Cemile Bayraktar
Herhalde en utanarak yazdığım yazı budur. Sadece yazmak mı; bu günlerde yaşamaktan utanır olduk. Üzülmediğimiz her andan utanıyoruz. İnsan olmaktan utanıyoruz.
Bu kadar acı içindeyken elbette konuşmak için erken ama susmak şu durumda imkansız.
Depremin büyüklüğü, yüzeye yakınlığı ve peş peşe iki deprem olduğu düşünülünce, elbette yıkımın çok büyük olduğu, çevre illeri de yıkıp geçtiği için yardımın ulaşmasının zor olduğu maalesef doğru. Bu herkesin elini bağlayan bir durum.
“Devlet burada yok” demek de tümden doğru değil. Devletin organları orada, siviller orada, sivil toplum kuruluşları orada ama depremin üzerinden uzun saatler geçmesine rağmen hala dokunulmamış binalar var. Devlet orada belki ama geç kalınmış bir varlık olduğu da bir gerçek… ilk etapta daha fazla sayıda askerin bölgeye müdahale etmesi beklendi ancak bu beklenenden daha az olduğu için “devlet nerede” sorusu, en fazla sorulan soru oldu. Çünkü…
Çünkü devlet, insanı korumak için vardır. Düştüğünde, ürktüğünde, tehlike anında aradığın devlettir. Çünkü vatandaş ve devlet arasında bir sözleşme vardır. O sözleşmeye göre devlet, sınırları içerisindeki vatandaşlarının tüm güvenlik beklentilerini karşılamaktan sorumludur. Dolayısıyla, evim barkım yıkıldığında, taşların altında kaldığımda aradığım devlettir, vatandaşı olduğum devlet. Ve beni, seni oradan ilk çıkarması gereken de devlettir.
Devlet aynı zamanda gücün de sembolüdür. Yetki verilen iktidarların yönettiği devlet aygıtı, güç kullanma tekelini meşru olarak elinde bulundurmaktan dolayı gücün kendisinde toplandığı birimdir. Ama aynı zamanda o gücün içinde vatandaşlar da vardır. Yani devlet ve vatandaş arasında normal şartlarda bir ayrım değil, ayrılamayacak girift bir ilişki vardır. Bu nedenle, vatandaşın yara alması devletin yara alması; devletin yara alması vatandaşın yara almasıdır. Ama bizde çok uzun yıllar boyunca tamamen böyle olduğunu söylemek güçtür. Çünkü bizde devletin korunması, devletin güvenliği vatandaştan önce gelir. Bu nedenle, taşların altında depremzedelerle birlikte hepimiz kaldığımız halde, “devlet nerede” feryadı, devletin öncelenmesi nedeniyle siyasi görülerek susturulmaya çalışılır. Oysa orada yapılan devleti yerme, devlete zarar verme, hainlik, muhalefet, siyaset değildir, ben burada taşın altındayım, elimden tut demektir. Bunu diyene de devlet el uzatır, kızıp bağırmaz. Korkutup ürkütmez. Elini uzatır, çeker alır. O enkazın altından vatandaş, iktidar, devlet hepimiz ağır yaralı olsak da birlikte çıkarız.
Devletin gücünü aldığı konulardan biri de hesap verebilir olmasıdır. Dikkat edin, devletten hesap sorulması demedim, devletin hesap verebilir olmasıdır dedim ve bunu güçle açıkladım. Çünkü en güçlü devlet, hesap verdiğinde hesabında zerre şaşma olmayan devlettir. Böyle bir devlet, dünyanın en büyük askeri gücüne, en iyi ekonomik şartlarına sahip olmasa da en azından güvenle yaşanılabilir olması açısından en güçlü devletlerinden biridir. Aslını isterseniz, bu minvalde güçlü olan devletlere baktığımızda aynı zamanda bu devletlerin diğer alanlarda güçlü olduğunu görürüz, birkaç istisna hariç.
