Ekrem DUMANLI
7 Haziran seçimlerine bir gün kalmış. Tarafsız (!) cumhurbaşkanı yine meydanlarda.
Açılış üstüne açılış yapmanın getirdiği coşku (!) arasına bir de Ankara programını sıkıştırmış. 12 senedir Başkent'te yaşadığını, artık kendisini Ankaralı hissettiğini söylüyor. Ardından muhalefet partilerine giydiriyor ve taşı gediğine oturtuyor: “Pazar günü sandıkları patlatıyoruz değil mi?”
Sandıkları patlatmak!
“400 milletvekilini verin ve bu iş huzur içinde çözülsün” ile başlamıştı macera. Vatandaşın 400 vekil vermeyeceği anlaşılınca, “330 verin bari” noktasına gelindi. O da zor gözükünce 276 vekil ile tek başına iktidar olmayı talep ettiler. 400 vekil talebiyle başlayan “huzur” formülü, şu cümle ile hitama ermişti: Sandıkları patlatmak. Yani? Halk iktidar partisine anahtarı teslim edecek, “milli irade” bu şekilde tecelli edecek ve Türkiye, başkanlık sistemine geçecekti.
Halk, devlet imkânlarının seferber edildiği, muhalefet partilerinin adaletsiz uygulamalarla haksızlığa maruz bırakıldığı seçimde AK Parti'nin elinden mührü aldı. Son birkaç senedir ayyuka çıkmış yanlış politikalarına dur dedi. Aslında AK Parti ile beraber Tayyip Erdoğan'a ağır bir ceza kesti seçmen. O kadar ki anayasa gereği tarafsız olmaya mecbur ve mahkûm olan Erdoğan'ın meşruiyeti bile tartışılır hale geldi. Neden? Siyaset üstü olma mecburiyetini bir kenara bırakıp seçimlere bu kadar müdahil olduğunuzda ortaya çıkan milli irade, sizin için bir çeşit güven oylanmasına dönüşür. Birkaç ay önce yüzde 52 ile cumhurbaşkanı olmuş ve anayasaya bağlı kalacağına yemin etmiş; sonra kalkıp meydan meydan dolaşmış “sandıkları patlatma” andı içirmişsiniz ve ancak yüzde 41 alabilmişsiniz!
Sandıklar Erdoğan'ın istediği gibi patlamayınca neler oldu; hatırlayın lütfen. Erdoğan günlerce dışarı çıkmadı, konuşmadı, ekranlarda görünmedi. 5 gün sonra yaptığı açıklamada ise sağduyu çağrıları vardı. Ego aleyhine cümleler sarf etti hatta. Yani, tevazuya davet ediyordu.
Erdoğan'ın ve partisinin şoktan çıkması uzun sürmedi. Toplamda yüzde 60 oy alan muhalefet partileri arasında görüş ayrılıkları vardı. Buradan yola çıkan bazı siyasîler, milletin vermediği anahtarı altın tepsi içinde Erdoğan'a teslim etti. Şimdi müstafi bir hükümet var Türkiye'de; ancak, sanırsınız 400 vekil çıkarmış. Bakanların pek çoğu milletvekili bile değil şu an; ama tek başına iktidar olmuş güçlü bir hükümet üyesi gibi kararlar alıyorlar. Buna sebep olan muhalefete bravo! Halkın iradesine zıt kararlar alındığı halde armudun sapı üzümün çöpü mesabesinde işlerle uğraşan bazı parti yetkilileri büyük bir hayal kırıklığına yol açıyor... Her neyse...
7 Haziran'da seçmen vasıtasıyla sandığı patlatamayanlar şimdi planlı kaos vasıtasıyla o patlamayı gerçekleştiriyor. Kibir aynen devam ediyor. Uzlaşma türünün yerini sataşma, saldırma, aşağılama aldı yeniden. Terör patladı, aldı başını gidiyor. Düne kadar iktidarın kalemli/kravatlı gardiyanları tarafından dokunulmaz/eleştirilemez hale getirilen çözüm sürecinin yürütüldüğü masa tepetaklak edildi. Üstelik iktidar tarafından yapıldı bu tekmeleme. Neden? 7 Haziran seçimlerinden 400 vekil çıkarabilselerdi bu feci manzara çıkacak mıydı karşımıza?
