Sinan ÇİFTYÜREK
Botan bölgesine özel eğitilmiş ordu birliklerinin konumlandırılmasıyla burnumuza ağır kokular geliyor. Hesap içerisinde hesap yoksa bir ilçeye operasyon için özel eğitilmiş on bin asker yığılmaz. “Terörle mücadele” adı altında tanklar eşliğinde ilçeler kuşatılmaz. Tankla topla mı kamu güvenliği ya da halkın “can ve mal güvenliğini” sağlıyorsunuz? Sur, Silvan, Cizre’de halkın ne canı ne de malı kaldı!
Devlet neyin hazırlığında, kime karşı bu askeri güç? Esas hedef elbette içerisi ama Kandil ve Rojava başta olmak üzere sınır ötesi hesaplar da var! Mevcut “sınırlar” sınır ötesinde korunmak istenirken içerde Kürdistan yeniden işgal ediliyor.Türk devleti, Güney ve Güneybatısında içeriye doğru güçlenen Kürt basıncıyla yüzleştikçe içeride tüm ağırlığıyla halkımıza yüklenmektedir. 1990’larda kırsalımızın yeniden işgali gerçekleştirilmiş ki sınırda kalekol ve yeni güvenlik duvarlarıyla bu devam ediyor. Bu kez kentlerimiz yıkılıp boşaltılarak mahallelerde bile kalekollar yapılarak işgal derinleştiriliyor.
Hendek/barikat bahane, devlet zaten savaş açmıştı!
Barikat meselesi yeni değil ilk 2014 yılında gündeme gelmiş, yapılan görüşmeler sonucunda Ocak 2015’te kaldırılmıştı. Hendekler, o zaman özerklik ilanı için değil polisin mahallelerdeki terörüne karşı savunma aracı olarak kullanılmıştı. Barikatların tekrar kurulması, 7 Haziran sonrası özellikle Türk devletinin sınır ötesi operasyonlarıyla gündeme geldi. Dolayısıyla barikat, neden değil; devletin dayattığı savaşın ve devam eden Kürt meselesinin sonuçlarından biri. Elbette hendekler kaldırılsın ama kaldırılınca Kürt meselesi çözümlenmiş olmaz.
Önce de yazdık, devlet ve AKP hükümeti, 7 Haziran’dan sonra halkımıza savaş açmak için bahane arıyordu. Barikat kurulsun kurulmasın, özerklik ilan edilsin edilmesin devlet Kürd’e savaş ilan edecekti; burası açık. Devlet, yarın “Kobanê benzeri bir durumla yüzleşebilirim” korkusuyla PKK’yi kent merkezli savaşa zorladı ve bunda başarılı da oldu. Kırsal alanda uzun yıllar gerilla ile savaşarak deneyim edinen Türk Ordusu, şimdiki barikat savaşını da gelecekteki muhtemel kent savaşına ön hazırlık olarak değerlendiriyor gibi görünüyor.
PKK de, Kürdistan kentleşti tayin edici kavgayı kentler belirleyecek olması gerçeğine Kobanê deneyimi de eklenince devletin savaş ilanını kabul edip kent savaşı denemesine girişti. Direnme ruhuna, barikatların arkasında fedaice savaşmaya saygı duyulur; ama bu işte birhesap hatası yok mu? Devletin kendi şartlarında ya da belirleyiciliğinde dayattığı savaşı kabul etmek durumu varsa burada hesap hatası yok mu? Devlet, Kürt hareketini “ya herro ya merro” noktasına itmeye zorluyor olabilir. Bu dayatma nedeniyle ister hesap hatası yapılmış olsun isterse devletin ağır savaş tahriki sonucu olsun; iki durumda da devletin davetini, devletin dayattığı taktikle kabul etmek, PKK ile birlikte halka da zarar veriyor, verecek!
Tam da siyaseten haklıyken haksız, güçlüyken güçsüz duruma düşmek buna denmez mi?
IŞİD’in Şengal’de halkımıza yaptığını, Türkiye ilçelerimizde yapıyor. Kentler boşaltılırken halkımıza Kobanê benzeri durum yaşatılıyor ama kentlerimizin Şengal veya Kobanê’ye dönüşmesi yakında görünmüyor. Çünkü Türkiye, Suriye-Irak değil; Silvan-Cizre’de Kobanê, Şengal değil. Cizre’de, Sur’da yeni Kobanê’ler yaratmaya girişmek; isyan ruhu ne kadar güçlü olursa olsun, dava ne kadar haklı olursa olsun sonuç alınamaz çünkü süreçler farklı.