Devletin işleyişi konusunda yetkili olan iktidarlar, aslında tam anlamıyla devlet değildir. Sadece devleti vatandaşın verdiği yetki ile yöneten yapılardır. Devletin en fazla yara aldığı nokta belki iktidarların devlet benim motivasyonuyla hareket etmesidir zira bu noktadan sonra hakimiyetini devam ettirmek isteyen iktidarlar, kendi amaçları ile devletin amaçlarını birbirine karıştırır ve kendileri geçici oldukları halde kalıcı devlet organizmasının kaderini kendi kaderlerine bağlayarak devlete geçiciliğe bağlı yanlış bir form verirler. Ve kendilerine muhalif olanları, devlete muhalif olarak tanımladıkları için devletin gücünü aldığı vatandaşlarını diyalog kurulması gereken muhataplar olarak görmeleri gerekirken, kendi varlıklarına düşman kitleler olarak görerek, devletin gücünü aldığı vatandaşlar üzerinden devletin gücünü sarsarlar.
Bu anlattıklarımın hepsi aynı zamanda tek bir noktaya varıyor: İnsana verilen değer. Devleti güçlü yapan şeylerden biri, belki en önemlisi, o ülkede yaşayan insanlara verilen değerdir. Güvenlik de bu değerle alakalıdır. Ve insanlar, dünyanın neresinde olursa olsunlar insan olmaktan dolayı bir değere layıktır. Ancak bize dönüp baktığımızda insana değer verildiğini söylemek biraz güçtür. Ya da şöyle ifade etsem daha doğru olur; bizde devletin güvenliği, yönetici elit tarafından sürekli öncelendiği için halkın güvenliği ikinci plana atılır, belki üçüncü, dördüncü plana… Oysa güçlü bir devlet, yaşanılabilir bir ülke için vatandaşların güvenliği ile devletin güvenliğinin aynı seviyede olması gerekir zira bunlar ayrılamaz bir güvenlik bütünüdür.
Maslow ihtiyaçlar teorisinde bir hiyerarşi oluşturarak insanların temel ihtiyaçlarını şu şekilde sıralar: “Fizyolojik gereksinimler (nefes alma, besin, yemek, su, cinsellik, uyku, sağlıklı metabolizma, boşaltım). Güvenlik gereksinimi (beden, iş, kaynak, ahlak, aile, sağlık ve mülkiyet güvenliği). Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel mahremiyet). Saygınlık gereksinimi (özsaygı, özgüven, başarı, başkalarına saygı duymak, başkaları tarafından saygı duyulmak). Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdemli, yaratıcı, içten, problem çözücü, önyargısız ve hakikatleri kabul eder olmak).” Ve Maslow’a göre, bu gereksinimler sırayla tamamlandığında bir üst ihtiyaca geçilir ve en sonunda insan kendisini gerçekleştirir. Maslow’un teorisi her ne kadar psikoloji ile alakalı olsa da, bugün psikolojinin sosyolojiden bağımsız olmadığı kabul edilen bir durum. Dolayısıyla, bir ülkede yaşayan insanların temel ihtiyaçlarının ikincisi yönetimle bağlantılıdır. Bu ihtiyaç karşılanmalıdır ki duygusal ihtiyaçlara geçilsin ve bu gereksinim giderilsin. Ama bizler genel olarak ikincide kaldığımız için bir sonraki aşamaya maalesef geçemiyoruz. Bu yüzden de bir yandan enkazın altında yardıma muhtaç beklerken, diğer yandan korkutuluyoruz. O korkutulma hali bir kısmımızda üçüncü temel ihtiyacın gereksinimi olarak ortaya çıksa da, çoğumuz ikinci ihtiyaçlara takılıp kaldığımız, orayı aşamadığımız için duygusal güven aşamasına geçemiyor, temel güvenlik ihtiyaçlarımız için devletten talep etmek yerine, devlet lutfetsin diye bekliyoruz ve devletin güvenliğini, ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımızın önüne koyuyoruz, devletin buna ihtiyacı olmasa da… Oysa şöyle olması gerekmez miydi? Enkazın altında kalan, onların yanında bekleyen insanlar “beni kurtar” diye feryat ederken, devletin, yönetimin el uzatması -ki uzattı da- o eli tutarken bağırıp çağırmak, savunma yapmak yerine o eli sadece tutsaydı olmaz mıydı? Bir ülke vatandaşlarının bu kadar asgari beklentisi bile öfkeyle susturuluyorsa, sormak gerekir neden vatandaşlarımıza değer verilmiyor? Eğer veriliyorsa sormak gerekir; iş insanları, müteahhitler, yerel yönetimler, bakanlıklar, ruhsat verenler… depremde binaların kağıt gibi dağılmasının elbette depremin büyüklüğü ile alakası var ancak bu denli büyük yıkımın diğer yanında da depreme dayanıksız yapılan yapılar, bunlara ruhsat verenler, önlem almayanlar, yetkililerin uyarılarına dikkat etmeyenler yok mu? Bu kadar temel bir soruyu sormak bile tepkiyle karşılanıyorsa biz vatandaşlar kime ve neye sığınacağız?