Seçimde halk AK Parti'yi ve Ak Saray'ı temelden ırgaladı. 2071'e kadar (!) tek başına iktidarda kalmaya kendini ikna etmiş bir parti için 7 Haziran bir çözülme sürecidir. Ders çıkarılmaz, AK Parti'nin kuruluş felsefesindeki demokratik çizgisine dönülmezse bu parti de bitecek; bu partiyi çatışma ve kutuplaşmanın merkezi haline getiren öncü kadrolar da. Halkın verdiği dersi anlamak ve onu içine sindirmek yerine, siyaset mühendisliğine soyunmak; hatta o küçük hesaplar uğruna terörden medet ummak, sadece memleketi felakete sürüklemez, sorumluları da siyasette mevta haline getirir...
Varını yoğunu sandığa borçlu olanlar, çareyi sandıkları patlatmada görüyorsa ve “milli irade”yi hiçe sayıp rakiplerini siyasi entrikalarla bertaraf etmek istiyorsa o her daim kutsadıkları sandıktan çok daha ağır bir yenilgi çıkacağını unutmamalı. Hak hukuk askıya alındıktan, devlet imkânları bir partiye râm edildikten, sırf kazanabilmek için her türlü baskı ve zulüm yapıldıktan sonra ortada demokrasi mi kalır. Sandığı patlatan, kendini patlatmış olur vesselam...
Çocuk mu kandırıyorsunuz!
Seçimlerden zaferle çıksaydınız ve 400 vekil ile başkanlık sistemini inşa etseydiniz çözüm sürecine bitti diyecek miydiniz?
Çözüm süreci adını verdiğiniz ve devlet sırrı diye herkesten itina ile sakladığınız yol haritasında hatalar yapıp PKK'yı güçlendirdiğinizi kabul ediyor musunuz?
PKK yeni militanlar kazanıp vergi toplarken, yol kesip trafik kontrolleri yaparken TSK ve Emniyet'in elini kolunu bağlamadınız mı?
Çözüme karşı olmadığı halde bazı endişelerini dile getirenleri topyekûn hain ilan etmediniz mi?
Önce KCK operasyonları yaptırıp Kürt siyasetçilerine arkadan kelepçe taktırıp afişe eden ve onları hapse attıran; daha sonra bütün KCK üyelerini serbest bırakıp polisleri zindanlara attıran; şimdi tekrar ve yeniden KCK operasyonları yaptıran siz değil misiniz?
Defalarca yapılan görüşmeler sonunda Dolmabahçe'de mutabakat imzalandığını kamuoyuna duyuran ve kameralar karşısında zafer pozları eşliğinde demeçler verenler şimdi yaptıkları müzakereyi ve anlaşmayı inkâr ediyor, kim inanır bu apaçık yalana...
7 Haziran'a kadar PKK'nın her eylemine hükümet ve şakşakçıları tarafından sıcak bakılıyordu. Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala, örgüt heykel diktiğinde “Fiber glas maddeden yapılmış basit bir heykel.” diyerek PKK'ya güzellemeler yapıyordu. Şimdi seçimde HDP barajı aştı diye söylenen keskin sözlerin inandırıcılığı olabilir mi?
Seçim sürecinden önce kendini müzakerelerin mimarı gibi takdim eden Yalçın Akdoğan'ın seçim sonrasında ‘çözüm sürecinin ancak filmini yaparlar artık' demesini ve o sözlerden sonra terör senaryosunun devreye girmesini kim bir tesadüf olarak görebilir?
Nice zamandır PKK emrine girmişçesine paralel politikalar üretenlerin seçim yenilgisi sonrasında “paralel paranoyasına” başvurarak masum insanları karalamasına utanmazlığın dibe vurması denmez de ne denir!
Daha düne kadar her gün PKK ve Öcalan'a methiyeler dizerek örgüte dair en küçük eleştirileri bile hazmedemeyen kadroların bugün HDP'yi hedef seçmesini ve Selahattin Demirtaş'ı terörist ilan etmesini kim ahlakî bulabilir?
“Erken seçim olacak da ne değişecek?” sorusuna manidar bir sırıtma ile cevap verenlerin bugün hortlatılan terör ve kaos eylemleri ile bağının olmadığına kim ikna olur?
Tarihin en büyük yolsuzluk olayı ile ilgili bir kuryenin yaptığı şahitlik “paranın yüzde 4'ü siyasîlere gidiyordu” tespitine dayanıyordu. Terör olaylarının tam o esnada patlaması ile bu korkunç itirafın örtbas edilmesi arasında bir tesadüf olduğunu kabul etmek mümkün mü?
