Metin Karabaşoğlu
Sosyal medyayı hayatın aynası olarak görenlerdenim. Gerçek hayat ile sosyal medya arasındaki farktan söz ederek “Biz aslında böyle değiliz” diyenler de var gerçi. Ama şahsen, onun ‘biz’i en güzel şekilde yansıttığı; kişiler, topluluklar, toplumlar için bir nevi ‘tahlil laboratuvarı’ işlevi gördüğü kanaatindeyim. Nitekim bu mecra daha önce iletişim içinde olmadığım kimi çevrelerle iletişim kurmamı, tanımadığım birçok kişiyi tanımamı sağladı; evvelce ‘tanıdığımı’ sandığım bazılarını ise aslında ‘tanımadığımı’ da yine bu mecra üzerinden öğrenmiş oldum. Burada yazılanlar, çizilenler; özellikle de etkileşimler bu açıdan çok öğretici… Kişilerin yüz yüze olmayan, dahası anonimleşebilen bir iletişim ortamında ‘olduğundan farklı’ davranabildiğini söyleyenler olsa da, ben durumu tersinden almanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Burası, gerçek hayatta ‘olduğundan farklı’ davranabilenlerin ‘olduğu haliyle’ arz-ı endam ettiği bir diyar. Meselâ bazı kişi ve zümrelerce burada kullanılan dilin gerçek hayatta görünenden daha kaba olması, gerçek hayatta kullanılan bazı perdelerin burada kalkmış olmasından. Yoksa burası olmayana baktırıyor değil, bilakis derinlerde saklı olanın da gün yüzü görmesini ve böylece görülmesini sağlıyor.
Nitekim, içinde yaşadığımız ülkede kollektif kimliklerin kişileri ve kişilikleri, fertleri ve ferdiyetleri baskılayacak kadar güçlü, hatta pervasız olduğunu; ve siyasî, itikadî, ideolojik, etnik, sınıfsal vs. farklılık, hatta zıtlıklara karşılık, her bir kollektif kimlikte bir vesayet damarının saklı bulunduğunu bu mecra sayesinde daha açık bir şekilde farkettim… Ve bunu, en çok da, bir kollektif kimlik üzerinden başkalarına ne söylemesi, ne yapması, nerede ve kimlerle beraber olması gerektiğini ‘buyuran’ etkileşimler sayesinde görmüş oldum.
Aynı anne babanın evladı olup aynı ortamda büyümüş ve aynı terbiyeyi görmüş kardeşlerin bile birbirinin aynısı olmayışı, şu âlemde her insanın biricik olduğunu öğretiyor bize. Hepsi ayrı bir kişilik ve karaktere sahip her bir insan, öte yandan, kendi ferdiyeti içinde varlığını derinleşerek ve zenginleşerek sürdürmek için birbiriyle hemhal olmaya da muhtaç. Dolayısıyla, birarada olmak adına aynılaşmadan ve birarada olamaz şekilde ayrışmadan ‘farklılık içinde beraberliğin’ yolunun bulunması gerekiyor. Lâkin, işte bu zeminde beliren sosyalleşme ihtiyacına karşılık gelen toplulukların bundan da fazlasına talip olduklarını görüyoruz maalesef. Yalnız olamayan insanın bir topluluk içinde kendini gerçekleştirme çabası, kolayca topluluğun, daha doğrusu topluluk içindeki daha baskın karakterlerin kişiye kendini dayatması gibi bir yola sapabiliyor. Yolda olmanın ve yoldan sapmanın ipuçlarını ise, iletişimde kurulan dilin niteliği üzerinden çözümlemek mümkün: Kişileri eşitler olarak görüp, en iyiyi bulmada özgür iradelerle ortak bir çabayı mümkün kılan müzakere dili mi; yoksa ‘üstün’lerce zaten bulunmuş ‘en iyi’yi dayatan iktidar ve vesayet dili mi?
