapmaya başlamışlar.
Petromed adlı bir şirkete tıbbı ekipman alımları için para göndermeleri istenmiş.
Bu bağış paralarının yüzde 35’i Rusya’da yerli ve milli tıbbi malzeme üretimi gibi işler için bir offshore yatırım şirketine gönderilmiş.
Bu offshore şirketin yüzde 94’ü Mihail Ivanoviç adlı bir kişiye ait.
Mihail Ivanoviç aslında Putin’in kendisi. Diğer ortaklar da Putin’in yakın arkadaşları.
İşte sarayın masrafları oligarklardan yerli ve milli yatırımlara harcanmak üzere bu yatırım şirketine vatanseverlik olarak istenen hayır paralarıyla karşılanmış.
Belgesele göre saray için 1 milyar dolardan fazla para harcanmış.
Koleşnikov’un ifşasıyla her şey ortaya çıkınca, altın yıl önce saray 350 bin dolara bir işadamı tarafından satın alınmış gibi gösterilmişti.
Medya Putin’in elinde olunca buna insanları ikna etmek de zor olmadı.
Belgeselde sarayın içinden fotoğraflar da var. Lüksün, şatafatın, lümpenliğin iç içe geçtiği bir zevkle döşenmiş saray hala inşaat halinde. Çünkü inşaatı yapanlar küf faktörünü unutmuşlar. O yüzden belgeseldeki drone çekimlerinde sarayda çalışan işçiler, şantiye görünüyor.
Kremlin Sözcüsü Peşkov, belgeselde iddia edilen sarayın Putin’e ait olduğunu yalanladı ama belgeseli izleyen binlerce kişi Navalny’nin uğruna hapse girdiği iddialar için cumartesi günü sokaklara çıktı ve “Hırsız Putin” diye bağırdı.
Aslında insanları soğuk havada sokaklara çıkaran sadece Putin’in zaten bilinen zorbalıkları, yolsuzlukları olmadı, esas motivasyonu sağlayan Navalny’nin cesareti oldu.
Zehirli bir gazla zehirlendiği ülkeye tutuklanacağını bile bile dönmüş genç bir adam Navalny.
Bunu yaparken her adımda olan bitenle dalga geçerek videolar çekti, Putin’e mahkeme salonunda çektiği videoda “sığınağındaki bunak” diye seslendi.
Bunun bedelinin ne kadar ağır olduğu malum. En son benzer sokak gösterilerini örgütleyen muhalif lider Boris Nemtsov, üç kere tutuklandıktan sonra 20152de Moskova’da öldürülmüştü.
İşte genç bir adamın bütün bu bedeli ödemeyi göze alarak meydan okuması en çok da Rusya’nın gençlerini etkilemiş gözüküyor.
Tik Tok’ta gösteriye hazırlanan, protesto videoları çeken 25 yaş altı Rusların Z kuşağı, Cumartesi günkü gösterinin de dinamosuydu.
Hatta yaşı o kadar küçük çocuklar vardı ki bazı videolarda anneleri tarafından kulaklarından çekilerek eve götürülen göstericiler gördük.
Bu gösterilerin Putin’i yıkmayacağı açık. Putin, hala belli bir kuşak için Rusya’yı SSCB’nin yıkımı sonrası eski şanlı imparatorluk günlerine döndüren karizmatik, dini bütün, vatansever lider.
Navalny onlar için dış güçlerin, Batı’nın adamı, gösteriler de bozgunculuk. Duma’da Komünistler dahil muhalif siyasi partiler de Navalny’ye böyle bakıyor.
Putin ise onu “blogger” diyerek aşağılıyor
Ama Rusya’nın, Sovyetlerin görkemli günlerini hatırlamayan veya umursamayan, gözlerini açtıklarından bu yana iktidarda Putin’i görmüş Rusya’nın yeni nesli için de, bu kadar güçlü bir lidere, kendisini zehirlemesine rağmen meydan okuyan, tedavi için gittiği Almanya’da bile belgesel çeken ve tutuklanacağını bile bile ülkeye geri dönen, kendilerine ait paraların hesabını soran bu genç “blogger”a vatan haini demesi olduğuna inanmıyor görünüyor.
Türkiye’de iktidarı destekleyenler ve iktidara Navalny’nin Putin’e dediklerinden daha ağırlarını söyleyen bazı muhalifler için gösteriler, Batı’nın bir oyunundan, yeni renkli devrim girişiminden ibaret.
Ama Belarus’tan sonra Rusya’daki gösterilerle ilgili haberlere Türkiye’de gösterilen ilgi, sosyal medyadaki paylaşımlar ümitsizlik ve çaresizlik hisleri arasında ortaya çıkan cesaretin ve yaratıcılığın, bu klişelere baskın geldiğini gösteriyor.
Navalny’nin dediği gibi Putin botoks yaptırarak, karda yarı çıplak denize girerek artık yeni nesli heyecanlandıramıyor.
Belgeselde anlatılan gerçekler kadar, Navalny’nin meydan okuyan, mizahi tarzı da gençler için heyecan verici ve cesaretlendirici.
Öyle olunca da Cumartesi günü binlerce kişi “şimdi Sibirya soğuktur” demeden sokaklara çıktı.
Yazı biterken belgeselin izlenme sayısı da 84 milyonu geçmişti.
(Türkçe altyazı seçeneği de olan belgeseli izlemek için https://www.youtube.com/watch?v=ipAnwilMncI&feature=youtu.be)
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları



















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026