Ali BAYRAMOĞLU
Emekli amirallerin bildirisi bir bomba etkisi yaptı. Bildirinin darbe çağrışımlı bir açıklama niteliğinde olduğunu düşünenler ile ifade özgürlüğü sınırları içinde kaldığını düşünenler arasında bir fikir ve tespit ayrışması yaşanıyor.
Güçlü bir askeri vesayet geleneği olan bir ülkede, Montreux antlaşması kadar silahlı kuvvetlerin yapısı, subay profili ve Atatürkçülük konusunda uyarılar içeren bir bildirinin, özellikle siyasi iktidar tarafından bir muhtıra gibi algılanması şaşırtıcı değildir. Bildiriyi kaleme alan ve imzalayan amirallerin de, en basit haliyle, bunun farkında olmayacakları düşünülemez.
104 emekli amiralin imzasını taşıyan ordu ideolojisi ve dış politika hakkında bir itiraz metni sadece Türkiye’de değil, ABD’den Fransa’ya her demokratik ülkede sorun oluştururdu. Ayrıca, bu bildiriyi bir başkasının takip ettiğini, ifade ettiğini, tepkinin geniş olduğunu unutmamak gerekir.
Ne var ki, bunun yanında, siyasi iktidarın elindeki yargı ve basın gücüyle, “darbecilik” suçlamasını her tür eleştiri ve öneriyi susturmak için gelişigüzel kullandığı, hatta bir baskı aracı haline çevirdiği de hiç tartışma götürmez. Nitekim, bu bildirinin iktidar tarafından, siyasi tahkimat unsuru olarak kullanılacağı, hatta bir “sus emri”ne dönüştürüleceği şimdiden anlaşılıyor.
Ancak bildirinin üçüncü bir boyutu da var. Bu boyut, ordunun bir siyasi alan olarak varlığına ve durumuna işaret ediyor. MSB’nın, Jandarma Kuvvetleri’nin, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamalar, bildiride “cüppeli-sarıklı amirale” yapılan gönderme, emekliler dahil askeri saha içinde yaşanan ve yaşanması muhtemel eğilim karşılaşmalarını ve yeni ordu yapılanmasını düşündürüyor. 104 amiralin bildirisini takip eden diğer bildiri bu düşünceyi daha da pekiştirmektedir.
Bu ikinci bildirideki şu ifadeler, ilk bildirinin arkasındaki ana motifi de tanımlar görünmektedir: “Atatürk’ten miras aldığımız ilke ve devrimlerin, Atatürkçü Düşünce Sisteminin özümsenmesi ve yaşam tarzı haline getirilmesine engel olabilecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini askerin yüreğinden atmaya, TSK’ya irticai ve bölücü görüşleri benimsemiş kişilerin alınmasına yol açabilecek son askeri yönetmelik/yönerge düzenlemelerinin; TSK’nın birlik ve beraberliğine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez temel niteliklerine (demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliği) bağlılığına zarar verebilecek özellikte olduğunu görmekten büyük kaygı duymaktayız.”
Bu durumda sorular şunlardır: Silahlı Kuvvetleri yapısı dünden ne kadar değişti? Silahlı Kuvvetler içinde farklı eğilimler bulunuyor mu? Siyasallaşma riskleri söz konusu mu? Bildiriler böyle bir durumdan mı kaynaklanıyor ya da böyle bir durumu kaşıyabilir mi?
Bu sorulara verilecek yanıtlar da önemlidir.
Ağustos 2020’de 15 Temmuz’un 4. Yılı vesilesiyle yazdığım değerlendirmenin aşağıdaki bölümü, bu üçüncü boyut etrafında düşünmek için bir vesile oluşturuyor:
Ordunun yeni yapılanmasıyla ilgili, “elimizde iki önemli girdi bulunuyor: İlk girdi, askeri personele yönelik yoğun tasfiyeler, yeni alımlar ve buna ilişkin buna ilişkin stratejiler etrafında ordu efektifinin yapılanmasıyla ilgilidir. İkinci girdi ise yeni asker-sivil düzeninin 2017 Ocak sonu itibariyle devreye giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ne tür etkileşim içine girdiği ve uygulamada ne tür bir istikamet kazandığıyla ilişkindir.
Darbe girişimi sonrası yapılan tasfiyeler, onu takip eden yeni personel alımları, alım yöntemleri de dahil olmak üzere nasıl bir ordu bünyesi yarattı? Siyasallaşmanın gölgesindeki bir ordu için bu, şüphesiz önemli bir sorudur ve asker-sivil ilişkilerinin kritik bir boyutuna işaret eder.
Buna dair elimizde ne tür veriler var?
