Atilla Aytemur
Kanal İstanbul dizisinin bu son bölümünde, uzman kişi ve kuruluşların değerlendirmelerinin ortaya çıkardığı soru ve sorunların bir kısmını yansıtmak istiyorum.
Proje halen kulağa hoş gelen ama gerçekleşmesi zor bir hayal gibi görünse de, konuya biraz eğilince durumun daha da vahim olduğunu, zira inanılmaz sorunlar üretmeye namzet bir risk bombası ile yüzyüze bulunduğumuzu hissediyorsunuz.
Gerçekleşirse, sadece o bölgede yaşayan bir milyon yurttaş değil, 81 milyonluk Türkiye sonuçlarından hayli etkilenecek. Muhtemel ekonomik, ticari, siyasî, çevresel ve stratejik etkileri dikkate alınırsa, başta Türkiye ve diğer Karadeniz ülkeleri olmak üzere bütün dünyayı geri dönüşü olmayan durumlarla karşı karşıya bırakacak.
O nedenle, kazma vurulmadan Başkan Erdoğan’ın ve AK Parti iktidarının bir kez daha düşünmesini vatandaş olarak istemek hakkımızdır sanıyorum. Can sıkıcı gelse de, uzman kuruluş ve kişilerin eleştiri ve uyarılarının ardında kötü niyetler aranmamalı. Konu hepimizi, gelecek nesilleri ve nihayetinde bütün dünyayı ilgilendiriyor.
Sorumluluk duyan meslek odaları, üniversiteler, dernekler, yeşil ve ekolojist sivil platformlar, bağımsız uzman ve araştırmacılar, gazeteciler, partiler, bölge halkı ve duyarlı yurttaşlar gelişmeleri yakından izliyor ve görüşlerini kamuoyuna yansıtmaya çalışıyor.
Kurumlar ve uzmanlar ne diyor?
Bu yazı dizisini hazırlarken bazı uzman kurum ve kişilerin görüşlerinden yararlandım.
TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu’nun 28 Mart 2018 tarihli ve 7 maddeden oluşan “Uyarıyoruz” başlıklı açıklaması bunlardan biriydi. Alanla ilgili meslek kuruluşlarının görüşlerinin hiç yabana atılmaması gerektiğini düşünenlerdenim. “Bunlar ideolojik karşı çıkışlar” deyip küçümsenmemesi iyi olur.
Katıldığım “Dönüşü olmayan çılgınlık: Kanal İstanbul” başlıklı konferanstan hem çok yararlandım, hem de duyduklarım karşısında çok şaşırdım. Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde verilen konferansların konuşmacısı, Avrupa Yeşil Enternasyonali’nin üyesi olan Yeşil Sol Parti’nin Eş Başkanı, çevre mühendisi Eylem Tuncaelli’ydi. Konuyla ilgili bazı belgelere ulaşmama da yardımcı olan Tuncaelli, “sorulmayan soruları sormaya, zararlı bir proje olarak gördükleri Kanal İstanbul’a karşı çıkmaya ve bunun için aydınlatma amaçlı konferansları vermeye” devam edeceklerini belirtti.
Serbestiyet yazarlarından, deneyimli mimar ve akademisyen İhsan Bilgin’in 11 Temmuz 2018 tarihinde yayınladığı “Havalimanıyla, kanalla böbürlenilir mi?” başlıklı yazısı ise bir bakış kazandırdı ve bu konu hakkında yazma isteğimi güçlendirdi. Konunun birçok cephesine vakıf olan Bilgin, projeyi dünya örneklerinin ve evrensel mimari ölçütlerin süzgecinden geçirdikten sonra, saçma, çocuksu bir zihniyetin aşırılıkları olarak değerlendirmeyi uygun buluyor.
Hukuksal durumu ele aldığım “Türkiye paralı geçişe zorlayabilir mi?” başlıklı ikinci yazımı hazırlarken, büyük ölçüde Prof. Dr. Ayşe Nur Tütüncü Öz’ün “Montrö Sözleşmesi ve Kanal İstanbul” isimli makalesindeki ( www.dergipark.gov.tr’) etraflı yaklaşım ve değerlendirmelerden yararlandım. Prof. Dr. Tütüncü Öz, hukuksal sınırlar içerisinde tuttuğu değerlendirmesinin sonunda, kanal projesini isabetli bulmadığını ve vazgeçilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Kamuoyunun deprem çalışmalarıyla yakından tanıdığı Prof. Dr. Naci Görür de özellikle yaklaşan Marmara depreminin kanal güzergâhında oluşturması kuvvetle muhtemel risklere işaret ederek, böyle bir projeye girişmenin isabetli olmayacağına dikkat çekiyor.
