Ahmet İlhan
Başımıza gelen iyi ve kötü şeylerde, olup bitenlerin, sadece bizim başımıza geldiklerine dair bir inanca kapılırız çoğu kez. Belki de böyle olmasını isteriz. Çünkü kendimizi, iyilik veya kötülük fiilinin bilinçli bir tercihle yöneldiği “seçili kişiler” sanmak, sonuncundan bağımsız olarak egomuza iyi gelir. Eylemin niteliği ne olursa olsun, eylemin doğrudan hedefi olduğumuz düşüncesi gururumuzu okşar. Oysa bu gerçeklikler, hiç de sandığımız gibi, tarih içinde salt bizim için gelişmiş özel durumlar olarak ortaya çıkmamıştır. Çünkü biliriz ki çok farklı zamanlarda farklı coğrafyalarda ve farklı özneler üzerinde hayatın cilvesi oldukça benzer, bazen de tıpkı aynısı şeklinde işlemiştir. İyilik-kötülük karşılaşmaları; çekilen acılar, içine düşülen çıkmaz; her şeye rağmen direnç gösterme; kurulan cümleler, duyguların ifade edilişleri, zaman ve mekân üstü bir hakikat biçiminde aynılık gösterir. Belki de bu durum, insanın temel yazgısındaki zorunlu bir işleyişten kaynaklanmaktadır.
Bu kötücül yazgıdan olsa gerektir ki insanlık tarihi; savaşlar, kıyımlar, sürgünler ve bunların yarattığı tarifsiz acılarla doludur. İnsanoğlunun düşünsel, sanatsal, felsefi gelişimi de onun benliğinin derinlerinde bir kök duygu olarak saklı olan “şiddete düşkünlüğünü” yok edip ehlileşmesine yetmemiştir. Tam tersi biçimde, modernleştikçe daha sofistike, gelişmiş şiddet araç ve yöntemleriyle birbirine yönelmiştir. Zamanla bu ilkel kökenden gelen kaba şiddet eğilimi, modernize olmuş despotik-faşizan devletlerde daha planlı, programlı olarak acımasızca yürütülen kıyımlara, ezme ve yok etmelere dayalı sistemlere de dönüşmüştür. Doğaldır ki insanlık tarihi, bu acılarla dolu sayfalarının sanata yansıdığı sayısız örnekle de doludur. Arjantinli yazar Humberto Costantini de “Francisco Santics’in Uzun Gecesi” romanında; baskıcı, faşizan sistemlerin kötücül doğasını; ezen-ezilen; sömüren-sömürülen; zalim-mazlum; hakikat-yalan bağlamında ele almış. Bu kadim çatışma izleklerini; insan soyunun zamana ve mekâna bağlı kalmadan yaşayadurduğu kronik sorunlar yumağı bağlamında dile getirmiş. Bu nedenle, hikâye boyunca olup bitenler Peron faşizminin baskısı altındaki Arjantin’de geçiyor olsa da öznel tarihimizle ilişkili düşünüldüğünde bize de son derece tanıdık gelecektir. Daha da ötesi, rahatlıkla diyebiliriz ki “Francisco Santics’in Uzun Gecesi”nde serimlenen olaylar, aşağıdaki metinde olup bitenlere benzer acılarla karşılaşan her coğrafyanın, topluluğun, insanın hakikatine de denk gelir:
Santics :
‘’Parugia, yirmi bin kayıp insandan bahsediyorlar. Dalga geçmiyorum.’’
‘’Kim bahsediyor?’’
…İnsan Hakları Cemiyeti, aileler. Yalan söylüyor olamazlar. Bahsettiğim şey bu.’’
‘’Kaç kişi olduğunu söylüyorlar?’’…
‘’Yirmi bin diyorlar. Ancak on kişi de olsa…’’
‘’Yirmi binmiş öyle mi?’’
‘’Dediklerine bakılırsa evet.’’
‘’İyi de hiçbir şey demek.’’
‘’İyi ama daha fazla olabilir, emin değilim.’’
‘’Yine de hiçbir şey demek.’’
‘’Nasıl yani?’’
‘’Bu rakam beş para etmez diyorum. İki yüz bin kişiden kurtulmak ülkeyi düzlüğe çıkarır.’’