15 Temmuz sonrası asker-sivil ilişkilerinin demokratikleşmesinde ilk sınır burada karşımıza çıkıyor. Ordu effektifi, subay niteliği, tasfiye edilen ve alınan personel sayısıyla ilgili bakanlık, genelkurmay ve kuvvet komuntalığı sitelerinde, yayınlarında kamuoyuna yönelik hiç bir bilgi bulunmuyor. Yılda bir kaç kez, biri bütçe görüşmelerinde olmak üzere Savunma Bakanı ve (Jandarmayla ilgili) İçişleri Bakanının (özellikle tasfiyeler konusunda) sözlü olarak yaptığı açıklamalarla yetiniliyor. Bu bakımdan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, ordu mevcudunun düzenli olarak açıklandığı 15 Temmuz öncesi döneme göre daha kapalı evrede olduğu söylenebilir.
2020 Haziran’ında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar (jandarma hariç) ordudan ihraç rakamını 19 bin 583 olarak veriyordu. Buna, 4 bin 156 personel hakkındaki soruşturmanın sürdüğü bilgisini de ekliyordu.
Bu açık nasıl kapatıldı?
Ordu bünyesi bakımdan sorulması gereken ilk soru, kuruma kaç yeni personel alındığıdır. Milli Savunma Bakanı Akar’ın bütçe konuşmasında verdiği bilgilere göre 2019 başında bu rakam 51.144’dir. Tasfiye edilen asker sayısının iki katını ifade eden bu rakam, ordu mevcudu bakımından önemli bir miktardır.
O zaman şu ikinci soru daha da önem kazanır: 50.000’i aşkın (profesyonel) asker nereden temin edilmiştir?
2019 başını esas alan verilerle[1] yanıtlayalım. Eski Savunma Bakanı Canikli’nin verdiği bilgilere göre (2017 ve 2018 yıllarında) 14.816 subay-astsubay dış kaynaktan karşılandı. Bunlara (2018’de) yeni açılan Milli Savunma Üniversitesi’den mezun 5.333 subay-astsubay eklenirse, alınan toplam subay-astsubay rakamı 20.000 civarındadır. Diğer 30.000 kişi ise ezici çoğunlukla, uzman ve sözleşmeli personel olarak alınan gönüllülerdir.
Bültenimize Üye Olabilirsiniz
Peki, bu yeni personel kimdir, nasıl, hangi çerçevede alınmıştır?
Bakan açıklamalarına göre dış kaynaktan karşılanan, herhangi bir üniversite mezunu subay ve astsubaylar sınav, güvenlik soruşturması (ideolojik aşama), mülakat (sadakat aşaması) sonrası, sadece 6 aylık kursla nasb edilmişler ve göreve başlamışlardır. Milli Savunma Üniversitesi’nden mezun olanlar da sadece 2 yıllık hızlandırılmış eğitimle mezun olmuşlardır. Gönüllüler de benzer bir süreçle orduya katılmışlardır.
Bu verilerden hareketle orduya katılan asker dokusuyla ilgili şu sonuçlara varmak mümkündür.
1) Yeni personel herhangi bir askeri kurum kültürünü yeteri kadar almamıştır.
2) Subay kalitesinde eğitim süresine dayalı bir kalite düşüklüğü önemli bir varsayımdır.
3) Hızlı devşirme yöntemlerinin ürettiği kalitede ve kurumsal kültürde düşüş ile farklı eğilimlerden siyasallaşma/gruplaşma riskinde artış arasında doğru orantı varsayımı diğer önemli bir konudur.
4) Bu rakamlara göre 2016 öncesine oranla ordudaki subay-astsubay oranı sözleşmeliler ve uzmanlar karşısında yüzde 60’tan yüzde 40’a düşmüştür. Bu yapısal değişiklik, profesyonelleşme iddiası yanında ortalama asker profilini değiştirmiştir. Bu, orduda muhtemel siyasallaşma halinde yeni siyasi kanallar üretebilecek bir durumdur.
Siyaset-ordu ilişkileri bakımından, bir diğer sorun, kitlesel tasfiyeler sonrası teğmen olarak göreve başlayan büyük bir kitle dikkate alınırsa, ileride alt rütbelerde şişme olmaması için Milli Savunma Bakanına, rütbe bekleme süresini dikkate almadan terfi yetkisi verilmesi olmuştur. Bu yetki, terfilerde siyaset kriterini bu kez siyasi iktidar merkezli devreye sokma riski taşımaktadır.
Özetlersek, 15 Temmuz sonrası oluşan askeri dokudaki subay kalitesi ve kurumsal kültür eksiklikleri gerek ordu içindeki muhtemel siyasi eğilimler, bakanda toplanan, dağıtılmamış yetki tablosu, ordunun siyasi işlevi ya da siyasi kullanımı açısından endişeler yaratabilecek yönler içermektedir.
Ordu bünyesinde yaşanan bu değişim asker profili ve zihniyeti üzerideki etkileriyle 15 Temmuz’un önemli sonuçlarından birisidir ve asker-sivil ilişkisi değerlendirmelerinde (mevzuat yanında) dikkate alınması önemli ve fiili bir öğedir.
