Ayşe HÜR
1950'de CHP'den doğma DP'yi iktidara getirenler arasında elbette işçiler de vardı. Ama buna rağmen devletin 'Taksim'de 1 Mayıs' paranoyasının kökleri DP dönemine uzanıyor.
11. yüzyıl yazarı Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lügat’it Türk adlı eserinde “halk arasında gülme ve sevinme, bir yerin ışıklarla ve çiçeklerle bezenmesi ve orada sevinç içinde eğlenilmesi” demek olan ‘bedhrem’ (ya da ‘badram’) sözcüğüne yer verir. Kaşgarlı’ya göre Oğuzlar bu kelimeyi ‘beyrem’ şekline dönüştürmüşlerdir. ‘Beyrem’ de halkın ağzında zamanla ‘bayram’a dönüşmüştür. Dört gün sonra kutlayacağımız, resmi adıyla Emek ve Dayanışma Günü’nün Kaşgarlı Mahmud’un tanımladığı türden bir bayram olmayacağına dair çok emare var ne yazık ki. Halbuki geçen yıl, devletin 1977’deki Kanlı 1 Mayıs’ı bahane ederek 1979’dan beri katı bir şekilde sürdürdüğü 33 yıllık Taksim tabusu kırılmış ve 1 Mayıs gerçek bir bayram gibi kutlanmıştı.
‘33 yıllık tabu’ dedim ama geçenlerde İMC’deki bir televizyon programında birlikte olduğum Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Aziz Çelik’ten öğrendiğime göre, meğer işçi sınıfının Taksim’de miting ısrarı da, devletin Taksim tabusu da, 1950’li yıllara, yani Demokrat Parti (DP) Dönemi’nde başlamış. Ben de bu hafta, Aziz Çelik’in doktora tezinin kitaplaşmış hali olan Vesayetten Siyasete Türkiye'de Sendikacılık (1946-1967) (İletişim, 2010) adlı eseri ile Hakan Koçak’ın “İşçi Sınıfının Uzun Taksim Yürüyüşü” (Toplumsal Tarih, S. 185, Mayıs 2009) adlı makalesinden derlediğim bilgileri sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Solda sükûn döneminin sonu
Tek Parti Dönemi, 1945’te Nuri Demirağ’ın Milli Kalkınma Partisi’nin (MKP) kurulmasıyla resmen; 7 Ocak 1946’da DP’nin kurulmasıyla geri dönülmez şekilde noktalanmıştı. Şeyh Said İsyanı bahane edilerek 4 Mart 1925’te çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu ile başlayan ‘solda sükûn dönemi’ ise (tabir Mete Tunçay’ın), ancak Cemiyetler Kanunu’ndaki değişikliklerin yürürlüğe girdiği 10 Haziran 1946’da bitti. Bitti ama bu tarihten itibaren kurulan altı sosyalist partiden sadece Esat Adil Müstecaplıoğlu’nun liderliğiniyaptığı Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) ile Dr. Şefik Hüsnü’nün liderliğini yaptığı Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) etkili oldu. Bu iki parti de 1925’den beri yeraltında faaliyet gösteren Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kadroları tarafından kurulmuştu aslında. Bu partilere paralel olarak kimi kendiliğinden, kimi komünistlerin öncülüğünde 100 civarında sendika faaliyete geçti. Bu bağlamda en örgütlü kesimler kömür işçileri, tütün işçileri, mürettipler, kunduracılar ve mensucatçılar idi.
“Komünizm tetanosa benzer”
28 Eylül 1946 tarihli Gün gazetesinde “Koca Şevket Usta” başlıklı işçi portresindeki şu satırlar taze sendikacıların duygularını özetliyordu: “Otuz senelik ülküm olan işçi sendikalarının ve partisinin kurulduğunu gördükten sonra artık ölsem de gam yemem’ dediği zaman, Koca Şevket Usta’nın gözleri yaşarmıştı. Paydostan sonra ayağında koskoca ayakkapları, sırtında yıpranmış günlük elbisesile benzeri güç bulunur bizim yaman usta, doğruca ya partisine, ya sendikasına gelip oturacak orada günün dertlerini işlerini konuşacaktır…”
Yasaklar kalkar kalkmaz bu kadar çok sayıda sendika kurulması ve dönemin CHP’li Dahiliye Vekili Şükrü Sökmensüer’in dediğine göre bunların 38’inde komünistlerin egemen olması Recep Peker Hükümeti’ni hem şaşırtmış hem de ürkütmüştü. CHP’nin işçilerden sorumlu ‘komiseri’ Sabahattin Selek’in 24 Nisan 1948 tarihli Hürbilek gazetesindeki “İşçinin Düşmanları” adlı yazısı hükümetin bakışını özetliyordu: “Komünizm tehlikesi küçümsemek doğru değildir. Komünizm tetanos mikrobuna benzer. Yaranın küçüklüğüne bakıp ihmale gelmez. Tedbirli bulunmalı, ancak tedbiri evham derecesine vardırmamalıyız. Tedbirsizlik de evham da zararlıdır.”
