Yıldıray OĞUR
Hz. Musa asasıyla Kızıldeniz’i yarıp Firavun’un elinden İsrailoğullarını kurtarır. Artık kimsenin onun Tanrı tarafından seçilmiş elçi olduğuna şüphesi kalmamıştır. Bu güvenle kavmini bırakır ve arkasına bakmadan Tur Dağı’na çıkar. 40 gün sonra gelir bir de ne görsün, “Tanrı’ya şirk koşmayın, putlara tapmayın” diye sıkı sıkı tembihlediği kavmi arkasından altın bir buzağı heykeli yapmış ona tapmaya başlamasın mı?
Son 30 günde de böyle oldu. Bir Sur’a üflendi ve herkes yeniden atalarının dinine, altın buzağılarına, fabrika ayarlarına geri döndü.
Bırakın polis şiddetini, Erdoğan’ın otoriterizmini uzaylılar dünyayı işgal etse yan yana düşülmemesi gereken insanlarla yan yana düşenleri gördük. Mustafa Kemal’in Askerleri ile, ırkçı Türk Solu dergisiyle, TGB’yle, AKP’yi Yahudi asıllı şeriatçıların kurup, Kürtçü CIA ajanlarının desteklendiğini düşünen TC. profilli Beyaz yakalılarla, Kemalist konfederasyon bayraklı teyzelerle, Paris Komünü dönem filmi çekiyor tadındaki Türk solcularla, kendi yaşam tarzları dışında hiçbir şeyin bugüne kadar endişelendirmeyi başaramadığı endişeli modernlerle sokak sokak cadde cadde, barikatlardan direnenler, direnemese de direnenlere kızgın yağlar taşıyanları gördük.
Direnişin öncülerinden,(sonra Taksim’de konuşturulmayarak devrimin yediği evladı) Sırrı Süreya’nın terminolojisiyle söylersek, iki aylık Akil İnsan avından dönen TGBlilere “Öcalan posterine dönük bir şey yapmayacağız” sözü verdiren “mücadele pratiği halkları bir araya getirdi, halklar arasındaki zihinsel ambargoları kaldırdı.”
Ne tuhaf bir tesadüftür ki bu büyük mucize tam da hükümet 30 yıllık savaşı bitirmek için adım atarken oluverdi. Bir ay önce değil, tam çekilme biterken ikinci aşama tartışmaları başlarken. Ama muhakkak direnişçilerin acelesi vardı, Erdoğan faşizmine bir gün bile daha tahammül kalmamıştı, herkesin canı burnuna gelmişti, “yetti bea” dedirtmişti kızını devlet memuru yapamayan diktatörün yaşam tarzımıza müdahaleleri.
Yine de Nilüfer Göle’ye yeni Mustafa Kemal Derviş heyecanları yaşatan, büyük eksikliğini hissettiğimiz “yobazlık” kavramını sosyolojiye yeniden sokturan direnişle, Soner Yalçın’a Retro Kurtuluş Savaşı çoşkusu yaşatan direniş, Cengiz Çandar’ın dünyanın çeşitli köşelerindeki seyahatlerini bölüp selamladığı direnişle, Silivri’den eski yoldaşı Doğu Perinçek’in selamladığı direniş, Talat Paşa Komitesi ile Ermeni aydınları, Erdoğan’a uyarı mektupları bitince Radyoevini işgal etmesi beklenen emektar demokrat köşecilerle,Yaşam Tarzı İdeolojisi’nin Foocault’su havalarında dolaşan Ertuğrul Özkök’ü aynı anda heyecanlandıran direniş aynı direniş değildir herhalde.
Belki de Allah herkesin kalbine göre bir direnişçi vermiştir. “Gezi iyi etrafı kötü”den, “aslında kalpleri çok temiz”e uzanan sosyoloji kılığına girmiş Gezi apolojilerine bakılırsa zaten öz hakiki Gezi Ruhu da ne ağaca benziyor ne de buluta. Y kuşağından birilerini görüp orantısız zekaları üzerine konuşabilenler ise cennetlik.
Gerçek, öz hakiki Geziciler, sadece kalp gözü açık sosyologlara görünmekte. Onlar ne parktaki forumları Erzurum, Sivas Kongrelerini canlı veriyormuş heyecanıyla veren direnişin gayri resmi kanalları Halk Tv, Ulusal Kanal’dan görülebilir ne de direnişin Pravdası Sözcü, Yurt, Aydınlık, Sol, Cumhuriyet hatta Hürriyet gazetelerinden takip edilebilir.