…
Santics dilini yutmuştu…
Görülebileceği gibi benzer diyaloglar; baskı altında, demokratik değerlerden tümüyle uzak, faşizan yönetimlerin hüküm sürdüğü tüm ülkelerde, hemen her gün şahit olduğumuz olağan bir konuşmadan alınmış gibidir. Nitekim gözaltında kaybedilen on binlerce kişi ve trajik acıları ne yazık ki bu acıları, vahşeti olağan gören hatta destekleyen-üreten; zihnen, vicdanen körleşmiş kötülük mekanizmasının bilinçli-bilinçsiz kuklaları, birçok ülkenin uzak-yakın geçmişinde şahit olduğumuz şeylerdir. Elbet, muazzam bir sinsilik ve acımasızlıkla çalışan şiddet mekanizmalarına karşı tek başına mücadele eden, direnen yürekli insanların kahramanlıklarına ve ne yazık ki sistemin dev çarkında öğütülüşlerine de şahidizdir.
Adı geçen romandan alınan üstteki diyaloglar, Peron faşizminin baskısı altında inleyen Arjantin’de gerçekleşir. Arjantinli şair ve yazar Humberto Costantini, bizi 1977 Buenos Aires’ine götürüyor ve bize bir dramatik gerilimin asla durmadığı, kusursuz bir kurguya sahip özenle işlenmiş, olgun bir eser sunuyor. Roman, terör ve ölümün hâkim olduğu, muhaliflere vahşice saldırıldığı bir ortamda, kahramanının etik anlayışının sıkıştırdığı vicdanıyla uzun bir gece boyu şehri dolaşmasını anlatıyor. Çoğu Arjantinli sanatçı gibi politik baskılar yüzünden 1976 yılında ülkesini terk etmek zorunda kalan Costantini, on altı kısa bölümden oluşan romanda bizlere Francisco Santics’in bir cuma akşamüstü başlayan ve ertesi gün sabahın ilk ışıklarıyla sona eren bu gerilim dolu uzun gecesini anlatıyor. Okuma sırasında bölüm içerikleri hakkında bilgi sahibi olabilmemiz için bölüm başına birkaç satır ekleyen yazar, bir yandan da Santics’in başına geleceklere dair ironik ipuçları sunuyor.
Faşist yönetimlerin kurulmaya çalışıldığı ve iç çatışmaların yaşandığı birçok ülkede olduğu gibi, yetmişlerin Arjantin'inde de klasik anlamda sağ-sol iki kamp, birbirine karşı savaş halindedir. Rejim sağ-faşizan olunca askerlerin/işkencecilerin ve sivil destekçilerin yakalayıp yeraltının mahzenlerine ve hapishanelere doldurduğu direniş savaşçılarına akla hayale sığmaz türlü eziyetler edilir ve birçoğu da öldürülür. Ama bu tür tarihsel süreçlerde her zaman ve her yerde, bu durumu uzaktan izleyen, hemen pozisyon almayan büyük bir çoğunluk da vardır. İlk bakışta ne kahraman ne de cellat olan bu sessiz kitle, gençliklerinde belli belirsiz solcu ya da ılımlı sağda konumlanmalarına rağmen, bu tür keskin olay ve olgular karşısında tavır almaz, sosyal olarak görünmez olur, rüzgârın hangi yöne döneceğini görmeye çalışarak sürecin tamamlanmasını beklerler. Romanın başkarakteri Francisco Sanctis de onlardan biri olarak solcu geçmişine rağmen, yaşı ilerlemiş, konforunu bozmak istemeyen biridir. Ta ki sözünü edeceğimiz o meşhur ve uğursuz telefon gelene dek.
Humberto Costantini, karakterinin iç çelişkilerini son derece gerçekçi çözümlemelerle sunarken, bir romandan çok, bir ülke hakikatinin tarihsel sürecini nesnel ve abartısız bir gerçeklik biçiminde göz önüne seriyor. Costantini, okuruna, bir ülkenin maruz kaldığı tüm işkenceleri, bir halkı aşan çelişkili durum ve güçleri ve buna kayıtsız kalıp sessizce izleyenlerin o kayıtsızlık-kararsızlık halleriyle, harekete geçtiklerinde bir kahramanın yükünü yüklenmelerindeki çok ince sınırı gösteriyor. Bu bağlamda “Francisco Sanctis'in Uzun Gecesi”, içimizdeki iyi adam ile çevremizi saran tüm kötülüklere kayıtsız kalan adamın ruh halleri arasındaki geçici ve değişken sınırı anlamak için çok önemli bir sanatsal gösteri sunuyor, diyebiliriz. Yazar, okurunu, metnin başında içine düşürdüğü şaşkınlıktan, kesinliklerinden, ani yargılarından, katı, acımasız tutum ve önyargılardan romanın sonunda vazgeçirir. Okurunu, tutumunu sürekli gözden geçirmeye çağırır ve onu sert, keskin yargılarda bulunmaya karşı uyarır. Roman, içeriğindeki can yakıcı, üzücü, gergin olaylara karşın yine de yazarının bir yazarlık maharetiyle zorunlu hallerde ölçülü bir şekilde ortaya çıkardığı bir mizahi anlayışa zengin, yumuşak bir üsluba; akıcı, güçlü ve çağrışımcı bir anlatıma sahip.