Fişleme illeti
Dönemin sendikacılarından, taze Demokrat Partili (DP)Tevfik Nejat Karacagil şöyle anlatmıştı devletin aldığı malum tedbirleri: “Sendikacı olduğumuz andan itibaren sağcısıyla solcusuyla, ne olduğu belirsiz arkadaşlarımız hepimiz fişlendik. Hangi partiyi tutarsan tut, sendikacılara bu gözle bakarlardı. Biz aramızda sağ-sol kavgası yapardık ama hepimize komünist gözüyle bakarlardı. Bunun sebebi herhalde istihbaratın işgüzarlığıydı. Sendikacı sağcı olur mu sendikacı ne olur diye düşünmüş olmalılar. Hepimiz fişlenmiştik, hepimizin dosyası vardı emniyette.”
Ne yazık ki, Aziz Çelik’in tabiriyle “1946 baharı” topu topu altı ay sürmüştü. 16 Aralık 1946 tarihinde alınan bir karar uyarınca İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, CHP yanlısı İstanbul İşçi Sendikaları Birliği (İİSB) yöneticilerini sadece sorguya çekmekle yetinirken, TSP ve TSEKP ile bu partilerin etkili olduğu sendikaları ve gazeteleri kapattı. (1940’tan beri İstanbul, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale’de sıkıyönetim uygulanıyordu.) Ancak, kapatmayla yetinilmedi elbette. Bu partilerin TKP ile ilişkili görülen yöneticileri hakkında dava açıldı. Kayıtlara geçen adıyla ‘1947 TKP Davası’nda TSEKP yöneticileri TCK’nın 141 ve 142. Maddelerine muhalefetten ağır cezalar aldılar. TSP yöneticileri ise beraat ettiler.
Komünizmi tel’in mitingleri Bu arada yurdun dört bir yanında ‘komünizmi tel’in mitingleri’ yapılıyordu. Milli Mücadele’ye Sovyet Rusya’nın katkısına duyulan minnet savaş kazanılır kazanılmaz bitmişti zaten. Lozan ve Montrö süreçleri kazasız belasız atlatılmıştı ama İkinci Dünya Savaşı sırasında Stalin’in Türkiye ile ilgili rahatsız edici taleplerinin de etkisiyle Türkiye tercihini Batı’dan yana yaptığından beri komünizm, irtica ve Kürtçülük ile birlikte en büyük düşmanlardandı. 27 Aralık 1947’de İzmit’te, 21 Aralık 1947’de İstanbul’da, 1 Ocak 1948’de Adana-Ceyhan’da, 30 Mart 1948’de Adana ve Edirne’de yapılan mitinglerde, kitleyi ateşlemek için kullanılan söylemlere gelince: CHP’ye yakın İİSB’nin yayın organı Hürbilek’in 8 Ocak 1949 tarihli sayında, “Komünist uşakları işi azıttılar” başlıklı haberde yazar “Asil Türk milletinin sabır ve tahammülünün azaldığını unutmasınlar! Milletin sabır ve müsamahasını alabildiğine suiistimal eden bu adamlar, halkın hışmına uğrayarak linç edilmediklerine şaşmıyorlar mı acaba?” diye açıkça linç çağrısı yapıyordu.