Mademkicumhurbaşkanı, başbakan “kazdıkları hendekleri başlarına yıkacağız” şeklinde ağır tahrik ediyorlar… Mademki “sen halkıma ve bana durup dururken savaş açtın ben de kentleri Kobanêleştiririm” demek! İşte hesap hatası dediğim bu.
Bilindiği gibi İran’ın da telkiniyle Suriye rejimi kendisi askeri olarak Kürdistan bölgesinden çekilmişti. Esad’a karşı uluslararası destekleri olan onlarca askeri örgüt mücadele ediyor. Dünyanın önemli askeri aktörleri Suriye’de; Doğu ve Batılı güçler çıkarları için Rojava’daki Kürtleri destekliyor. Peki, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da benzer bir durum var mı? Hayır!
*Suriye’nin aksine, Türkiye, Kürdistan’da çekilmek bir yana sürekli kırsalda ve kentlerde yeni kalekollar yapıyorken;
*Türkiye, NATO üyesi ve AB müttefiki olup Güney Kürdistan politikasından çıkardığı derslerle Rojava’da farklı davranırken;
*Türkiye’nin Şii-Sünni hegemonya hesaplarıyla İran’la ve uçak krizinin tetiklemesiyle de Rusya ile yaşadıkları, Kürt siyasetine kimi fırsatları sunmasına karşın, küresel ve bölgesel odaklar hâlihazırda Kürdistan meselesinde, Türkiye ve de İran’ı karşısına almazken;
*Güney ve Rojava bugün bölgesel-küresel siyaset denkleminde yer alıyorken, Kuzey ve Doğu yani iki büyük Kürdistan parçası halen küresel hatta bölgesel denklemin dışında tutulurken;
*Güney bağımsızlık, Rojava statü yolunda ilerlemenin sorunlarını yaşıyorken;
*Başta büyük fesat-fitneci İran’la “Osmanlıda oyun bitmez”i temsil eden Türkiye olmak üzere işgalci devletlerin her biri farklı hesaplarla PKK ile PDK çatışması için çaba içerisindeyken;
*HDP kısmi barışçıl demokratik ortamda (7 Haziran’da) bile siyaseten önemli sonuçlar almışken….. Kuzey’de bugün çıkış yolu silahlı özerklikte değil sivil itaatsizliğe dayalı statü arayışında aranmalıydı, aranmalıdır. Kuzey’in küresel denkleme alınmasının yolunu da yine ancak sivil itaatsizliğe dayalı mücadele açabilir.
Cizre ve Silopi’ye on binlerce özel birliklerin konuşlandırılması neyi amaçlıyor?
Hendek kapatmak bahane, bunca askerin bölgeye konuşlandırılmasında üç hedef gözetiliyor:
Birincisi; devlet ile AKP hükümetinin Kürt meselesinde, yeniden askeri politikaları esas aldığını gösteriyor. İçeride “hendeklerinkapatılması” adı altında ulusal özgürlük bilincinin yüksek olduğu ilçelerimizin yakılıp yıkılarak boşaltılması ve görülmemiş baskılarla halkın direnci, özgürlük mücadelesindeki kararlılığı kırılmak isteniyor.
İkincisi;dışarıda ise Rojava’nın Kuzey üzerindeki etkisini fiziki tedbirlerle olabildiğince sınırlandırmak, özellikle Rojava ile sınırdaş olan ilçelerde ilerde muhtemel bir Kobanê benzeri kent savaşına şimdiden antrenman yapmış olmak.
Üçüncüsü;Kandil’e yönelik bir kara harekâtında “cephe gerisini” yani sınırın içerisini sağlama almak! Davutoğlu’nun “sınırlarımızı sınır ötesinde korumamız gerekiyor” söyleminin içerdeki pratik adımı. Kısacası Türk ordusunun içerde ve sınırların ötesindeki hareketliliği kapsamlı bir askeri harekâtın ön hazırlıkları gibi görünüyor.