Gerçek, öz hakiki, o ilk üç gündeki gibi bozulmamış, saf Gezici, direnişin ön cephesindeki TGBliler, Genç Türkler, arkaik solcular değil kesinlikle. “Onlar hep sonradan geldi.” Taksim dışında her akşam sokaklara çıkıp, tencere tava çalan Kemalist teyzeler, amcalar ise hiç değil, onlar da devrimi çalmaya çalışmakta. (Ama lütfen bu ağır ithamı ikinci Kuvva-i Milliye heyecanına kapılmış o insanlara biri alıştıra alıştıra söylesin. )
Gerçek Gezici, büyük nutuklarından son sürüm bir Doğan Avcıoğlu çıkması beklenen Redhack de değil, Drogba’dan ve Atatürk’ten başka her şeye karşı lümpen anarşist Kemalist Çarşı da.
Taksim’deki canlı yayını arabası enkazlarının önünde zafer pozu veren gazetecilik enkazları, AKM’nin tepesinden Atatürk’ün baktığını iddia eden şizofreni sınırında romantik devrimciler, Koç’un oteli önünden finans kapital destekli devrimi sunmak nasip olan kara fatmaların korkulu rüyası Uğur Dündar, Londra’ya çıkıp, Samsun’a çıktığını zanneden Levent Kırca, Gezi Parkı’nı basan 90’ların general, siyasetçi, rektör, ilahiyatçı zombileri direnişin kalbi Taksim’den sonra Esad’ın davetiyle Suriye’de konser veren Grup Yorum, direnişçilere sevinçlerle dolu mektuplar yazan Ergenekon Balyoz sanıkları falan Soros, Otpar tarafından telekinezi yöntemiyle kandırılmış olmalı.
Gerçek mükemmel Gezici profiline ulaşmak için, Atatürk’e dönüp duran, altı saat ne düşündün sorusuna “Gençliğe Hitabe” diye cevap veren, AKM’den Atatürk resmi kaldırılmasına çok sinirlenmiş sivil eylemci Duran Adam’ın da konuşan kısmını değil, duranını, hatta mümkünse dalga geçiyormuş gibi görünse de ezber bozan başörtüsü eylemini almak lazım.
Ama herkese hatırlatmakta fayda var. Tarih notlarını en güzel çiçeklerden en güzel ballar olarak almıyor.
28 Nisan 1960 İstanbul-Ankara olaylarını izleyen genç sosyalist akademisyen Sender Divitçioğlu da gördükleri karşısında “haysiyet ayaklanması bu”ya yakın şeyler söylemişti. Star’daki harika yazısında Cemil Koçak’ın hatırlattığı gibi Divitçioğlu’na göre “harekete katılanlar arasında, “liberal ya da müdahaleci burjuvalar olduğu gibi, sosyalist, Türkçü, Turancı öğrenciler de” vardı. “Hatta Nurcu bir öğrencinin elinde göz yaşartıcı bomba ile polislere saldırışı hâlâ öğrenciler arasında anlatılıyordu. Sonuçta, “hareketi dürten, türlü yollardan tedirgin edilmiş burjuvazinin kımıldanışları olmuşsa da; bunu geliştiren, diktatörlüğe karşı başkaldıran çeşitli siyasal eğilimlerin işbirliği”ydi. Gösteriler sırasında, “Halk Partisi’nin ya da Millet Partisi’nin adlarını bile” işitmemişti.”
O devrin Batıcı, demokrat aydınlarının yazdığı Forum Dergisi de, Demokrat Parti’den demokrasi kavgasıyla ayrılan Hürriyet Partililer de diktaya karşı isyan eden bu” pırıl pırıl gençler” hakkında benzer hislere sahipti. Bir zamanlar destekledikleri DP ve Menderes için dillendirdikleri “diktaya gidiyor” eleştirileri ise diktaya doğru Türkiye’nin ateşine odun taşıyacaktı.
Darbe olurken uyananlar oldu, “Medeni cemiyetlerde fertlere değil, prensiplere tapılır. Prensiplere ihanet edenler ise cezalarını bulurlar. Hainler prensiplere ihanet etmişlerdir ve cezalarını bulacaklardır” (Çetin Altan- 3 Haziran 1960-Milliyet) diye tankın üstünden demokrasi nutku atmaya devam edenler de oldu.
Şimdilerde yine “ileri demokratik” bir eleştiri aracı olarak dolaşıma giren Çoğunluk Diktatörlüğü’ne de en az 60 yıldır gitmekteyiz. Ne tesadüf ki çok partili hayata geçtik geçeli ülkemizin üstünde kara bulutlar gibi dolaşan bir tehlike çoğunluğun tahakkümü! Demokrat Parti daha iktidarın ikinci yılında Ekseriyet Tahakkümü eleştirileriyle, “herşey sandık değil ama”larla, tabii ki diktatörlük suçlamalarıyla tanıştırıldı.
Orada bitmedi ama. Aşağıdaki satırları son 30 günde bir yerlerde okumuş olma ihtimaliniz bir hayli yüksek.
