Ali Türer
Halil Berktay’ın 36 kişinin hayatını kaybettiği 130 kişinin yaralandığı 1 Mayıs 1977’nin sorumlusu kendi aralarında çatışan solculardır, türünden yaptığı açıklama sol kamuoyunda bir dalgalanma yarattı. Taraf gazetesinin, Berktay’ın bu açıklamasını, sanki gerçekte de böyle olmuş gibi taraflı bir biçimde haberleştirmesinin etkisini de unutmayalım. Bunca yıl sonra Berktay’ı böyle bir açıklama yapmaya yönelten davranışın duygusal arka planında ne olabilir, diye düşünüyorum. Belki de kendisini Türkiye’nin gelmiş geçmiş sol teorisyenler listesinin başköşesine koymadığı için sol kamuoyuna yönelik bir kırgınlık içindedir, bilemiyorum.
Ama ben bu topraklarda yaşanan ve hala açıklanamayan bu tür katliamların sorumlusunun derin devlet olduğunu düşünüyorum. Çünkü (Maraş, Çorum, Sivas katliamlarında olduğu gibi) ülkeyi 12 Eylül’e götüren en önemli provokasyonlardan biri olan 1 Mayıs 1977’deki olayların açıklığa kavuşmaması, üstünün örtülmesi için bu devlet ne gerekiyorsa yaptı.
Ancak eski sosyalistlerin Berktay’ın bu çıkışı nedeniyle de olsa birbirleri ile tartışmalarını, geçmişi gözden geçirmelerini önemsiyorum. O nedenle bu tartışmaya bir ucundan katılmak istedim. Bundan 23 yıl önce Açılım dergisinde (TBKP’nin kurulduğu yıllar) “Sosyalist Düşünce Kendini Marksizm’le Özdeşleştirmekten Vazgeçmelidir” başlıklı bir yazım yayınlanmıştı. Fırsat bulursam bu yazımı haftaya bu köşede yayınlamayı düşünüyorum. Şimdi yazdığım bu yazının yayınlayacağım o yazıyı tamamlar nitelikte olduğunu söylemeliyim.
Sosyalizmin tarihi bilindiği gibi Marksizm’den daha önceye dayanır. Sosyalist düşünceye hayat veren Marksizm’dir, sosyalist düşünce Marksizm’e bu nedenle çok şey borçlu; ancak Marksizm sonuçta modern dönemin ürünüdür. Dolayısıyla modern dönemin bilimcilik, tarihsicilik, mekaniklik gibi özelliklerini içinde barındırır.
Nabi Yağcı son yazısında “Zorunlu-nedensellik” yerine “yeterli neden” sorgulamasını koyup "olumsallık" mantığı inşa etmeyi öneriyor. Olabilir de bunu belirleyici bir yöntem olarak Marksizm içinde yapmak “tarihsel determinist” özelliği bu kuramın içinden çekip çıkarmak anlamına gelir. Bu sizi Marksizm dışında başka sulara sürükler. En azından bunu teslim etmek, Marksizm’e karşı saygının, dürüstlüğün bir gereğidir.
Marks, gelecekte yaşama dönüşecek olan programı ortaya koyma gibi bir iddia ile geleceğin açıklayıcısı olma iddiasıyla ortaya çıktı. Ona göre Sosyalizm sonuçta üretim ilişkileri üretim güçleri temel çelişmesi içinde ortaya çıkacak olan bir sentezdir. Bu sentezin belirleyici karakteri de sınıfsız topluma giden yolda bir ara yönetim biçimi olarak üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin proletarya diktatörlüğü eliyle kontrol altında tutuluyor olmasıdır. Bu süreç hemen her toplumun içinden geçmek durumunda olduğu, bütün zamanlar için geçerli “bilimsel” bir olgudur. Hal böyle ise; o zaman sosyalistlerin, komünistlerin görevi, bu kuramı yaşama geçirmek için gerekeni yapmaktı. O nedenle sadece Marksizm içinde hareket eden bir sosyalistseniz; bu kuram içinde, “artı değer”, “proleterya diktatörlüğü” gibi kuram oluşturucu anahtar kavramları, kuramın tarihsel determinist özelliğini sorgulayamazsınız. Aksi durumda bu sorgulama sizi kuram dışına iter.
Yaşanan sosyalizmin deneyimi içinde “proletarya diktatörlüğü” deneyiminin ekonomik, demokratik, örgütsel boyutta bırakın dünyadaki gelişmenin motoru olmayı, kapitalist sosyo ekonomik formasyonun bile gerisine düştüğünü de unutmayalım. Gerçi bu deneyim hiçbir zaman Marks’ın öngördüğü gibi de yaşanmadı. Marks sosyalizm’i Rusya tipi köylü toplumlar için değil, Almanya, İngiltere gibi proletaryası gelişmiş kapitalist toplumlar için öngörmüştü.
