Yavuz BAYDAR
“Bize ne oldu?”' diye soruyor Oya Baydar.
Kolektif sadizmin ve kör fanatizmin eline teslim olmuş memlekette sesini duyurmaya çalışan çok az sayıdaki vicdan sahibi aydınlardan biri olarak bu kilit soruyu gündemde tutmaya çabalıyor.
“Bize ne oldu sorusu bir süredir sıkçana sorulmaya başlandı,'' diye yazıyor. İyi, demek ki gecikmiş bir farkındalık bu soru üzerinden başlamış. Olan olduktan sonra da olsa.
Gene de şüphemi kabul buyurun Oya Hanım, bunu soranların çoğunun cevabı aynı dozda merak edip etmediğinden, bu soruyu sorarken sırtlarındaki ezber ideoloji ve inançları, 'kafes kimlik'lerini bir yana bırakıp da sorduklarından emin değilim.
Sığındıkları mevzilerden soruyorlar, konforlu duruşu ve 'sabitledikleri pozisyonu' elden bırakmadan.
Soru yerli yerinde. Ama cevabı uzun -ve samimi- bir tartışma ister. O da bu topraklarda pek mümkün değil. Azgelişmiş ülkelerde; kabileciliği terk etmemiş, maksimalist kültürlerin hakim olduğu toplumlarda neyin söylendiğine değil, kimin söylediğine bakılır çünkü. Yakın tarihimiz bize gerekli dersleri fazlasıyla vermiş olmalıdır, o bakımdan pek umudum yok.
Gene de yazılacaklar, söylenecekler var, olanca basitliğiyle.
Olanlar malum:
Zaten yarım akıllı bir halktı, şimdi geriye kalan yarısını da kaybetti (yoksa o soru sorulmaz veya başka türlü sorulurdu).
Memleketin sağı-solu, dindarı-laiki ve çokbilmiş eliti de bu ‘yarım akıllı’ kategorisine dâhildir. Carlo Cipolla'nın ahmaklık tanımı bunu açıklamada gereklidir: Aptallardan bolca bulunur, der Cipolla; aptal kişi, kendisine de fayda sağlamadan başkalarının başına dert açan, dolayısıyla toplumun huzuru aleyhine çalışan kişidir.
Evet, bu, son 90 küsur senelik tarihimizi dar mahalle dalaşları, sokak arası kavgalarıyla geçiren; ezilmişliği nedeniyle biriken öfkesini diğer -ama kendi kimliği dışındaki- ezilenlerden çıkarmada haklılık gören, resmi zulme genel insani değerler değil kendi menfaatleri açısından bakıp her seferinde sessiz kalan elitimizi -az sayıdaki istisnası dışında- de açıklar.
Ama kitle, o 'kara kalabalık' önemli tabii ki. Çünkü bugünkü iktidarı ayakta tutan onun desteği. Onun dışındaki 'muteriz kara kalabalık' da önemli, çünkü değişim gelecekse oradan gelecek (idi).
7 Haziran seçimleri sonrasında, kanlı askeri kalkışma öncelerine kadar sıkça görüştüğüm bir psikiyatr dostum vardı. Siyaseten benim sosyal liberal denebilecek görüşlerimle hiç mi hiç hemfikir değildi. İnançlı bir Kemalist'ti (eminim hâlâ öyle, belki çok daha fazla) ama asla dogmatik değildi.
Atatürk doktrinine pek çok kişinin yaptığı gibi bir dini inanç gibi bakmıyordu, ama elbette temel ilkelerde sağlam duruyordu. Bizi dost ve birbiriyle samimi konuşur kılan, laiklikte ve hukuk devletinde aynı yerde duruyor oluşumuzdu. O da benim gibi agnostikti (belki de ateistti de mesleğine bağlılığı onu daha sorgulayıcı olmaya itiyordu).
Her neyse, galiba 1 Kasım 2015 seçimleri sonrasında memleketin yine tarumar olmaya yüz tuttuğu zamanlarda, “bize ne oldu?”nun bir başka formatı olan “ne olacak bu memleketin hali?” sorusunun üzerinden tartışıyorduk.