Yazılarında yeşile, ekolojiye ve çevre sorunlarına odaklanan gazeteci Pelin Cengiz’in köşesinde duyurduğu bilgiler de konunun nirengi noktalarını belirlememde kolaylık sağladı.
Son olarak zikretmem gereken ilginç bir husus da, bu projenin ardında Batılı büyük güçlerin, özellikle ABD’nin bulunduğunu ileri süren görüşlerin varlığıdır. Ulusalcı solda yer alan yazarların kümelendiği Oda TV’den Türker Ertürk, uzun yazısında böyle bir tezi işliyor (Kanal İstanbul Projesine Bir Eleştiri, www.Odatv.com). Önemli birçok ayrıntıya yer vermesine karşın, AK Parti - ABD ilişkisinin bugünü ve son birkaç yılını pek dikkate almayan, komplo teorisine yakın bir izahata girişiyor.
Şimdi sırasıyla, projenin öne çıkan risklerini ele alalım.
Boğaz’ın akıntı rejimi ne anlatıyor?
Bilim insanları ve uzman kurumların itirazlarından biri, kanalın açılması halinde, iki deniz arasında binlerce yıl boyunca oluşan Boğaz akıntıları rejiminin büyük ölçüde değişeceği; bölge ekosistemi de bu nedenle ciddi değişim geçireceğinden, zamanla bölgede yıkıcı gelişmelerin olabileceğidir.
10-15 bin yıl önce Karadeniz ve Marmara kapalı birer göldü. Yükselen Akdeniz sularının İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerinden akmasıyla birer denize dönüşüp yeni bir ekosistem meydana getirdiler.
Deprem araştırmaları yapan Prof. Dr. Naci Görür, Marmara’da kirliliğin had safhada olduğuna işaret ediyor. Akdeniz’in çok tuzlu, temiz, bol oksijenli ve besleyiciliği yüksek suyu Çanakkale Boğazı’ndan Marmara’ya giriyor. Bu su Marmara’nın dibinde, çökeltiler arasında deniz canlıları için uygun bir habitat oluşturuyor. Buna rağmen, bu derinlikte yüzde 4-5 olması gereken oksijen oranı hayli düşük oranda kalıyor (yüzde 0.5).
Karadeniz’in tuzu daha az, binde 17-18 civarında. Tuna, Don, Dinyeper ve Dinyester gibi büyük nehirler bu denize akıyor. Bu yüzden hem tuzu az, hem de Avrupa ve Asya’nın endüstri bölgelerinin yarattığı kirlilik yoğun bir şekilde bu denize taşınıyor. 100-150 m aşağısı aşırı H2S varlığı nedeniyle zehirli. Hayat görülmüyor.
Karadeniz ile Marmara ile arasındaki binlerce yıldır dengede süren akıntı sistemi, dipteki zehirli suyun üste çıkmasına ve iki denizin mevcut ekosistemini bozmasına izin vermiyor. Böylelikle Karadeniz bir sorun yaşamıyor ve oradan gelip İstanbul Boğazı’ndan geçen 17-18 m kalınlığındaki üst su akıntısıyla beslenen Marmara, varoluşsal bir riskle karşı karşıya kalmıyor.
Ancak bu hassas akıntı sistemini değiştirecek fiziki bir müdahale, her şeyi tersine çevirebilir. Yoğun zehirli su yüzeye çıkabilir ve her iki denizdeki canlı yaşamını riske sokabilir. Kanal İstanbul bu riske davetiye çıkarıyor.
Karadeniz’in seviyesinin yüksek olmasının riskleri
Coğrafi konumu ve aşırı tatlı su su beslenmesi nedeniyle Karadeniz’in seviyesi 30-100 cm arasında daha yüksek. Bu Marmara’ya sürekli yüzey akıntısını oluşturuyor. Az tuzlu olduğu için daha hafif. Marmara’nın suyu tuzlu, ağır ve oldukça kirli. Bu su Karadeniz’e dip akıntısı şeklinde gidiyor.