“Sultanahmet’te sallandıralım”
Yine Hürbilek’ten bir kuple: “Marko Paşacılar kimdir? Aziz Nesin? Ne isen söyle biz de bilelim (…) Biz komünist değiliz diye yırtınıp duruyorlar. Bu belki bir bakımdan doğrudur. Çünkü: Onlar bir ideal sahibi olacak ve bu ideal uğrunda çalışacak faziletli insanlar değillerdir. Onlar yalnız halkı istismar etmekle de kalmazlar, ayni zamanda satarlar da. İşte! Sabahattin Ali Moskova’ya bizi satmak için pazarlığa giderken, çomarları başını yediler. (...) Genç bir Türk olarak bu adamların hepsinin Sultanahmet Meydanına sıralanmasını isterim. Fakat milletimizin asil vicdanı buna tenezzül etmiyor. Bari sussalar da varlıklarından bihaber olalım.” Yazarın son derece pespaye bir şekilde diline doladığı Sabahattin Ali’nin trajik sonunu, geçtiğimiz haftalarda kısaca bu sayfada anlatmıştım. Yazarın ‘sıralanmak’ dediğinin ise Sultanahmet Meydanı’nda komünistlerin asılması, sallandırılması olduğunu anlamışsınızdır herhalde.
Hürbilek’teki “Komünistin vasıfları” başlıklı başyazı ise türünün en ilginç örneklerinden olsa gerek: “(...) Komünist para ile satın alınabilir. Eğer bir kıymet ifade etselerdi, en faal komünistleri milliyetçiler de para ile satın alabilirler (...) Komünistler yalancıdır. Bütün komünistler bilerek veya bilmeyerek Rusya hesabına çalıştıkları için komünist uşak ruhludur. Komünizm mukaddes namına insanlığın tanıdığı bütün inançları reddeder. Bu itibarla: Komünist namus ve şeref fukarasıdır. Netice olarak komünist bütün kötülükleri şahsında toplamış olan karakteristik ahlaksızdır.” Hayır, bu satırlar; yeminli komünizm düşmanları, ırkçı-Türkçü ideologlar Nihal Atsız veya Reha Oğuz Türkkan’ın kaleminden değil, CHP’li entelektüel Sabahattin Selek’in kaleminden çıkmıştı…
İşçiler DP’yi neden sevdi?
14 Mayıs 1950’de, CHP’den doğma DP’yı ezici bir çoğunlukla iktidara getirenler arasında elbette işçiler, emekçiler de vardı. DP iktidarının ilk dört yılında işçiler DP’yi daha da çok sevdiler. Dönemin sendikacıların Halit Mısırlıoğlu bu sevginin haklı nedenleri şöyle açıklamıştı: “1950’li yıllarda işçilerin çoğu DP’liydi. Bunun haklı nedenleri vardı. DP, hafta tatilini ücretli hale getirdi. Genel tatillerde ücret hakkı tanıdı. İkramiye verdi. Yıllık ücretli izin hakkını getirdi. Sosyal sigorta haklarını genişletti. İşçi temsilcilerine teminat sağladı. İş Mahkemeleri Kanunu’nu uyguladı; işçi temsilcileri bu mahkemelerde hâkimlik yaptı. İş mahkemelerinin kararıyla işçi işe iade edilebiliyordu. Geçmişte yaşanan birçok sorun çözüldü. Fazla mesai ücretlerinin ödenmesi gibi sorunlar kalmadı. Sendikaların grev hakkı yoktu, ama sendikacıların işyerinde ve Bölge Çalışma Müdürlüğü üzerinde önemli etkisi vardı. Hele sendikaların yöneticileri DP’liyse, itibarları ve etkileri daha da çoktu.”
Gerçekten de, 1948’de 73 sendikada örgütlü 52 bin sendika üyesi varken, 1955 yılında, 363 sendikada örgütlü 189 bin sendikalı vardı. 1959’da artış biraz hız kesmiş de olsa, 400’ü aşan sendikada örgütlü işçi sayısı 280 bine ulaşmıştı. (Yine de toplam işçi sayısına sendikalı işçilerin oranı yüzde 11-12 civarındaydı.)
Sendikacı milletvekilleri
İşçisi destekleyince, elbette sendikacısına da DP’li olmak düşerdi. Şaban Yıldız, Abdullah Baştürk, Halil Tunç, Halit Mısırlıoğlu ve İbrahim Denizcier gibi daha sonra sol/sosyalist/sosyal demokrat olarak tanıyacağımız pek çok sendikacı 1946-1960 yılları arasında değişik dönemlerde DP’li oldu. Bu dönemde DP listelerinden 12 işçi-sendikacı kökenli milletvekili seçilirken, CHP listelerinden sadece iki milletvekili seçilebilmişti. Peki, milletvekili seçildikten sonra neler oluyordu derseniz, şu satırlar bir fikir verecektir sanırım: “[H]ele işçi adayları, ister iktidar, ister muhalefet saflarında olsun, her şeyden önce işçilikle ilişkilerini kesiyorlar ve tabiatiyle işçi davalarını unutuyorlardı. B.M.M’ne işçi adayı olarak girip de sonunda zenginleşmeden, ev, apartman yapmadan dönen görülmemişti. Birçokları fabrika ve atölye sahibi bile olmuşlar, ticarete atılmışlardı. Bunlar arasında aday listesinde yerini sağlamladıktan sonra, seçim mücadelesini bir yana bırakıp, ticari işleri için kredi peşinde koşanlara bile rastlamak mümkün.”
