Alper GÖRMÜŞ
Yazının başlığı, yirmi yıldan fazla bir süre önce izlediğim, çok da parlak olmayan bir filmin çok etkilendiğim bir diyaloguna nazire... Dolayısıyla öncelikle o diyalogu anlatmalıyım size...
Film, zengin koca avcısı bir kadının maceralarına dairdi... “Maceraları” diyorum, çünkü kadın aradığı kocayı ve hayalini kurduğu her şeyi yapabilecek kadar parayı bulmasından sonra dahi en sevdiği şeyler olan kumar ve seyahatlerle yetinmiyor, enerjisinin büyük bölümünü, kocasını iz bırakmayacak mükemmellikte bir cinayetle ortadan kaldırıp bütün servetine konma planlarına harcıyordu.
Sonra ikinci, ardından üçüncü kocası: Hep aynı senaryo ve aynı başarı! Nihayet dördüncü zengin koca cinayetinde yakayı ele verdiğinde, cinayeti açığa çıkaran polis şefiyle kadın arasında şu diyalog geçiyordu:
Polis şefi: Hanımefendi, bırakın ikinci ve üçüncü eşlerinizi, birinci eşinizden kalan servet bile ne yapsanız tüketemeyeceğiniz kadar çoktu. Siz ise bunun keyfini çıkartacak yerde aynı riski iki kez daha göze aldınız ve bakın şimdi yakalandınız. Ömrünüzün bundan sonrasını cezaevinde geçireceksiniz. Hiç değilse üçüncü cinayetten sonra durabilirdiniz, bunu neden yaptınız?
Kadın: Bazen zengin olmanın hiçbir düzeyi size yetmez, hiçbir zaman yeteri kadar zengin olduğunuza inanamazsınız ve her zaman daha fazlasına ihtiyaç duyarsınız.
Filmin kadın kahramanı bir tür bağımlılık tarifi yapıyor ve “bazen” diyerek söylediğinin bütün zenginleri kapsamadığını ima ediyordu. Fakat tarif ettiği özelliğin derece derece bütün zenginlerde bulunduğunu (bazen eser miktarda bazen bağımlılık ölçüsünde) öne sürmek sanırım yanlış olmaz.
Aynı özellik hiç şüphesiz iktidar sahiplerinde de vardır: Bazen muktedir olmanın hiçbir düzeyi iktidar sahiplerine yetmez.
Artık “süreç” yok, kararlar bir anda patlıyor
Farkındaysanız, yukarıda yazının spotunda “TEOG sisteminin kaldırılıp yerine başka bir sistemin getirileceğinin açıklanması süreci” derken “süreç” sözcüğünü tırnak içinde kullandım; çünkü hepimiz biliyoruz ki kararın açıklanmasından önce herhangi bir “süreç” yaşanmadı, Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldığı bir televizyon programında “TEOG’u artık istemediğini” söyleyiverdi ve “süreç” işte ancak bundan sonra başladı: Şimdi başta Milli Eğitim Bakanlığı bürokratları olmak üzere şaşkınlık içindeki devlet bürokrasisi TEOG’un yerine ne koyacaklarını düşünmeye, tartışmaya başladılar. Böylece işleyiş tersine dönmüş oldu: Normal koşullarda süreci ve konuya dair tartışmaları kararın izlemesi beklenirdi, fakat şimdi önce karar veriliyor süreç arkasından geliyor.
Bu tablo, iktidar partisi içindeki karar alma pratiklerinin niteliğine, “ortak akıl” iddialarının kofluğuna ve ülkedeki demokrasinin düzeyine dair çok şey söylüyor.
Fakat bir şey daha var: Tablo, “tek seçici” haline gelmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın psikolojisine dair de çok şey söylüyor. Ben bu yazıda, öbür temaları ihmal edip işin bu yanını ele almaya gayret edeceğim.
Tek karar vericilik: Başlıyor (2013), kristalize oluyor (2015)
Gezi olaylarından ve 17-25 Aralık’tan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetme ve karar verme tarzında belirgin bir değişiklik olduğunu düşünmeye başlamıştım. İktidarın daha fazla şahsileşmesi anlamına gelen bu tarz, Haziran 2015 seçimlerine ön gelen bir dizi çok önemli gelişmede Erdoğan’ın, başta Başbakan Davutoğlu olmak üzere yol arkadaşlarını istiskale uğratacak şekilde “racon” kesmesiyle iyice görünür bir hal aldı.
