Halil BERKTAY
[22 Nisan 2017] Bonapart olmasaydı, 19. yüzyılda “tarihte büyük adamların, dehaların, kahramanların rolü”ne, yani tarihi öncelikle onların yapıp yapmadığına ilişkin bir tartışma başgösterir miydi? Çok şüpheli. Bir kere, tarihin “yapılan” (dolayısıyla birilerinin “yaptığı”) bir şey olduğu fikri oluşmamıştı. Çünkü ikincisi, o hükümdar ve kumandanların alternatifi yoktu. Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi ve yol açtığı “içtimaî mesele” (the social question: bu yeni işçi sınıfıyla ne yapmalı) henüz patlak vermemişti. Dolayısıyla emekçi kitlelerin siyaset sahnesinde yer alması da, dünyayı sırtlayan üretici rollerinin tanınması da söz konusu değildi. Sonuçta, büyük adamlar tabii vardı ama bir büyük adamlar teorisi mevcut değildi. İskender’i, Jül Sezar’ı, Cengiz’i, Timur’u, XIV. Louis’yi, Büyük Frederick’i herkes biliyordu. Zaferleri, fetihleri, mutlakiyetleri ortadaydı. Kitaplar zaten sırf onları yazıyordu. Ama bu, vurgulu bir teorik sistematizasyon kertesine ulaşmamıştı. Karşıtına, zıddına karşı savunulmuyordu.
Paradoksa bakın ki Fransız Devrimi, bir yandan Paris’in Bastille’i zapteden ve (kadınlarıyla) Versaille’a yürüyüp kral ile kraliçeyi kente dönmeye zorlayan sansculotte’larını (baldırı çıplaklarını), diğer yandan da onları hizaya sokup Marseillaise’in müziğiyle uygun adım yürüten Napolyon gibi bir lideri sahneye çıkardı. Küçük bir Korsikalı topçu teğmeninin 15 yılda generalliğe, başkomutanlığa, birinci konsüllüğe ve nihayet imparatorluğa yükselip neredeyse bütün Avrupa’yı meteor hızıyla fethederek Moskova kapılarına dayanması, zamanın bütün seçkinlerini büyüledi. Bırakın, 17. ve 18. yüzyılların ihtiyatlı “kuvvetler dengesi” diplomasisi ile buna denk düşen, kesin sonuçlu imha muharebelerinden uzak, küçük ve kısmî muharebelerini. Tâ İlkçağdan beri böyle bir kuyruklu yıldız gelip geçmemişti yeryüzünden. Yaşayan İskender’di, Sezar’dı, karşı durulmaz gibiydi. Ordular ağzına bakıyor, beyaz atını serhatlerde şaha kaldırıyor, bir işaretiyle koalisyonlar çöküp dağılıyor ve yenileri kuruluyordu.
Örneğin Austerlitz’te (2 Aralık 1805), çocuk kandırır gibi kandırmıştı diğer iki imparatoru. Bütün derdi, I. Aleksandr ve II. Francis’in, yaşlı kurt Mareşal Kutuzov’un uyarıları doğrultusunda daha doğuya çekilmemesiydi. Onun için günler boyu, asıl kendisinin zayıf olduğu ve çatışmaktan korktuğu izlenimini yaratmış; hattâ savaş alanının merkezinde, tâyin edici öneme sahip Pratzen Tepeleri’ni de 1 Aralık’ta kasten terketmiş; nihayet savaşı kabul ettikleri 2 Aralık günü ise, Avusturya-Rusya ordularının sol kanadını kendi sağ kanadının iyice üzerine çektikten sonra ortadan müthiş bir piyade taarruzuyla Pratzen’i tekrar ele geçirerek düşmanı ikiye bölüp darmadağın etmeye başarmıştı. Sonuç, yukarıdaki başlık resminde gördüğünüz gibiydi: Fransız tarafında 1300 ölü, 6900 yaralı ve 600 esir (toplam 9000 kayıp); diğer tarafta ise 16,000 ölü-yaralı ve 20,000 esir (toplam 36,000 kayıp). Yani olabileceği kadar hızlı ve net sonuçlu bir zafer.
“Bir devin ellerindeki bebekler gibiyiz.” Yaşlı mareşal Kutuzov’un uyarılarına kulak vermemekle ne kadar hatâ ettiğini çok geç kavrayan Çar I. Aleksandr’ın, 2 Aralık 1805 akşamı dudaklarından dökülen bu sözler, aslında bütün bir kıtanın hayret ve hayranlığını yansıtmaktaydı. Kendisi de bilincindeydi, baş rolünü oynadığı muazzam dramın. Gücüne mağrur, ehemmiyetini müdrikti. Yazılı basının mevcut, ama fotoğrafın henüz icat edilmediği bir çağda, kamuoyunun gözü önündeki her hareketine dikkat ediyor; sayısız ressama istikrar ve özgüven göstergesi olarak sol eli ceketi veya yeleğinin içinde poz veriyor; savaş meydanı tablolarını dikkatle gözden geçiriyor ve yerine göre düzeltme istiyordu. Austerlitz’in ertesi günü (3 Aralık’ta) yayınladığı ünlü genelge, çok yukarıdan alan “Askerler, sizden hoşnudum!” (Soldats, je suis content de vous!) hitabıyla başlarken, ordusuna en büyük ödül olarak kendi memnuniyetini bahşedebilen bir komutanın benzersizliğini kendisine bahşediyordu.
