Ferhat KENTEL
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, Türkçülük, Osmanlıcılık gibi ideolojik akımların yanı sıra, İslamcılık da bir toplumsal tabana sahip olmayan bir başka kurtuluş ideolojisi olarak ortaya çıktı.
Bu kurtuluş ideolojileri daha ziyade devletin yakın çeperlerindeki hareketliliğe tekabül ediyordu. Bu çeperlerin dışında kalan, imparatorluk coğrafyasında oradan oraya sürülen geniş ve farklı toplumsal yığınların temel meselesi ise savaşların yıkıcılığı içinde hayatta kalmaktı. Bir imparatorluğun çöküşüne bağlı olarak, bir ölçüde yapıştırıcı özelliğe sahip Osmanlı kimliğinin, üst kurguların, toplumsal bütünlüğün darmadağın olduğu bu dönem, aynı zamanda güven duygusunun yok olduğu, korkuların yükseldiği ve tek güvenilir yer ve anlam olarak cemaatlerin giderek daha fazla içine kapandığı bir kaos dönemiydi.
Jön Türk ve İttihat Terakki gelenekleri üzerinde, Fransız ulus-devlet modeli ile Alman milliyetçiliği sarkacında kimlikleşen ve Kemalizm’de vücut bulan bir seçkinler grubu, bu dönemde devlet katında süren gerilimlerden ve kavgalardan kazanarak çıktı. Askerî bir güce sahip olan bu grubun topluma dayattığı yeni ve kurgusal bir “ulusal kimlik – yurttaşlık” projesi, kaos konjonktüründe, ciddi bir muhalefetle karşılaşmadan toplumu tanımlama gücünü ve tekelini ele geçirdi.
Ancak devlet katında “toplumsal mühendislik” tartışmalarının tarafları olan kurtuluş ideolojilerinin toplum nezdindeki karşılıkları önceden öngörülebilir olmaktan çok uzaktı. Seküler milliyetçiliğin Türkiye versiyonu olan Kemalizm, ele geçirdiği devlet aygıtı (en azından “silahlı ordu” ve “eğitim ordusu”) aracılığıyla, zaman içinde toplumun içine –sınırlı da olsa– sadık ve ehlileşmiş bir “yurttaş” kitlesi sokmayı başardı. Bu sadık kitlenin ötesinde ise, daha ziyade görüntüde sadık ya da boyun eğmiş, bir bakıma genelleşmiş bir takıye tavrı sergileyen kitleler ve daha da önemlisi kaos döneminin savunma refleksleriyle hayata tutunmaya çalışan, kültürel anlam dünyalarıyla direnen cemaatler yeni zamanların yeni siyasetinin aktörleri oldu.
Kürtler ve Müslümanlar
Etnik, dinsel, etnodinsel veya geleneksel özellikleri ya da bu özelliklerin içiçe geçmesiyle varolan, kendini anlatabilen bu “cemaatler” arasında en önemlileri, inkâra, asimilasyona ve çeşitli baskılara maruz kalmış Kürtler ve tabii ki camileri, ezanları, medreseleri, tarikatları, kısaca anlam dünyalarının mekânları ve işaretleri baskı altına alınmış Müslümanlardı. Bu iki önemli grubu, kuşkusuz, apayrı kimlikler olarak tanımlamak nasıl mümkün değilse, başka etnik gruplar ya da mezheplerle içiçeliklerini de göz ardı etmemek gerekir.
İşte 20. yüzyılın başındaki İslamcılık akımından farklı olarak, özellikle 1980 sonrası, bir düşünce hareketi olarak yeni “İslamcılık” ya da toplumsal eylemi içeren “İslamî hareket” için, yukarıdan aşağı modernleştirme, uluslaştırma ve sekülerleştirme hareketine karşı, toplumun Müslüman bileşeninin direnişinin gene bu modernleşme hareketi içindeki tezahürüdür diyebiliriz. Başka bir deyişle, İslamî hareket 20. yüzyılın başındaki ideolojiden farklı olarak, cemaatten toplumsal aktöre evrilen toplumsal kesimlerin siyasal, kültürel, ekonomik hareketidir; kısaca gerçek anlamda bir “toplumsal harekettir”.
