Berrin Sönmez
Yılın son yazısı… Geçen zaman ömürdendir derler. Geçmiş muhasebesi ve sonra erdemli insan olarak yola devam etme iradesi… Kişisel tarihimizin kalan sayfalarını faziletle donatma dileğiyle…
Ya toplumsal muhasebe derseniz korkmayın, bir yılın ‘Z’ raporunu bir yazıda çıkarmak benim boyumu aşar. Amma velakin deli gönül ‘hiç değilse son bir haftanın sende kalan tortusunu yazmadan bitirme bu yılı’ diyor. Her şeyi değil, sadece bende iz bırakanlardan öne çıkanlardan bir seçki yapayım bu yazıda. Bir haftanın gündemi dahi yıllara yayılabilecek kadar yoğun ve hızlıca akar çünkü bu ülkede. Hızlı akar ama hiç değişmez. Yüksek tempolu bir dans adeta. Adımları hiç değişmeden, biteviye aynı hareket, aynı ritim. E, bu durumda bir haftaya bakınca bir yılı gözden geçirmiş olmak mümkün.
TERÖR VE TERÖRLE MÜCADELE POLİTİKASIZLIĞI
Hakurk’ta şehit düşen 12 askerimizin anısına, kısacık çileli yaşamlarına, vatan görevi adına maruz kaldıkları zorlu koşullara rağmen verdikleri mücadeleyi saygıyla anıyorum her birini. Terörü lanetliyorum hepimiz gibi. Terörle mücadele yöntemlerindeki vahim ve temel hataları da lanetliyorum. Politikasızlık olarak isimlendirdiğim bu mücadele yöntemiyle 40 yıldır ağır bedeller ödedik. Aynı temel hatalarla çocuklarımızın canını bedel olarak sahaya sürmeye devam ediyoruz. Yoksul Türklerin çocuklarıyla yoksul Kürtlerin çocuklarını birbirlerini öldürmek zorunda bırakan, karşılıklı ve bitip tükenmek bilmeyen aynı hatalar. Hesap sorup “ne oldu, nasıl oldu, neden oldu?” diye soracak olsak cevap yok. Bildiri var. Yürütme ve yasama organları değil de konuşan sanki kanarya sevenler derneği. Bildirimi o imzaladı, bu imzalamadı. Ben de kendi bildirimi yazdım. Efendin ben kınadım. E, ben de lanetledim. İyi marifet ettiniz, sizler kınama makamısınız, devam edin. Terörün ekmeğiyle beslenen bir siyaset var karşımızda ve 40 yıldır artıyor ama eksilmiyor bu tutum. Diğer taraftan Kürt halkının çıkarları gibi gösterip terörle beslenenler de aynı tutumu sürdürüyor. Emperyalist politikalara ve ülkelere uşaklık ederek dağı kendilerine saray edinenler de saltanatlarını koruyor.
Terörü bitirecek olan siyaset yolunun açılması, bu yolun açık tutulması, seçmene ve seçtiklerine saygıyla güvence verilmesi. Ancak ısrarla tam tersi yapılıyor. Siyaset dağın kucağına doğru sıkıştırılıyor, dağdan bağımsız olabilme çabaları bilerek engelleniyor yürütme makamınca. Kayyım atamak, Meclis çalışmalarında yok saymak, dokunulmazlıklarını sadece Kürt siyasetine mensup olduğu için kaldırmak, yargı sopasıyla yıldırmaya çalışmak, davaları yıllarca sürdürmek ve delil değil gizli tanık yani yalancı şahit sözleriyle yetinerek suçlamaları sürekli arttırmak. Bütün bunlar ancak dağın saltanatına koltuk çıkmak isteyenlerin yapacağı işler. Bütün bunlar da yetmemiş olacak ki yeni bir tehdit yöntemi geliştirildi. Çok yerli ve milli yani o ölçüde yaratıcı(!) bir ölüm tehdidi biçimi icat etmişler. DEM Parti binasına sarı torbalar bırakmak sözüm ona terörü protesto içinmiş. ‘Bu kafayla gidersen askere zor alırsın teskere’ misali 40 yıldır aynı yöntemlerle siyasetin alanı daraltıldığı için sürüyor terör.