2017 referandumuyla devreye giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin asker-sivil ilişkileri üzerine demokratik ilkeler bakımından olumsuz etkileri olmuştur. Bu sistem askeri yapıya ve sorumluluk mekanizmasına yapılan mevzuat değişiklikleriyle doğal bir etkileşim içine girmiş, bu değişiklikleri rotasından uzaklaştıran tesirlerde bulunmuştur. Somut bir ifadeyle, Cumhurbaşkalığı Hükümet Sisteminin kişişelleşme-keyfilik, güç yoğunlaşması, denetimsizlik ve kurumsuzlaştırma (deinstutionalizasyon) gibi temel özellikleri, asker-sivil ilişkilerinde kendisini ilk andan itibaren göstermiştir.
Bu açıdan da şu üç gelişmenin altını çizmek gerekir.
-
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin devreye girmesiyle birlikte, Başkan-bakan ilişkisinden hareketle Milli Savunma Bakanlığı’dan çok Milli Savunma Bakanı’nın şahsını öne çıkaran bir uygulama modeli gelişmiştir. Diğer bir deyişle, sivil-asker ilişkileri kurumsal olmaktan uzaklaşmış Cumhurbaşkanı-bakan arasında kişiye endeksli bir bağımlılık ve sadakat ilişkisi görüntüsü almıştır.
-
Kağıt üzerinde asker-sivil ilişkileri demokratik denetim ve yapılanma kurallarına uygun görünmekle birlikte, yeni siyasal düzenin sivilleşmeyi yetki mekanizmasına dokunmadan, sıradan bir yetki devri görüntüsüne soktuğu söylenebilir. Mevzuat değişikliklerinin öngördüğü yetki dağıtımı mekanizması hayata geçmemiş, yetkiler bakanlık düzeyinde kişiye bağlı olarak merkezileştirilmiştir. Yetki toplulaşması bakan nezdinde devam etmiştir.
- Bakanlık ve komutanlık fiilen aynı kişi uhdesinde birleştirilerek, bakanlık bakan üzerinden ordunun parçası kılınarak, sivil denetim ve idare adı altında yeni tip bir “merkezileşme” görüntüsü ortaya çıkmıştır. Zaman zaman “ordu mu bakanlığın parçası, bakanlık mı ordunun” sorusunu akla getirecek bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bakan sadakat bağını kurarak, sivil otorite kadar, belki ondan daha çok, eski Genelkurmay Başkanı vasfıyla, orduyu temsil etmekte, hem icra hem denetim makamı olarak dolaylı bir sorumsuz konuma işaret etmektedir. Nitekim Akar, denetleyici ve düzenleyici bir bakanlık işlevi görmekten çok bir ordunun komutanı gibi davranmakta, dış operasyonlar dahil olmak üzere askeri icrayı mikro bir işletmecilikle yönetmektedir.
Bu durumun, Kurtuluş Savaşı sırasındaki ve Cumhuriyetin II. Dünya savaşına kadar olan dönemde benimsediği asker-sivil ilişkisi modellerini akla getirdiği söylenebilir. 1920-1924 arası dönemde, olağanüstü koşullar gerekçesiyle, Genelkurmay Başkanı asker üniforması ve statüsüyle bakanlar kurulunun üyesiydi. 1924-1944 arasında ise Genelkurmay Başkanı (Fevzi Çakmak) kabine dışında kalacak, ancak 1924 yasasıyla gerekli gördüğü her konuda bakanlıklara müdahale etme yetkisiyle bakanlıklar üstü bir konumda (fiili bakan üstü bakan-resmen Genelkurmay Başkanı) bulunacaktı. Yasa başkanlığı değil başkanı, kurumu değil kişiyi öne çıkarırdı. İlişkisi doğrudan (o dönem sorumsuz) Cumhurbaşkanıyla ve sadakat ilkesine göre olurdu.
Bu tablo, kişiler arası bağlar üzerinden yürütülen siyasayı ciddi olarak düşündürmekte, bu oranda yarına yönelik olarak ordunun demokratik denetimi ve hukuk devleti ilkeleri etrafından kurumlaşması sorularını ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak; 15 Temmuz asker-sivil ilişkileri yansımasının serancamı ana hatlarıyla ve bugün itibariyle böyledir. Düne oranla ileri ve geri adım ve durumları aynı anda içermekte, yapılan yasal değişikliklere ve formel demokratik bir görüntüye rağmen ordunun siyasetten uzaklaştığına dair açık veriler sunmamaktadır. Mevcut konjontürde, yeni iktidar bloğu olarak tanımlanan “AK Parti-MHP-devlet (asker)” üçlüsü, ordunun ve bakanın konumu bu zeminde düşünmeyi de gerektirmektedir…”
Son gerginliğin böyle zemini vardır, bu zemin üzerinde siyaset harekete geçmiştir.
__
[1] Bu bilgiler, 15 Temmuz 2016 öncesine mevcut tabloları, Devlet Personel Başkanlığı’nın kısmi verileri, bakanların bütçe görüşmeleri sırasında sunduğu rakamlardan oluşan, yürütmüş olduğum bir çalışmaya dayanmaktadır.
Yazarlar
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları






















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
12.02.2026
7.02.2026
5.02.2026
1.02.2026
29.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
10.01.2026