Bu süreçte, Türk hükümeti, PKK’ye karşı Kandil’e dönük muhtemel bir operasyonda ABD desteğini alabilmek amacıyla “ya ben ya PKK” ikilemini dayatmasının yanı sıra “IŞİD’e karşı savaşmak için Başika’ya asker gönderdim” söylemini de bir süredir dillendiriyor. YPG’nin Moskova ile ilişkilerinden de rahatsızlık duyan Washington, Türk devletinin “ya ben ya PKK” dayatmasına ne der? Türk Ordusunun Başika hamlesine karşı koyuşun ABD’den değil de İran’ın basıncıyla Irak hükümetinden geldiğini de not edelim.
Türk Ordusunun Irak ve Güney Kürdistan’da konumlanmasının IŞİD ile mücadele ile alakası olmadığı daha IŞİD yokken orada asker bulundurmasının altında; İran ile bölgesel egemenlik hesaplarının yanı sıra Kerkük-Musul petrollerinin kontrolü ve önemlisi Kürdistan’ın “hamisi” görünerek Kürtlerin etkinlik sahalarını daraltma hesaplarını içerdiği açık. Buna Kandil’e dönük hesapları da ekleyelim. Kısacası “IŞİD’e karşı Başika’ya asker gönderdim” söylemi örtüdür, gerçeği ise TC’nin emperyal hedeflerinin yanı sıra Kandil’e operasyon hesabıdır.
TC ile ABD arasında dün Güney Kürdistan üzerinde sağlanan uzlaşma şimdi Rojava üzerinde sağlanabilir mi? ABD, dün TC’ye “sen Güney’e müdahale etme ben de Kuzey’e karışmam hatta sana Öcalan’ı da vereyim” demişti. Bugün ise “sen Rojava’ya karışma ben de Kuzey’de yaptıklarını görmezden gelirim; hatta Kandil’e operasyonda bile destek olurum” der mi? Var mı böyle bir ihtimal? Burnumuza ağır kokular geliyor derken; “Türkiye, Rusya’nın Kafkasya Siyasetini Kürdistan’da mı İzlemek İstiyor” başlıklı yazımda belirttiğim Rusların Çeçenlere yaptığını ya da Cengiz Çandar’ın aynı kaygılarla gündeme getirdiği “Sri Lanka-Çeçenistan çözümü” tehlikesi ciddiye alınmalıdır. Zira bölge üzerinde hegemonya savaşının keskinleştiği ve tam da Rusların PKK kartını açtığı koşullarda Türkiye, ABD’den destek alabilir!
Barikatlar üzerinden sınıfsal ayrışma tartışmasının, ulusal kurtuluşta karşılığı yok!
Kürdistan’da kim yoksul, kim orta sınıf, kim burjuva ve sınıfların mevzilenmesindeki yerleri tartışması, sosyalist ya da sosyalist devrime kesintisiz geçişle evirilecek demokratik devrim tartışmasında anlamlıdır. Fakat Kürdistan gibi ulusal özgürlüğün başat hedef olduğu, PKK ve DTK siyasal hattının da zengin, fakir yanı burjuva, orta sınıf, küçük esnaf, işçi ve yoksullardan destek aldığı koşullarda bu tartışmanın karşılığı yok!
PKK basınında kimi yazarların kent savaşı üzerinde “yepyeni bir iktidar alanı” oluşuyor ya da “barikatlar sınıfsal ayrışmayı netleştiriyor” demesi yanlış ve zarar verecek değerlendirmeler. Barikatlara karşı çıkan herkesi, sınıfsal konumla ilişkilendirmek; barikatı doğru bulmayan küçük esnaf ve orta sınıfı “karşı devrimci” ilan etmek ya siyasal körlüktür ya da beklenilen halk desteğini alamamanın tepkisel çıkışıdır. Her şey bir yana ulusal harekette özellikle de PKK, DTK, HDP hattının kitle desteğinde, Kürdistan’daki küçük esnaf ve orta sınıflar çekip alındığında geriye ne kalacağının üzerinde herkes düşünmeli!
Her ulusal kurtuluş mücadelesi gibi Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinde de, küçük esnaf ve orta sınıflar önemli bir ağırlığa sahiptir. Hendekler üzerinde sınıfsal ayrışmayı geliştirmek, sınıfsal (sosyalist) iktidar değil de ulusal iktidarın inşasında orta sınıfları karşı devrimci ilan edip dışlamak kendi ayağına balta vurmakla özdeştir!