Çoğul bir direniş olarak İslamî hareket
Ancak bu genel tanımın ayrıntılandırılması gerekiyor. İlk olarak “toplumun Müslüman bileşeni” kendi içinde oldukça heterojen bir tabana sahiptir. Eğer 1980 öncesi Millî Selamet Partisi’nin (MSP) devamı olarak Türkiye siyasal hayatına katılan ve 1990’larda bir dönem en güçlü parti haline gelen Refah Partisi (ve arkasından Fazilet Partisi) İslamî hareketin bir tezahürü ya da parçası olarak kabul edilirse, bu partilerin tabanındaki farklı kesimler bu heterojen yapıya ilişkin fikir verebilir.
1990’larda yapılan çeşitli araştırmalara göre, RP’ye oy veren kesimler arasında üç ana damar dikkat çekiyordu. Bunlardan birincisi, MSP’nin toplumsal tabanında neredeyse tek ve en güçlü bileşen olan ve daha çok Orta Anadolu’daki kasaba nüfusuyla sembolleşen mütedeyyin, geleneksel ve muhafazakâr kesimlerdi. İkinci damar, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Kürt nüfustan, üçüncü damar ise kırsal bölgelerden koparak, göç sonunda büyük kentlerin çeperlerine, gecekondu bölgelerine yerleşmiş olan alt sosyal sınıflara mensup kesimlerden oluşuyordu.
İslamî hareketi anlamak için, birbirinden kopuk olmayan bu damarlardan her birinin taşıdığı çok güçlü bir anlam olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi, yani Orta Anadolu ile özdeşleşebilecek muhafazakâr damar bir bakıma Türkiye’de İslamî hareketin yoktan varolmadığını, Cumhuriyet’in modernleştirme hareketine karşı savunmacı refleksleri içeren geleneksel yapının siyasallaşmasını anlatan bir damardı. Bu damar, bir bakıma, yepyeni boyutlar eklemlendiği için “yeni” bir hareket haline gelen İslamî hareketin devamlılık içindeki “ana nüvesi” olarak nitelendirilebilir.
İkinci damar, yani “Kürt” damarı, gene ulus-devlet ve buna bağlı olarak “Türklük” inşasına bağlı olarak, “etnik olarak” inkâr edilmiş, asimilasyona ve baskılara uğramış Kürt nüfusun “etnik olmayan”, tersine etnik ve kavimler ötesi bir aidiyete, her ne kadar içinde “millî” renkler olsa da, “ümmet”e referans veren bir siyasal kimliğe eklemlenmesi anlamına geliyordu.
Ancak, her ne kadar bu iki “kültürel” damar çok önemli bir ağırlık taşısa da, İslamî hareketi gerçekten “yeni” yapan üçüncü damar “yeni kent nüfusu”ydu. Zaman içindeki, özellikle 1980 sonrası göçlerle birlikte, 12 Eylül 1980 darbesinin yarattığı baskı ortamında, liberal ekonomi politikaları karşısında muhalefetin sindirildiği ve yokedildiği bir zaman diliminde, bu yeni kentli nüfus, İslamî hareketin “sınıfsal” boyutunu teşkil etti. Bu yeni kentli nüfus, “sınıfsal”ın konuşamadığı bir dönemde, “sınıf”ı, İslamî hareket vasıtasıyla “kültürel” olarak anlattı.
Dolayısıyla, İslamî hareket,“düzen”den şikâyetleri ve arzuları olan insanların ürettiği; “bir”den çok anlam içeren, ancak bütün bu anlamları bir “kimlik” etrafında yoğunlaştıran, netleştiren bir toplumsal harekettir. Başka bir deyişle, “yeni” olan insanlar ve anlamlar, “eski”yle, bir gelenekle irtibatlanarak, İslamî toplumsal hareketin dilini icat etti. Bu dil, “ötekileşmiş” toplumsal kesimlere “aktör” olma potansiyeli sağladı, enerji verdi; onlara mücadele edilebilecek bir “öteki” hedef inşa etti. İslamî hareket, zamanın ruhuna uygun, “devrimci” bir meydan okuma ve gelecek hayalini bir araya getirdi.