Mart 2015’te Al Jazeera Turk’te kaleme aldığım Erdoğan süreçleri neden böyle yönetiyorbaşlıklı yazıda, yukarıda zikrettiğim örnekleri açarak Cumhurbaşkanı’nın karar alma süreçlerini nasıl şahsileştirdiğini ele almıştım...
TEOG’taki tutum ise kanımca, kabaca 2013’te başlayıp 2015’te iyice görünür bir hal alan “tek karar verici”lik müessesesinde niteliksel bir sıçramaya işaret ediyor. Neden böyle olduğuna daha sonra gelmek üzere, şimdi 2015 seçimleri öncesindeki duruma bakalım...
Sözünü ettiğim yazıda Erdoğan’ın üç gelişmeye müdahale tarzı üzerinde duruyor ve “Erdoğan bu üç süreci ‘büyük kararlar bana danışmadan alınamaz’ mesajını vermek amacına hizmet edecek tarzda mı yönetti?” sorusunu soruyordum.
Şimdi bu üç olaya ve Erdoğan’ın bu olaylara müdahale tarzına bakalım...
Hakan Fidan’ın milletvekilliğinin geri aldırılması
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan, Haziran 2015 seçimlerinden birkaç ay önce istifasını açıklamış, hemen ardından da Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından milletvekili adayı olarak ilan edilmişti.
Erdoğan’ın, Fidan’ın MİT müsteşarlığını bırakmasına karşı olduğu biliniyordu, bunu kamuoyu önünde dile de getirmişti. Bu kadar bilgiyle, Fidan’ın adaylığının Erdoğan’a rağmen gerçekleştiği gibi bir sonuca varılabilir. Fakat Erdoğan’ın, kendi eğiliminin olumsuz olduğunu belirttikten sonra nihaî kararı Davutoğlu’na bıraktığını, bunu da kamuoyu önünde açıkladığını hatırlarsak işin rengi değişir.
İşin bu yanı biraz daha tatsız ihtimallere kapı aralayan bir mahiyet arz ediyordu: “Karar Başbakan’ındır” dedikten sonra Başbakan’ın kararını bir daha tartışmamak gerekmez miydi? Başbakan Davutoğlu’nun, kararını, bu sözün sağladığı hareket alanının ve rahatlığın içinden ürettiği açık değil miydi? Neticede, ortadaki tablo, Davutoğlu’na önce yol verip sonra da girdiği o yoldan geri çağırma üzerine kurulu bir tablo gibi görünüyordu.
Şimdi de, Erdoğan’ın, Davutoğlu’nu tâbir câizse “açık pozisyon”da bıraktığı ve Hakan Fidan hadisesini anımsatan öbür iki örneğe bakalım...
Yüce Divan oylaması
2014’ün son günlerinde, basında AK Partili komisyon üyelerinin, yolsuzlukla suçlanan dört bakanı Yüce Divan’a gönderme eğiliminde olduğuna dair haberler çıkmaya başlamıştı. Sonradan anlaşıldı ki, bizzat Başbakan Davutoğlu bu bakanlarla görüşmüş ve onların kendi istekleriyle Yüce Divan’a gitmelerinin doğru olacağını söylemişti.
Ne var ki hemen ardından Erdoğan böyle düşünmediğini açıkladı ve bakanlar Meclis’te AK Partililerin oylarıyla aklandılar.
Burada da Hakan Fidan hadisesinin akla getirdiği soruların benzerleriyle karşı karşıyaydık:
Bu kadar önemli bir konuda, Başbakan’ın Yüce Divan yönünde eğilim belirtmesinden önce meseleyi Cumhurbaşkanı’yla istişare etmemiş olduğu düşünülebilir miydi? Onun eğiliminin de aşağı yukarı bu yönde olduğu izlenimi almadan böyle bir yola girebilir miydi?