Öte yandan Marks 1850’li yıllarda kuramını oluştururken, henüz Nevton fiziğinin kuralları geçerliydi. Albert Einstain ”izafiyet kuramını”, Karl Poper “yanlışlamacı” yaklaşımı, Thomas Khun “Paradigma” yaklaşımını henüz geliştirmemişlerdi. Heisenberg Kuantum Fiziğinin gelişmesinde belirleyici rol oynayan “Belirsizlik Yasası”nı bulmamış; postmodernizmin çok şey borçlu olduğu Feyerabend henüz evrensel akla, bilimsel bilgiye karşı çıkmamıştı.
Sosyalist düşünce, kapitalizmin karmaşık doğasını göz önünde tutarak bütün bu düşünsel zenginlik, mevcut bilgi içinden eşitlik, demokrasi, katılımcılık gibi temel değerlerini hayata geçirecek en uygun programı geliştirebilir, böylece yeniden güçlü bir antitez haline gelebilirdi. Antonio Gramsci bunu denedi. Gramsci “tarihsel neden” kavramını sosyalist düşünce içinde ilk sorgulayan isimdir.
Yaşanacak olanın (sentezin) ne ölçüde sizin programınıza göre olacağı sonuçta; yaşanabilir olanı yaşama geçebilecek (Poper’e göre yanlışlanabilecek) esneklikte tespit etme gücünüze ve programın yaşanabilir olduğuna o programı yaşayacakları (toplumun çoğunluğunu) ikna etme becerinize bağlıdır. Yoksa yüzde yüz yaşama geçebilecek bir program oluşturulamaz. Böyle bir iddia koca bir yalan olur. Ancak şunlar şunlar olursa, şu olabilir türünden yanlışlanabilecek esneklikte bir programın; yaşanana göre daha anlamlı, daha insani, daha yaşanabilir olduğu konusunda insanları ikna etmenin güçlüğü de ortadadır.
Kuramsal düzeyde sosyalist hareketin genel anlamda böyle bir sıkışma yaşadığı doğru. Ancak Türkiye’de sosyalist hareketin gelişiminin kendine özgü ilave sorunları var. Türkiye’de sosyalist düşüncenin gelişiminin temelinde nesnellikten çok duygusallığın yattığını söylemek yanlış olmaz. Eğitim yoluyla devleti ayakta tutacak elit olmak için devşirilenlerin, devşirildikleri toplumla ilişkileri (aldıkları eğitim gereği) hep sorunlu olmuştur bu topraklarda.
Marksizm devleti, sınıflı toplum ile birlikte, artı ürünü belirli ellerde toplamak ve belli bir çevrede paylaştırmak için ortaya çıkmış bir sömürü aracı olarak görmüştür hep. Bizde ise “devlet”, Elit’imizin var oluş nedeni olduğu için, en sosyalistimiz bile “devleti toplumun bütün bireylerinin katılacağı bir örgütsel aygıta nasıl dönüştürebilirimin” değil; ”devleti toplum için en kısa yoldan nasıl ele geçirebilirimin” davasını gütmüştür. Sosyalistlerimizin pek çoğu halkı hep güdülecek sürü olarak görmüşler, halka gerçek anlamda güvenmemişler, moral dayanaklarını halktan değil geliştirdikleri düşünceden almışlardır.
Hatırlayalım, İngiltere de 1838’lerde işçi sınıfı hareketi (Çartistler) oy kullanma hakkını elde etme, parlamentoda temsil edilme mücadelesi içinde ortaya çıktı. İşçi Partisi bizzat bu şekilde gelişen, güçlenen sendikalarca kuruldu. Türkiye’de ise sınıf sendikacılığını hayata geçirmek için 1970’lerde sosyalistler DİSK içinde örgütlenmeye başladılar. Gençlik örgütleri, kadın örgütleri kurdular. Yani sosyalist program işçi hareketi, kitle hareketi içinden çıkmadı. Sosyalist programla kitle hareketleri oluşturulmaya çalışıldı. Yani esas özne araba değil hep at oldu bizde. At arabaya göre değil, araba ata göre oluştu.
Türkiye’de solcu elitin önemli bir kısmının orduya muhabbetle yaklaşması da biraz kalıtımsaldır. Sosyalist hareket 1960 askeri darbesi sonucunda kabul edilen 1960 anayasasının getirdiği görece demokratik ortamda filizlendi. Mihri Belli’nin Milli Demokratik Devrim önermesinde ordunun devrim güçlerinin bileşenleri arasında önemli bir yeri vardır. “Ordu millet el ele” meydanlarda atılan sloganlardan biridir. “Jandarma biz sosyalistiz” marşını az söylemedik.
