Yıldıray OĞUR
“Azdan az, çoktan çok gider”, kaybedecek şeyi olmayan birinin kaybedecek çok şeyi olan birine söyleyebileceği en etkili meydan okumalardan biri.
İlk olarak Yılmaz Güney’in bir filminde mi yoksa Kurtlar Vadisi’nde mi kullanıldığında popülerleştiği konusunda rivayetler muhtelif.
Mafya ağzı olduğu kesin.
Bu sözün Türkiye’de devlet ile işadamları arasındaki ilişki konusunda çok açıklayıcı olduğu da...
Çoktan çok gitmesinden endişe ilk başta haklı bir korku gibi görünüyor.
Özellikle devletin mafyalaştığı otoriterleşme dönemlerinde.
O yüzden klasik Marksist altyapı üstyapıyı belirler analizleri Türkiye’yi açıklamıyor.
Yıllarca Türkiye’deki Marksistler parlamenter demokrasiye burjuva demokrasisi dediler.
Haklı olsalardı, demokrasi defalarca çökerken burjuvaziden çatlak da olsa bir ses çıkması gerekirdi.
Ama o ses hiçbir zaman çıkmadı. Tabii alkış sesleri hariç...
27 Mayıs darbesinin Devlet Başkanı Cemal Gürsel, İstanbul Ticaret Odası'na "Bana Sanayi Bakanlığı için üç isim önerin" dediğinde ona üç isim önerilmişti: Vehbi Koç, Nejat Eczacıbaşı ve Şahap Kocatopçu.
İlk iki isim bağlılıkları bildirerek aflarını isteyince İstanbul burjuvazisi adına bakanlık görevini Türk Şişecam'ın Genel Müdürü olan Şahap Kocatopçu üstlenmişti. (Ne tesadüf aynı isim 12 Eylül rejiminde de darbecilerin bakanlar kuruluna aynı pozisyonda girdi.)
Affını istemesinin nedeni bu olmasa da kendisine bakanlık teklif edilen Nejat Eczacıbaşı’nın babası Ferit Eczacıbaşı, İttihatçılık zamanlarından Celal Bayar’ın yakın dostu, sıkı bir Demokrattı. Babası gibi Demokrat Partili olan iki numaralı oğlu Vedat Eczacıbaşı, darbenin ardından İstanbul’daki ünlü bir meyhanede ayağa kalkıp “Kadehimi benim için hala Başbakan olan Menderes için kaldırıyorum” deyince ihbar edilip tutuklanmış uğradığı linçe dayanamayıp intihar ederek hayatını kaybetmişti.
Kardeşi ilk gözaltına alındığında ağabey Nejat Eczacıbaşı, önce bunun gazetelere çıkmaması için uğraşmış, olayı öfkeli bir başlıkla veren Hürriyet gazetesi haberinde “Vedat Eczacıbaşı” adını kullanınca gazeteye bir açıklama gönderip “olayı gazetelerden öğrendiğini, Vedat Eczacıbaşı ile ilgisinin bir akrabalık bağından ibaret olduğunu ve yine bahis konusu kimsenin, Eczacıbaşı ilaç fabrikası ile hiçbir alakasının bulunmadığını, olay karşısında duyduğu teessürü” ifade etmişti.
Ama ülkenin bakanlık teklif edilmiş en zengin işadamlarından biri olmak bile kardeşinin cenazesini memleketleri İzmir’e götürmesine yetmemişti.
İşadamları bu ve benzeri acı tecrübelerden kendilerine dersler çıkardılar.
Herhalde ülkenin önde gelen 12 işadamının bir araya gelerek TÜSİAD’ı kurmak için 2 Nisan 1971 gününü beklemeleri de tesadüf değildi.
12 Mart Muhtırası'ndan 20 gün, Nihat Erim başbakanlığında teknokrat ara rejim kabinesinin kurulmasından 5 gün sonrası...
Ekonominin başına Dünya Bankası’ndan Atilla Karaosmanoğlu’nun getirilmiş, Başbakan Erim, "Demokrasinin ve özgürlüklerin üzerine bir şal örtülmeli" demişti.
