Ferhat KENTEL
Toplumlar dilleriyle konuşurlar. Dil de sembollerden oluşur. “D”, “i” ve “l” harfleri / sembolleri yanyana getirilince “dil” kelimesi oluşur. Bu kelime de bir “işaret” / “sembol”dür. Aslında bir kayanın, papirüsün ya da kağıdın üzerinde bu işaretler gelişinceye kadar muhatap olunan insanlara yollanan sesler de birer semboldü. El kol hareketleriyle, belki bir takım hayvanların seslerini taklit ederek, aynı kabilede varolan hayat / yol / boğaz arkadaşlarına, onların da anlayabileceği bir takım işaretlerle / sembollerle “hadi gel ava gidelim” dediler atalarımız. Yani, bir çok sembol yanyana getirilerek konuşma gerçekleşti.
Ağzımızdan çıkan bir takım sesler, ses kümeleri etrafımızı kuşatan doğa ile kurduğumuz bir “kültür” ilişkisiydi. Tabiat ve diğer insanlarla aramıza “anlam” ilişkileri kurduk.
Semboller icat ettik, sembolleri uyarladık; hayatı sembollerle anlamlı kıldık; zaten varolan bir takım şeyler, organlar, tabiata dair unsurlar sembolleştirdik; hayatı kontrol etmek, düzeni kurmak için sembolleri manipüle ettik.
Ve insan hayatında semboller bazen “her şey” demek oldu. Sembolize ettiği şeylerden daha da çok sembollerin kendileri varoluşumuzun nedenleri haline geldi.
Semboller perdesinin göstermediği Kürt meselesi
Türkiye’nin Kürt meselesi yüzyıldır kan döke döke gidiyor. Ulusal burunlarından kıl aldırmayan bir takım önemli rical, çok kutsal belledikleri sembolleri korumak için, yok “şuna izin vermeyiz”, yok “bu kırmızı çizgimiz” minvalinde çok mühim mesajlar veriyorlar.
Ve kan akmaya devam ediyor. Akan kan ve onca insan ölümü bir türlü o sembollerden daha önemli hale gelemiyor.
Yaşadığımız bölge, çok değişkenli, çok aktörlü ve çok faktörlü Kürt coğrafyasının taşıdığı önem, petrol gibi enerji kaynakları, bölgeden çıkar derlemeye çalışan uluslararası güçler ve uluslararası güçlerin bölgede kontrol ettikleri yönetimler ve yöneticilerin despotizmi gibi bir çok sebep Kürt meselesini bazı yönlerini açıklayabilir muhtemelen...
Bu karmaşıklığı unutmayalım...
Ama bu karmaşıklığın yanısıra, bizim topraklarda asıl insani meseleleri konuşmak yerine, arka plandaki hikayeleri artık unutulmuş bir takım sembollerle işaretleşiyoruz sadece... Neredeyse “zombi” kıvamındaki bir takım kavramlar, kelimeler, delikanlılıklar, işaretler kan emmeye devam ediyor...
Gene sadece işaretlerden müteşekkil dinselliklerimiz var mesela... Göstere göstere tutulan oruçlar, kılınan Cuma’lar, kesilen kurbanlar gibi...
Otobüs hikayeleri ya da zamparalığın “milli”si
12 Eylül öncesi şehirlerarası bir otobüs yolculuğunda yanımda oturan bir adam (yanlış hatırlamıyorsam TRT’de spikerdi), hazır yanında eğitilecek bir genç yakalamışken, yol boyunca bana “milliyetçi dersler” vermişti. Türk halkı içinde kendi özünden kopup, vatanına hizmeti unutup, yabancı hayranlığına savrulmuş olan bir kesime ders olsun diye anlattığı bir hikaye çok ilginçti. Anlattığına göre, kendisi bir dönem ABD’de bulunmuş. O dönemde bir gece bir kadınla (hangi kelimelerle anlatmıştı, hatırlamıyorum) flört ilişkisi olmuş ve gece kadının evine gideceklerini düşünürken, kadın bizimkini otele götürmüş. Kahramanımız da, doğal olarak, bunun sebebini sormuş. Ve kadın, bizimkini hayran bırakan, gerçek “vatanseverliğin” nasıl olması gerektiğini gösteren ders niteliğindeki o mükemmel cevabı vermiş: “Seni otele götürüyorum; çünkü sen otel parasını ödeyerek, ABD ekonomisine katkıda bulunacaksın!”
Adamcağıza “siz o gün kaçıncı müşterisiydiniz acaba?” diye sormaya cesaret edemedim tabii ki... Bir kadının kalbini ve bedenini fethetmiş olmakla satır arasında aktardığı zamparalık gururunu, muhafazakarlığıyla örtüşmeyen cinsellik hikayesini ve de bu uyumsuzluğu örten “vatanperverlik” söylemini kırmak da olmazdı.
Yıllar önce internette yayınlanan bir videoda da benzer mantık içeren bir başka hikaye izlemiştim (sonrasında bu hikayeyi “gazetem.net” adlı internet sitesinde yazmıştım). Videoyu otobüsteki yolculardan biri çekmişti ve Kiev’e “iş seyahati” kılıfı altında giden, aslında şöhretlerini çok duydukları Ukraynalı kadınlarla “seks” yaşamaya giden bir otobüs dolusu insana rehberin verdiği “tüyolar”la ilgiliydi. Rehber uzun uzun, nerelerden kaç paraya kadın bulabileceklerini, kazık yememek için kadınlara hangi aşamada parayı ödemeleri gerektiğini, cüzdanlarını orta yerde bırakmamaları gerektiğini vs. anlatıyordu. Bu derin bilgi aktarımı, rehberin o muhteşem dersiyle bitiyordu: “Kesinlikle Türk halkına, Türk ulusuna ve Türk milliyetçiliğine yakışan şekilde biz bu işleri halledicez.”
Öncelikle, herkesi uymaya zorlayan genel muhafazakar ideolojinin altında ancak erkeklik dili içinde ve erkekler arasında “matah” bir şeymiş gibi konuşulabilen bir “cinsel serüven” hikayesi...
Aynı zamanda, ortalamaya hakim olan ahlak, namus ve meşruiyet söylemleri ya da görüntüsünün üzerine yerleştirilen o muhteşem milliyetçilik cilasıyla birlikte, her şey mubah olabilir.
Sembollerle linç edenler
Ve son olarak... bunun sağı solu yok…
Mesela, Hüseyin Avni Mutlu ile Gezi üzerine yapılan bir panele katıldığım için, yani “bizden olmayanı” sembolize eden bir adamla yanyana olduğum için, kendini sembollerle kuran, sol görünümlü bir cemaatin - her ne kadar mesela Gezi konusunda örtüştüğüm hususlar olsa da- çılgınlaşan öfkesine mazhar oldum.
Ya da son zamanlarda Erdoğanizm konusunda bir iki farklı düşünce telaffuz etmeye cesaret edebilen “İslamcı / muhafazakar / liberal” insanların rejimin sadık bekçileri tarafından “yanlış kelime / sembol kullanmış olmakla” suçlanarak, anında nasıl linç edildiklerine de şahit olduk.
Çünkü sağlı-sollu bu linççi güruhu, giderek konuşmak yerine işaretlerle varolabilen memleketimizde “kutsal işaretçilik” dininin baş havarileri olarak ortalıkta terör estiriyorlar.
FERHAT KENTEL / HABERDAR
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020