Bu sorular bizi bir kez daha o tatsız ihtimalle, Erdoğan’ın bu meseleyi de tıpkı Fidan meselesinde olduğu gibi en başından itibaren, “büyük kararlar bana danışmadan alınamaz, alınsa da sonu getirilemez” mesajını verme amacına hizmet edecek tarzda yönetmiş olabileceği ihtimaliyle baş başa bırakıyordu.
Şeffaflık paketinin serüveni
Tarif ettiğimiz “tatsız ihtimal”i akla getiren üçüncü örnek olay da, Yüce Divan ricatının ardından hazırlanıp Davutoğlu tarafından ilan edilen “şeffaflık paketi”nin uğradığı yol kazasıydı...
Paket, bir yanıyla Yüce Divan meselesinin zihinlerde yol açtığı olumsuzluğu dengelemek amacını taşıyordu ve bu nedenle özel bir sunumla kamuoyunun gündemine getirilmişti; sanki Başbakan, “kardeşimiz olsa kolunu koparırız” çizgisini sürdürmek ister gibiydi.
Davutoğlu, paketi ilan etmekle kalmadı, seçimlerden önce mutlaka çıkarılacağını da ekledi, fakat ne yazık ki bu büyük hamle de Erdoğan kayasına çarptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Davutoğlu’nun vaadinden kısa bir süre sonra Beştepe’de ağırladığı AK Parti Grup Yönetim Kurulu üyelerine yaptığı konuşmada pakete karşı olduğunu söyledi ve bir daha da kimse “Şeffaflık Paketi”nden söz etmedi.
Bu “racon kesme”lerin üstüne, seçimlerden sonra Çözüm Süreci bağlamında ilan edilen Dolmabahçe Mutabakatı ile ilgili olarak Erdoğan’ın “Bana söylemediler, mutabakat falan yok” çıkışı geldi.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, çok sonra Cumhurbaşkanı’nın her aşamada bilgilendirildiğini, Dolmabahçe Mutabakatı konusunda ise tabii ki her şeyi bildiğini söyleyecekti. Zaten Erdoğan yanlısı ya da karşıtı herkes, böyle bir konuda Cumhurbaşkanı’nı bilgilendirmeden kimsenin adım atmayacağını, atamayacağını teslim ediyordu. Gerçekten de, öbürü mantık sınırlarını zorlayan bir ihtimal olurdu.
TEOG karar “süreci” neden daha ileri bir aşama?
Yukarıda, Erdoğan’ın TEOG’taki tutumunun “tek karar verici”lik müessesesinde niteliksel bir sıçramaya işare ettiğini söylemiştim. Neden öyle olduğunu izah etmeye çalışarak bitireceğim...
Dikkat edilirse, yukarıdaki bütün örneklerde nihai karardan önce devrede başka aktörler (de) var ve bunlar tartışarak bir karar oluşturuyorlar. Fakat en üst karar verici sonunda devreye giriyor ve o aktörlerin kararlarını iptal ediyor.
Bu örneklerdeki temel sorun şu: Erdoğan, aynı sonuçları yakın çalışma arkadaşlarını istiskale uğratmadan, onları kamuoyu önünde utandırmadan da alabilirdi. Fakat bunu tercih etmedi, her şeyi “göstere göstere” yaptı.
Kanaatimce, olabilecekle fiilen olan arasındaki bu fark, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muktedir olma kapasitesini gösterme ihtiyacından kaynaklanıyordu.
TEOG meselesine gelince... Burada artık ne başka aktörler var ne de herhangi bir tartışma; sadece bir kişi hiç kimseye danışmadan bütün toplumu ilgilendiren çok önemli ve kapsayıcı bir konuda karar alıyor ve bunu uygulatıyor...
Böylesi, çok daha kapsayıcı bir muktedirliği icap ettiriyor ve bu da benim aklıma, başta anlattığım filmin kadın kahramanının sözlerini getiriyor. Ona nazireyle:
“Bazen muktedir olmanın hiçbir düzeyi size yetmez, hiçbir zaman yeteri kadar muktedir olduğunuza inanamazsınız ve her zaman daha fazlasına ihtiyaç duyarsınız.”
Yazarlar
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları



















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025