Ama son tahlilde o da kadiri mutlak değildi; (Ömer Lütfi Barkan’ın 1937-38’de Osmanlı İmparatorluğu için başvurduğu devlet fetişisti ifadelerle) “kopardığı kıyametlerin hercümerci içinde ayrıca çeliklenerek... her türlü gücü kendine râm etmek”ten çok uzaktı. Alt tarafı bir fâniydi ve bütün fâniler gibi yanlış hesap yapması pekâlâ mümkündü. Nitekim yaptı da. 1812’de olmadık bir Rusya seferine çıktı. Çar Aleksandr bu sefer dinledi Kutuzov’u. Rus ordusu boş yere herhangi bir kesin sonuçlu imha muharebesini riske etmeden -- üstelik, arkasında yalnız “yanmış toprak” bırakarak, yani Fransız ordusuna araziden geçinme olanağı bırakmaksızın -- geriledi ve 700,000 kişilik Grande Armée’yi ikmal üslerinden çok uzaklara çekti. Sonuçta Napolyon, Borodino’da kazanamadığı için kaybetti ve Moskova’dan (50,000’i Avusturyalı ve Prusyalı, 20,000’i Polonyalı, sadece 35,000’i Fransız olmak üzere) topu topu 120,000 kişiyle döndü. Bu da (“son Yüz Gün” dahil bütün ikincil iniş-çıkışlarıyla birlikte) 1813-1815 nihaî çöküşünü beraberinde getirdi.
Yenildi ama zihinlerde silinmez izler bıraktı. Daha 18. yüzyılın ikinci yarısında gelişen Sturm und Drang akımının atılım, fırtına ve heyecan arayışına; onu izleyen Romantizmin ise “yalnız deha”yı tanrılaştırmasına denk düştü. Beethoven katıksız bir devrimci ve cumhuriyetçiydi. 1804’te Üçüncü Senfoni’sini bitirmiş ve Napolyon’a ithaf etmişti (a Buonaparte). Yakın arkadaşı ve sekreteri Ferdinand Ries’in anlatımına göre, Napolyon’un kendini imparator ilân ettiğini Ries’ten öğrenince küplere bindi. “Demek o da sıradan bir fâniymiş. Şimdi o da İnsanın bütün haklarını ayaklar altına alacak ve sadece kendi ihtirasına yol verecek; bundan böyle başka herkesten üstün olduğunu sanacak ve bir tiran olup çıkacak” diye bağırdı. Masaya gitti, ithaf sayfasını alıp ikiye yırttı ve yere attı. Başlığı değiştirdi ve Sinfonia Eroica (Kahramanlık Senfonisi) yaptı. Ama anlaşılan içi sızlamaya devam etti. Üç ay sonra yayıncısına yazdığı bir mektupta, “aslında senfoninin başlığı Bonaparte’dir” dedi. Notalar nihayet 1806’da basıldığında, başlık sayfasında İtalyanca Sinfonia Eroica ... composta per festeggiare il sovvenire di un grande Uomo (Kahramanlık Senfonisi -- Büyük bir adamın anısına bestelenmiştir) yazıyordu. Dahası var. Eroica, daha sonra gelen diğer büyük senfonilerine, özellikle Beşinci ve Dokuzuncu’ya rağmen hep Beethoven’ın favorisi olarak kaldı. Ve 1821’de Napolyon’un St Helena adasında hayata veda ettiğini öğrendiğinde, Beethoven’ın ağzından “Bu acı olayın müziğini on yedi yıl önce yazdım” sözcükleri döküldü. Eroica’nın ikinci “cenaze marşı” (Marcia funebre) bölümünü kastediyordu.