1970’leri hatırlıyorum. Çoğumuz hem sosyalisttik, hem de Atatürkçüydük. Atatürk’ün yerine meşrebimize göre kendi liderimizi koymuştuk o kadar. Esas olan kafamızdaki program olduğu için alabildiğine dogmatiktik, pozitivisttik, tavizsizdik ve katıydık.
Yıl 1978. Balıkesir’de öldürülen bir arkadaşın arkasından Maocu gurup dışında dört-beş siyaset bir araya geldik, ortak bildiri hazırlayacağız. Bildirideki her cümlenin neden öyle değil de böyle olması gerektiğini en az sekiz saat tartıştığımızı hatırlıyorum. Sonunda “biz bu koşullarda ortak bildiri hazırlayamayacağız” deyip dağıldık. Kullandığımız sözcükler, dil, jargon bile birbirinden çok farklıydı. Kendi içine kapalı, birbirine yabancı atomik yapılardık. Bugünde öyle değil mi? Siz henüz kendi içinizde birbirinizle ilişki kuramaz, ele ele verip birlikte yola çıkamazken; halk niye güvenip de arkanızdan gelsin.
Hep 12 Eylül sonrası iktidarlar eliyle gençliğe yönelik nasıl depolitizasyon politikaları uygulandığından yakınır dururuz. Oysa bu kavgacı, dalaşmacı siyaset yapma tarzının, özeleştiriyi bir çeşit günah çıkarma, ya da yenilgiyi kabul etme olarak algılamanın; şiddete tapmanın, kitlelere yönelik ortak bir dil oluşturamamanın yeni kuşaklar üzerindeki olumsuz etkisini de tartışmamız gerekir. Eski solcular olarak yeni kuşağa bu anlamda kötü örnek olduğumuz çok açık.
Bugün sol cenupta siyaset yapma iddiasında olan partilere, bu partilerin birbirleri ile kurdukları ilişkilere, söylemlerine bir bakın. Bazı eski solcuların bir araya geldiği tartışma programlarına bakın. Eski hastalıkların büyük ölçüde devam ettiğini göreceksiniz. Aynı tarz siyaset yapanların bir araya geldiği Eğitimsen gibi örgütlere bakın. Eğitimsen TÖS, TÖBDER gibi bir geçmişe dayandığı halde bugün ne durumda. En son anayasa değişikliği için yapılan referandumda, “yetmez ama evet” diye düşünüp “evet” oyu verenleri içlerinden büyük ölçüde attılar. Etkisiz eleman olma yolunda hızla ilerliyorlar.
Thomas Khun “Paradigma” yaklaşımında hiçbir düşünce sisteminin dışarıdan bir müdahale sonucu kendini fes etmeyeceğini; dışarıdan gelen müdahalelere karşı geliştirdiği savunma mekanizmaları yoluyla kendini geliştirip, dönüştüreceğini söyler. Hâlbuki TBKP kurucuları bir gün kalktılar, tarihleriyle yaptıkları yüzleşme sonucu kendilerini feshetmeye karar verdiler. Bir anlamda bu harekete umut bağlayan insanları yüzüstü bırakmış oldular. O yüzden geçenlerde eskiden bu harekete liderlik yapmış bir sosyalistin Berktay’ın iddialarını manşete çıkarttı diye gazetesinin köşe yazarlığından istifa etmesini yadırgamadım doğrusu.
Elbette hem kuramsal anlamda hem de tarihsel boyutta yüzleşmelere ihtiyacımız var. Ama bu yüzleşme girişimleri, süreç içindeki sorumluklarımızı hafifletmek, duygusal boyutta kendimizi rahatlatmak gibi amaçlarla yapıldığında sosyalist harekete bir katkı sağlamıyor. Hâlbuki bu süreç içinde rol almış; yoldaşlarına umut vermiş bu arkadaşlar bence aynanın karşısına geçip gözlerinin içine bakarak; kendi geçmişleriyle bir yüzleşebilseler, sosyalist hareketin gelişmesine daha fazla katkıda bulunabilirler gibi geliyor bana.
Ne dersiniz?
Yazarlar
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları














































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
15.11.2025
6.09.2025
18.07.2025
12.06.2025
22.12.2024
3.12.2024
26.09.2024
2.09.2024
5.08.2024