Münir AKTOLGA
İÇİNDEKİLER
“HERŞEYİN TEORİSİ- VAROLUŞUN GENEL İZAFİYET TEORİSİ VE TASAVVUF”
DİN VE FELSEFE, İDEALİZM VE MATERYALİZM NASIL ORTAYA ÇIKIYORLAR?..
ŞİMDİ GENE ATALARIMIZA DÖNÜYORUZ: “NEFSİNİ BİLEN RABBİNİ BİLİR”!..
BEKTAŞİLİK İRAN’IN ETKİ ALANINA GİRİYOR, ALEVİLİK-KIZILBAŞLIK-ŞİİLİK..
NEDİR O GELENEK..BATILILAŞMA SÜRECİ VE BEKTAŞİLER..
BATILILAŞMAK SÜRECİ BİR TARİHSEL DEVRİM SÜRECİDİR…
PEKİ BEKTAŞİLER-ALEVİLER NERESİNDEDİR BU TABLONUN...
BEKTAŞİLER-ALEVİLER VE YENİ CUMHURİYET…
ALEVİLER NEDEN KEMALİst oldu!..
GELELİM GÜNÜMÜZE…bu “sorun” nasIL ÇözülECEKTİR!..
Çalışmanın tamamını okumak için: http://www.aktolga.de/m25.pdf
Aşağıdaki makale 29. Sayfadan sonrası…
PEKİ BEKTAŞİLER-ALEVİLER NERESİNDEDİR BU TABLONUN...
“Geleneğe” göre, “Devlet” neredeyse -nerede duruyorsa- Bektaşiler-Aleviler de onun karşısında olmalıydılar!.. (Bu konuyu yukardaki Çalışma’da ele aldık)
Ama şimdi, “Batılılaşma” süreciyle birlikte başlayan yeni süreçte soru şu idi: Devlet nerede ve Hangi Devlet?..
Evet, neredeydi -nerede duruyordu- “Devlet”[1] bu yeni sürecin içinde? Kim, hangi kanat temsil ediyordu onu!?[2] Eski geleneksel Sünni-İslamcı kabuklarının içindeki Devlet mi asıl “Devletti”, yoksa II. Mahmut sonrası süreçte “laikci-Batıcı” bir yeniden yapılanma sürecine bağlı olarak o geleneksel Sünni İslamı temsil eden Devletçi kanatla kıyasıya çatışma halinde olan mı?..
Eğer mesele bu kadarla kalsaydı gene de sorun yoktu aslında; çünkü bu durumda “düşmanımın düşmanı dostumdur” diyerek Aleviler’in-Bektaşiler’in de otomatikman “Batıcı laikçi” kanadın yanında yer almaları gerekirdi! Ama diğer yandan, 1826’da bütün Bektaşi tekkelerini yasaklayan, Bektaşiler’in kolu kanadı durumunda olan Yeniçeriler’i kılıçtan geçirerek yok eden, kısacası kendilerine yaşam hakkı tanımayanlar da gene bunlardı, kendilerine “yenilikçi” diyenlerdi!?.. Yani, bu kez artık ortada bir değil iki Devlet vardı ve soru Aleviler’in-Bektaşiler’in Hangi Devletin yanında, hangisinin karşısında yer alacağı idi!?..
O dönemde Bektaşiler’in-Aleviler’in kendilerine bu türden sorular sorarak bunlara cevaplar aramak için pek fazla şansları yoktu aslında! Her ne kadar, 1826’dan sonra kendilerine öldürücü darbeyi vurarak onları illegaliteye itmiş olsalar da, “Batıcı-laikçi” kanat Devletin Sünni İslamı temsil eden geleneksel güçleriyle karşı karşıya gelerek bunlarla kıyasıya bir çatışma içine girince, Aleviler-Bektaşiler önce ne yapacaklarını şaşırdılar, ama bir süre sonra kendilerini Devletin geleneksel kanadına karşı dişe diş savaş halinde olan “yenilikçi” kanatla -yani kendi katilleriyle- aynı safta buldular!.. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışı bir kez daha belirleyici oluyordu!..
