Ümit KIVANÇ
Necmettin Erbakan’ın 10. ölüm yıldönümü anma toplantısına bütün muhalif partilerin katılması tartışmalara yolaçtı. Tepkiyi yayan ve büyüten, özellikle CHP’nin ve HDP’nin anma toplantısına katılmakla yetinmemesi, partileri temsilen yapılan konuşmalarda Erbakan’ın ölçüsüz ve isabetsizce övülmesiydi.
Necmettin Erbakan Türkiye siyasî tarihinin kendine has figürlerinden. İslâmcı siyaseti ete kemiğe büründürdü, yerleşik nizama kabulünü sağladı, hattâ iktidar ortaklıklarına ve kendi şahsında başbakanlığa taşıdı.
Bu anti-demokrat, anti-semitist şark siyasetçisini yalnız din sosuna bulanmış siyaset üzerinden anmak ve konuşmak doğru olmaz. Zira Erbakan, 1980 sonrasında, adalet duygusunun ezildiği hoyratlık, vicdansızlık, yolsuzluk, acımasızlık ortamında, itilen kakılan, yok sayılan ahalinin akabileceği bir “adil düzen” kanalı açmış, iktidara uzanmasını sağlayan halk desteğini yalnız din istismarından değil, buradan da kazanmıştı. İslâmcı yasal siyaset teşebbüsünün vücut bulduğu Millî Nizam Partisi de, 1970’lerin Milliyetçi Cephesi’nde koalisyon ortağı olan Millî Selamet Partisi de esasen taşra küçük sermayesine, esnaf-zanaatkâra dayalıyken, 1995’te her beş seçmenden birinin oyunu almayı başaran Refah Partisi, öyle görünüyordu ki, epeyce emekçiyi de cezbedebilmişti.
Yoksulları akın akın Refah Partisi’ne yönlendiren 1980 sonrası ortamını bugün gözümüzde canlandırmamız kolay değil. Yoksulluktan bahsetmenin “köhnelik-dinozorluk” sayıldığı, soğuk bir kılıcı andıran vicdansızlık, hoyratlık ve salgın misâli yayılan şımarıklıktı bu ortamı belirleyenler. Köşeyazarlarının bıyıklarını kesip 7/24 gülümsemeye giriştikleri, ceketleri fora edip pırıl pırıl beyaz gömleklerini sıvayıp kollarını göğüslerinde kavuşturdukları, iş çıkışında gurmelik yarışında buluştukları o ortamın yoksul ahali üzerinde yarattığı itilmiş-kakılmışlık hissini anlatmaya romanlar yetmez. Allah-peygamber garantili “adil düzen” sloganıyla yoksul kitlelere yaklaşan, sempatik, yer yer komik, yumuşak tavırlı bir lider, tam da sahipsizlik haleti ruhiyesine sokulmuş büyükşehir varoş ahalisinin sığınabileceği bir figürdü. Erbakan ve Refah Partisi’nin o dönemde doldurduğu bu boşluk muarızlarınca genellikle konu edilmez.
“Adil düzen” sloganı ne kadar hakikiydi? Erbakan her istediğini yapabilecek kudreti elde etse, sahiden yoksulun hakkını mı gözetecekti? Yoksa alıştığımız-bildiğimiz sağ kitle siyaseti âdetlerini takip ederek, yandaşlarını ihalelerle zengin eden klasik sağcı politikacıya mı dönüşecekti? Muhtemelen öyle olacaktı. Üstelik, yine muhtemelen, monolitik-homojen zihniyet-kültür inşasına kafayı takmış, baskıcı bir yönetim kurmaya çalışacaktı. Bunları çeşitli zamanlarda takındığı çeşitli tavırlardan, kendini güçlü hissettiği anlarda söylediği kimi sözlerden çıkarabiliyoruz. Demokrasiye lüzum yok, diyordu, çünkü herkes zaten günün birinde bizden olacak! Her fırsatta, “Bu ülkenin yüzde doksan dokuz virgül dokuzu Müslümandır!” diye haykırıyordu; İttihatçı pratiğine adını koymadan sahip çıkarak.
