Halil BERKTAY
[8-9 Temmuz 2020] Önce, ucu bazı güncel tartışmalara dokunan küçük bir hatırlatma: Onlar da Edward Said ve Immanuel Wallerstein gibi, sonra Benedict Anderson, Larry Wolff, Maria Todorova ve daha niceleri gibi, Batı-merkezciliğin gene Batı tarihçiliği ve sosyal bilimlerinin içinden çıkan çok etkili eleştirmenleri. Buna karşılık meselâ Müslüman âlim ve düşünürlerden gelmiyor böyle bir zenginlik. Karşı çıkıyor, şikâyet ediyor, kınıyor, reddediyor — ama bilimsel ikna yoluyla başarı şansı olacak başka bir yol ve model gösteremiyorlar. Birçoğu, kendi kültürel ve inançsal kimliğini “Batı bilimi”nin karşısına dikmenin yeterli olduğunu zannediyor. Yok, bu darlığı aşabilecek sentez kapasiteleri. Çok önemli bir nedeni, kendi bağlayıcı kudsiyetleri. Tabuları var, dokunulmazlıkları var. Edebiyatta da, sanatta da, bilimde de derinleşmekten alıkoyuyor. İnsanı olduğu gibi göremiyor ve kurcalayamıyorlar. Oysa bütün eksik ve sakat yanlarıyla o horlanan “Batı bilimi” ve akademisi, hem şimdiye kadarki bütün içerik ve metod birikimi, hem olanca özgürlük geleneği, sınırsız düşünme ve tartışma geleneği sayesinde, habire kendi alternatiflerini kendisi üretmeye devam ediyor.
Geçtim. Asıl konuya, geneli ve özeliyle köylü toplumlarına ilişkin evrensel sosyolojik gerçekliklerin, önce nasıl görülemediği ve sonra nasıl görüldüğüne dönelim.
Bu sefer şöyle düşünün: dünyanın Avrupa diye bir köşesi var. Avrasya anakarasının en kuzeybatı ucu da diyebiliriz (Diamond, Cook ve Ponting öyle görüyor). Mısır, Mezopotamya, Orta Doğu, İran, Hindistan ve Çin gibi büyük medeniyet merkezlerine kıyasla, burası uzun süre hayli geri bir çeper (periferi). Derken, coğrafî avantajına dayanarak kıpırdanmaya başlıyor. Atlantik kıyısı konumu sayesinde, okyanusa açılıp “orada” olduğu daha önce bilinmeyen büyük bir kara parçasına tosluyor: kazara Amerikaları “keşfediyor.” Üstelik yerli halk askerî bakımdan çok geri. Madenî zırh ve silâhları yok. Avrupalı fatihler eziyor, yağmalıyor ve kısa zamanda büyük zenginlik biriktiriyor. Bu sayede, o sıralar kendisinden çok daha ileri ve müreffeh seviyedeki Hint Okyanusu ekonomik bölgesine de girmeyi başarıyor.
Öyle veya böyle; 15. yüzyıldan itibaren Avrupa’da “modern” ve/ya “kapitalist” sözcükleriyle tarif etmeye çalıştığımız yeni bir kültür ve uygarlık dairesi yükseliyor. Avrupa kendi kimliğini, zaman içinde birbirini izleyen (ve belki kısmen örtüşen) çeşitli “öteki”lerle mücavirlik, mukayese ve mücadele içinde oluşturuyor. Bu “öteki”ler bazen çoktanrıcılar, bazen İslâm, bazen Türkler/Osmanlılar, bazen Amerika’ların yerli halkları, bazen Afrika ve Asya’daki sömürgeler, bazen diğer “ırk”lar, bazen Yahudiler, bazen Sovyetler ve komünizm olabiliyor (bkz Gerard Delanty, Inventing Europe).
Kabaca 1500 dolayları ile 1800 arasında adım adım serpiliyor, bu yeni Avrupa’nın yeni üstünlük duygusu. Avrupalı elitler kendi kültürlerini, bilgilerini, değerlerini, hayat tarzlarını, kurumlarını ve pratiklerini norm/al, başka kültür, değer, kurum ve pratikleri a-normal kabul etmeye başlıyor. Avrupa-merkezciliğin en temel katmanları bu üç yüzyılda kuvvetle teşekkül ediyor. Avrupalı nazarı (the European gaze) kendine baktığında başka, kendi dışına baktığında başka şeyler görüyor. Benzerliği değil benzersizliği algılıyor. “Biz moderniz, onlar değil. Bizimle aynı patikayı izlemiyorlar. Başka bir hava ve mecradalar. Bizim gerimizde kalıyorlar.” Batı ile Doğu arasında bir yol ayırımı hissi ve bunun değişik bir özden kaynaklandığı fikri, daha bu aşamada, bugün Oryantalist dediğimiz düşünce tarzına hayat veriyor.