İşte Bektaşi-Alevi Jön Türk ittifakının özü-esası budur!..
Geleneksel Sünni İslamı temsil eden Devletle asırlardır artık ideolojik hale gelen bir uzlaşmazlıkları vardı ortada; sonra, her ne kadar Devletin kendilerine “Batıcı- yenilikçi” diyen kanadı binlerce Alevi-Bektaşi’yi kılıçtan geçirerek onları yer altına itmiş olsa da, bunlar aynı zamanda onların geleneksel düşmanlarına da karşı idiler! Bu durumda başka ne yapabilirlerdi ki!? Hele o “Batılılaşma” sürecinin uzantısı olarak ortaya çıkan ve geleneksel sünni Devletçi yapıya karşı savaş açan Jön Türkler vardı ya, mücadelede onları nasıl yalnız bırakırlardı! Gerekçeleri farklı da olsa, “aynı hedefe karşı mücadele ediyor olmak” otomatikman arada bir ittifak zemini yaratıyordu. Bu arada, Jön Türkler’le bağlantılı olarak bir de masonluk çıkmıştı sahneye. Onlar da “yenileşme”, “batılılaşma” doğrultusunda çalışıyorlardı. Zaten Jön Türkler’in bir çoğu da bu akımın içindeydi. Bektaşiler bunlarla da ilişki içine girdiler…
Şimdi, sürecin ayrıntılarını bir de gene İrene Melikoff’tan dinleyelim:
“Bektaşiler özgürlükçü (liberal), ve kurallara bağlanmayı sevmeyen insanlardır. Her zaman din adamı egemenliğinin karşısında olmuşlar, kendilerini tanrısızlık suçlamasıyla karşı karşıya bırakacak kadar dinler üstü bir duruşa sahip olmuşlardır. Onların bu duruşları masonluğun amaçlarına da uymaktadır. Aydın ve liberal insanlar olan Bektaşiler, Osmanlı İmparatorluğu içinde Far-masonların Avrupa’daki yenileşmeler süreci içinde yaptıklarına benzer bir iş görmüş olacaklardır. Yeniden düzenlenen tarikat Jön Türklerin kuruluşunda bir destek ve onlar için bir sığınak olur. Aynı zamanda Bektaşi, Far-mason ve Jön Türk olan dönemin ünlü kişilerinin sayısı oldukça kabarıktır. Namık Kemal’i söyledik, onun yanında Abdülhak Hamid vardı. Sonraki kuşaktan Rıza Tevfik, İttihat ve Terakki Komitesi üyesi Şeyhülislam Musa Kazım Efendi, Talat Paşa ve başkaları onları izleyecektir. Bektaşiler 1826 dan sonra etkilerini sürdürebilmelerini, büyük ölçüde yüksek öğrenim çevresinde yer almış bulunan destekleyicilerine borçludurlar. Padişahın çevresinden birçok sultan, prenses Bektaşi idi ve geleneğe göre Sultan Abdülaziz’in (1861-1876) tarikate açık bir duygu yakınlığı vardı” (a.g.e).
BEKTAŞİLER-ALEVİLER VE YENİ CUMHURİYET, ALEVİLER NEDEN KEMALİst oldu?