Bir teori olarak tarihi öncelikle büyük adamların yaptığı düşüncesi, Hegel ve Carlyle’ın aşağı yukarı zamandaş eserleriyle köşelilik kazandı. Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in 1822, 1928 ve 1830’da Berlin Üniversitesi’nde verdiği dersler, ilk defa 1837’de Tarih Felsefesi Konferansları adıyla kitaplaştırıldı (ve kısaca Tarih Felsefesi diye bilinir oldu). Hegel “Âlemin Ruhu”nun (World-Spirit) ajanları niteliğindeki “cihanşümul bireyler” (world-historical individuals) fikrini burada işledi. Böyle “büyük adam”ların kendi amaçları peşinde koşarken taraf olduğu büyük dâvâların, aslında “Âlemin Ruhu”nun iradesini gerçekleştirmeye ve dolayısıyla kaçınılmaz geleceğin yolunu açmaya hizmet ettiğini savundu. İngiltere’de ise Thomas Carlyle, 1837-1840 yıllarında verdiği bir dizi konferansı 1841’de On Heroes, Hero-Worship, and The Heroic in History (Kahramanlığın, Kahramanların ve Kahramanlara Tapmanın Tarihteki Rolü) başlığıyla yayınladı. Onun da “tarih, Büyük Adamın biyografisinden başka bir şey değildir” iddiasını formüle etmesinde Napolyon örneği çok etkili oldu. Hegel zaten (olanca otoritarizmi ve militarizmiyle) Prusya devletinden yanaydı, hattâ onu tarihin son noktası olarak görüyor ve gösteriyordu. Başka bir deyişle, demokrasi diye bir derdi yoktu. Carlyle’da ise “kahramanlar” üzerinden Büyük Adamların yüceltilmesi, ilk defa demokrasinin açık ve belirtik reddiyle birleşti (Carlyle, “çoğunluğun oylarıyla doğruya varılabileceği” fikrini saçma buluyor ve bunun yerine, Platon’un Devlet’teki (Politeia, İÖ 380 dolayları) oligarşi yanlılığını çağrıştıran bir tavırla, “en ehil” olanların yönetmesini savunuyordu). 19. yüzyılın kalanı boyunca da tarihi büyük adamların yaptığı teorisi, giderek daha demokrasi karşıtı bir rol oynamaya devam etti. Bu açıdan, Friedrich Nietzsche’nin (1844-1900) Zerdüşt Böyle Dedi’de (Also sprach Zarathustra, 1883) ortaya attığı übermensch (üstinsan) kavramı, belki önemli ölçüde bağlamından koparılıp tahrif edilmek suretiyle de olsa, aynı gelişme çizgisi içinde konumlandı. Gerçi Nietzsche übermensch’i biraz Hıristiyan transandantalizminin karşıtı bir dünyevîliğin taşıyıcısı olarak düşünmüş ve “Tanrı[nın] öldü[ğü]” koşullarda insanın ancak böyle varolabileceğini savlamıştı. Öte yandan, bizatihî “Tanrı öldü” önermesi de mevcut bütün ahlâkî bağlayıcılıkların çözülüp yıkılmasını ve insanın “iktidar iradesi”ni kovalamada böyle handikaplardan sıyrılarak bütünüyle serbest kalmasını içeriyordu. Übermensch’i özellikle İngilizceye overman (üstinsan) değil superman (üstüninsan) olarak çevirmek yanlış olmuş, aşırı sağ yorumlara büsbütün çanak tutmuş olabilir. Ne ki, Nietzsche’nin amoral (ahlâk üstü) duruşu ve gene Nietzsche’nin übermensch’i, sonuçta anadili İngilizce değil Almanca olan (dolayısıyla çeviri hatâlarının yanılttığı söylenemiyecek) bir dünyada, Führerprinzip’e giden köprülerden birini oluşturdu.
Kuşkusuz Napolyon, bütün bu yorum esinti ve serpintilerinden sorumlu tutulamaz. Auden: “Ölenin sözleri, yaşayanların bağırsaklarında değişime uğrar” (The words of a dead man / Are modified in the guts of the living). Kendi çağının ölçü ve koşulları çerçevesinde, asıl şu soru önem taşımakta: Gerçekten benzersiz miydi? Ya da, tam ne kadar benzersizdi? Çağdaşları ve akranlarından ne kadar üstündü? Bütün büyük liderler için sorulabilecek bu soruyu, Plehanov cevaplandırıyor bir bakıma, Tarihte Bireyin Rolü’nde (1898). Özetliyorum. Napolyon’a bakışımızda, diyor, bir optik yanılsamaya çok dikkat etmeliyiz. Fransız Devrimi bir değil bir yığın çok becerikli general ve mareşal çıkardı. Çünkü eski aristokratik ayrıcalıkları kaldırdı ve halktan insanların, hattâ meslekten asker (astsubay bile) olmayanların, sırf yetenekleri sayesinde subaylığa yükselmelerinin önünü açtı. Lannes, Davout, Murat, Bernadotte, Ney, Bessieres, Soult, Vandamme, Nansouty, St Hilaire ve daha niceleri bu sayede öne çıktı. Napolyon da başlangıçta ve uzun süre bunlardan biriydi. Gelgelelim, en tepede sadece birine yer vardı. İngiliz Devrimi’nin Oliver Cromwell’in temsil ettiği “askerî diktatörlük” aşaması gibi Fransız Devrimi’nin de Napolyon’un temsil ettiği “askerî diktatörlük” aşamasından söz ediyor Plehanov. Bunu da bir kötüleme değil objektif bir kaçınılmazlık, devrimlerin zorunlu bir aşaması olarak kaydediyor.
Sadede gelelim. Bir kere Napolyon oraya yerleşince artık başkasına yer yoktu, diyor Plehanov. Bu da bütün diğer akranlarının ikincil ve tâbi konumlarda kalması demekti. İşte budur ki “onsuz olmazdı”ya götürüyor. Napolyon’un benzersizliği ve vazgeçilmezliği yanılsamasını yaratıyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları





















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024