Aynı süreçte hem Sinn Fein hem SYRİZA işlevi üstelenilemez demiştik!
Kentlerde barikatların kurulması yaşanan savaş ve devletin sergilediği vahşet HDP açısından da bazı meselelere açıklık getirdi.
Öncelikle;bir kez daha görüldü ki Anadolu emekçilerinin gündemi ile Kürdistan halklarının siyasal gündemi birebir örtüşmüyor. Gezi isyanında nasıl ki Kürt ulusal güçleri ile Türkiye sosyalist hareketinin gündemi birebir örtüşmediyse yani Kürtler Gezi’ye cılız tepki verdiyse, Türkiye metropollerinin de Kürdistan’da yaşananlara tepkisi cılız kaldı. Bu cılız tepkide sosyalist hareketin zayıflığının ve toplum üzerindeki Kemalizmin etkisini de ekleyelim.
İki;bir kez daha yaşanarak görüldü ki HDP ya da başka bir parti aynı süreçte Diyarbakır’da Sinn Fein Ankara’da ise SYRİZA işlevini sürdüremez. Barikat savaşı HDP’nin SYRİZA misyonunu bitirmediyse de darbe vurdu. Demirtaş’ın ABD ve Rusya ziyaretlerini, Kürtler ulusal mücadelede çıkarlarına uygun görüp olumlarken, Türkiye kamuoyu ise “devletimize karşı emperyalizmle ilişkileniyor” diyerek olumsuz algılamakta! Bu olumsuz algıyla, salt iktidar veya Saray’ın Demirtaş ve HDP’ye karşı geliştirilen propagandasından söz etmiyoruz, Türkiye halkının pozisyonu gereğince de Kürtlerden farklı değerlendirileceğini belirtiyoruz. HDP aynı süreçte hem SYRİZA hem de Sinn Fein işlevini üstlenemez derken kastımız buydu.
Üç;HDP 7 Haziran’da SYRİZA misyonunu; Erdoğan’ın başkanlığı ile AKP’nin tek başına iktidarını engellemekle kısmen yerine getirdi. Fakat bu hamlesi Sinn Fein işlevini yani Kürt meselesinin siyasal çözümünü en hafif deyimle aksattı; çünkü Ankara’daki muhatap, meseleyi barışçıl çözmek isteyen demokratik bir hükümet değildi.
Çözümü tartışırken aşağıdaki noktaları dikkate almalıyız.
1 – Devlet ve hükümet barikat savaşını kazansa bile Kürt halkını kazanamaz.Türk rejiminin özelde de AKP hükümetinin bunca yıkım ve kan üzerinden ve üstelik temel hakları tanınmadan Kürtleri yönetmesi zor. Halkımızın da devletten ve Erdoğan’dan beklentisi kalmadı burası açık, mesele Kürt siyasetinin belirsizliğinde!
2- Devlet bürokrasisi ve rejim partileri, AKP’nin Kürdistan’daki varlığını “devletin bekasının teminatı” görüp 1 Kasım’da desteklediler. Kime karşı? Kürtlere, halkımıza karşı! AKP’nin 1 Kasım’da Kürdistan’da az da olsa oyunu artırmasının rejim yanlısı herkese nefes aldırdığını bilelim. Çünkü rejim ve sistem partileri, AKP’nin 7 Haziran seçimlerinde Kürdistan’da sökülüp atılmasını sadece AKP’nin yenilgisi değil, Türk rejiminin çöküşü olarak algılamıştı. Çünkü AKP yerine hiçbir parti halen Kürt halkıyla devlet arasında köprü kurabilecek durumda değil.
3 – Çözüm ararken; AKP’nin Kürdistan meselesinde Orduya yanaştığı, Ordunun da AKP üzerinden kendi Kürt siyasetini icra ettiğini not edelim. Kimi taktik adımlardaki farklılığa karşın Kürdistan meselesinde AKP ile Ordu ve devlet bürokrasisi ayrımı yapmak yanlış.