Buraya kadar yapılan açıklamalardan Bektaşiliğin-Aleviliğin ne olduğunu, bu insanların kimler olduklarını görmüş bulunuyoruz. Anadolu’da Türk varlığının temelidir Bektaşiler, Horasan erleridir, Dervişler-Gazilerdir, Ahilerdir onlar. Şamanizm kabuğunu kırarken İslam’la karşılaşıp etkileşerek tasavvufu yaratan ilkel komünal toplum bilgini atalarımızdır onlar bizim. Osmanlı’yı kuran da yaşatan da onlardır aslında[3]; ama öte yandan Reaya-sürü denilerek daha sonra bir kenara itilen de gene onlar olmuştur. Bir Yunus’tur, bir Dadaloğlu’dur, bir Karacaoğlan’dır onlar; sonra da Pir Sultan’dır. Anadolu’daki Türk varlığının temeli olan ve Osmanlı’yı kuran-vareden bu insanlar, 19. Yüzyıl‘a girerken Jön Türkler’i, daha sonra da onların devamı olan Kemalistler’i desteklemişler, onların peşine takılmışlardır. Neden? Bu insanların aslında tek bir amacı vardı: İnsan gibi yaşamak. Aldatılmayı, insan yerine konmamayı bir türlü hazmedemiyorlardı. Kendilerini yarı yolda bırakan Osmanlı’ya da bu nedenle karşı çıkmışlardı. Şah’ı desteklemeleri bu yüzdendi. Milliyet, ırk falan yoktu onların anlayışında, insan vardı. Yani Osmanlı olmuş, İranlı olmuş farketmiyordu onlar için, bu kabukların içindeki özdü-insandı önemli olan.[4] Bir yanda insanlar, insan gibi yaşamak isteyenler vardı, diğer yanda ise onların sırtından geçinmek isteyen zalimler. Meseleye böyle bakıyordu onlar. Ha, bu bakış yeterli miydi, olaylara ve süreçlere sadece bu şekilde yüzeysel-duygusal olarak bakmak yanıltıcı değil miydi, o başka bir sorun. Nitekim de öyle olmuştur zaten. Sınıflı toplum “Yezidleri” binbir dalavereyle hep onları aldatarak çekip çevirmişlerdir tarih boyunca. Nereye el attılarsa altından başka bir “Yezid” çıkmış ve sonunda hep onları oyuna getirmiştir!..
Neden peki? Neden hep onlar olmuştur oyuna gelen, neden hep o Şeyh Bedreddinler olmuştur yenilenler? Çünkü insanlığın gelişme sürecinin diyalektiği böyleydi de ondan. İnsanlık ilkel komünal toplumdan sınıflı topluma geçme aralığındayken onlar bu geçişe karşı çıkmışlar, kendilerini hep tarihin-sınıf mücadelesinin sınıflılığa doğru dönen tekerinin önüne atmışlardı. Ve de tabi her seferinde o teker onların üzerinden ezerek geçmişti…
Bektaşiler’in-Aleviler’in neden Jön Türkler’le müttefik olduklarını gördük. Bu, onların neden Kemalizm’in peşine takıldıklarını da açıklıyor. Çünkü Kemalizm de aynı akımın, “Batılılaşma” sürecinin devamıdır sonunda. Ortada, tarih boyunca onlara kan içirtmiş geleneksel bir “Devlet” anlayışı vardı; ve de, adına önce “Jön Türk-İttihatçı”, sonra da Kemalistler denilen insanlar da “Batılılaşma” adı altında güya bu Devlete -Devlet anlayışına- karşı mücadele ediyorlardı. Ne yapacaktı Bektaşiler, hangi tarafta yer alacaklardı? Üstelik, hilafeti kaldırarak geleneksel Osmanlı saltanatına da son veriyordu Kemalistler, yeni-“laik” bir Devletin temellerini atmaya çalıştıklarını söylüyorlardı. Ne yapacaklardı, hangi tarafta yer alacaklardı? İşte, Bektaşiler’in-Aleviler’in Kemalizm aşkının altında yatan mantık bu “düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışı olmuştur...
Peki sonuç ne oldu, ne verdi Kemalizm Bektaşiler’e? Kocaman bir hiç! Bektaşiler’e gene avuçlarını yalamak düşüyordu sonunda! Hani laik bir devlet olacaktı yeni Türkiye Cumhuriyeti; bu Devlete bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı ne idi o zaman? Bırakınız Bektaşileri-Alevileri bir yana, yeni Devlet Sünniler’i bile kendi kontrolüne alıyordu artık...