Soğuk Savaş hastalığı
DP döneminde ‘değişmeyen’ ise, ‘komünizm paranoyası’ idi. Soğuk Savaş Dönemi’nde olduğumuza göre, bu gayet normaldi. 1951 TKP Tevkifatı’nda pek çok aydın, sendikacı, kanaat önderi Sansaryan Hanı’nda işkencelerden geçirilmiş, ağır hapis cezalarına mahkum edilmişti. Ama solla ilgisi olmayanlar da devletin paranoyasının kurbanıydılar. Petrol-İş genel başkanlarından Ziya Hepbir’den alalım dönemin özetini: “O dönemde sendikacı olan herkes komünist olarak nitelenirdi. Bana da ‘komünist Ziya’ derlerdi. 1950’den sonra hak dediğin zaman komünist damgası yerdin. Komünist damgasını lanetlemek için kullanırlardı. İş mahkemesi üyeliğine seçildim, 1. Şube hakkımda soruşturma yapıyor, DP Ortaköy Ocağı başkanına sormuşlar. Benim için ‘sendikacı, baş komünist’ demiş.” İşi daha da ilginç kılan komünistlikle yaftalanan Hepbir’in DP yönelimli bir sendikacı olmasıydı… Üstelik bu hikaye tekil değil. Başka anlatılar da var, DP’li sendikacıların kendi örgütleri tarafından bile ‘komünist’ diye eleştirildikleri, partiden ihraç edildiklerine dair…
Bakış böyle olunca, CHP döneminde başlayan ‘komünizmi tel’in mitinglerinin DP döneminde de dörtnala sürmesi gayet normaldi. Sendikaların önderliğinde 26 Ağustos 1950’de İstanbul, Adana ve Eskişehir’de, 17 Mayıs 1952’de İstanbul’da (kapalı salon toplantısı şeklinde), 1953 yılında Eskişehir, İstanbul, Ankara ve İzmir’de açık hava mitingleri yapıldı.
Taksim’de ilk işçi mitingi
Bunlardan 26 Ağustos 1950 tarihli İstanbul mitingi, Taksim’deki İnönü Gezi’nde yapılmıştı. Bu, Taksim’deki ilk işçi mitingi idi muhtemelen. Mitingin tertip komitesinin gazetelere gönderdiği bildirideki bazı ifadelere (imla hataları korunmuştur) göz atalım şimdi de: “Türk İşçisi, kominizmi bir tifüs mikrobundan daha tehlikeli görmektedir. Bu sebeple, Türk işçisi temiz alnı ve Türklüğüne yakışır vekarı ile bu illete her zaman göğüs gerecek kominizm mikrobunun Türk işçisinin bünyesinde yer bulamayacağını şanlı ordumuzun zaferini sağlıyan bir günde 26 Ağustos 1950 Cumartesi günü saat 15 te Taksim İnönü gezisinde yapacağı kominizmi tel’in mitingi ile ispat edecektir (…) Türk işçisi, damarlarındaki asil kandan aldığı kuvvet ve kudretle kominizmi her gördüğü yerde ezmeye ve yok etmeye and içer.”