Mevcut hükümete şiddetle karşı olmasına rağmen iki özelliği bu konuşmada öne çıktı: O da benim gibi, 2002 sonrası ekonomik reformların ülkeye bir ferahlama ve huzur bulma fırsatı sunduğuna inanıyor ve bunu ifade ediyordu. Ayrıca, bir psikiyatr olarak önyargısız bakmaya çabaladığı Türkiye'ye ucu açık bir süreçte yüzüp duran bir sosyal laboratuvar gibi bakıyordu.
Dediğim gibi 2015 sonuydu ve ben son derece karamsar öngörülerde bulunuyordum. Bir ara sözümü kesti, galiba içi kıyılmıştı ve şunu söyledi:
“Evet aslında yazık oldu, bu toplum bunları hak etmiyordu ama hak etme noktasına geldi...”
“Neden?” diye sordum.
“Bak ben 40 yıldır bu işin içindeyim” dedi. “İnsanlar gördüm, bana geldiler, çok gezerim memleketi, gözlemledim. Aslında bu halk, evet kötü eğitim sisteminin kurbanıdır, ama aynı zamanda saflığıyla telkine de açıktır. Ataerkil toplumların tek iyi tarafıdır belki de bu, eğer iyiliğe yöneltecek bir liderlik çıkarsa ona inanır ve gereğini de yapar. Ama tersi çok daha muhtemel. Kötülüğe telkin ve irşat. İşte o zaman o toplum kolay kolay iflah olmaz... Kaç yıldır yaşadığımız da bu zaten. Bu lider, toplumun içindeki en kötü tohumu besledi ve yeşertti, kötülük fışkırmasıdır bu...”
Bunları söylerken aklından Atatürk ve onun 'hayırhah liderlik' diye gördüğü yönetim modeli geçiyor muydu bilmiyorum, ama memleketin bir yamalı bohça görünümündeki çok kimlikli halkının iyi veya kötü telkine tamamen açık oluşu saptamasını değerli ve önemli buldum.
Bu açıdan bakınca, “Ne oldu bize?”nin cevabı bize, son 20 yılda kaçan, belki de bir daha geri gelmemecesine ufuk çizgisinde kaybolan bir değişim, bir 'topluca huzura erme' fırsatını anlatmalıdır, Oya Hanım.
Bugünkü kriz, sadece bu son 17 yıla hâkim olan güçlerin sebebiyet verdiği bir kriz değil. Bu kriz, 1923'teki sistemin çok kimlikli toplumun taleplerine hep 'ters ve sert cevap' verecek şekilde bozulmasının; 1980 darbesi sonunda dinci dogmatizme kapıları ardına kadar açan asker güdümlü karar süreçlerinin ve bunların sonucunda siyasi ve ekonomik elitin yozlaşmasının, entelektüeller arası dediğim dedikçi-yaftalayıcı kavgalarla kutuplaşmanın getirdiği çürümenin, 1999 krizinin devamı.
Türkiye tarihi zaten bir 'sürekli kriz yönetimi' tarihi. Ve biz şimdi bu krizin ihtimal ki, nihai aşamasındayız. Sonu da hiç iyi olmayacak, çünkü yönetimde buluşan kadrolar, çözümü bir kez daha en sert ve ters cevaplarda, emir yönetiminde ve komuta ekonomisinde bulduğunu sanıyor ve bu konuda çelik gibi kararlılar.
Yani ülkeyi yıkıma kadar götürecek kararlar silsilesinde.
Sistem krizi 2000'lerin başında çöplük gibi patladığında, seçmen eski siyaset sınıfının beşte dördünü 2002'de Meclis’ten tasfiye ettiğinde, neydi mesele?
Eğer 'huzura koşan' bir toplum idiyse mesele, şunlar artık cevap ve çözüm bulmalıydı:
-
Demokratik siyasette dinin makul dozu ne olmalı?
-
12 Eylül cuntasının, Genelkurmay'ın kendisi dışında 'vesayet kurumu' olarak yedekte yer ayırdığı Diyanet, nasıl modernize edilip her inanç kesimini temsil eder hale getirilecek ve ülke akla yatkın bir seküler sisteme yükselecek?