Zihinsel altüst oluşlar
Ancak bütün toplumsal hareketlerin yarattığı bir yanılsama İslamî hareket için de geçerli oldu. İçi sosyolojik olarak çok zengin olan bir hareket, gerek içeriden, gerekse dışarıdan tek boyutlu bir hareket olarak temsil edildi. İçerideki toplumsal kesimlerin buna ihtiyacı vardı; farklılıklarını ne kadar eritip bir bütünlük duygusu yaratabilirlerse, o kadar güçlü olacaklarını biliyorlardı. Dışarıda ise varolan düzeni ve daha somut olarak bu düzen içindeki iktidar sahibi sınıfları ve onların kültürlerini tehdit eden bu yeni toplumsal gücün “anlaşılmasını” basitleştirmek, “tek”e indirmek onun kolayca düşman olarak inşa edilmesini sağlayacaktı.
Sonuç olarak, İslamî hareket farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren, onlara homojen bir kimlik veren ve siyasallaşmalarını sağlayan bir hareket olarak Türkiye toplumsal ve siyasal hayatına girdi. İslamî hareket (ve kuşkusuz aynı zamanda Kürt hareketi ve “1915 Ermeni soykırımı” gibi geçmişin sorgulandığı bütün entelektüel çalışmalar, siyasal mücadeleler vb.) vasıtasıyla, Türkiye toplumu bütün Cumhuriyet tarihi boyunca tanık olmadığı ölçüde zihinsel altüst oluşlar yaşadı.
En basit ifadesiyle, “karanlık ortaçağların” ve “doğululuğun” tezahürleri olarak görülen dindar kesimler toplumsal hayatın ve neredeyse devletin her alanına, polis teşkilatına, parlamentoya, üniversitelere, ekonomik hayata girdi. Kısaca modern/geleneksel ikilemini parçalayarak, Türkiye’deki (dolayısıyla dünya çapındaki) özellikle pozitivist bir aydınlanmacılık ve kalkınmacılıkla özdeşleşmiş, seküler-seçkin bir zümre tarafından gerçekleşeceği varsayılan “modern” toplum algılamalarını radikal bir şekilde değiştirdiler; modernliğin hiçbir “tek” aktörün tekelinde olmadığını, tersine sürekli icat edilen bir süreç olduğunu pratiklerin içinde yaşadılar ve gösterdiler.
İslamî hareketin bileşeni olan toplumsal gruplar, yukarıdan aşağıya “modernleşmeyi” tesis etmeye çalışan tek aktör (devlet ya da onun ürettiği seçkinler) yerine, olanakların ve alternatiflerin çoğaldığı bir “modernliğin” aktörleri oldu. Aynı zamanda İslamî hareket, içine giren farklı toplumsal kesimler için güçlü bir “asansör” işlevi gördü; topluluk (ya da cemaat) dayanışması içinde taleplerini güçlü bir enerjiyle dile getiren bu kesimler toplumsal ya da sosyo-ekonomik mobilite basamaklarında yukarılara tırmandı. Bu haliyle, toplumun sınıf yapısı değişti; kentler yeni sınıflarla tanıştı.
Ara bir sonuç çıkarmak gerekirse, genel olarak bütün toplumsal hareketlerde söz konusu olduğu gibi, İslamî hareket de bir yandan toplumu değiştirirken, diğer yandan kendisi de değişti.
Müslümanların “normalleşmesi”
12 Eylül’den sonra, özellikle 80’lerin sonunda Refah Partisi-Fazilet Partisi çizgisiyle Türkiye siyasal hayatının en önemli aktörlerinden biri haline gelen İslamî hareket için 28 Şubat 1997 darbesi önemli bir dönüm noktası oldu. Bir açıdan, 28 Şubat’ı İslamî hareketin total kimliğini parçalayan ve onu ehlileştiren bir operasyon olarak görmek mümkün. Ancak başka bir açıdan bakıldığında, 28 Şubat sürecinden büyük darbeler alarak çıkmış olmasına rağmen, İslamî hareketin bileşenlerinin ve mensuplarının hayatta kalmak için gösterdikleri “uyum” ve “hareket” sayesinde beklenmedik bir başarı hikâyesi ürettiği de söylenebilir. 28 Şubat’ın akabinde İslamî hareket, topluluk kimliğinin rejimle sürtüşmesini asgariye indirerek ve uyumu ön plana alarak aşınmayı azalttı; ancak bireysel alanda teslim olmayan, ekonomik, siyasal, kültürel faaliyet alanlarında hareketi beslemeye devam etti.
