Münir AKTOLGA
SURVİVOR ALL STAR!..
ACUN NEDEN BU KADAR BAŞARILI?...
Dün gece gene bütün bir aile Survivor’a kilitlenmiş haldeydik!... Ennihayet bitti de kurtulduk!...
Ama, kurtulduk mu acaba?...
Hiç sanmıyorum, çünkü Türkiye olarak, Türkiye’li insanlar olarak biz zaten her an bir “Survivor” içindeyiz!... Acun’un “Survivor”u sanki suratlarımıza birer maske takarak bizleri de oyuna dahil ettiği için, sahnede herkese kendine göre bir rol biçtiği için bu kadar ilgi topladı sanıyorum... Kısacası, Survivor’da sadece Merve, Turabi, Hilmi Cem, Sahra değil, sen ben, biz hepimiz vardık!... Örneğin ben-ailecek biz hepimiz- kendimizi bir Hasan’la ifade ediyor bulduk orada!..
Eskiden akşamları ailece bütün bir günün yorgunluğunu, stresini atmak için-ve de tabi bir arada olmanın gerekçesini oluşturduğu için- televizyonun önünde toplanarak, şöyle bir kanalları dolaşır herkesin ilgisini çeken bir program bulup ona bakmaya çalışırdık. Bir ara bu görevi- en azından hafta da bir gün-“Muhteşem Yüzyıl” alıyordu!... Ama sonra, ne olduysa oldu birden tartışmasız bir şekilde akşamları tek konuğumuz Acun haline geldi!... “O ses Türkiye”ydi, “Yetenek sizsiniz”di, “Survivor”du falan derken bir baktık ki, artık başka hiçbir kanala bakma ihtiyacını bile duymuyoruz!... Ben gene akşam 19 da haberlere bakıyorum ama, daha haberler bitmeden kızım ve eşim oradan başlıyorlar, “Acun’u aç artık, yetti senin haberlerin”!... Ama sadece bizim aile için mi böyle; eş dost sohbetlerinde de aynı hava hakim!... Bunun da ötesinde, Türkiye genelinde son zamanların en çok bakılan programları hep Acun’un programları oluyor, insanlar onu çok seviyorlar!... Neden dersiniz?
O, “yeni Türkiye”, “yeni Türkiye’nin insan tipi” diyerek yerde gökte aradığımız şey var ya, işte Acun sıradan insanlar için bu duruşu, bu insan tipini çağrıştırıyor da ondan; insanlar bu yüzden onu çok seviyorlar. İnsanlar onda arayıpta örneğini göremedikleri özellikleri, hem başarılı olma halini, ama hem de bunu kendilerinden kopmadan başarma örneğini görüyorlar!...
Evet, “yeni Türkiye” diye diye ağzımızda sakız haline getirdiğimiz o kavramın içeriği Acun’un temsil ettiği o toleranstır, o ideolojik olmayan uzlaşmacı dildir, o herkese eşit mesafede olma durumudur. Yok “Kemalizmmiş”, yok “İslamcılıkmış”, yok “solculuk-sağcılık”mış, şu ya da bu “ideolojik duruş”muş.... o, bütün bunların yanı sıra, bunlardan, bütün bu kutuplaşmalardan bunalan, bunların üstünde “tarihsel bir uzlaşma” zemininde yükselen yeni Türkiye ruhunu-havasını temsil ediyor da bu yüzden insanlar onu çok seviyorlar!... Ve de en önemlisi, o, “ben televizyon sahibiyim” diyerek kendini halktan soyutlayıp fil dişi kuleye hapsetmeden, hala sıradan bir televizyoncu gibi-bir program yapımcısı olarak karşımızda duruyor da ondan!.. Dikkat edin, o ne “Kemalist”, ne “solcu” veya “sağcı”, ne de “İsamcı” bir militan, o, basit, sıradan normal biri... Hem Batı’lı yaşam biçimini, kültürü görüyorsun onda, ama hem de kendine yabancılaşmamış, bu toprakların insanını... İşte Acun olayının sırrı budur!...
Gelelim “Survivor”a!... Biliyorsunuz, “Survivor” yaşamı devam ettirme mücadelesi demek. Bu açıdan bakınca aslında Program tam bir Survivor’u temsil etmiyor. O, daha çok bir yarışma programı. Yarışan iki takım var ortada ve yarışmayı kazanana da ödül olarak yiyecek veriliyor. Onun bu yanını, açlık duygusunu bir kırbaç gibi kullanarak insanları adeta hayvanlaştıran yanını çoğu zaman hep eleştirmişimdir. Bu türden eleştirilerimi hala saklı tutuyorum. Ama olay sadece bu değil. Bütün bunlara rağmen onun temsili olan başka bir yanı daha var. Rekabet ve açlıkla mücadele ortamında insanların kendi içlerinde saklı duran biyolojik yanlarının nasıl ortaya çıktığını da görüyorsunuz burada. O “ben” duygusunun nasıl bilişsel kimliğin-ben’in-yerini alıverdiğini görüyorsunuz... Yaşamı devam ettirme mücadelesinin “ben ya da o” halinde ortaya çıktığı bir ortamda insan ilişkilerinin aldığı şekli görüyorsunuz...