Size Erbakan’ın siyasî kişiliği ve macerasını derli toplu sunan bir yazıyı tavsiye ederim. Ayşe Hür’ün 2014 Mart ayında Radikal’de yayımlanan yazısını okursanız, Necmettin Erbakan hakkında yeterli fikir edinebilirsiniz. (Yazının uzun versiyonu daha önce, 2011’de Taraf gazetesinde çıkmıştı, Radikal’deki bazı değişiklikler içeriyor.)
Siyasî miras
Benim kuşağımdan insanlar için Erbakan, her şeyden ama her şeyden önce, solcu gençleri üçer beşer, Alevileri ellişer yüzer katletmeyi misyon edinmiş bir koalisyonun ortağıdır. Ayrıntıya girmek bu yazıyı saptırır ve uzatır. Belki sadece Erbakan’ın 1980 ertesinde de, MHP’nin o sıradaki kılıfı olan MÇP ile seçim ittifakı yaptığını hatırlatmak uygun düşer.
Eğer Erbakan’ın siyasî mirası diye bir şey üzerine konuşacaksak, tereddütsüz şu tesbiti öne sürebiliriz: Zaman zaman insanları tebessüm ettiren, durduk yerde gerginlik çıkarmayan, dolayısıyla istişareye açıklık vaat eden üslûbu dışında, Necmettin Erbakan’ın Türkiye siyasî kültürüne herhangi bir olumlu katkısından sözedemeyiz. Ama aksini, yani olumsuz katkılarını, genel olarak dindar sağcılığın zihniyet dünyasına yerleştirdiği önyargıları, başkalarıyla birlikte yaşamayı imkânsızlaştıracak takıntıları, şark kurnazlığını dindar siyasetçilerin hayat tavırlarına enjekte ederek, art niyeti meşru, mübah göstererek ahlâkın dindar siyasetle bağını koparışını uzun uzun konuşabiliriz. Bu bağlamda da Levent Gültekin’in sahici ve kapsamlı bir derleme-toparlama niteliğindeki yazısını hararetle tavsiye ederim. Gültekin burada Erbakan’ı, “toplumsal bütünlüğü tahrip eden, liyakati bütünüyle devre dışı bırakan, dinî inanç temelli… ‘biz ve onlar’ ayrımına dayalı yönetim anlayışı”nın, “akla, bilime önem veren özgür bireyler yerine esas amacının dindar nesil yetiştirmek olduğunu söyleyen… siyaset anlayışı”nın, “ahlâktan, dürüstlükten, nezaketten uzak, içi boşaltılmış din anlayışı”nın “fikir babası, kurucu lideri, hocası” olarak niteliyor. Gültekin’in -kendi ifadesiyle- “Erbakan Hoca ile kişisel olarak tanışmış, erken gençlik yaşlarında ona büyük hürmet, saygı duymuş, dahası onun evinde, onunla günlerce başbaşa sohbet etmiş, bir kısım eleştirilerini, öfkelerini, yaşadığı hayal kırıklıklarını onun yüzüne karşı söylemiş, bu nedenle de onun arkasından konuşmamaya özellikle dikkat eden biri” olduğunu unutmayalım, bu hükümleri kafamızda tartarken.
Gelelim mâhut soruya: Bu nitelikteki bir siyaset adamı için düzenlenen anma toplantısına muhalefet partilerinin katılmasının anlamı var mı, varsa ne?
Ayarsızlık
Bu anlam arayışını azıcık ayrıntılandırarak sürdürmeyi öneriyorum: Başlıbaşına katılmaları mı sorun yoksa katılımı davete icabetle, nezaketle sınırlı tutmayıp, gerçekdışı düzlemde, üstlerine vazife olmayan methiyelere girişmeleri, işgüzarlıkla siyasî bulanıklık yaratmaları mı?