‘Vesayetçi dil’ veya ‘iktidar dili’ derken kasdım, kendisini biçimlendirici özne, başkalarını ise biçimlenecek nesneler olarak kurgulayan; düşüncesini ve tercihini mutlaklaştırdığı gibi, başka düşünce ve tercihleri değersiz ve aşağı gören, hatta düşmanlaştıran ve şeytanlaştıran bir dil. ‘Müzakereci’ dilden muradım ise, mutlaklaştırmadan görüş, düşünce ve tercih ifade eden, bu ifadeyi de bir dayatma üslubuyla değil bir öneri biçiminde arzeden; ‘Doğru yalnızca budur’ demek yerine ‘Bana göre daha doğrusu budur’ diyebilen ve ‘en doğru’ için müzakereye açık olan, bu sebeple de soruya ve sorgulamaya, eleştiriye ve takdire eşit derecede açık olabilen bir dil.
Ve işte sosyal medyaya baktığımızda, her iki dilin taşıyıcıları da en berrak biçimde beliriyor karşımızda. Kimileri kendisi ve aidiyeti dünyanın merkezi imiş gibi kesin ve keskin konuşuyor; kimileri de şu yer kürede kendisi ve aidiyeti dahil hiç kimsenin ve hiçbir yerin ‘merkez’ olmadığını bilmenin getirdiği itidal ile… İlki, ikincisinde olmayan özelliklere sahip: mutlakçı, buyurgan, ayrıştırıcı, tehditkâr ve küstah. Biri herhangi bir kollektif kimliğe dahil olsun olmasın, iletişime açık; diğeri ise yalnızca ‘iletim’e. Biri bildiğini paylaşmaya da, bilmediğini öğrenmeye de açık; diğeri zaten bilinmesi gereken herşeyi bilen olarak öğrenmeye kapalı, sadece ve hep öğretiyor! Biri başkalarının görüşü ile kendi görüş açısını genişlettiğinin farkında; diğerine göre gerçek sadece kendisinin durduğu yerden ve açıdan görülüyor…
Bu manzara içerisinde sosyal medya tecrübesiyle farkına vardığım belki en garip olgu ise, kişilerin bir kollektif kimlik üzerinden kendilerinde başkaları üzerinde buyurganlık hakkı görmeleri. Açarsak; kişi kendisini a, b veya c kollektif kimliğine mensup olarak tanımlıyor; ardından, aidiyet ifade ettiği kollektif kimliğe dair kodları tanımlıyor veya belirliyor; sonraki adımda, karşısındaki kişiyi o kimlik dışında görerek ayrıştırma yahut o kimlik dahilinde görerek aynılaştırma tutumu geliştiriyor ve bunun üzerinden, aynılaştırdığı kişi için vasî tayin edilmiş gibi bir tavır ve davranış içerisine giriyor.
Yakınlarda manidar bir örneği ile karşılaştım bunun. Bir sosyal medya mecraında gerçek ismiyle var olmamayı tercih eden bir kişi, o mecrada adıyla sanıyla mevcut bir başka kişiyi kendisiyle aynı kollektif kimlik üzerinden tanımlıyor, ardından bu kollektif kimliğe göre ‘şurada durulur, şunlarla konuşulur ve şöyle konuşulur’ diye bir kod belirleyerek, aynı aidiyetten görme lutfunda bulunduğu diğer kişiden, belirlediği bu koda göre ‘kötü’ ve ‘düşman’ kategorisine yerleştirdiği bir mecrada yaptığı söyleşinin hesabını soruyordu.
Ne demiştik ‘iktidar ve vesayet dili’ ile ‘müzakereci dil’ arasındaki fark üzerine konuşurken: “İlki, ikincisinde olmayan özelliklere sahip: mutlakçı, buyurgan, ayrıştırıcı, tehditkâr ve küstah.”