Bu yazıyı, devleti yıpratmak için yazmıyorum. İktidarı, “bu acı durumdan fırsat bulup” eleştirmek için yazmıyorum. Siyaset yapmak gibi bir niyetim yok. Hain değilim. Şu durumda en son aklıma gelecek şey bunlar olurdu. Deprem olduğu günden bu yana yazdıklarımın hemen hemen aynısını söyleyen, bu ülkede yaşayan, depremin fiziken ve ruhen dokunduğu her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi soruyorum; biz neden değersiziz? Bizler zaten ülkesinin korkuttuğu insanlarız, korunmaya en ihtiyaç duyduğumuz dakikalarda, her anlamdaki yoksunluk nedeniyle tir tir titrerken bizi neden daha fazla korkutuyorsunuz?
Şu durumda devleti koruma kisvesi altında kendisini koruyanların, sürekli savunma halinde gezmesini anlıyorum da, “ben bu devletin bir parçasıyım, çadır nerede” diye feryat eden insanları bu koruma niyetinde harcamasını anlamıyorum. Devlet depremzede ya da herhangi bir vatandaş bunu söylediği için yara alıyor da, insanlar taşların altında yaralı değil mi? Devlet yara alacak diye ayağa kalkıyorsunuz da kan revan içindeki vatandaşın, onu görünce feryat eden vatandaşınız neden “beni itibarsızlaştırma” diye susturuyorsunuz? İnsanın, insan olmaktan gelen itibarı ne olacak?
Biz zaten devletin korkutulmuş çocuklarıyız, devletten, iktidardan bugün beklediğimiz bizi böyle zamanlarda korkutması değil, korumasıdır. Bizim devletten beklediğimiz, ölen kızının elini bırakmayan o babanın kızının elini bırakmadığı gibi bizlerin elini bırakmamasıdır. Dün devlet kendisine değer vermediğinde devleti yerden yere vuran, devlet olduğunu sandığında ise elimizi bırakanların bizi korkutması en son ihtiyacımız. İnsanlar korkmuş ve yıkılmışken onlara el uzatmak yerine, onlara Twitter’dan parmak sallayan “yan kişi ve organizatörlerin” devlet kostümü giyip sağa sola ayar vermesi ise şu durumda en son ihtiyaç duyulan şey. Bu nedenle söylemek gerekiyor ki, savunulması gerekmeyecek kadar güçlü olan devleti, iktidarı aslında kendi alanınızı savunmaktan fırsat bulursanız, biraz da kendi ülkenizin deprem görmüş insanlarını savunun!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları




















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
18.01.2026
10.01.2026
3.01.2026
19.12.2025
18.12.2025
9.10.2025
7.08.2025
3.08.2025
16.01.2025
7.01.2025