ROBOSKİ
Yıllardır değişmeyen gündemlerimizden birisi Roboski. Her yılın sonunda konuşuyoruz. Değişen bir şey olmuyor. 12 yıl önce 28 Aralık günü kendi uçaklarımız, kendi bombalarımızla, kendi çocuklarımızı vurdu. Aileler, ceset parçaları topladı, çocuklarına bir mezar olsun yapabilmek için. Ama sorumlu yok, suçlu yok, hesap veren yok. Hesap verme makamı Roboski katliamından kürtaj yasağı çıkarmakla kendini kurtardı (!) “Her kürtaj bir Uludere” safsatasıyla ‘Kürtlerden sonra sıra kadınlarda’ der gibiydi. Devlet hastanelerinde gizli yasakla sağlıklı ve güvenli kürtaja engel olundu. ‘Özele paran yetmiyorsa merdiven altında öl, eğer yaşamak istiyorsan doğur’ denmiş oldu kadınlara. Nereden bağladı bu iki konuyu birbirine diye sormayın, gündem değiştirirken bir taşla kuş katliamı yapmanın ilmine AKP siyaseti deniyor. Mesele Roboski’nin faillerini cezasızlıkla ödüllendirmekti. Ve AKP’nin ‘müesses nizam’ ile uyumlu ilerleyişinin köşe taşlarından birisiydi. Ve Sahne: Bir kişi, şahsı itibariyle müesses nizamın ta kendisi oluverdi. Artık gelsin talimatlar, eğilsin başlar rejimi boy vermeye başladı. Görüldüğü gibi bir haftaya bakınca sadece bir yılı değil uzun yılları anlamak mümkün bu ülkede.
İNCİ TANELERİ
Diziler, popüler kültürü yansıtır kimi zaman. Kimi zaman yansıtmakla kalmaz, o popüler kültüre ait toplumsal algıyı pekiştirip yeniden üretir. Hatta bazıları vardır ki yeni bir popüler kültür inşa etme misyonu üstlenir. Güzide halkımız -çoğumuz- için hayatı anlamlandırma çabasının tek kaynağı sayılır bu prime-time televizyon dizileri. Ki salt bir sefer yayınla yetinilmez. Günde neredeyse üç, haftada üç-beş kere tekrar edilerek sıkı bir eğitimin gerektirdiği üzere alıştırma yapma, etüt etme fırsatı sunulur. Pek çok dizi var bu bağlamda konuşulan, yazılan. Ben henüz yayına girmemiş olan bir tanesini seçtim başlıkta gördüğünüz gibi. İnci Taneleri üzerine o, yayınlanan kısacık tanıtım filminden yola çıkarak birkaç kelam edeyim isterim. Öyle çok mesaj var ki kısacık tanıtımda es geçmek olmaz. Verdiği olumsuz mesajlardan birisi ataerkil şiddeti ve cinayetleri aşk ile açıklayıp masumlaştırmak. Bir diğeri ataerkil şiddetin, eğitimli, meslek sahibi kişileri de kapsadığını göstermek ki burası gerçeğe uygun ve olumlu mesaj. Ama bir tanıtım filmine bir tane gerçek yeter denmiş olacak ki olumsuz mesajlar sökün ediyor ardından. Yılmaz Erdoğan’ın canlandırdığı karakter bir katil. Katil olmasına rağmen şiirsel, romantik anlatımla ve katilin dilinden akan şiirle izleyici, faille empati kurmaya davet ediliyor. Toplumda eksikmiş gibi… Ve “hiçbir emare yokken kıyamet de koparmış” dizesi üzerine ne söylesek az kalır. Bir anda oluvermiş gibi sunulan bir ataerkil cinayet söylemi sunuyor izleyiciye. Ataerkil şiddetin gerçeğini yani şiddetin cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığını, şiddetin politik olduğu gerçeğini bir anda perdeliyor bu dize. Ataerkil zihniyetin cinsiyet eşitsizliğini sürdürmek için başvurduğu en önemli aparatın kadına şiddet olduğunu, şiddetin seçilmiş bir politik eylem olarak sergilendiği gerçeğini gizliyor. Anlık öfkeye bağlanmış oluyor, hiçbir belirtisi olmadan kıyametin kopuşu ifadesiyle. İktidarın uzun yıllardır yapmaya çalıştığı şey de tam olarak bu. Kadına