4 – Kürtler, gerek parçalarda gerekse parçalar arasında ortak hareket etmeli. “Sen yanlış yaptın ben doğru yaptım” tartışmasıile bağlantılı iç egemenlik hesapları sonraya bırakılarak ortak iradeyi yansıtacak acil adımların atılması gerekiyor. Devlet haksız olduğu halde tüm güçlerini, Kürdistan meselesinde “ortak milli payda” adı altında birleştirebiliyorsa, Kürt siyasal partilerinin ise haklı davalarında güçlerini birleştirmeleri gerekiyor. Bunu başararak “makul, makul olmayan Kürt” ayrımı da devletin elinden alınmalı.
5 - Dolaysıyla Kürdün, Kürde de demokrat yaklaşmasının tam zamanı! Kürt partileri sömürgeci rejimlerin ezilen haklara dayattığı “tekçiliği, otoriterliği, faşizmi” eleştirip halkı mücadeleye çağırırken kendileri diğer Kürt partilerini dışlayan tekçiliği dayatırlarsa yani dışarıya “demokrasi” dersi verip kendi içimizde demokrasiyi baltalarsak inandırıcı olamayız.
6 – Kürt siyaseti ortak tutumla; devletin silahla bir yere varamayacağı, meselenin sonuçlarını ortadan kaldırmakla da Kürt meselesinin çözülmeyeceğinin altı çizilmeli. Devletin fiili OHAL uygulaması ve sürdürülen operasyonları derhal durdurması; “önce silahlı hareketi bitirelim, sınır dışına çıksınlar sonra çözüm başlar” nakaratını geride bırakıp çözüm yönünde adım atması yani silah meselesiyle Kürt meselesinin ayrı ayrı ele alınması öne çıkarılmalı.
7 - Devletin dayattığı savaşa Kürdün yanıtı silah olmamalı. PKK kırsal merkezli gerilla savaşını uzun yıllar sürdürdü ve yöneticilerinin sıkça belirlemesiyle “silah yapacağını yaptı, artık kullanmak istemiyoruz” noktasına gelindi. Kent merkezli barikat savaşları da bir yılı aşkındır deneniyor. Bu yöntemle sonuç alınmayacağı açık! Onca çağrı, çaba, bedele rağmen kitleler barikat savaşlarını desteklemiyor. Devletin onca hukuksuzluğuna ve OHAL’den beter uygulamalarına; dünya kamuoyu, Türkiye halkları ve maalesef halkımız da sınırlı sayıdaki militan kitle desteği hariç seyirci kalıyorsa bunun üzerinde düşünülmeli!
Geriye elimizde sonuç almada ısrarlı davranılacak mücadele silahı olarak sivil itaatsizlik kalıyor. HDP MYK’sından “özyönetimi, siyaseten sahiplenip Meclise taşıma” ve YDG-H’ye de “hendekler kapansın” çağrılarının yapılacağı belirtiliyor. Dileriz 26-27 Aralık’ta toplanan DTK ve KCK’den de benzer yönelim gelişir.
“Dayatılan savaşa yanıt: Sivil itaatsizlik temelinde geliştirilmeli”başlıklı 09-09-2015 tarihli yazımdan bir bölümle bitireyim; “Kürdistan meselesinin çözümü için, siyasal statü (özerklik, federasyon, bağımsızlık) olmazsa olmaz. Mesele hangi mücadele aracıyla gerçekleşeceğidir. Silah yapacağını yaptı. İç siyaset dinamiği artık silahı taşıyamıyor….
Benzer bir yönelim daha önce ‘Ortak Akıl’ toplantısı başta olmak üzere birçok ortak toplantı ve konferansta dile getirildi, ana hatlarıyla hemfikir de olundu. Talepleriyle, sivil itaatsizlik mücadele tarzı önerisiyle Kürdistan’daki siyasal yapılar, sivil kurumlar ve rusipiler şunun üzerinde hemfikir olmuşlardı: Kürt diliyle ana dilde eğitim-öğretim, Kürdistan’a siyasal statü, Kürtlerin ve yok sayılan diğer halklar ile inançların anayasada varlığının kabulü ve şartsız bir genel siyasi af gibi talepleri ortak bir deklarasyonla Kürdistan, Türkiye ve Dünya kamuoyuna sivil itaatsizlik mücadele eşliğinde duyurulması!”
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.06.2019
7.02.2019
18.03.2019
4.02.2019
28.01.2019
9.02.2019
7.01.2018
26.10.2018
28.09.2018