Bunun harika bir örneğiydi ortadaki… Kendisi olarak, adıyla sanıyla var olamadığı bir mecrada, aidiyet atfettiği bir kollektif kimlik üzerinden başkalarına ‘ne olmaları, ne konuşmaları ve kiminle konuşmamaları gerektiği’ni söyleme iktidarını kendinde görmek.
Bu bir istisna mıydı peki? Gerçek hayatta pek de mevcut olmayan bir davranış biçimi miydi bu? İçinde yaşadığımız ‘toplum’da ancak eser miktarda kişide rastlanan bir semptom muydu zuhur eden?
Bilakis bu örnek, fertlerin ferdiyetleriyle birarada yaşadıkları bir toplum olmaktan ziyade, kişilerin -seküler veya dindar farketmez- ‘topluluk’ halinde yaşadığı şu ülke gerçeğini birebir yansıtıyor. Sözkonusu kişi, aslında özür dilemesi gereken küstahça bir tutum sergilese de, o bunu küstahlık kasdıyla değil, aksine ilgili diğer kişiyi ‘koruma ve kurtarma’ adına ve iyilik zannıyla yapıyordu muhakkak. Çünkü, kuvvetle muhtemel, kendisinin de hayatı boyunca hep maruz kaldığı ama her yerde, herkes için ve herkesten böyle gördüğü için bir ‘maruz kalma’ durumu olarak algılamadan kanıksadığı ‘normal’ idi bu. Bir başka insana, onun ferdiyetine saygılı olmak; kendi hayatları hakkında tercih hakkının kişilerin kendilerine ait olduğunu kabul etmek; dolayısıyla bilemediği, anlayamadığı veya yanlış bulduğu bir tercihle karşılaştığında buyurgan bir dille ‘doğrusunu öğretmeye’ kalkmadan, en fazla özür de beyan ederek bir soru formunda açıklama talebi veya ricasıyla kişilere muhatap olunması gerektiğini bilmek… Bunlar bu ülkede, istisnalar bir yana dar ve geniş tanımıyla ‘aile’lerin, seküler veya dindar farklı formlarıyla ‘topluluk’ların, hele ki kendisini her zaman 1 numaralı vesayet odağı olarak gören devletlûların beraberce uzağında oldukları özellikler. Aileden okula, cemaatten ‘kamu’ya, her alanda karşımıza bir vesayet ve iktidar dili çıkıyor zira; dayatmayıp öneren, eleştirdiği kadar da eleştirilmeye açık müzakereci dil değil. Bu iktidar dili, bu vesayetçi anlayış kendisini en kolay biçimde kollektif kimlikler üzerinden tanımlıyor. Birer kollektif kimlik mecraı olarak dindar veya seküler cemaatler, buna göre oluşmuş dost ve düşman tanımları; kişilerin ferdiyetleri, şahsiyetleri ile ‘biricik’liği gözardı edilerek bu kollektif aidiyetlerden biri üzerinden tanımlanması ve sonra da ona göre bir düşüncenin veya davranış kodunun dayatılması… Sen şunlardansın. O halde şöyle düşünmen gerekir. Şunu konuşmalı, şunlarla konuşmamalısın.