“Bektaşilik-Alevilik, kapitalizm öncesi dönemde-antika tarihin labirentleri içinde-ilkel komünal toplumdan sınıflı topluma geçilirken doğup gelişen bir gelenektir, bir kültürdür, tarihsel olarak oluşmuş bir yaşam bilgileri sistemidir, ve bu anlamda da ilkel komünal toplum mücahidi atalarımızın antika dünyaya ait bir dünya görüşüdür demiştik. Doğrudur, bir ucu da İslam’ın içindeki muhalefete, Ali’ye Ehli Beyt’e dayanır onun. Bu iki yanı birbirinden ayıramazsınız. Hem Şamanizm vardır onda, hem Tasavvuf-İslam, hem de İslam’ın içind:eki muhalefeti temsil yanı. Bunların hepsinin bir sentezidir o…
GELELİM GÜNÜMÜZE…bu “sorun” nasIL ÇözülECEKTİR!..
Bektaşiler ve Aleviler kendilerini nasıl tanımlıyorlar ve ne istiyorlar bugün?..
Aslında onların “kendileri” de tam olarak bilmiyorlar bunu! Ya da, iş bu noktaya gelince her kafadan ayrı bir ses çıkıyor! Çünkü ne istediğin, direkt olarak bilişsel anlamda kendini nasıl tanımladığınla, nereden gelip nereye gittiğini bilişsel anlamda açıklayabilmekle ilgili bir sorundur. Peki Bektaşiler bilmiyorlar mı kim olduklarını! “Biliyorlar” tabi; ama onların bilinci bilinç dışı duygusal bir bilinçtir![5] Yani onlar Bektaşiliği-Aleviliği doğdukları andan itibaren içinde yaşamlarını sürdürdükleri geleneksel bir bilgi temeli zemininde yaşayarak-duyarak-hissederek, biliyorlar! Ama artık bu yetmiyor. Onu-Bektaşiliği artık bilinç dışı olmaktan çıkararak bilinçli-bilişsel bir çabayla ele alabilmek de gerekiyor. Onlar Anadolu macerasının başından beri hep altta güreşeni, hep ezileni oldukları için, onların kimliği bir yerde bu duygusal reaksiyoner özellikleriyle -bilinç dışı olarak muhalif olmayla- bütünleşmiştir. Bu yüzden de onların kendilerini tanımlamaları sürecinde baskıya, insan yerine konmamaya karşı duygusal tepki yanı hep ağır basar. Ama görüyorsunuz, artık bu yetmiyor, 21.Yüzyıl‘da, içine girilen küreselleşme sürecinde kendini sadece duygusal reaksiyon zemininde tanımlayarak ne bir şey elde edilebilir, ne de bir yere varılabilir. “Bilgi çağı” diyoruz madem, o zaman herkes gibi onların da kendini artık bilişsel bir düzeyde tanımlamayı öğrenmeleri gerekiyor…
“Bu sorun nasıl çözülüre” geçmeden önce burada hemen akla gelen başka bir soru daha var, şöyle: Sünniliğin -resmi İslam’ın- bugün toplumsal düzeyde Devlet tarafından tanınan (bu anlamda legal) bir zemini var…Peki, Aleviliğin-Bektaşiliğin bunlardan farklı olan yanı nedir ki, onların da böyle (örneğin Sünnilik gibi) Devlet tarafından tanınan, kabul gören bir kimliği-varoluş zemini olmasın?..
Bence problemin özü tam bu noktadadır! Çok açık! Eğer istenilen bu ise, yani Aleviliğin-Bektaşiliğin de Sünnilik gibi Devletleştirilerek Devlet tarafından tanınan bir din-mezhep haline gelmesiyse, eğer “eşit haklara sahip olmaktan” anlaşılan bu ise (ki bu şekilde düşünen çok Alevi var) o zaman onlara “kolay gelsin” demekten başka söyleyecek bir şey yok. Ama bence bu tür bir “çözüm” tarihsel gelişme süreci içinde Alevi-Bektaşi kimliğinin oluşumunun ve anlamının inkarıdır, onu içini boşaltarak götürüp Devlete teslim etmektir…
“Alevi sorunu” nasıl çözülür diye tartışılıyor. Ama hiç kimse nedir burada “sorun” olan diye sormuyor! Gerçekten nedir bu “sorunun” özü?..