Bir yandan Avrupa Birliği müzakereleri vasıtasıyla küresel dünyaya açılan, KOBİ’ler ve “Anadolu Aslanları” gibi taşranın yerli ekonomik aktörlerine siyasal bir güç ve temsil sağlayan, demokratik açılım, askerî vesayetin sona erdirilmesi, Kürt açılımı gibi “yeni” bir siyaset yapma yolunu açan, fakat aynı zamanda muhafazakâr-geleneksel-milliyetçi bir ruhu taşıyan AKP bu uyum ve hareketin partisi olarak Türkiye’nin en güçlü siyasal hareketi haline geldi. AKP, Türkiye’nin geleneksel iktidar yapısını değiştirdi. Bir bakıma, on senelik bir zaman dilimine yayılmış, iktidarı devlet aktörünün elinden alan, kansız bir “burjuva demokratik devrimi” gerçekleştirdi; Türkiye kapitalizminin kumandasına oturmuş en güçlü yönetici sınıfı inşa etti.
AKP vesilesiyle İslamî hareket ve hareketin öncüleri, en güçlü aktörleri iktidara yürüdüler. İktidara yürüyen bu kesimler iktidarla özdeşleştikçe, gene bütün devrimci hareketlerin yaşadığı tecrübeyi İslamî hareket de yaşadı. “Devrim”, içinden karşı-devrimi ve statükoyu da üretti. “Hareket” sona erdi, “düzen”e dönüştü. Gene bu iktidara yürüyüş içinde eteğindeki geniş ve heterojen toplumsal kesimleri taşıyıcı özelliğini kaybetti. Zaman içinde “asansör”e binenlerle birlikte heterojen yapısı daha da artmış olan hareket artık bugün bütün kitlelerini birlikte ve kimlik vererek taşıma kapasitesini yitirdi.
Hareketin içindeki unsurların hepsi şu veya bu şekilde bir zamanlar “ait” oldukları ortak bir kimliğe gönderme yapıyor olsa da, artık başka dünyalardan konuşuyorlar. En azından, hareketle birlikte “en tepeye” varanlar ile hâlâ alt toplumsal sınıflarda aidiyetleri şekillenenler ve hâlâ “başka bir dünya mümkün” diyenler, birbirilerini apayrı dünyaların insanları olarak görüyor.
Uyum ve direniş
Bugün İslamî hareketin bir “bütün”olarak varlığı sürmüyor. Ancak, İslamî hareketten gelip başka dünyalarla içiçe geçen, değdikleri yerleri değiştiren ve değdikleri yer sayesinde değişen “İslamcılar” var. Devrimci Müslümanlar, anti-kapitalist Müslümanlar, Manhattan’a özenen, beton kuleleri dikerek rantlar elde etmeyi çok iyi beceren ve bunu da “kalkınmacılık” cilası altında çok iyi saklamayı beceren kapitalist müteahhitler, Protestanlaşmış, sekülerleşmiş burjuvalar, Alâdergisiyle giyim ve kuşamlarını şekillendiren kadınlar, tüketimle kendilerini tanımlayan orta sınıflar var ve tabii ki, giderek bir hayal haline gelen “ümmet” fikrini bir kenara bırakıp devletle örtüşerek kavmiyetçiliği şiar edinen milliyetçiler de var…
Bugün İslamî hareket paramparça; farklı parçaların kimisi modern kapitalist dünyaya bir cevap üretirken, kimisi de bu yapıya mükemmel bir uyumun örneğini veriyor. Başka bir deyişle, Müslümanlar ya da Müslüman olmayanlar, herkes artık normal… Uyum da her yerde, direniş de…
Kaynak:http://www.altust.org/2012/10/islamcilik-hareket-duzen-ve-parcalanma/
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları












































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020