“Modern demokrasi yalnız çoğunluğun hükmettiği bir rejim değil, aynı zamanda hukuk prensiplerinin her vatandaş için adaletle uygulandığı bir eşitlik rejimidir. Sadece çoğunluğa dayanan ve çoğunluğun arzularına göre yürütülen demokrasiyi, geçimsizliğe ve anarşiye yol açarak idareyi, neticede totaliter bir sisteme götürebilir. Bütün devirlerin tarihi, çoğunluğun bazen aldandığını gösteren acı ve ibret verici olaylarla doludur”
Ama hayır, okumadınız. Bu satırlar 45 yıl öncesinden. 27 Mayıs “Devrimi”nin yıldönümlerinde kutlanan Hürriyet ve Anayasa Bayramı için radyoda konuşan Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Ankara’da soğuk duş yapan beyanatından. Peki eski Genelkurmay Başkanı olan Sunay, demokrasiyle, çoğunluk tahakkümü eleştirisiyle kimi dövmektedir sizce?
Seçimlerde sandıktan tek başına iktidar çıkması beklenen ve anayasayı değiştirme sinyali veren Adalet Partisi’nin lideri Başbakan Demirel’i. Gezi Parkı çin Aydınlık Gazetesi’ne “sabredin” diyen İnönü’nün nurculukla suçladığı Demirel’i. “İnsanlar” korkmaktadır yine. Hassasiyetle anlaşılması ve giderilmesi gereken endişeler hastalığı salgın mevsimi gelmiştir yine. Yaşar Kemal’in kurucusu olduğu sol entelektüellerin Ant dergisi ise şu kapakla çıkmıştır: AP’nin hedefi: Çoğunluk Diktası.
Peki Demirel ne demiştir. Okuyalım:
“Azınlığı çoğunluğun üstüne çıkaran idare tarzı bir zümrenin sultasıdır. Düşünceleri etrafında çoğunluğu toplayamayıp azınlıkta kalanların haklarına razı olmamaları kendileri dışındakilere tahammül edememeleri kendilerini çoğunluktan daha muteber saymaları Türk demokrasisinin işlemesine önemli engel teşkil etmiş, memleketin ağır bedeller ödemesine sebep olmuş tek parti zihniyetinin ta kendisidir… Türkiye’de kimse diktatör dikta ihtiyacı içinde değildir.”
Dejavu. Kazlıçeşme’de Erdoğan konuşuyor sanki. Şimdi sağcı bir şark kurnazlığıymış gibi dalga geçilen Milli irade vurguları ile savunulan da, çoğunluk diktası sözleriyle ile üst perdeden sanki daha ilerisi isteniyormuş gibi karşı çıkılan da, “ cici”diye dalga geçilen de aynı şey. Demokrasinin girişi, ilk basamakları, olmazsa olmazı, ilk içe sindirilmesi gerekeni, insanlığın iktidarın meşruiyetinin kaynağı olarak bulduğu ve hala kullandığı en iyi yöntem: seçim, sandık, Meclis...Parlamenter demokrasi…
Gezi Parkı için referanduma gidilmesini bile kaldıramayan direnişçi bünyelerdeki enfeksiyonun yakın tarihi hakkında daha söylenecek çok söz var. Türkiye siyasi tarihi biraz da bunun tarihi, bir dejavu tarihi çünkü. Buralarda iktidara gelen muhafazakar partiden (bir zamanlar sadece) CHP gibi, son zamanlarda ise Norveç Sosyal Demokrat Parti gibi davranması beklenir, davranmazsa da her an diktatörlükle suçlanabilir.
Kostümler değişir, dil değişir, m kuşağı gider, y kuşağı gelir, telfrag gider, Twitter gelir ama aynı kavga sürüp gider. Buna kısaca Türkiye siyasal tarihi diyoruz.
“Yeni şişelerde eski şaraplar” da der İngilizler.
Evet, bugün Erdoğan diktatörlüğüne direnenler, beş yıl önce Çankaya’ya başörtülü first lady çıkmasına direnenlere benzemiyor, doğru. Ama unutmayalım, O günkü CHP de bugünkü CHP’ye benzemiyor. O gün eylemlere öncülük edenlerin büyük bir kısmı hapiste. Darbeci askerler bile artık darbelere karşı, Kemalizm kamusal alanda itibarını kaybetmiş durumda. CHP Genel Başkanı Che şapkasıyla kongrede kürsülere çıkıyor. Kemalizm kuzeni Türk solunun, yaşam tarzı ideolojisinin içinde saklanarak dolaşıyor aramızda. Bugün evet darbecilik itibarsız ama son 30 gün gösterdi ki siyasete karşı şiddet hala itibarlı. Bugün Kemalizmden kimse bahsetmek istemiyor, New York Times’a direnişçilerin verdiği ilandan son anda Atatürk’ün mirasçıları sözü şık görünmek adına çıkarılıyor ama Kemalizmin resmi dili olan self-oryantalizm hala AKPlilerle “hülooooğğ” diye dalga geçen direnişçilerin pek çoğunun ana dili. Esasen zaten bir ideolojik külliyatı olmayan Kemalizmin İslamofobik, self-oryantalist cerahati, makarna, kömür hikayeleriyle, karanlıklara karşı kitap okuyan direnişçilerle, aptallara karşı orantısız zeka kullanan aydınlık gençlerle üzerimize üzerimize yağıyor günlerdir.
