Vahap COŞKUN
Bugüne kadar iki halk oylamasında oy kullandım. 2007 yılındaki referandumun konusu, cumhurbaşkanını seçme yetkisinin Meclisten alınıp halka verilmesini öngören anayasa değişikliğiydi. AKP, müesses nizamın 367 rezaletini aşmak ve bir daha böylesine hukuki görünümlü hukuk-dışılıklara kapıyı tamamen kapatmak için doğrudan halkı yetkilendirme yolunu seçmişti. Aslında sonucu önceden belli bir referandumdu;halkın direkt söz sahibi olma fırsatını tepmeyeceği açıktı. Öyle de oldu; halk yüzde 69 ile teklifi onadı.
2010 yılında yapılan referandum daha geniş kapsamlı bir anayasa tadilini içeriyordu. 1982 Anayasasının 27 maddesi değiştirilmekteydi. 12 Eylül darbesinin sorumlularına karşı yargı yolu açılıyor, vatandaşlara bireysel başvuru hakkı tanınıyor, YAŞ kararları yargı denetimine açılıyor, askeri yargının alanı daraltılıyor, AYM ve HSYK’nın yapısı yenileniyordu. Toplumda üç eğilim vardı: AKP “evet”i, CHP ve MHP “hayır”ı, HDP ise “boykot”u savunuyordu. Canlı ve heyecanlı bir kampanyanın ardından halk yüzde 58 ile anayasa değişikliğine vize verdi.
Her iki halk oylamasında da gönül rahatlığı ile “evet” oyu verdim. Özellikle 2010’da “yetmez ama evet” sloganıyla yürütülen kampanyaya canla başla katkı sunmaya çalıştım. (Bir bahsi diğer, ama adı geçmişken değineyim: Şimdilerde kimileri “yetmez ama evet”i günah keçisi yapmak istiyor ve neredeyse memleketin başına gelen her türlü fenalığı o kampanyadan biliyor. Kesinlikle katılmıyorum; “yetmez ama evet” doğru bir tavırdı; hem o gün hem de bugün için.)
16 Nisan’da yine bir anayasa değişikliğini oylayacağız. Serbestiyet’te birçok yazar, nedenleriyle birlikte kendi renklerini açıkladı. Ben de bu yazıda kendi tercihimi ve dayanaklarını belirteceğim. Oyum bu kez “hayır” olacak. Gerekçelerimi birkaç noktada özetleyebilirim.
Kötü bir başkanlık kopyası
(1) Diğer hükümet sistemlerine olduğu gibi başkanlığa da kategorik bir karşı duruşum yok. Hattâ Türkiye için iyi organize edilmiş bir başkanlığı, parlamentarizme tercih edebilirim. Başkanlığın sağlıklı bir şekilde işlemesi için üç önemli şarttan bahsedilebilir. Bunlar: temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınması; denge ve denetleme mekanizmalarına yer verilmesi; adem-i merkeziyetçi bir yönetim modelinin kabul edilmesidir.
16 Nisan’da halka sunulacak olan teklif bu bağlamda irdelendiğinde, yüreklere su serpen bir tablonun olmadığı açıktır. Zira teklifte temel hakları genişleten bir düzenleme bulunmuyor. Denge ve denetleme mekanizmaları ihmal ediliyor. Merkezden yerele herhangi bir yetki devredilmiyor. Teklif, orijinal başkanlık sisteminden ciddi şekilde sapıyor.
Elbette “ABD başkanlık sistemi mot à mot uygulanacak” diye bir kural yok. Ayrıca bu mümkün de değil; her ülke kendi şartlarını gözetir ve benimsediği hükümet sisteminde buna uygun rötuşlar yapabilir. Ama bir sistem bu denli özünden koparılamaz. Türkiye’nin bu denli kötü bir başkanlık kopyasını hak etmediği kanısındayım.
(2) Anayasa değişiklik teklifinin hukuki-teknik yanına ilişkin görüşlerimi beş yazıda dile getirmeye çalıştım. (Serbestiyet,25-26-27-28 Mart ve 2 Nisan) Eleştirilerimi ve önerilerimi tekrarlayacak değilim, ama temelde şunu söyleyebilirim: Değişiklik metni birçok açmaz barındırıyor; yasama, yürütme ve yargı arasındaki mesafeyi silikleştiriyor; kuvvetleri ayırması gerekirken kuvvetleri tek elde birleştirme gayesi taşıyor. Demokratik denetim mekanizmalarını çok güçsüz bırakıyor. Yasama ve yargının, yürütmeyi kontrol etmesinin önüne çeşitli engeller koyuyor.