-
Demokratik siyasette etnik kimlikli parti faaliyetlerine daimi ve dozu yerinde alan nasıl açılabilecek? Kürt (diğer kimlik) siyasetlerini belirleyen kolektif haklar konusunda hangi kalıcı demokratik adımlar atılacak?
-
İktidar, merkezden çevreye adil ve demokratik biçimde nasıl paylaştırılacak? Yerel yönetimler nasıl güçlendirilecek?
-
Sivil-asker ilişkileri; memleketi darbe kültürü ve darbeci tahakkümünden çıkararak ve seçilmişler denetime açacak şekilde nasıl yeniden düzenlenecek?
-
1920'lerden beri tam bağımsızlığını kazanamamış, yalpalayıp duran yargının kuvvetler ayrılığındaki tartışılmaz 'ayrı' yeri, nasıl sağlanıp tahkim edilecek?
-
Birey-devlet ilişkileri, birey lehine nasıl tersyüz edilebilecek ve yerli yerine oturacak?
2002 itibarıyla meseleler bunlardı. “Bize ne oldu?”nun cevabı da işte bu tarihi imtihandan topluca çakmamızda saklı.
Cevap net, hep beraber çaktık. Şimdi de aptallık tarifine uygun biçimde, 'kollektif aptallaşma' sürecine bugün itibarıyla da yakıt taşıyor, birbirimize zarar veriyor, kendimiz de bir şey kazanamıyoruz.
2000'lerin ilk yarısında, evet, değişime, telkin ve irşata açık bir toplumduk, ama unutmayalım ki, kara kalabalığın hemen her kesimi devlete hâkim güçlerin, 'farklı kimlikleri birbirine düşman ede ede, kırdıra kırdıra yönetme' iradesinin esiriydi, ezberlenmiş bir roldeydi, hipnozdaydı.
Ve unutmayalım ki, çürük toplum piramidinde “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” şeklinde ifade bulan, kendisini sistemin üzerinde görme alışkanlığı ile adaletin etrafından dolanan “işimizi gördürmenin karşılığı ne be abi?” avantacılığı kangrenli bir kültür oluşturmuştu.
Türkiye'deki bir sınıf mücadelesi değildi, devletten nemalanma hiyerarşisinde yükselme, 'ayrıcalıklı kimlik' mücadelesiydi. Hâlâ da öyle.
Yine unutmayalım ki, bu mücadeleyi anlamlı sanan, gösteren kesimlerin her biri, en sağdan en sola, özellikle de merkez ve siyasal İslamcılar, kör bir iktidar mücadelesini demokrasi mücadelesi diye yutturmayı başardılar.
Bugün de hâlâ, adil bir iktidar mücadelesinin ön şartının ortak bir demokrasi -ve hukuk- mücadelesi olduğunu anlamamış -büyük ölçüde sol da dâhil- bir siyaset yelpazesi var. Buradan huzur namına bir şey çıkmayacağı kesindir.
Yazı uzamasın, sonrasını hatırlıyoruz. Esasında fırsat bir demokratik anayasada uzlaşma fırsatıydı ve AB sürecinin başlangıcı buna verimli bir zemin oluşturuyordu.
İktidarın o zamanlar, toplumsal diyalog, tarihle ve bugünle yüzleşme, işlenen karanlık siyasi suçlarla ilgili adaletin tesisi ve darbe kültürünün imhası gibi saiklerle, Pandora'nın Kutusu'nu açıp, içindeki mağdurları, bastırılmış sırları, ezilmiş kimlikleri serbest bırakması da gayet doğaldı.
Ve o anda, Türkiye, geri dönüşü muazzam pahalıya, kana cana ve acıya patlayacak bir sürece de girmiş oldu.
Gerisi malum. Yolsuzluk, menfaatçilik, avantacılık, ahbap çavuşlukla kanunu yamultarak iş halletme kültürü farklı kesimler arasında çok eskilere dayanan bir kültür olduğu için; bu kesimlere hükmedenler ayrıcalıklarından vazgeçmek istemedikleri için önce direnişe geçtiler, kavga büyüdü.