Kanal İstanbul 45 km uzunluğunda, 150-275 m genişlikte ve 25 m derinlikte olacak. Bu dikkate alındığında, İstanbul Boğazı’ndaki akıntı rejimi ve dengesinin etkilenmemesi beklenemez. Karadeniz’in yüksek seviyesi, büyük nehirler nedeniyle aşırı tatlı su girdisi olması ve tuz oranının düşüklüğü, bu denizin aşırı kirli suyunun Kanal İstanbul vasıtasıyla devamlı olarak Marmara’ya akması sonucunu verebilir. Ekosistemde böyle bir bozulma düzeltilemez.
Halen iki deniz İstanbul Boğazı üzerinden belli bir dengeyle birbirini beslerken, kanalın devreye girmesiyle Karadeniz’den Marmara’ya ikinci, tek yönlü ve Sakarya nehrinin 4-5 katı büyüklükte bir musluk açılmış olacak. İki deniz arasındaki yükseklik farkı azalacak. Karadeniz’in tuzluluk oranı artarken, Marmara’nınki azalacak. Uzmanlar ilk 15-20 yılda Marmara’daki oksijen oranının artacağı, canlı yaşamının ilk etapta olumsuz etkilenmeyeceği, ama onu takip eden yıllarda şartların tersine dönüp hızlı bir yıkımın geleceği yönünde uyarılar yapıyor.
Naci Görür Kanal İstanbul’un, Karadeniz’e akan ve olağanüstü kirlilik yaratan Orta Avrupa’nın Tuna, Rusya’nın Dinyeper gibi nehirlerini Marmara’ya bağlamak anlamına geldiğini söylüyor. Bunun sonu Marmara’nın hakiki anlamıyla bir ölü deniz haline gelmesi olabilir.
Kanal depreme dayanır mı?
Marmara depremini bekliyoruz. Şiddetinin 7 ve üzerinde olacağına dair tahminler var. Yeri de aşağı yukarı biliniyor. Kırılma Marmara’nın içindeki Kuzey Anadolu fay hattında yaşanacak. Marmara’nın kuzey kıyılarının 10-15 km açıklarında gerçekleşecek.
Yani Kanal İstanbul’un güzergâhı depremin az çok etkileyeceği alan içerisinde görünüyor. Kanalın açılması nedeniyle burada olağanüstü hacimde bir toprak kütlesi yer değiştirecek. İki butik şehrin yapılması da proje kapsamında olduğuna göre, deprem arifesinde bölgeye ilave bir nüfus kayması olacağını öngörebiliriz. Peki bu doğru bir iş mi? Depremin eli kulağındayken milyonları buraya çekmek rasyonel bir tavır mı? Hiçbir uzman buna evet demiyor, diyemiyor.
Kanalın Küçük Çekmece girişi fay hattına çok yakın. Ayrıca, güzergâhının birçok yerinde zeminin depreme direnç bakımından çürük olduğu, yine uzmanların ifadesi. Heyelan, sıvılaşma, korosyon, kireçtaşı ergimesinin yaratacağı çökmeler bölgeyi bekliyor. Lagünün zeminindeki çamur ve çökelti tabakasının 5 m altında, doğrultu atımlı aktif 3 fay hattı tespit edilmiş bulunuyor.
Deprem sarsıntısı sırasında görülecek olan yanal ve düşey hareketlerin, Kanal yapımında uygulanacak nasıl bir teknoloji sayesinde tolere edilebileceğine dair, yetkililerden tatmin edici sözler duyulmuş değil. Kanal depremde can pahasına olağanüstü bir sınavla yüz yüze gelebilir.
Proje gerçekleşirse, Kanal İstanbul ile İstanbul Boğazı arasında büyük bir İstanbul adası yaratılmış olacak. Bunun Trakya tarafıyla bağlantısı 6 köprü ile kurulacak. İstanbul Boğazı’ndaki 3 köprüyü de ilave edersek, çevresiyle ilişkisini 9 köprüyle kuran, deprem fayının kıyısında bir İstanbul adası söz konusu. Şiddetli bir deprem ve 2 metreyi aşması beklenen tsunami dalgaları burada nelere yol açabilir; sağlık, ulaşım ve ikmal ne hale gelir, biraz daha düşünsek galiba iyi olacak.
Tarım arazileri ve yer altı sularını bekleyen tehlike!