Peki bütün bunlar neden- niçin mi önemli?
Atalarımız insanı “ata binmiş bir jokeye” benzetirler. Buradaki “at” insanın kendi içindeki hayvan oluyor. Bu anlamda insan, duygusal kimliğiyle, nefsiyle kendi içindeki bu atı temsil eden biyolojik varlıktan başka birşey değil. Ama, evrim süreci bu biyolojik yapıya bir de bilişsel üst kat ilave etmiş... Bazan atın üstündeki jokeye, bazan da bir binanın üst katına benzettiğimiz bu bilişsel varlık ise bilişsel bir kimlikle birlikte ortaya çıkıyor. Bizim günlük hayatta “insan olmak”, “rasyonel düşünmek” falan diye ifade etmeye çalıştığımız yanımız hep buradan kaynaklanıyor... Survivor’da madalyonun bu yanını temsil eden-ki bizim kahramanımız da o idi-Hasan oldu!..
Evet, Survivor’a iki türlü baktık biz. Birincisi, oradaki insan ilişkileri açısından
Kim, ne zaman, kendi içindeki biyolojik kimliğine-nefsine-uyarak davranıyor; kim, bütün o rekabet ve yaşamı devam ettirme duygusunun açlıkla sınandığı ortamda, bunlara rağmen kendini-kendi içindeki biyolojik kimliğini- aşarak, en azından onu bastırmasını bilerek bilişsel yanıyla öne çıkıyor, bütün bunları izleyerek baktık... Yarışmacıların kendi aralarındaki bütün o gruplaşmaları, dedikoduları hep bu açıdan izledik, değerlendirdik!... Bu açıdan bakınca da kahramanımız tartışmasız hep Hasan oldu tabi; çünkü Hasan hiçbir zaman açlık duygusuna yenilerek (Turabi ve Merve’nin itiraf ettikleri gibi) duygusal kimliğinin-içindeki o biyolojik varlığının- esiri haline gelmedi...
Bu noktada “neden Hasan” sorusuna daha iyi cevap verebilmek için isterseniz Merve, Sahra, Turabi ve Hilmi Cem örneklerini de birlikte düşünelim:
Merve’nin durumu açık, tam anlamıyla duygularıyla hareket eden, duygusal kimliğinin yönettiği sevimli bir tipti o. Kendi içinde öyle bir ateş yanıyordu ki, kendi deyimiyle “inanılmazdı”-“anladın mı”!!... Damarlarından kan yerine Adrenalin ve Kortizol akıyordu sanki!... Merveyi izlerken çoğu zaman onun için endişelendik de!... Çünkü, her durumda aşırı bir şekilde başarıya odaklanmak ve normalin üstündeki stres hali onun için kronik bir hal almış, onun kimlik oluşturma mekanizmasını belirler hale gelmişti... Böyle bir organizmada bağışıklık sisteminin felce uğrayabileceğini tartıştık kendi aramızda. Ama buna karşılık o hiç rol yapmadı. İçi ne ise dışı da o oldu. Kendi deyimiyle hep “kendisi oldu” yani, kendisi için oldu. En yakın arkadaşlarını “harcarken” bile bunu entrika yaparak değil, kendi egosuna uyarak, kendisi için öyle davranmasının daha iyi olacağına inanarak oldu!... Tamam, o da Turabi gibi grup lideriydi-onun gibi ağa rolünde olmasa da!!- o da gene kendi etrafında bir gruplaşmaya neden olmuştu; ama bunda onun kadar, onunla birlikte oldukları sürece kendilerini güven içinde hissedeceklerini düşünen diğerlerinin de rolü oldu. Örneğin bir Anıl Merve’ye dayanarak, onun desteğiyle ayakta kaldı uzun zaman!...
Sahra da çok ilginç bir tipi temsil ediyordu... Adalet duygusu çok kuvvetli, bu açıdan korkusuz, kendi çıkarları için başkalarına yaslanmayı düşünmeyen sağlam bir karakteri temsil ediyordu Sahra. Bu yüzden de hep onun yanında olduk!... Ama ne zaman ki, Bozok’un tuttuğu o balıklar konusunda kendi içindeki anlamsız egoya- o küçük Sahra’ya- yenildi, o zaman bizden de negatif puan aldı... Fakat gene de her insanın bir zayıf yanı olabilir diyerekten biz Sahrayı terketmedik sonuna kadar...