Yeni seçilenler kendi güçlerini tahkim ederek meydan okudular, değişime inananlar şu veya bu şekilde suiistimal edildi, posaları çıkarılıp atıldılar, Kürtler oyuna getirildi...
Ve en sonunda, halk kesimleriyle demokratik esaslar üzerinden yeni bir anayasa ile paylaşılması gereken iktidar, devlete eskiden hâkim olan anti-demokratik güçlerin 'geri dönüşü'nün ardından, devletin içine temayüz etmeyi başaran İhvan türevi anti-demokratik siyasal İslamcılar arasında paylaştırıldı.
Bu en kötü ihtimal başından beri vardı. Çoğumuz gözlemciler olarak saf değildik. Bu fırsatın, laik ve özgürlükçü muhalefet kesimlerinin uzlaşmasıyla değer bulacağını, bir ortak platformun aynen Güney Afrika'da olduğu gibi memleketi ferahlığa çıkaracağını umduk.
Ama geleceği geçmiş dönemlerin özlemleriyle kurmaya çalışan kesimlerin önderleri, o telkin ve irşada yatkın kitlelerini geçmişin dogmalarıyla, bugüne uyması asla mümkün olmayan boş hayalleriyle yıkıcı bir hipnozda tutmaya devam ettiler.
Bugün artık dogmanın, fanatizmin, kindarlığın, konuşamazlığın, birbirini dinlememenin, kafasının dikine gitmenin, kolektif sadizme seçmeci olarak destek vermenin esiridir Türkiye.
Kabileciliğin egemenliğindeki toplum kesimleri ve onların çokbilmiş (kanaat) önderleri “Bize ne oldu?” sorusunun cevabını ararken suçu ve hatayı hep diğerlerine yansıtma derdindedirler ve yalanda yaşamak onları konforda tutmaktadır.
Buradan ülke adına olumlu bir şeyin çıkması, açıkçası imkansızdır. Bir türlü iç huzurunu bulamayan, hayatın en mikro alanında bile (komşuluk, trafik...) anında ihtilaf üretip kalıcı hale getirmekte mahir Türkiye toplumun fertlerinin başına bir faşizm belası geldiyse, her bir kesim, farklı dozlarda da olsa, bundan sorumludur.
Artık çok geç Oya Hanım. Atı alan Üsküdar'ı geçti.
Sebastian Haffner'in “Bir Alman'ın Hikayesi /1914-1933” başlıklı anılarını herkesin okumasını tavsiye ederim. Birbiriyle kavgalı bir toplumun bu halinden faydalanan bir Nazi kâbusunun; acizlik içindeki bir sol muhalefetin de katkısıyla, ülkeye nasıl musallat olduğunun hikâyesinden belki o sorunun cevabı çıkabilir.
En kötüsü ne biliyor musunuz?
Şimdi Ankara'da mutlak egemenlik kuran bir yönetim tarzı ve kadro, 15 küsur yıl önce toplumsal taleplerin gereği olarak açılmış olan Pandora'nın Kutusu'nu, oradan çıkmış olan tüm hayaletleri, tekrar içeri tıkmak için karar verdi, bununla uğraşıyor.
Mümkün olsa, nefret objesi Kürtlerin, cemaat tabanının hepsi hapse tıkılacak. Mümkün olsa, Kuzey Kore usulü, her süpermarkete bir fiyat zabıtası kurulu kurulacak ki nefret objesi enflasyon kahrolsun gitsin... Kafa bu.
Tüpün içi boşalmış olduğu halde macunun tümünü geri tıkmaya kararlı, akıllara seza bir zihniyet var.
Korkarım bir kâbusun daha başındayız.
Umarım yanılıyorumdur, Oya Hanım.
Ve korkarım yakında “Bize ne oldu?” sorusu bile kanlı bıçaklı kavgalarla sonuçlanacak.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.01.2022
10.11.2021
2.08.2021
13.07.2021
6.05.2021
28.04.2021
24.01.2021
20.01.2021
5.01.2021
25.12.2020