“Alevi dedeleri de Diyanet’e bağlansın onlara da imamlar gibi maaş ödensin” deniyor. Daha çok hükümet çevrelerinden gelen bu yaklaşım belki de Devlet anlayışı açısından iyi niyetli, yani bu çözüm önerisini formüle edenlerin öyle şeytanca bir niyetleri falan yok!! Ama zaten bu gerekmiyor ki, çünkü böyle bir önerinin hayata geçmesiyle Alevilik ve Bektaşilik de kendiliğinden Devletleştirilmiş olacak! Hem de öyle ki, Aleviler-Bektaşiler götürüp kendi elleriyle dizginlerini Devlete teslim etmiş olacaklar!![6] Laiklikle falan hiçbir alakâsı yoktur bunun. Dini Devletin vesayetinden kurtarmak gerekir derken, götürüp Alevileri de Devlete bağlı -Devletin kontrolünde- bir dini akım haline dönüştürmek hiçbir şekilde çözüm değildir! Alevi dedeleri de maaşlı memur haline getirilecekmiş!!. Böyle bir şey Aleviliği-Bektaşiliği bitirir! Her şeyden önce geleneğe de -ki o gelenektir onların varoluş gerekçesi- aykırıdır böyle bir şey!..
Ama öte yandan görüyorsunuz artık sadece gelenek de yetmiyor artık! Çünkü, Alevilik- Bektaşilik bilinç dışı duygusal, Devlete karşı reaksiyona dayalı bir kimlik olarak kaldığı sürece bugün Devletçi zeminde “muhalefet” yapmaya çalışanların safında siyasallaştırılarak ideolojik bir silah haline dönüştürülmeye çalışılıyor!.. Boşuna Osmanlıda oyun tükenmez dememiş atalarımız! Kısacası, aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık hesabı Devletçi siyaset bugün her alanda Aleviliği-Bektaşiliği kuşatmış durumda! Bakalım Bektaşiler-Aleviler bu çemberi nasıl kıracaklar!
Ben şöyle düşünüyorum:
Madem ki, 21. Yüzyıl’da Bilgi toplumuna -modern sınıfsız topluma- giden yolda tek çözüm demokratikleşmedir ve de “Kürt sorununu” olduğu gibi “Alevi sorununu” yaratan da son tahlilde Osmanlı artığı antika Devletçi anlayıştır, o halde bu yolda benim her derde deva formülüm şu: Zora ve şiddete başvurmamak kaydıyla her türlü düşünce Devletin vesayeti altında olmadan -sivil bir insiyatif olarak- kendini demokratik cumhuriyetin bütün olanaklarını kullanarak açıkça ifade edilebilmelidir. Aleviyse alevi, Sünniyse Sünni, ya da Hristiyan vb. Devlet bütün dinlerden ve inançlardan elini çekerek onlara karşı eşit mesafede durmalıdır. Bırakınız yeni tipten Devlete bağlı bir Alevi-Bektaşi Diyaneti kurmayı, tam tersine Kemalist Devletin Sünnileri kontrol altında tutmak için icat ettiği (Osmanlı’daki Şeyhülislam kurumunun yerini alan) mevcut Diyanet İşleri Başkanlığı bile kaldırılmalı, insanların istediği gibi örgütlenebilmesinin, inançlarını-ibadetlerini istedikleri gibi yapabilmesinin yolu tamamen açılmalıdır. Camiyse cami, Cem Evi’yse Cem Evi, Kiliseyse Kilise, insanlar ne istiyorsa, nasıl ibadet yapmak istiyorlarsa onu yapabilmelidir…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları

























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023