Bu ve benzeri mitinglerde, ‘tifüs, veba, verem mikrobu’ gibi sıradan (!) hakaretlerin yanı sıra, “sinsi sinsi büyüyen bir hortlak mikrobu”, “yarasalar gibi zulmetten hoşlanan sefil ruhlu komünistler” gibi birbirinden orijinal (!) hakaretler bolca kullanılıyordu. Elbette bu “zararlı unsurların Moskof cennetine sürülmesi” türü talepler çok da ilginç olmasa gerek…
Taksim tabusu başlıyor
DP’nin ilk döneminde sendikacılar sadece ‘komünizmi tel’in’ için değil, işçi hakları için de bazı mitingler yaptılar. Hakan Koçak’tan öğrendiğimize göre, bu konudaki ilk başvuru CHP yanlısı İİSB tarafından 1951 yılında yapılmıştı. Taksim’de toplanması planlanan mitingin amacı, başta tekstil olmak üzere çeşitli iş kollarında yerli üretimin zayıflaması ve büyük çapta işten çıkarmaların başlaması üzerine, ithalat rejiminde değişiklik yapılması yönündeki işçi taleplerini dile getirmekti. Ama hükümet, aynen bugün olduğu gibi Taksim’de mitinge izin vermemişti. Halbuki bir yıl önce ‘komünizmi tel’in’ söz konusu olduğunda Taksim işçilere açıktı! Sendika, durumu sert bir şekilde protesto etmekle yetindi. Ertesi yıl Nisan ayında İİSB, toplu işten çıkarmaları protesto etmek için yine Taksim’de bir miting düzenlemek istemiş, elbette yine izin alamamıştı. Sendikacılar yine söylenmekle yetinmişlerdi ama Taksim’de mitingden vazgeçmedikleri ertesi yıl anlaşılacaktı.
15 Mart 1953’te Taksim’de ne oldu?
Hükümetin gizli açık uyarılarına rağmen çalışmalar ilerledi ve 1953 yılının Mart ayının ilk haftasında 50 bin bildiri ile işçiler 15 Mart’ta Taksim’de toplanmaya çağrıldılar. Ama hükümet de kararlıydı. Sendikacılara bu işten vazgeçmeleri telkin edildi önce. Sendikacılar kulak asmadılar uyarılara ve 15 Mart günü, şehrin varoşlarından on binlerce işçi, vapurlarla, tramvaylarla veya yaya olarak Taksim’e doğru akmaya başladılar. Galata ve Atatürk köprülerinin başı polis tarafından tutulmuştu. Ancak işçilerin Taksim civarına gelmesi engellenememişti. Alana girilemiyordu ama çevredeki kahvehaneler, pastaneler ve işkembe salonları işçilerle tıklım tıklım dolmuştu. Kontrolün elden gitmekte olduğunu gören yetkililer, tertip heyetini, civardaki karakola çağırdılar. İddiaya göre Emniyet Müdürü, elindeki makineli tüfeği göstererek “içinde leblebi veya kahve çekirdeği yok, ona göre!” demişti. Sendikacılar tehlikenin farkına vardılar ve geri çekildiler. Küçük bir heyet Taksim’e çelenk koyduktan sonra, bazı kaynaklara göre sayıları 10 bine, bazılarına göre ise 50 bine yaklaşan işçiler, emekçiler, sessizce dağılmaya başladılar.
Hezimetin ardından İİSB merkezinde konuyu tartışırken bazı üyeler “Sendikaları kapatıp anahtarları vilayete verelim” demişlerdi ama elbette bu yürekli teklif kabul görmemiş, bunun yerine gazetelere ‘Milletvekillerine Açık Mektup’ başlıklı bir şikayet metninin gönderilmesiyle yetinilmişti.
1 Mayıs olmasın, 6 Eylül olsun!
Parantezi kapatıp devam edersek, komünizmi tel’in mitinglerinin başını çeken Türk-İş’in (1952’de kurulmuştu), komünist bayramı diye gördüğü 1 Mayıs’ı kutlamak istememesi herhalde sizi şaşırtmayacaktır. Şu satırlar dönemin gazetelerinden: “Türk-İş’in İzmir’deki birinci genel kurul toplantısında bu husus müzakere edilmiş ve neticede 1 Mayıs yerine 6 Eylül tarihinin işçi bayramı olarak kabul edilmesi uygun görülmüş ve bu hususta hükümete müracaat yapılması kararlaştırılmıştır. Konfederasyonumuz bu talebi 10 Aralık 1952 tarihinde Çalışma Vekâletine arz etmiştir. Vekâletin bu arzumuzu yerine getireceğinden şüphe etmiyoruz. Konfederasyon olarak işçi arkadaşlarımıza bazı tavsiyelerde bulunmayı uygun görüyoruz: İşçi arkadaşlarımız 1 Mayıs bayramına iştirak etmesinler ve sebeplerini anlatsınlar.”