Evvelce, herşeyi bilenlerin ülkesi, diye bilip de diyemeyenlerin ülkesi diye yazmıştım bu ülke için. O, aynı zamanda, hiç büyüyemeyenlerin ülkesi… Vesayet her yerde; en uzağında olması beklenen entellektüel mecralar ve epistemik cemaatler dahil, hep öğreten ve müzakere değil onay bekleyen bir dilin hükümranlığı yaşanıyor hemen her yerde. Bazıları çok büyük, herşeyi biliyor; bazıları hiç büyümeden ve hiç bilemeden hep öğrenmeye mecbur ve mahkûm. Vesayet bu ülkede sadece devletlûlara, yönetici elitlere mahsus değil; bilakis kanıksanmış genel bir zihniyet ve yaşayış biçimi. Buna göre, siz bir insan, biricikliği, özelliği, özneliği olan bir fert olarak değil, salt bir kollekif aidiyet içinde tanımlanıyorsunuz -bir ailenin, cemaatin, ulusun, devletin mensubu olarak. Ve sizden o aidiyete göre bir davranış koduna uygunluk bekleniyor. Bir fert olduğunuz, Yaratıcı tarafından size bir özgür irade verildiği, kendi hayatınızla ilgili tercihlerinizin size ait ve sizin sorumluluğunuzda olduğu; başkalarının ancak ya sizin talebinizle bu tercihlerle ilgili bir yorum veya değerlendirmede bulunabileceği yahut aradaki hukuka göre sizin rızanız dahilinde görüşünü dile getirip uyarısını yapabileceği veyahut tercihlerinizin onları da etkileyen sonuçlar doğurması sebebiyle eleştiri ve uyarı hakkının olabileceği sıklıkla gözardı ediliyor. Ayrıca, kişilerin ve kollektif kimliklerin mutlak iyi ve kötüyü temsil etmediği; bir kişinin ‘ya hep ya hiç’ tercihine mecbur ve mahkum olmadığı; ‘hem o hem bu’ diyerek, bir konuda a’ya, diğer konuda b’ye katılmasının pekâlâ mümkün olduğu, her ikisine katılmama hakkının da olabildiği; iletişimin ‘benzeş’ler arasında ve ‘aynılaşmak’ için kurulan bir ilişki biçimi olmadığı ve olmaması gerektiği de…
Bu açıdan bakınca, bu ülkede otoriter zihniyetin sadece siyasal düzlemde karşımıza çıkan bir sorun olduğunu düşünmek hayli yanıltıcı değerlendirme ve sonuçlara götürebilir. Sorun daha derin; aile ilişkilerinden başlayarak, her türlü kollektif ilişki ve aidiyet ağı içerisinde ferdiyeti ve şahsiyeti baskılayan, kişileri sorgulanması hoş karşılanmayan tanımlanmış kimlik kodlarına uygunlukla değerlendiren bir anlayış hakim. Kollektif kimlikler merkeze alınınca da, ilkesel açıdan doğru da olsa, kollektif beklentiye aykırı hareketler asla doğru bulunmuyor. Buna karşılık, ilkesel açıdan yanlış da olsa, bir fiil kollektif beklentiye ve tercihe uyumu halinde doğru görülüyor. Bu noktada kimin elinde kalırsa kalsın otoriter dilden kopamayan ve kişilere hep empoze eden vesayetçi diliyle devlet, ‘topluma rağmen’ bu halde değil; bilakis, biraz da aynı dili benimsemiş ‘topluluklar sayesinde’ bu şekilde davranmayı sürdürebiliyor.
Aşırı bireyselliğin Batı toplumlarını gerçek anlamda ‘toplum’ olmaktan alıkoyduğu bu topraklarda sıkça söylenir. Bu ne kadar doğru bilemem; ama doğru ise dahi, bu söylemin görmezden geldiği ve örttüğü bir gerçek, bizi de, ferdiyetlere saygılı müzakereci bir dil değil de kendi doğrusunu mutlaklaştırarak dayatan vesayetçi bir dil geliştiren ‘kollektif kimlik’lere hapsolmuşluğun gerçek anlamda ‘toplum’ olmaktan alıkoyduğu…
Ferdiyetini kazanmış kişilerin oluşturduğu beraberliklere ihtiyacımız var oysa.
Üstünlük dayatmayan; topluluk olmayı ferdiyet ve şahsiyet sahibi olmanın da, toplum olmanın da engeline dönüştürmeyen beraberliklere…
Bunun için ise, vesayet ve iktidar diliyle değil, müzakere diliyle kurulmuş ilişkilere…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları

















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
1.10.2025
25.09.2025
19.09.2025
11.05.2025
28.03.2025
26.12.2024
24.12.2024
12.12.2024
23.10.2024
26.09.2024