Oryantalizm bir ideoloji, bir dünya görüşü. Şarkiyat Çalışmalarının (Oriental Studies) o zamanki hali, metotları, ne bilip ne bilmediği zemininden fışkırıyor. Başka bir deyişle, Şarkiyat Çalışmaları içinde bilim ve ideoloji içiçe. Hem diller, edebiyat, çeviriler, edisyon kritikler, sözlükler, ansiklopediler bakımından muazzam kazanımlar söz konusu (ki hâlâ kullanıyoruz). Hem de böyle özcü bir ötekileştirme ve tarihsizleştirme saplantısını besleyip yeşertiyor. Dil ve din farklarıyla birlikte, hukuk ve siyaset öne çıkıyor. Çünkü (Yeniçağ da dediğimiz) Erken Modernite hâlâ öyle bir dönem. Toplumlar aşağıdan yukarı değil, yukarıdan aşağı algılanıyor. Henüz önce ekonomiye değil, önce devlete, yönetime, siyasete, kurumların hukuki elbisesine bakılıyor.
Bu ortamdadır ki Machiavelli, sonra Montesquieu ve Hegel gibi düşünürler, giderek uçurumlaşan bir ayırım yapıyor Batı yönetimleri ile Doğu yönetimleri arasında. Bizde sınırlı monarşi (limited monarchy) var, onlarda yok. Bizde hukuk devleti var (bkz Kanunların Ruhu), onlarda yok. Bizde kontrat, sözleşme, bağıtsallık var; onlarda yok. Bizde kişi özgürlüğü var, onlarda yok. Bizde özel mülkiyet ve sermaye birikimi var, onlarda yok. Biz dinamiğiz, onlar statik. Bizde terakki (evrim, ilerleme) söz konusu, onlarda ise tekerrür (tarihin tekrarı). Böyle bir dizi 1/0 ikilemi (binary opposition) oluşuyor. Hepsi Doğu Despotizmi (Oriental despotism) konseptinde özetleniyor.
Buraya kadarı, tekrar edeyim, antikacıları, koleksiyonerleri ve dilbilimcileri dahil 1500-1800 arasında Şarkiyatın ve Şarkiyatçıların ürünü. Derken 19. yüzyıl başlarında Berlin’den başlayarak modern üniversite sistemi kuruluyor. Bilimselliği yeni kabul edilen sosyal bilimler de dahil, her bir özerk disipline ayrı bir bölüm (departman) esası benimseniyor. Herodot ve Tukidides’ten, yani İÖ 5. yüzyıldan beri bol parası ve boş zamanı olan amatörlerin uğraşısı olan Tarih de bu noktada yeniden tanımlanıyor. Kurumlaşıyor ve profesyonelleşiyor; diploma ve doktora koşulları belirleniyor. Müstakil Tarih bölüm ve seminerleri ortaya çıkıyor.
Bu, Şarkiyatçıların yanısıra şimdi bir de Ortaçağ tarihçilerinin sahneye çıkması demek. İkisi çok farklı birbirinden. Şarkiyat Çalışmaları, kurumlaşsın kurumlaşmasın dışarıya, Doğuya, ötekine bakıyor. Avrupa dışı dilleri ve kültürleri bilmeyi gerektiriyor. Tarih bölümlerinin yüzü ise kendine, Avrupa’ya ve sadece Avrupa’ya dönük. 19. yüzyılın ilk yarısında, diyelim Leopolod von Ranke’nin Berlin Üniversitesi’ne profesör atandığı 1825 yılında, tarih diye ne var bu yeni tarih bölümleri ve öğrencilerinin çalışabileceği? Çok gerilerde İlkçağ var, yani Eski Yunan ve Roma; çok saygın ama Avrupa ve Avrupa Tarihi değil, çünkü Avrupa krallıkları ve ulus-devletlerinin kaynağı değil; İS 5. yüzyılda sonlanan ayrı bir dünya. Daha yakınlarda Yeniçağ var, ama topu topu 300 yıllık. İkisinin arasında ise, Göç ve İstilâlar Çağı’yla ya da Kavimler Göçü’yle birlikte Avrupa’nın doğuşunu da içeren net 1000 yıllık bir Ortaçağ uzanıyor.