Meşhur hikayedir. 70’lerin başında Mao’nun yardımcısı Çu En Lay’a sormuşlar. “Fransız Devrimi’nin etkileri hakkında ne düşünüyorsunuz”. Cevap : Konuşmak için henüz erken.
Neyse ki iki yıl önce Kissinger’in On China kitabıyla öğrendik ki aslında adam böyle bir şey dememiş, her şeyin sebebi bir çeviri hatasıymış, etkilerini konuşmak için erken dediği de bir iki yıl önceki 68 Paris Olayları imiş.
Gezi Parkı’nın etkileri hakkında hüküm vermek için o kadar beklemeye de gerek yok. Malum, olay bütün siyasal hayatın modernleşme fay kırığının üzerinde gerçekleştiği, siyasal aktörlerin de zamanın modasına göre kılık değiştirip aynı repliklerle konuştuğu Türkiye’de geçiyor.
Bir laik demokrat yazarla, bir nasyonel sosyalist parti liderini muhafazakar iktidara karşı özgürlük mücadelesinde birleştirebilen bu ortak fabrika ayarı siyasi hayatımızın varlığı zaman zaman unutulsa da format atılıp giderilmeyen bir defosudur. Bu yüzden “İktidar Gezi Parkı isyanını anlamalı, diyalog kurmalı” diyenlerinki iyi niyetli bir politik doğruculuk olabilir ancak. Sosyolojik öfkeler, sınıfsal kibirler, yaşam tarzları arasındaki farktan doğan iletişimsizlikler, farklı dünyalar, farklı dillerden bahsetmekteyiz. Böylesine ontolojik çatışma bugünden yarına çözülemez. Burada rasyonalite aranmamalıdır. 2007 seçimlerinden önce bir araştırmada “Oyumu CHP’ye vereceğim ama AK Parti iktidarda kalsın” diyen laik işadamlarının tavrında rasyonalite aramak beyhude bir çaba olacaktır. O yüzden Faiz Lobisi de meseleyi açıklamaz. Koç Grubu ya da benzerlerinin bu işlerin içinde olmasının sebebi para kaybetmeleri değil, ideolojileridir. Aksine bu ideolojiler uğruna gerekirse para kaybetmeye de hazırdırlar.
Tepkiler irrasyonel olduğu için Gezi İsyanı’ndan yükselen talepler de somut, yasal, politik değildir. Diyalog çabalarının sonuçsuz kalmasının da, bütün geri adımların görmezlikten gelinmesinin de, “çekilmeyeceğiz, gitmeyeceğiz” maksimalizminin de sebebi bu olayın özündeki irrasyonalitedir.
İsyandan çıkan ses bu yüzden “Biz burdayız, yetti bea, Başbakan çok nobran” düzeyinde apolitik ve psikolojiktir. Küfürlerin sebebi de bu apolitikliktir. Yine bu yüzden hedef iktidarın politikaları değil, Başbakan’ın kendisidir. Ama yapacak bir şey yok. İktidar bununla yaşamayı becermek sanatıdır. Çünkü demokrasinin basit kuralı gereği daha uzun yıllar sandıktan dindarları temsil eden muhafazakar iktidarlar çıkacak ve laik elitler için bu her zaman katlanılması zor olacak, ve zemin oluştuğunda da bir sosyolojik öfkenin hedefi olacaktır. Siyasi hayatımızın hastalıklı modernleşme tecrübemizden geçen bu kalıtsal hastalığını kabul etmek zorundayız. En başta da hükümet. Bu bir şeker hastalığı. Tam bir tedavisi yok. Ama bununla hayat ritmini bozmadan yaşamanın pragmatik yolları bulunmalı.
Çünkü Türkiye siyasal tarihini bilenler için o klişe geçerli; bu filmi biz bir yerden hatırlıyoruz. Bu arabesk filmde en olayacak şeyler olur, yangınlar, depremler, ihanetler üstü üste biner, çok ağlatır ama sonu muhakkak mutlu sonla biter. Bu filmin Katarsis anı ise her zaman sandıktır, her zaman daha çok demokrasidir. Bu kez de öyle olsun….
Star / Açık Görüş
Yazarlar
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları






















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026