şiddetle mücadele politikalarında öfke kontrolü eğitimleri verirler ama şiddet azalmaz, artar. Çünkü şiddetin nedeni öfke değil eşitsizliktir. İktidar politikasıyla uygun adım bir dizi izlenecek gibi ve bu haliyle başına yasaklanma filan gibi sorunlar açılmaz sanki. Kadın hareketinin yıllardır katille empati kuran yargı mensupları yüzünden yaşadığı adaletsiz ortama bir de İnci Taneleri destek atmış fark etmez. Kadınlar ataerkil şiddetle mücadeleyi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ile bu mücadelenin başarıya ulaşacağı yönündeki politikalarını ve eylemlerini sürdürecek. Umalım ki izleyici katil ile empati kurmak yerine o katilin yaşamına son verdiği kadının yarım kalan hayatına, hayallerine odaklansın. Aksi takdirde kısa tanıtımına bakarsak bu dizinin cins kırım boyutuna varmış kadın cinayetlerini ve cinayetlerden çok daha yüksek orandaki yaygın ataerkil şiddeti, meşru ya da masum gösterme potansiyeli taşıdığını söylemek mümkün.
KCDP KAPATMA DAVASINDA YARGI SÜRECİ TAMAMLANDI
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, bilindiği üzere kadına yönelik erkek (ataerki) şiddetiyle mücadeleyi çok boyutlu sürdüren kadın derneklerinden birisi. Şiddet gören kadınlar ve kadın cinayetiyle yaşamına son verilen kadınlar için adalet arayışını dava takipleriyle adliyelerde sürdüren bir dernek. Aynı zamanda şiddetle mücadelenin olmazsa olmazı veri toplama ve kamuoyuna periyodik olarak duyurma işlevini de üstlenmiş halde. Eşitlik ve kadın karşıtı cinsiyetçi grupların yani ataerkillerin şikayet ederek hedef göstermesiyle hakkında bir kapatma davası açılmıştı. Hiç somut delil olmadan, yersiz sikayetlere dayalı bir davaname ile açılmış, çok sayıda duruşma ile sürdürülmüş olmasına rağmen sonuçta kapatmaya yer olmadığına kararı verilmişti. Son haftanın güzel haberlerinden birisi olarak ilk derece mahkemesinin kararı onaylandı. Kadın hareketine gözaydınlığı, KCDP’li arkadaşlarımıza yolaçıklığı dileyerek önümüze bakalım çünkü ataerkil şiddeti masum ve meşru görüp göstermek isteyenler çoğalıyor maalesef yapılacak çok işimiz var.
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ KADIN KULÜBÜNE SALDIRI
“Eşit, özgür, demokratik üniversite mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz.” Bu çarpıcı cümle Çukurova Üniversitesi Kadın Kulübü öğrencilerinden duyuldu. Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesini yok sayan ve hatta kriminalize eden kadın karşıtı yapıların saldırısı altındalar. Öncelikle iktidarın talimatıyla YÖK akademide kadın çalışmalarına son vermiş, yeni birimler açılmasını önlemişti. Sonra İçişleri, Bakan Soylu döneminde özellikle Kampüs Cadıları adını alan genç feministleri kriminalize ederek hedef göstermişti. Ama genelde tüm bağımsız kadın örgütlerini iktidarın her kanadı suçlu olarak gösterme politikası izliyor uzun zamandır. Soylu’dan sonra Yerlikaya’nın çetelere sihirli değnekle dokunur gibi yaptığı operasyonlardan memnun olanlara duyuralım feminist cephede değişen bir şey yok. Soylu ve Yerlikaya icraatları aynı. 26 Aralık Salı günü Çukurova Üniversitesi Kadın Çalışmaları Kulübü'nün Genel Kurulu'na “kulüp üyeleri içerisinde Kampüs Cadıları üyeleri ve Özgürlükçü Gençlik üyeleri olduğu bahane edilerek Ülkü Ocakları