Erbakan’ın -tam da alay eder gibi gülen- fotoğrafı önünde sıralanmış ezcümle muhalefet temsilcileri görüntüsü, tabiî, memlekette sahici demokrasi, hukuk devleti, insan hakları isteyenlerin moralini bozan bir manzara. Öte yandan, iktidar koalisyonunun bizzat cumhurbaşkanı eliyle kanca attığı Saadet Partili “nüfuzlu” şahsiyet Oğuzhan Asiltürk’ün bir yanında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, öbür yanında HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar ile göründüğü fotoğrafın huzursuz edici tesiri yalnız bu kampa yönelik değil. Şurası açık: Muhalefet nâmına kim varsa ya en üst düzeyde ya fena olmayan bir seviyede temsil edildiği böyle bir topluluğun, hangi vesileyle olursa olsun biraraya gelişi önemli siyasî adım sayılır.
Ancak biraraya geliş vesilesinin bizzat muhalif saflarda doğuracağı şüphe ve endişelerin böylesine umursanmayışı da, Ekrem İmamoğlu’nun Alparslan Türkeş’i anmasına rahmet okutturacak şuursuzluk ya da hoyratlık. Tabiî bu sadece üslûp sorunu da değil. Çok kişi, haklı olarak şu soruyu sordu: Tamam, biraraya geliyorsunuz da, nerede, hangi zeminde, ne için geliyorsunuz?
Şüphesiz, tam da bu esnada CHP’li belediyelerdeki grevler karşısında takınılan tavır yüzünden muhalefetin sol ve solcana saflarında tedirginlik, memnuniyetsizlik, giderek tepki doğuyor, büyüyorken bu Erbakan’a methiye müsameresinin sergilenmesi hem bir tür siyasî beceriksizliğe yoruldu hem de muhalefetin toplu siyasî hedefinin ne olduğuna, şayet bugünkü iktidar koalisyonu def edilebilirse oluşturulacak devlet-toplum ilişkisinin hangi zemin üzerine oturtulacağına dair bolca tereddüt yarattı.
Şahsen, muhalefet partilerinin ilk bakışta pek de anlamlı görünmeyen işler de dahil olmak üzere, her vesileyle biraraya gelmesini, tartışmasını, birbirini varsaymasını yalnız elzem değil kaçınılmaz, onsuz edilmez görenlerdenim. Ancak bu diyalog havası, Erbakan’ın siyasî mirasını kucaklamaya varacak bir apolitiklikle oluşturulacaksa bundan kimin nasıl bir sonuç umabileceği belirsiz. Ortak siyasî hedefin bulanıklaşması, bugün muhalefetin karşı karşıya kalabileceği en ciddî handikaplardan. Bizde siyasetin büyük kısmı sadece bazı başka işlerin -meselâ ihale işleri, meselâ savaşımsı işler- yürütülmesi için sarf edilmesi zarurî laftan ibaret görülüyor; ama maalesef fikirler ve hedefler de anca lafla tarif edilebiliyor ve edilen her laf önemli. Ayrıca şu anda milyonlarca insan, çapları üstlerine düşen göreve pek de münasip olmayan siyasetçilerin ağzından çıkacak lafa bakıyor; çaresizlikle, umutla.
Meselâ CHP lideri Kılıçdaroğlu, lafa, “Türkiye’nin ihtiyacı olan ezgiyi bir kez daha bu salonda seslendirmeye başladığımıza inanıyorum,” diye başlıyor ki, o salonda bulunulmasının uygunsuzluğunu kenara itmemizi talep eden, bunu ne uğruna yapacağımızı imâ eden, siyaseten meşru bir cümle bu. Fakat hemen “kırgınlıklarımızı ve acıları gidermek”ten girip, mevzuyu “bütün geçmişi geride bırakarak helalleşme”ye bağlıyor. Bari “bütün” demese ya! Üstelik bunların ardına şunu ekliyor: “Merhum Erbakan Hoca’dan öğrendiğimiz de budur”!? Niye böyleymiş: Çünkü “lideri olduğu siyasi partiler kapatıldığında dahi Cumhuriyet’e olan bağlılığından geri adım atmamış, ülkeyi kutuplaştırmamış”! Bak sen! Yapmadı, çünkü yapamadı. Çünkü korkaktı. Üstelik Susurluk Skandalı ertesindeki tavrıyla resmen devletin derinliklerine mesaj yollamıştı, “ben fırsatı değerlendirip size dokunmayacağım, siz de beni kabul ediverin” diye. Sivil siyasetçinin yapacağının tersini yaptı, Susurluk ertesinde devlet içi temizlik fırsatı doğduğuna sevinen ve bunu zorlamaya çalışanlara cephe aldı, onlarla alay etti, karanlıkta iş gören zorbalara el uzattı. Onlar da dalgalarını geçtiler. Birkaç ay sonra 28 Şubat’ta o ele cetveli indiriverdiler.