Demokrasinin üzerine şal örtülmesi TÜSİAD'ın hiç umurunda olmadı. O günlerde kuruluşlarını müjdeledikleri, altında ülkenin en zengin ailelerinin imzasının olan "Amaç ve Görüşlerimiz" adlı gazete ilanında “Ülkemizin yeni bir devreye yöneldiği şu günlerde, biz bu yönelimin Yurdumuzun kaderini nesiller boyu etkileyeceği inancındayız” deniyordu.
12 Eylül ve işadamları üzerine çok fazla konuşmaya bile gerek yok. Vehbi Koç’un Kenan Evren’e gönderdiği sonu “Emrinize amadeyim” diye biten tebrik telgrafı geçtiğimiz yıllarda İstanbul Bienal’inde bir sergide bile yer aldı.
İşadamları, sadece paranın değil, gerçek iktidarın da kokusunu da iyi aldılar, her zaman esas iktidarın kimde olduğunu, işlerini kimle görebileceklerini, kimi karşısına almalarının maliyetinin daha ağır olacağını iyi hesap ettiler.
O yüzden 28 Şubat'ta hükümetin değil, askerlerin, beşli çetenin, silahsız kuvvetlerin yanında durdular, 2007’de cumhurbaşkanlığı krizinde laiklik vurgulu açıklamalar yaptılar, 2008'de AKP kapatma davasına hık mık ettiler, üniversitelerde başörtüsü düzenlemesine bile karşı çıktılar.
Mevcut iktidarlara karşı seslerini ise ancak ülkedeki demokrasi seviyesi ortalamanın üstüne çıktığında duyabildik.
Parlamenter demokrasinin güçlü olduğu 79’da Ecevit’e karşı gazetelere ilanlar verdiler, 90’lardaki zayıf hükümetleri eleştirdiler, AK Parti iktidarının demokrasi çıtasını yukarılara çıkardığı dönemlerde zaman zaman itiraz ettiler.
Ama çizgiyi aşınca durmasını bildiler. 1997’de Prof. Bülent Tanör’ün yazdığı Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri başlıklı TÜSİAD raporu, 2011’de Prof. Ergun Özbudun’ın TÜSİAD için hazırladığı anayasa taslağı çok tepki alınca TÜSİAD yaptırdığı çalışmaların ve hocaların arkasında duramamıştı.
Ama bütün bu karanlık tarihte bazı istisna insanlar ve istisnai dönemler de yok değildi.
70’ler boyunca piyasa ekonomisini, liberalleşmeyi savunan ve bu yüzden TÜSİAD’la da kapışan işadamı Mehmet Mermerci, 90’ların başında liberal değerleri savunmak için parti kuran Cem Boyner ve yine 90’ların başında parti kuran ve en zor zamanlarda demokrasi ve özgürlükler için mücadele eden Besim Tibuk ve tabii son olarak babasının parasını yiyerek bir ömür mutlu mesut bir hayat yaşamaktansa solcu ve muhalif bir aktivist olmayı tercih eden ve bu tercihinin cezasını da 1111 gündür hapiste ödemekte olan Osman Kavala...
Bu listeye bir ismi daha eklemezsek haksızlık olur.
Sakıp Sabancı’yı.
Sabancı, 1995 yılında İstanbul Sanayi Odası’ndan bir heyetle birlikte Diyarbakır’ı ziyaret etmiş ve bu geziden sonra “Doğu Anadolu Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Politikaları Raporu”nu hazırlatmıştı.
Rapor o günlerin şartlarında oldukça cesurdu.
Sorunun sadece fabrika açmakla çözülmeyeceğini söylüyordu Sabancı, İspanya ve İngiltere tecrübelerinin incelenmesini, özellikle Bask modeline bakılmasını öneriyordu.
Yani bir çeşit özerkliği tartışma masasının üzerine koymuştu.
Bu öneri Alparslan Türkeş’i çok hiddetlendirmiş “Sakıp Ağa, çizmeden yukarı çıkıyorsun” diye onu öfkeyle uyarmıştı.
TÜSİAD, o gün de Sakıp Sabancı’nın arkasında duramadı.