tarafından saldırı gerçekleştirildiği" bildirildi, basın açıklaması yapan öğrenciler tarafından. Ve yine öğrencilerin belirttiğine göre Ülkü Ocaklı gençler kampüste güvenlik görevlileri tarafından engellenmiyor ama Kampüs Cadıları ve Özgürlükçü Gençlik mensupları sıkı takip altında tutuluyor. Benzer olaylar başka üniversilerde de yaşanmakta. Yılın son haftasında da gençlik örgütleri arasında ideolojik ayrımcılık yapan tarafgir idari politika haberi Çukurova’dan geldi. Lütfen kimse gençlik gruplarından bir kısmını yasaklamak diğer bir kısmını desteklemek yönündeki tavrın salt üniversite yöneticileriyle sınırlı olduğunu düşünmesin. Gençler arasında ayrımcılık yapan, eşitlik yanlılarını suçlu, eşitlik karşıtlarını güçlü göstermek isteyen idare talimatlıdır. İçişlerinden, iktidardan gelen talimatlarla kampüsler kadınlar ve cinsiyet eşitliği aleyhine karmaşaya sürükleniyor ki bu çok tehlikeli bir gidiş. Feminizmi ve kadın hakları savunuculuğunu, toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarını suçlu göstermekle sınırlı kalmaz. Kampüslerle, gençlerle oynamayın, biz bu filmi daha önce görmüştük.
KADİR HAS ÜNİVERSİTESİNDE DİN SOSLU SALDIRI
Sosyal medyada geniş yankı bulan olay Üniversitenin ibadethane olarak düzenlediği mekanın kullanımıyla ilişkiliydi. Görülen o ki akademi din ve inanç özgürlüğünü, ibadet özgürlüğüyle kullanılabilir hale getirmiş. Mekanı kullanmak isteyenler de kendi özgürlüklerine gösterilen saygıyı, ortak alana taşmayarak herkese göstermek zorunda. Mesele idareden saygı görenlerin ibadethane kullanımı konusunda başkalarına aynı saygıyı göstermeyişinden ibaretti, başlangıçta. Ayakkabıların koridora taşması, ne kadar sakil bir görüntü, kim olsa itiraz eder. Hatta itiraz edilmeli. Mekandaki ayakkabı raflarını kullanmak yerine koridoru işgal etmek ve itirazları boğmaya çalışmak zorbalık resmen. Mesele tabii kapı önünde ayakkabı çıkarma görgüsüzlüğünden çok daha ileri boyutlara taşındı. Akademisyen Gizem Sayın’ın kişilik haklarına saldırıya dönüştü. Ayakkabıları kapı önünde çıkarmak yerine ayakkabılık kullanılsın diyen akademisyene ayakkabıyla mescide girme baskısının yapıldığını görüyoruz. Gizem Sayın çok haklı bir yerden cevap veriyor: Sultanahmet Meydanında seccadenizi serip namaz kılıyorsunuz. “Seccadeniz var” diyor ama nafile anlayan yok. Kültür savaşına dönüştürüp İslamafobiye bağlama girişiminin arkasında sosyal medya paylaşımlarına göre TÜGVA temsilcileri başrol oynuyor. Bu olayda da kampüste dinin, ibadetin araç kılındığını görüyoruz. Çoğunlukta olan dinin mensupları bunu yaptığında adı, hak arayışı ve savunusu değil zorbalık olur.
Cinsiyetçi, dinci, ırkçı zorbalıklarla kampüslerde oynanan oyunlar var. Yılın son haftasında iki ayrı şehirde karşımıza çıktı. Bu gidişi iktidar körüklediği için hal ve gidiş berbat. Gidişatın bir nebze düzelmesi ihtimaline sarılmaktan başka yol da yok. Gelecek yılda, hayatımızın geri kalanında da insan onuru, eşitlik, özgürlük, adalet gibi kavramları rehber edinerek herkesin insan haklarına ve haklarını kullanımına saygıyı esas alma yönünde tavır takınanların çoğalmasını umalım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları



















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025