Sistem bir şahsa güven üzerine bina ediliyor. 1982 Anayasasının kanun koyucusu, nasıl ki hep Evren ve Evren tarzı kişilerin başta olacağı beklentisiyle hareket etmişse, mevcut teklifin hazırlayıcıları da hep Erdoğan ve Erdoğan tarzı kişilerin iktidara oturacakları düşüncesiyle kalemealınmış. Bu, iki açıdan yanlış. Bir, yakın tarih böylesi beklentilerin çok da gerçekçi olmadığını gösteriyor. Ve iki, kişi bazlı modellerin demokratikleşmeden ziyade otoriterleşmeye hizmet etme ihtimali çok daha yüksek.
İdam ve kalıcı 1982 Anayasası
(3) AKP-MHP’nin anayasa değişikliği vesilesiyle girdikleri ittifak, Türkiye’nin geleceği bağlamında iki önemli soruntaşıyor. Birincisi, son derece sert bir milliyetçi söyleme yaslanan bu ittifak, genelde bir demokratikleşme ve özgürlük perspektifini yansıtmadığı gibi, özelde Kürt meselesinin çözümü noktasında da bir umut vermiyor. Teklifi savunma sadedinde söylenenlere bakıldığında, bu rahatlıkla tespit edilebilir. Mesela Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin idama dair sözleri işin vahametini çok çıplak bir şekilde ortaya koyuyor. Bilhassa Erdoğan idamı kampanyanın en önemli vaatlerinden biri yaptı. Hükümetin bütün uzak durma ve bulaşmama çabasına karşın Erdoğan idam mevzuunu öyle bir noktaya getirdi ki, artık kendisi için bile geri dönüşü zor bir yola girdi.
İkincisi, mezkûr ittifak, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yeni ve demokratik bir anayasayı çok güçleştiriyor. Zira Erdoğan’ı anayasa değişimi konusunda motive eden, başkanlıktı. MHP’nin ise anayasa konusundaki temel talepleri ilk dört maddeye dokunulmaması, anadilde eğitime geçit verilmemesi, vatandaşlığın etnik tanımından vazgeçilmemesi ve herhangi bir adem-i merkeziyetçi reformun yapılmamasıydı.
Referanduma gidecek metin, her iki ortağın da isteklerini karşılıyor. Kabul edildiği takdirde AKP ve MHP yeni bir anayasa defterini kapatır, anayasayı değiştirme yönünde bir irade göstermezler. Belki anayasal krizler bir değişikliği tetikleyebilir, ama her hâlükârda 1982 Anayasası daha uzunca bir süre varlığını idame ettirir. Bu da Türkiye için hayırlı bir netice doğurmaz.
Mevcudu savunmak
(4) Mer’i sistem birçok probleme sebebiyet veriyor. Benim açımdan ne savunulabilir bir tarafı var, ne de sürdürülebilir bir tarafı. Dolayısıyla değişmesinden ancak memnuniyet duyarım. Fakat bu değişimin de müspet bir seyir izlemesi icap eder. Oysa getirilen öneri gerek hukuki ve gerek siyasi yönlerden işleri daha da kötüleştirebilecek bir potansiyel taşıyor. Bu itibarla, benim için, bu anayasa değişimine karşı durmak mevcudu savunmak anlamına gelmiyor. Tam aksine, gerçek bir değişimin önünü açık tutmayı imliyor.
(5) Hepimiz akıl izan sahibi insanlarız. Sandık başına gideceğiz ve hükümet sisteminin ne olacağına karar vermek için oylarımızı kullanacağız. Burada önemli olan, tek tek bireyler olarak bizim ne düşündüğümüzdür. Artıları ve eksileri tartıp bir karara varmamızdır.
2007’de ve 2010’da “evet” derken sadece aklıma ve vicdanıma müracaat ettim. Kimin evet, kimin hayır dediğiyle ilgilenmedim. Siyasi fikriyatımı şekillendiren ilkelere uygun gördüğümü destekledim, yanlış bulduğumu eleştirdim.
16 Nisan’daki kararımı belirleyen de budur. Dolayısıyla -- bazılarının yaptığı gibi -- başkalarının tavrı üzerinden bir rota tayin etmenin çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Zira siyasi alanda aktörlerin ittifak ilişkileri ve tutumları konjonktüre ve çıkarlara bağlı olarak sürekli bir değişim gösterir. Misal;“evet” cephesinin ortakları olan AKP ve MHP arasında kısa bir süre öncesine kadar büyük bir çekişme vardı. Hattâ bugün Erdoğan’ın en büyük destekçisi olan Bahçeli, daha dün sayılabilecek bir tarihte Erdoğan’a “Ver Bilal’i al iktidarı”diye sesleniyordu. Ya da şimdilerde Erdoğan’ın çok sert eleştirilerine muhatap olan AB, 2010’a kadar hem içte hem dışta Erdoğan’ın en mühim dayanak noktalarından biriydi.