İran'daki Zencani dosyasının ucu bizdeki büyük yolsuzluk soruşturmasının simge ismine dayanmışken terör birden tırmandı ve yolsuzluk dosyası unutturuldu. Bunun bir planlamaya denk gelmediğini kim gürül gürül söyleyebilir?
IŞİD denen bela 31 insanı birden katletti ve HDP'nin sağduyu çağrılarına rağmen PKK misillemeler yaptı. Öteden beri iddia edilen derin devlet-PKK bağını yok sayma imkânı var mı? Yaşanan onca facia IŞİD vahşetinin derin bağlantılarını gölgeleyebilir mi, unutturabilir mi?
Fatura Demirtaş'a kesilebilir mi?
IŞİD bombacısının 31 genci öldürmesi ile başlayan terör sarmalı PKK'nın yaptığı korkunç eylemlerle büyük bir kaosa dönüştü. Bu durumda kaçınılmaz olan şu idi: Bütün terör örgütlerine karşı gereken müdahale yapılmalı; böyle bir mücadele ortaya konulurken de toplumdaki muhtemel ayrışma ve kutuplaşmanın önüne geçilmeli, sade vatandaş incitilmemeliydi. Terörün asıl amacı zaten toplumu birbirinden nefret eder ve savaşır hale getirmek değil mi?
Yandaş medya ve akıl hocalarının yaptığı nedir peki? 1- IŞİD terörünü unutturma. 2- PKK lideri Öcalan'ı kutsamaya, aklamaya paklamaya devam etme. 3- HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ı hedef tahtasına koyma.
Seçim öncesi HDP üzerine oyunlar oynanmış, parti binalarına bombalar gönderilmiş, kışkırtıcı eylemlerle parti taraftarları sokağa dökülmek istenmişti. Seçime birkaç gün kala Diyarbakır mitinginde patlatılan bombanın amacı HDP'yi PKK haline getirmek ve misilleme yapılmasını sağlamaktı. Demirtaş, hep sağduyu çağrısı yaptı; hâlâ da yapıyor. Hal böyle iken Demirtaş'ı bütün şiddet olaylarının sorumlusu gibi göstermek, apaçık siyasî bir manevradır. Peki amaç nedir? Öcalan'ı Demirtaş'a karşı kışkırtmak da yüzde 10 barajını aşan ve AK Parti'yi tek başına iktidar olmaktan mahrum eden HDP'yi parçalamak anlamına geliyor. Kürt sorununu çözeceğim iddiası ile her seçimde oy devşirenler, “çözüm süreci” sloganlarıyla PKK'yı güçlendirip uluslararası aktör haline getirenler Demirtaş'ı siyaset dışına itmeyi; bunu gerçekleştirmek için de Öcalan'dan yardım almayı planlıyor. Sebep? HDP'yi tam ortasından ikiye bölmek ve barajın yol açtığı tek başına iktidar olma tutkusunu sürdürebilmek...
Siyaseti dıştan gözlemleyen, adil ve tarafsız analiz yapmak için çırpınan bir insan olarak söylüyorum: Yakın dönemli bir seçim ihtimalinde rakibini yok etme uğruna terörü siyasî malzeme yapıp karakter suikastına başvurmak toplumsal dokuyu bozmaktır. Değmez.
Demirtaş üzerinden yürütülen soruşturmalar, suçlamalar, terörle mücadele maksadına binaen yapılmıyor. Eli kolu uzun zamandır bağlı tutulan TSK, o mücadeleyi şu an yapıyor zaten. Siyaset mühendislerinin odağında HDP'nin olması ve Demirtaş'ı linç etmek üzere kampanya yapılması, siyasetin ayak oyunlarından ve önümüzdeki seçimde tek başına iktidara yürümeyi planlamaktan başka bir şey değil.
Demirtaş'ı da eleştirin ey yandaş medya ve onun akıl hocaları; ancak hiç kimsenin zekâsıyla alay etmeyin. HDP barajı aşmasaydı ve Demirtaş “Seni başkan yaptırmayacağız” cümlesi ile kitleleri arkasına almasaydı bu ithamlarla hiç karşılaşmayacaktı. PKK'ya asla sıcak bakmayan, HDP'ye oy vermeyen ve asla vermeyecek olan insanlar da çevrilen tezgâhın, oynanan filmin farkında. Terörle mücadele başka bir şey; planlı terörün yol açtığı kaosla siyaset mühendisliği yapmak başka bir şey.

Yazarlar
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları




























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015