İhsan DAĞI
Son gelişmeler bir kez daha gösterdi ki Türkiye'nin yeni bir toplumsal uzlaşıya ihtiyacı var.
Yeni anayasa bu nedenle gerekliydi. Olmadı. Toplumda bu yönde büyük bir talep ve beklenti olmasına ve son seçimlerde tüm siyasi partiler bu yönde söz vermelerine rağmen Meclis'te uzlaşamadılar.
Barışı daha fazla zedelememek, hukuku şiddete teslim olmaktan kurtarmak, herkes için asgari özgürlük ortamını muhafaza etmek isteyenler birlikte yaşamanın gerektirdiği ‘ortak değerler ve kurumlar' üzerinde anlaşabilmeli. Yoksa Türkiye orman kanunlarının geçer kural olduğu, kimsenin kimseye ‘meşru' gözle bakmadığı, siyasetin bir ölüm kalım mücadelesi olarak algılandığı kısır döngüyü asla aşamayacak.
Temel ortak değerler ve kurumlar üzerine anlaşmak, yani oyunun meşru kurallarını belirlemek zor da değil. Amerika'yı yeniden keşfetmemiz gerekmiyor. Temelleri ‘özgürlükçü demokrasi' olan bir rejimden söz ediyoruz. Seçilenin yönettiği, ancak yönetirken de tüm vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına aldığı, saygı duyduğu bir yönetim.
Bilinmez de değil, zor da... Ama olmuyor. Galiba devlet katında, ‘hukuk ve özgürlükler rejimi' çerçevesinde kalınarak ülkenin yönetilemeyeceğine ilişkin bir kural var! İktidar olunca ‘ilk atılacaklar' listesinin başında hukuk ve özgürlükler geliyor. Askerî vesayet rejiminde ve AKP yönetimi altında bu durum değişmiyorsa mesele kimin yönettiği değil, nasıl yönettiği. Meşruiyet ‘kim'likte değil, işte bu ‘nasıl'da gizli...
Tarih boyunca gördüğümüz bütün anayasa benzeri metinler devleti sınırlandırmak üzere geliştirildi; devleti yönetenlerin keyfiliğini hukukla, hak ve özgürlüklerle sınırlandırmaya çalıştı. 1876'dan, hatta 1839'dan itibaren bu ülkede de modern anlamda ‘sınırlı devlet' arayışları başladı. Bu trend tersine çevrilemez.
1920-1923 arası bağımsızlık mücadelesi verilirken bile Erzurumlu Hüseyin Avni Bey ve arkadaşları Meclis'te oluşması muhtemel ‘tek adam' yönetimine karşı direnişlerini bırakmadılar. Trabzonlu Ali Şükür Bey, Kurtuluş Savaşı'nın en zor dönemlerinde bile Hürriyet-i Şahsiye, yani kişi özgürlüklerini yönetimin tasallutundan koruyacak bir yasa tasarısı getirdi Meclis'e. Şaibeli 1946 seçimlerinden sonra Menderes ve Demokrat Parti'nin bir numaralı gündemi yargı gözetimi ve denetimi altında ‘adil ve özgür' bir seçim kanunu yaptırmak oldu.
Kısaca, Türkiye'nin demokrasisinin oldukça kıt olduğu dönemlerde bile hak, hukuk ve adalet arayışı ortadan kalkmadı. Bu arayış bitmez. Başkalarının hakları ve özgürlükleri pahasına yönetmeye kalkışarak siyaseti ve hatta hayatı çatışmanın içine atmaktansa adil bir yönetim üzerine uzlaşmak mümkün.
John Rawls'ın meşhur ‘ilk durum' ve ‘bilinmezlik perdesi' bize yol gösterebilir bu konuda. ‘İlk durum'da, yani toplumsal sözleşmenin inşa anında insanlar ve gruplar kendi konumlarını, imkânlarını, güçlerini, yeteneklerini, statülerini ‘bilmeden' asgari adalet ilkeleri üzerinde uzlaşabilirler.
İktidarda kimin olduğunu bilmeden, sizin mi yoksa muhaliflerinizin mi ülkeyi yöneteceğinden emin olmadan iktidar-toplum ilişkilerini, devletin gücünü ve sınırlarını tanımayı deneyelim! Böyle bir durumda; iktidara mutlak yetkiler verir misiniz? Yoksa onu temel hak ve özgürlüklerle sınırlandırmak mı istersiniz? Unutmuyorsunuz değil mi iktidar makamında ‘muhalifinizin' oturma ihtimalini?
İktidarı hukukla sınırlandırmaz mısınız? Devletin, kamu harcamalarının şeffaf olmasını istemez misiniz? Çoğunluk olanın her şeyi yapabileceği bir rejim mi öngörürsünüz, yoksa kanun yapıcının aşamayacağı evrensel hukuk ilkeleri mi?
Çoğunluk iktidarının hem yasamayı, hem yürütmeyi, hem de yargıyı tümüyle denetlediği bir kuvvetler birliği mi istersiniz, yoksa bunları ayırır ve birbirini dengeler ve denetler hale mi getirirsiniz? Unutmuyorsunuz değil mi iktidarda ‘siz' olduğunuz kadar, rakipleriniz de olabilir ve bu yıllar sürebilir...
Ha, eğer iktidarınızın ebedi olduğunu varsayıyorsanız, bunu sağlayacak mekanizmalara sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, evet bunların hiçbirine ihtiyaç duymazsınız...
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2025
10.05.2024
11.04.2024
8.04.2024
3.01.2024
25.12.2023
13.12.2023
16.10.2023
9.10.2023
17.06.2023