Uzmanlar İstanbul’un en verimli tarım arazilerinin, kahverengi orman topraklarının, kuru tarım alanları, fundalık, mera ve sulu tarım bölgelerinin ve hayvancılık alanlarının kanal güzergâhında olduğunu belirtiyor. Aksi yönde bir gelişme olmazsa, önceki birçok projede yaşandığı gibi Kanal İstanbul’un da ormanlar, otlak alanlar ve köylerin tarım arazilerinden geçirileceği anlaşılıyor.
Tarım arazilerinin, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’nun 13. Maddesinin d) fıkrası gereğince 24.02.2014 tarih 6028 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Toprak Koruma Kurulundan geçirilerek amaç dışı kullanımına izin verilmesi de bunu gösteriyor.
TMMOB’un raporuna göre “Proje gerçekleştiğinde, yapısı gereği kayganlığı yüksek olan Karadeniz’den Marmara’ya tuzu düşük ve kirli su, Marmara’dan Karadeniz’e tuzlu su akıntısı gerçekleşirken, tatlı su kaynakları ve karasal sistem tuzlanacak, sadece İstanbul ve çevresini değil, Trakya’ya kadar tatlı suları besleyen yeraltı akışı aşırı tuzlanma sonucunda tarım alanları ve karasal ekosistemin yıkımı bu bölgeyi de etkileyecektir.”
Çevre mühendisleri özellikle bölgedeki yeraltı sularının akıbetine dikkat çekiyor. Kanal sadece iki denizi birleştiriyor gibi görünse de çok geniş bir alanı etkileyecek. Yeraltı suları bunların başında geliyor.
İstanbul su bakımından zengin bir şehir değil ve yıllardır suyunu dışarıdan getiriyor. Sazlıdere Barajı kaynaklardan biri ama o da Kanala kurban ediliyor. Doğal olarak yeraltı suları da aynı akıbete uğrayacak.
Devâsâ hafriyat ve toz dumana karışan hava
Kanal kazısından 1 milyar 500 milyon metre küp hafriyat çıkacağı, ilk ÇED raporunda yazıyor. Bunun başka bir alana naklinin ancak 100 milyon kamyon seferiyle yapılabileceği ve bunun 5 yıl süreceği belirtiliyor. Bu sırada saatte 600 kg toz ve partiküllerin açığa çıkıp kentin havasına karışacağı ileri sürülüyor. Bu risk çevre ve insan sağlığına zarar vermeden nasıl bertaraf edilecek; kimse ikna edici bir şey söyleyemiyor.
Her halükârda, aylar yıllar boyu bunca taşı toprağı kamyonlara yükleyip kilometrelerce uzağa taşımanın yaratacağı kirlilik, sanayi fabrikalarının yarattığı hava kirliliğiyle kıyaslanacak gibi görünmüyor.
Bu hafriyatın kazıma, delme ve patlatma yoluyla gerçekleştirileceği tahmin ediliyor. Burada kullanılacak patlayıcının, 600 taş ocağının bir yılda kullandığı kadar olacağı tahmin ediliyor. Hele bir de madencilik tekniğiyle yapılmaması halinde, çevrede ciddi tahribata yol açmasından korkuluyor. Kentte oluşacak hafriyat kamyonu trafiğinden söz etmeye gerek bile duymuyorum.
Yarım Burgaz Mağarası ve Bathoena antik şehri
Kanalın Marmara’daki Küçük Çekmece lagünü girişi, önemli bir arkeolojik alan.2009 yılında Bathoena adıyla “Dünyanın En Önemli Arkeolojik Keşifleri” listesine girdi.
Yarım Burgaz Mağarası, tıpkı Fikirtepe ve Pendik bölgesi gibi Neolitik ve Kalkolitik döneme, İÖ 6500-5500 yıllarına tarihleniyor. Tarih öncesi dönemlerde taş âlet kullanımındaki devamlılığı somut taş âlet buluntularıyla göstermesi bakımından çok önemli.
Yarım Burgaz Mağarası’nın yanısıra, biraz kuzeyinde tescilli Roma köprüsü, lagünün kuzey batısında Helenistik ve Roma dönemine tarihlenen Bathoena antik yerleşmesi, Rhegion ve Filiboz adıyla bilinen yerleşmeler... bu bölgenin önemini artırıyor. Yarım Burgaz Mağarası yaklaşık 800 bin yıl öncesine dair arkeolojik verileri barındırıyor.