Netice-i kelam, siyasette öyle mutlak kalıcı pozisyonlar yoktur; bugün birbirlerine karşı düşman postuna bürünenler yarın can ciğer kuzu sarması olabilirler. O nedenle ona buna bakıp bir yola girenler yanılabilir. “Filankesler ‘hayır’ diyor, o halde biz ‘evet’ diyelim” ya da “Falankesler ‘evet’ diyor, o halde biz ‘hayır’ diyelim” tavrı, doğru bir ölçüt olamaz. Doğru ölçüt, insanın kendi muhakemesidir.
Cennet ya da cehennem
16 Nisan akşam saatlerinde sonucu almış olacağız. Halkın iradesi ister “evet”, ister “hayır” olarak tecelli etsin, iki hususu her daim aklımızda tutmalıyız.
Birincisi, kampanya süresince evet ve hayır taraftarları 16 Nisan’a gereğinden fazla bir anlam yüklediler. Evetçilere göre kendi tercihlerinin galip gelmesi halinde terörün beli kırılacak, vesayet odakları dağıtılacak, ekonomi uçacak, dünyaya ders verilecekti. Tersi durumda ise terör azacak, ekonomi kırılganlaşacak, vesayet odakları gaza basacak, ülke dışarıdan manipülasyonlara açık hale gelecekti.
Keza hayırcılara göre de, “evet” kazandığında memleket tek adama esaret haline girecek, bütün demokratik kazanımlar ortadan kalkacak, azgın bir diktatörlük kurulacaktı. Ama hayır çıktığında herkes kazanacak, demokratik bir hamle yapılacaktı.
Her iki tavır da son derce abartılı; halk oylamasında varılacak sonuca göre Türkiye “cennete” ya da “cehenneme” dönecek değil. Bir anayasa değişikliğine bu kadar büyük sonuçlar bağlanamaz. Tanel Demirel’in haklı olarak işaret ettiği gibi:
“Anayasalar ve genel olarak kurumsal yapılar demokratik oyunu oynayan aktörlerin davranışlarını belirlemezler. Bazı eylemleri teşvik edip bazı maliyetleri artırarak aktörlerin manevra alanlarını sınırladıkları için etkileri dolaylı ve ikincildir. Anayasaların nasıl yorumlanacağı siyasi güç dengelerine göre şekillenecektir. Demokrasinin akıbetini belirleyen asli unsurlar yerel ve uluslararası sosyal ve siyasi dinamiklerle varlıklarını demokratik rejime borçlu olan siyasi aktörlerin yaptıkları ve yap(a)madıklarıdır.”
Yani hem evetçilerin hem de hayırcıların “cennet” ve “cehennem” senaryolarına fazla itibar etmemek lazım. Hangi sonuç çıkarsa çıksın 17 Nisan’dan itibaren hayat da, sistem tartışması da, anayasal arayışlar da devam edecek.
Meşru siyasal pozisyonlar
İkincisi ve daha önemlisi, hem “evet” hem de “hayır” meşru siyasal pozisyonlardır. Bir anayasa değişikliği mevzubahis olduğunda bireyler farklı öngörülerde bulunurlar. Herkes geleceğin nasıl biçimleneceğini tahmin eder. Ancak kimse hakikatin sırrına vakıf değil. Geleceğin anahtarını elinde tutan biri de yok. Ne tahminlerimizin tutacağının bir garantisi var,ne de bir tahminin diğerine karşı kategorik bir üstünlüğü. Dolayısıyla bireylerin değişik öngörü ve beklentilerden hareketle “evet” veya “hayır”a gönül indirmeleri hem doğal hem de meşrudur.
Keza insanların öncelikleri de birbirinden ayrıdır. Birininhayati değer biçtiği bir husus diğeri için önem sıralamasında altlarda kalabilir. Tabiatıyla herkes önceliğine bağlı olarak bir siyasi konum alır ve “evet” ya da “hayır”ı tercih eder. Her iki tercih de meşrudur.
Nihayetinde bu bir yarıştır; günün sonunda bir tercih diğerine galebe çalar, “karar”a dönüşür. Bir taraf kazanır diğer taraf kaybeder. İster kazanan ister kaybeden tarafta olsun bütün siyasi ve toplumsal aktörlere düşen, halkın seçimle şekillenen iradesine saygı duymaktır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.12.2025
28.10.2025
8.09.2025
3.09.2025
27.08.2025
23.08.2025
19.08.2025
14.08.2025
5.08.2025
29.07.2025