19. yüzyılın yeni Alman ve Fransız üniversitelerinin yeni tarih bölümlerinde çok önemli bu Ortaçağ. Gerek başlıbaşına süresi, hacmi ve içerdiği konu zenginliği; gerek Napolyon’un yenilgisini ve Fransız Devrimi dalgasının geri çekilmesini izleyen Restorasyon dönemi Romantizminin geçmişe uyandırdığı tarihsici (historicist) nostalji; gerekse yeni milliyetçilik çağında Avrupa uluslarının başlangıcının ne kadar geriye götürülebileceği açısından (bkz Patrick Geary, The Myth of Nations [Uluslar Efsanesi]), Avrupa tarihçilik piramidinin en tepesinde Ortaçağ tarihi oturuyor. Latince, Orta Almanca, Orta Fransızca ve Orta İngilizce bilen; dolayısıyla bu dillerdeki bütün edebiyatları okuyabilen, Kilise, mahkeme ve noterlik belgelerini çözebilen, kraliyet arşivleri ile saraylı aşk şiirleri ve malikâne envanterlerine aynı derecede vakıf Ortaçağ tarihçileri, derslerimde de kullandığım bir benzetmeyle, o zamanlar bu mesleğin Porsche’ları, Cadillac’ları, Rolls Royce’ları. Sair meslekdaşları ucuz ve sıradan Fiat veya Citroen’leri andırırken, yelpazenin diğer ucunda traktör veya kamyonet misali Şarkiyatçılar yer alıyor.
Peki, ne görüyor bu seçkin, bu aristokratik Ortaçağcılar, kendi alanlarına baktıklarında? Ne gördüklerini, 150-200 yıl sonra bugün geldiğimiz noktada, ben kendi terimlerimle şöyle tarif edebiliyorum: (1) Çok popüler düzeyde konuşacaksak, şatoları ve şövalyeleri görüyorlar. Başka bir deyişle, fiyef dağıtımının nasıl bir kabileden devlete geçiş sürecinde oluştuğunu daha önce anlattığım sonuçlarını: zayıf krallar ve güçlü lordları kapsayan görece ademi merkezî, görece aristokratik bir iktidar konfigürasyonunun kendine özgü hukuk ve kültür giysilerini, couleur locale’ini (mahallî renklerini) görüyorlar. O kadar ki, uzun süre devleti görmüyorlar bile. Ya da devleti süzeren-vasal, üst bey ve alt bey ilişkilerine indirgiyorlar. Ve bu ilişkilerin tamamını aynen fotoğraflayıp önce feodal hukuk (ius feodale), sonra feodalite, giderek feodalizm adını veriyorlar. (2) Henüz 19. yüzyılda dikkatlerini toplumun tepesinden ne kadar aşağıya kaydırdıkları, yani köylüleri görüp görmedikleri çok şüpheli. Paul Vinogradoff büyük bir istisna kuşkusuz. Çünkü Rusya kökenli ve yoksul, ezilen bir geleneksel köylülük realitesini bütün acı çehresiyle birlikte çok yakından tanıyor. Ama çoğu profesyonel Ortaçağcı, köylüleri gene hâkim sınıfların gözüyle görmekten; yani bağımlı küçük köylü ekonomisine o özel iktidar konfigürasyonunca giydirilmiş, zamana ve mekâna özgü hukuk ve kültür renkleriyle görüp algılamaktan kurtulamıyor. Haksızlık etmeyelim; çok ama çok zor bu zihinsel çerçevenin dışına çıkabilmek. Sonuçta, 1000 veya 1100 veya 1200 dolaylarındaki Avrupa köylülüğünü de âdetâ kameranın karşısına oturup bütün o mahallî giysisi içinde fotoğrafını çekerek adına serflik diyorlar.
Altını ne kadar çizsem az: Paul Vinogradoff (1854-1925) ve hattâ Marc Bloch’a kadar (1886-1944) hemen hiçbir profesyonel, akademik Ortaçağ tarihçisi bakmıyor Avrupa dışına. Başka coğrafyalardaki fiyef sistemleri ve bağımlı köylülüklerle zerrece ilgilenmiyor. Feodalizm ve serflik kavramları, sadece Avrupa’ya özgü bilgiler temelinde, bu kadar Euro-specific bir düşünce ve bilim süreciyle tanımlanıyor. 18. ve 19. yüzyıl Avrupa düşünce dünyasının bir başka kompartımanında ise Şarkiyatçılar yaşamakta. Onlar Ortaçağ tarihçileriyle aynı tezgâhtan geçmemişler. O kadar katı, önü ilikli bir disiplinden gelmiyorlar. Fakat Avrupa-merkezcilik onların da soluduğu havada var. Bu zihniyetle, Avrupa’nın içine değil dışına bakıyor ve feodalizmin aynadaki aksini, negatifini, eski körüklü fotoğrafçıların deyimiyle “arabı”nı — güçlü hükümdar, zayıf fiyef sahiplerinden oluşan hafif değişik bir iktidar konfigürasyonunu görüp adına Doğu despotizmi diyorlar.
Bu da bizi Marx’ın bu konuda nerede, hangi bilgi ve düşünce akımlarının kavşağında durduğuna; Avrupa’nın ve Avrupa dışının kapitalizm öncesi tarihine ilişkin kendi kavramlarını nerelerden ödünç aldığına getiriyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları



















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024