Gelelim Turabi’ye!... “Ünlüler” takımında Merve ne idi ise, neyi temsil ediyor idi ise, “Gönüllüler” takımında Turabi de o idi!... O da gene Merve gibi kendi nefsinin, kendi içindeki biyolojik varlığın yönetiminde hırslı, iddialı bir tipti. Onun da damarlarından bol bol Adrenalin, Kortizol akıyordu. Ama o, bütün bunları adeta bir maskeyle gizleyerek hareket ettiği için dışardan bakınca sanki Merve’ye göre daha sakinmiş izlenimini uyandırıyordu. Ancak, kendi içinde kaynayan öyle bir “ben” kazanı vardı ki, onun da, bu ateşin alevlerini sadece yanı başında duran Taner, Bozok ve Hilmi Cem değil, televizyon başında bizler bile hissediyorduk!...
Turabi geçen seneki yarışmada daha bir başkaydı. O zaman herşeye rağmen daha bir “halk çocuğu”, “çevreyi” temsil eden bir tip havasında olduğu için bu ona daha mütevazi bir görünüm kazandırıyordu. Ve de bu haliyle biz onu hep desteklemiştik... Ama bu sezonda Turabi’yi desteklemedik biz!... O kasıntı havası, o liderlik havaları, kendine aşırı güvenden kaynaklanan o herşeyi ben daha iyi bilir yaparım havaları ve de en önemlisi, “çete reisi” pozisyonu bu yıl onu gözümüzden düşüren nedenler oldu...
Hilmi Cem ve Taner gerçekten ilginç karakterleri temsil ediyorlardı. Kendilerine göre daha güçlü bir karakteri temsil ettiğini düşündükleri Turabi hayranlığı, onun etrafında dönüp durmaları bizim gözümüzde onları sildi süpürdü!... Aynı illetten muzdarip olan Bozok’tan ise hiç bahsetmiyorum!...
Begüm? Begüm tam bir “prensesti”!... İyi kalpli, yarışmada da oldukça başarılı bir tipti... Başından itibaren Turabi’nin grubuna karşı hep Hasan’ın kanatlarının altında oldu... Ama o en son “Turabi” deyişi vardı ya, o Begüm’ü bizim gözümüzde sildi süpürdü!!...
Survivor’a iki türlü baktık. Birincisi oradaki insan ilişkileri açısından demiştik... İkincisi ve asıl önemli olanı ise Survivor’un Türkiye olması gerçeğinde gizliydi!...
Evet Survivor gerçekten Türkiye idi!... Bana göre Merve, oynadığı rolle, hele hele finalde babasının konuşmasından sonra-zaten Merve’ye kaybettiren de babasının o konuşması oldu- şu an siyaset sahnesinde görünen eski Türkiye’nin bütün o sağlı sollu duruşlarını temsil ederken, Turabi de, kelimenin tam anlamıyla bir AK Parti-Erdoğan figürü idi karşımızda!..
Geçen yılki kahramanımızın Turabi olduğunu söylemiştim, hem bireysel duruşuyla, hem de temsil ettiği toplumsal figürle gerçekten de geçen yıl karşımızda bambaşka bir Turabi vardı. Bunu final gecesinde Hasan da dile getirdi bir ölçüde... Ama bu yılki Turabi, aman Allahım adeta çekilmez bir afetti!.. Beni-bizi-bile isyan ettirdi!... O duruşlar, o havalar!... Oturuşu, yürüyüşü bile değişmişti!... Artık o hale geldi ki, Turabinin her hareketi bizde allerji nedeni olmaya başladı!... Hani Konsey’de yan yana oturuyorlardı ya, bir dikkat edin bakın, bacaklarını sonuna kadar açmış, yanındaki kızlar ona değmemek için büzülmüş duruyorlar!... Kendine aşırı güven duygusu insanları ne hale getiriyor diyerek üzüldük tabi. Bu durum bizim gözümüzde ona karşı dik durmayı beceren bir Sahrayı, her zaman adaletten yana olan Hasan’ı daha da büyüttü...
Evet, ennihayet Hasan!... Bence-ki bu konuda bütün aile aynı görüşte idik- Hasan da Acun gibi “yeni Türkiye’nin insan tipine bir örnek teşkil etti bizim gözümüzde, öyle ki çoğu zaman işte bu” dedirtti bize!... O mütevazi, o “uzlaşmacı”-ama oportünist olmayan, her koşulda dik durmayı beceren kimliğiyle Hasan da Acun gibi bizim gerçek kahramanımız oldu!...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları





















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023