Roman kahramanı Santics, dini bir eğitimden tanrıtanımazlığa, devrimci bir yaşam mücadelesinden düzenin mütevazı, pısırık, apolitik, sıradan bir vatandaşı olmaya evrilen bir hayatın sahibidir. Utangaç, militan gençliğinin çok uzağında kalarak elde ettiği ve özenle koruduğu huzuru, eski bir tanıdığından gelen bir telefonla, tamamen bozulacaktır. Çünkü artık evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş, ortalama bir gelire ve akıllı, sağduyulu bir eşe sahip olmuş, klasik müzik zevki taşıyan biri olarak Santics’in geçmişin gerilimlerini andıran maceralara girmeye hiç niyeti yoktur. Ancak buna rağmen hayatın silik, sıradan bir vatandaşı olarak varlığını sürdürmeye çalışırken bir öğle vakti eski bir arkadaştan (Elena Vaccaro) gelen telefon ile olayların gidişatı değişir. On yedi yıl önce kendisinden hoşlanan şişko, silik bir kızdır Elena. Santics’i mutlak görmek ister, nedenini söylemez. Önce buluşmayı reddeder Santics ama ısrar sonucu kısa bir süre için buluşmayı kabul eder. İşte bu kabul ile birlikte Santics’in zihin dünyasında müthiş heyecanlı, akıcı, dramatik, çarpıcı hesaplaşma sahneleri yaşanır. Yazar, okuyucuyu da roman boyunca bu hesaplaşma sahnelerinin gerilimi içine ustaca çeker.
Elena, eski kız arkadaşı değildir artık, son derece güzel, şık ve sportiftir. Santics’e nedenini sormaması şartıyla gizli bir olaydan bahseder. İki devrimci, hava kuvvetleri istihbaratı tarafından kaçırılacak ve öldürülecektir. Elena, bu iki kişinin adreslerini ısrarla ezberlettirerek onlara haber verme görevini bir emri vakiyle Santics’e yükler ve ortadan kaybolur. Roman bu sahneden itibaren müthiş bir politik gerilim örneği olarak sürer. Latin Amerika edebiyatının büyülü gerçekçilik özelliklerini yer yer hissettirse de daha çok hiper gerçekçilik olarak kurgulanmıştır. Yazar, tıpkı Jose Saramago gibi sık sık metinlere müdahale eder, okuyucuyu uyarır, yönlendirir. Okuyucuyu içine çektiği olayın dehşetli gerçeğiyle baş başa bırakmak için sık sık bu uyarıları yapar. Ey okuyucu, okuduğun bir roman değildir, bir hakikattir, nerede yaşarsan yaşa senin hakikatindir, uyarısıdır bu.
Santics o iki kurbanı kurtarıp kurtarmamanın ve devrimci geçmişinin muhasebesini son derece canlı, hakiki, derin psikolojik sorgularla sürdürür. Okuyucu, kahramanla birlikte nefes nefese koşturup çekilen tüm sıkıntılardan sonra en azından iyi bir sonla karşılaşma düşüncesine kendini tam hazırlayacakken gerçek, olanca şiddeti ve ağırlığıyla okuyucunun yüzüne çarpar.
Sonra ne mi olur?..
Sonrası yüreğinizin derinliğine, enginliğine, iyiliğine ve bu tür acılara dair tecrübesine kalmış…Acıdan felç olup uzun bir süre kımıltısızca, sıkışan nefesinizin düzelmesini bekleyebilirsiniz…Ya da Perugia gibi kayıtsızca arkanızı dönüp gidebilirsiniz…Veya takatiniz kalırsa sorarsınız kendinize: Bu uzun geceler, bir gün biter mi?..
Yazarlar
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları




















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.05.2022
4.05.2022
15.04.2022
5.04.2022
24.03.2022