Sendikaların bütün bu alttan almalarına, ‘uysal çocuk’ tavırlarına rağmen, 1954 yılında toplanan Çalışma Meclisi’nde alınan kararlar, DP’nin işçi hakları, özellikle de grev ve bağımsız sendikacılık konusunda taviz vermeye niyetli olmadığını açıkça göstermişti. DP’li Çalışma Bakanı Mümtaz Tarhan DP’nin yaklaşımını şu sözlerle özetlemişti: “Benim sendikaya ihtiyacım yok; ben hükümet olarak menfaat sağlarım işçiye.”
Hükümetin işçilere ne menfaat sağladığını bilmiyoruz ama sendikaların hükümete sağladığı önemli bir menfaati biliyoruz. 1955 yılı boyunca, hükümetin Kıbrıs’ın taksim edip kuzeyini Türkiye’ye bağlama politikalarının promosyonunu yapmak üzere ülke çapında düzenlenen “Kıbrıs Türktür” mitinglerine katılan kitlesel olarak katılan işçiler (daha sonra öğreneceğimiz gibi Seferberlik Tetkik Kurulu ve MAH’ın örgütlediği ‘bindirilmiş kıtalar’), 6-7 Eylül 1955 yağmasında da başrolü oynamışlardı. Nitekim, olaylar sonrasında tutuklanan 977 kişinin 607’si işçiydi. Elbette hükümet peyderpey bu fedaileri salıverecek ve bu kötücül işbirliği örtbas edilecekti.
Falakaya yatırılan sendikacılar
İlginçtir (ya da değildir) tüm bu fedailiklere rağmen 1956-1957’de DP’nin sendikalara karşı tutumu sertleşti. Sendikalar Çalışma Bakanlığı’nın kapısından içeri giremez, hatta Anıtkabir’e topluca çelenk koyamaz hale getirildiler. Ama Türk-İş’li sendikacılardan Yıldırım Koç’un şu anlattıklarının yanında, bunların lafı bile olmaz herhalde: “1958 veya 1959 yıllarıydı. Sümerbank Bez Fabrikası önünde beyanname dağıttık. Hasan Özgüneş’le birlikte döndük. Yolda birbirimizden ayrıldık. Ertesi gün sendikaya geldim Hasan Özgüneş o gece eve gelmemiş. Hasan Özgüneş’i Emniyet’te bulduk. Sabaha kadar falakaya yatırmışlar. Hükümet tabibine gittik. Tespit yaptırdık. Emniyetten taşıyarak çıkardık Hasan Özgüneş’i Adliyeye kadar taşıdık. Hasan Özgüneş 65 gün ayaklarının üzerine basamadı. O yıllarda DP il başkanı ve Bossa’nın yüzde 50 hissedarı Kemal Pekün’dü. Pekün’ün Emniyet Müdürlüğü üzerinde büyük etkisi vardı. Hasan Özgüneş’in dövülmesinin bir nedeni de kendisinin 1957 seçimlerinde Bursa’da Celal Bayar’ın karşısında milletvekili adayı olmasıydı. (...) 1950-60 döneminde polisten yoğun baskı olurdu. Emniyet’in kırık dökük bir jipi vardı. Üstü açıktı. İkide bir sendikaya gelirler, bizi jipe bindirirler, bizi teşhir ede ede Emniyete götürürler, 2-3 saat hakaret ederler, sonra da serbest bırakırlardı. Karakollarda çok cop yedik, birçok geceyi nezarette geçirdik…”
27 Mayıs 1960 darbesiyle acı bir şekilde sonlandırılan DP dönemine dair daha anlatılacak çok hikayemiz var ama yerimiz bitti. Demek ki neymiş: Bu ülkede sadece ‘CeHaPe’ döneminde zulüm yapılmamış. Bu ülkede sadece dindarlar, Kürtler, gayrimüslimler mağdur edilmemiş. Dahası, dindarların Sünni kanadı iktidar olmuş, Kürtlerin omzuna barış güvercini konmuş, Aleviler bekleme salonuna alınmış iken, solcular ‘daimi ötekiler’ kadrosunda çile çekmeye devam ediyorlarmış…
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları














































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2024
9.09.2024
17.11.2022
6.11.2022
7.06.2019
26.12.2017
21.03.2016
13.03.2016
6.02.2016
28.02.2016