Hatta bir kaç yıl sonra Sabancı Center’da kardeşini kurban verdiği suikastı bu kırmızı çizgiyi geçmeye bağlayan çok sayıda komplo teorisi yazıldı.
Ama aralarında Sakıp Sabancı’nın da olduğu bir grup işadamı zaman zaman cesur hamleler yapmaya devam ettiler.
2000’ler boyunca Karaköy’de Sabancılara ait bir binada ve onların da destekleriyle faaliyetlerini yürüten TESEV’in Türkiye’nin demokratikleşmesine, sivilleşmesine, AB sürecine büyük katkıları oldu.
Türkiye ortalamasının çok üzerinde bir akademik özgürlük ortamı sağlayan Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı’nın vefatının ardından da bu çizgisini sürdürdü.
2005’de Boğaziçi Üniversitesi ile birlikte düzenledikleri popüler adıyla Ermeni Konferansı idare mahkemesi kararıyla iptal edilince buna karşı direndiler ve konferansı yaptılar.
Tabii o günler bu iptal kararına dönemin Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın “düşünce özgürlüğü” diyerek net bir şekilde karşı çıkabildiği zamanlardı.
Sonra bu köprünün altında çok sular geçti.
AK Parti iktidarı bütün güçleri elinde topladı. İktidarın kokusunu iyi alan, gücün kimde olduğunu tespitte mahir Türk burjuvaları da klasik pozisyonlarını aldılar.
Kim derdi ki bir zamanların en şahin Kemalist işadamı İnan Kıraç’ı bir gün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hayali yerli otomobil için kurulan konsorsiyumda sahnede göreceğimizi ya da 28 Şubat’ta boykot listelerine girmiş Ülker’in patronu Murat Ülker’in gün gelip, o 28 Şubat’ın en ateşli destekçisi Doğu Perinçek ve Uygurlara zulümleri arşa ulaşmış Çin Büyükelçisi’nin düzenlediği toplantılara koşacağını...
Ama herhalde bu sahneler içinde en şaşırtıcı olanı 2018’deki o toplantıydı.
2018 yılında yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminin sürpriz Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Yeni Ekonomi Modeli diyerek yaptığı Powerpoint sunumunu izlemek üzere iş dünyasının en önemli isimleri salondaki yerlerini almıştı.
Genç ve tecrübesiz bakan konuşması sırasında salondaki kelli felli iş insanlarına büyük bir özgüvenle laf attı, onlarla ilginç diyaloglar kurdu.
“Öyle mi Güler Hanım” gibi...
Ama toplantının sonunda Güler Hanım’ın da bundan çok rahatsız olmadığını gördük.
Kameraların karşısına geçip kimsenin hiç bir şey anlamadığı o Powerpoint sunumu tevil eden işadamları arasında en dikkat çekici olan Güler Sabancı’ydı.
Sakıp Sabancı’yı andıran kendine has, özgüvenli üslubuyla bakana kefil oldu ve desteğini bildirdi:
“Sayın Bakanımızı Enerji Bakanlığından tanırız. Söylediğini yapan bir kişidir. Gerçekleştirmiştir. Başarılı bir enerji Bakanlığı yapmıştır. Bugün de bize orta ve uzun vadede yeni dönemin dönüşüm döneminin neler yapılacağının ana hatlarıyla verdi. İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde Eylül başında orta vadeli program çıktığında hepimiz daha fazla detaylara hakim olacağız. Ancak duyduğumuz orta ve uzun vadeli planın ön hatları bakanımızın geçmişini de bildiğim için, yaşadığımız için enerji bakanlığında tek tek uygulanacağına ve Türkiye’nin, ülkemizin hak ettiği dönüşümü gerçekleştireceğine olan inancımız tamamdır”
O günlerde bu sözleri Sabancıların oturdukları yerden para bastıkları aldıkları elektrik dağıtım ihaleleriyle, ülkedeki ekonomik krizden etkilenmediklerini gösteren yüksek karlılık rakamlarıyla, yüksek vergi cezalarından duydukları korkuyla veya Pelikan adıyla bilinen grubun derneğinin başkanlığı yapan eski TESEV Başkanı Can Paker’in Sabancı Holding’in yönetiminde olmasıyla açıklayanlar oldu.