Erbakan’ı anma toplantısında HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar da hayret uyandıran sözler etti. Sancar, Necmettin Erbakan’ın, “Kürt sorununda (…) barışçıl, demokratik çözüm arayışları”nda “çok önemli ve özel bir yeri olduğunu hatırlamak lazım” geldiğini -neye dayanarak, bilemiyorum- söyleyiverdi. Sancar’a göre Erbakan, “samimiyetle çaba harcıyor, cesaretle girişimlerde bulunuyordu. Kürt sorununa yaklaşımı meseleyi diyalog, siyaset ve bu topraklarda kardeşlik hukuku içinde çözme esasına dayanıyordu. Eğer Erbakan Hocanın çabaları sonuca ulaşsaydı, müdahaleyle karşılaşmasaydı şu an çok farklı bir ülkede yaşıyor olurduk.” Nasıl yani? “Müktesebatının bu çok kıymetli tarafı,” dedi Sancar, “öne çıkarılmıyor, biraz gölgede tutuluyor.” Böyle bir Erbakan’la biz rastlaşmadık. Sahiden gölgede kalmış olmalı.
Yine belirtmeliyim: Vesile uygunsuz olsa da, hele HDP’nin öbür muhalefet partilerinin temsilcileriyle eş muamele göreceği bir platforma katılmasını anlıyorum. Başka hemen hiçbir platformda böyle bir eşit muamele imkânı bulamıyorlar ve her gün beş-on, bazen daha fazla yöneticileri, üyeleri hapse atılıyor, hüküm giyiyor, şu veya bu şekilde baskı görüyor, il-ilçe binaları basılıyor, nefessiz bırakılmaya çalışılıyor bu parti. Bu yüzden her diyalog ortamını değerlendirmek istemelerini -içimize sinsin sinmesin- anlıyorum. Peki, ama, şu yukarıda aktardığım sözlerin söylenmesi mecburî miydi? Sanmıyorum.
Önemli bir ayarsızlık problemi olarak gözüken şu işgüzarlıkla bezeli koşulsuz angajman tutumunun muhalif saflardaki asabiyeye faydası olmuyor. Çünkü buluşmalar hep demokrasi, hukuk devleti, insan hakları perspektifine uzak zeminlerde gerçekleşiyor, değişim-dönüşüm enerjisinden, moral birikimden yiyor.
Belki bu büyük siyasî meselelerin arasında garip görünecek, ama şu ayarsızlık sorununa yolaçan bir başka etkeni de araya sıkıştırayım: Nezaket deyince tek bir şey anlıyoruz. Nezaket kendini iptal edip muhatabına saygılı davranmak değil. Fikrine, siyasetine hiç katılmadığın bir şahsiyet için yapılan anma davetine, seni sen yapan şeyi kapı dışında bırakmadan da, başkasının kılığına girmeden de katılabilirsin. Nezaket, işte, hem o mesafeyi hem de teması sağlar. Nezaket, ailede, mahallede, Türk Millî Eğitimi’nde öğretilmeyen erdemlerin başında geliyor.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları



































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024