Ayrıca eski liman, deniz feneri, Bizans İmparatoru Konstantin’in adını taşıyan tuğlalarla inşa edilmiş sarnıç, İstanbul’un Roma İmparatorluğu’nun başkenti ilan edilmesinden sonra yapıldığı tahmin edilen yeraltı su kanalları sistemi, kale kalıntıları, İS 5-6. yüzyılda yapılmış dini bir yapı, 1034’e tarihlenen bir sikke dikkat çekiyor.
Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, Yrd. Doç Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında yıllardır bu bölgede kazı ve yüzey araştırması yapıyor. Arkeopark olmak için bütün vasıfları taşıyan bu bölgenin bu Kanal hengâmesinde tahrip edilmesi bütün insanlık adına kayıp olacak.
Marmara’ya ada kondurmak!
Kanal İstanbul, projeye göre kendisiyle sınırlı kalmıyor. İki ucuna kondurulacak iki butik şehir meselesini daha önce ele almıştık. İş orada kalmıyor; kanaldan çıkacak taş ve toprakla bu kez Marmara’ya sayısını kestiremediğimiz ada kondurma hesapları olduğunu duyuyoruz.
Hafriyatın çok büyük olduğunu, öyle olur olmaz yere taşımakla bitmeyeceğini, kazının 5 yıl süreceğini... yapılan mühendislik hesaplarından anlıyoruz. Öyle bağ ve bahçeye dökerek halledilecek gibi görünmüyor. Düşünülmüş taşınılmış ve bu hafriyattan Marmara’ya ada yapmak fikrine varılmış.
Özellikle bazı Arap ülkelerinde, üzerine olağanüstü lüks konutlar, eğlence yerleri, oteller vb kondurulan bir ada mimarisinin söz konusu olduğunu biliyoruz. Tabii ki bizim onlardan bir eksiğimiz yok. Yok da, galiba fazlamız var. Çünkü biz içine ada yerleştirmeyi hesapladığımız Marmara’da çok ciddi bir deprem bekliyoruz.
Denizin genellikle kendisinden alınanı deprem ve tsunami gibi afetlerle gene kendisine iade ettirdiği bilinir. Bilim insanlarının ve ilgili kurumların 10-20 yıllık vadede mutlaka olacağını düşündükleri büyük bir deprem ihtimali varken Marmara’ya ada yapmak, bana şaka gibi, hattâ bile bile lades gibi geliyor. Bu kadar hafriyatı dökecek yer bulamayız deniyorsa, o başka. O zaman yukarıda dile getirilenlerle beraber bütün riskleri yeniden düşünüp, bu projeyi gözden geçirmek herhalde en hayırlısı olur
Bitirirken…
Konunun uzmanı olmasam da bu projenin gerçekleşmesinin pek kolay olmadığını; gerçekleşmesi halinde ise sayısız risk yaratacağını düşünüyorum. O nedenle dizinin bu son bölümüne “Risk bombası” başlığını koydum. Hakikaten, neresine el atılsa oradan risk fışkırıyor.
Uluslararası deniz hukuku ve Montrö Sözleşmesi, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki mevcut egemenliği ve stratejik çıkarları, Karadeniz ve Marmara’nin ekosistemi, yaklaşmakta olan Marmara depremi, bölgenin tarımsal alanları, su kaynakları, canlı hayatı, arkeoloji ve tarih mirası, Türkiye’nin zaten son derece kırılgan durumda olan ekonomisi... böyle bir projeden olumsuz etkilenecek.
Açık söylemek gerekirse, bütün parlak tanıtımlara rağmen ben bu projede insanı ve onun geleceğini düşünen bir şey göremedim.
İstanbul Boğazı’nın trafik yoğunluğu, tankerlerin yüklerinden kaynaklanan risklerin ve kazaların önlenmesi için Türkiye’nin başka birçok şey yapabileceği ve makul çözümler bulacağı inancındayım.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti bu proje üzerinde bir kez daha düşünmelidir.
Sağlık, esenlik ve mutluluk dolu bayramlar diliyorum.
Yazarlar
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları





























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.11.2023
19.08.2023
6.05.2023
28.04.2023
17.04.2023
29.03.2023
22.03.2023
9.03.2023
15.11.2022
9.09.2022