Sebep her neyse iki yıl sonra sonuç ortada.
Bir bakanın karnesini düzeltmek için Hazine’nin 128 milyar doları Babacan’ın tabiriyle kibritle yakıldı, bütün değerlendirme kuruluşlarında Türkiye’nin notları yerlerde sürünüyor. Cumhurbaşkanı’nın açıklamasıyla açı reçetelik hale gelmiş bir ekonomi var.
Halbuki 2018 yılında da sadece çıplak gözle bile ortada “güvenimiz tamamdır” denecek bir ehliyet ve liyakat olmadığını görmek mümkündü.
Bu duruma bağıra çağıra geldik.
Ama 2018’de bakana açıkça kefil olan Güler Sabancı ve o toplantının çıkışında bakanın Power Point becerilerini övgülere boğan iş insanlarının sesini bu iki yılda hiç duyamadık.
Bankalarında baş ekonomist, uzman olarak çalıştırdıkları ve baskılarla işten çıkardıkları finansçılar, bankacılar bu iki yıl içinde Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin nasıl eritildiğini anlattılar, onları duymadılar.
Enflasyon-faiz üzerine yeni ekonomik tezler yazılırken, emekli maaşı ve kitap gelirleriyle geçinen ekonomistler bile her gün itiraz ettiler ama onlar çıkıp tek kelime söyleyemediler.
Ekonominin bir inat ve önyargı uğruna darmadağın edildiği Brunson krizinde ağızlarını açamadılar, Osman Kavala için Slovenyalı parlamenterler bile açıklama yaptı, ama 2018’de bakana kefil olan Güler Sabancı ve powerpoint övücü iş insanlarından “tanırız, ne alakası var” diyen çıkmadı.
Ve “Dediğini yapan bir kişi” olan bakan bir Instagram mesajıyla ortadan kayboldu, bir haftadır yine sessizler.
Affını kabul eden Cumhurbaşkanı bile kendisine bir cümleyle teşekkür ederken, Hazine Bakanı olarak yaptıklarından hiç bahsetmeden, sadece Enerji Bakanı iken sismik araştırma ve sondaj gemileri almasını övebildi.
Bakanın “başarılı bir bakanlık yapmadığını” artık en fanatik AK Partili küçük esnaf bile kabul ediyor bugün.
Ama iş dünyasından yine tek bir ses yok.
Instagram storylerinde “happy hour”lardan, İtalya’nın kasabalarındaki bağbozumlarından “keyifli” paylaşımlarını görmesek yaşadıklarından bile insan şüpheye düşebilir.
Adana’da vakıf binalarına bile el konulmuş dini bir cemaatin lideri kadar, sokak röportajlarında kendisine uzatılan mikrofonlara konuşan yatay çizgili tshirtlü abiler kadar bile cesaretleri yok.
Halbuki Cumhurbaşkanı’nın bile acı reçete gerek dediği bu tablonun en çok kaybedeni de en çok kazananlar olmalı.
Demek ki öyle değilmiş. Belki de Güler Hanım için bu iki yıl o kadar da kötü geçmemiştir. Hatta “güveni tamam” olan eski bakana holdinginde bir iş bile teklif edebilir.
Yani o söz o kadar doğru olmayabilir.
Azdan az, çoktan çok gitmiyor bu ülkede.
Azdan hayallerini yıkacak kadar çok gidiyor ya da çoktan giden kafaya takılmayacak kadar az.
Ama şurası kesin Türkiye tekrar demokrasiye, hukuka, rasyonaliteye dönerse, bundan en çok kazanan yine “çok”lar olacak.
Herhalde artık kimse o demokrasiye burjuva demokrasisi demez.
Çünkü sokak röportajlarında olan bitene isyan eden emekli amcalar ve teyzeler kadar bile katkıları olmayacak bu dönüşe...
Öyle değil mi Güler Hanım...
Yazarlar
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları






















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026