Murat BELGE
“Çoğulculuk” (pluralism) siyaset terminolojisine görece yeni girmiş bir terim olmakla birlikte, günümüzde oldukça sık telaffuz edilir oldu. Genellikle olumlu denecek çağrışımları var. Çok zaman, “istenilir”, “iyi” bir şey olarak anılıyor – aynı zamanda “modern” ya da Türkiye’deki siyasi jargona göre, “çağdaş”. Zaten genellikle “iyi bir şey” olduğuna inanan ve herkese salık verenlerin ağzından duyuyoruz “çoğulculuk” kelimesini. Her konuda olduğu gibi, beğenenlerin yanında beğenmeyenler de olacağını tahmin edebiliriz. Ama onlar bu konuyu sessiz geçiyor olmalı; beğenmiyorsa sözünü de etmiyor, ama “çoğulculuk” kötü bir şeydir. Zinhar buna kapılmamalıdır” diye açık açık konuşana hiç rastlamadım.
Hele Türkiye gibi bir ülkede biraz şaşırtıcı bir durum. Neden “hele Türkiye gibi” diyorum? Çünkü bizim kültürümüzde ve özellikle siyasî kültürümüzde, asıl değer verilen şey, “birlik ve beraberlik”tir. Öyleyse, niçin çoğulculuk kavramına karşı teorik düzeyde bir savaş başlatılmıyor? Bu soruya verilecek kesin bir cevabım yok, ama bazı varsayımlarım var.
Bütün dünyada olumlu anılan bir kavram. Bunun bir ölçüde payı olabilir. Hani şimdi bir adam ortalığa atılıp “Bütün zenciler köle olmalıdır!” diye bağırsa pek hoş kaçmaz ya. Böyle olması gerektiğine içinden inananlar dahi bunu yüksek sesle söylemenin kendileri için pek iyi sonuç vermeyeceğinin farkındalar. Bu da öyle.
Çoğulculuğun türleri var tabii; örneğin, “etnik” çoğulluk ve çoğulculuk. Burada da “monistik” yaklaşımların alıcısı pek kalmadı. Bizde bile politikacılar etnik farklılık ve çoğulluk sözkonusu olduğunda “Bu bizim zenginliğimizdir” edebiyatı yapıyorlar. Yaptıkları edebiyata kendilerinin ne kadar inandığı ayrı soru.
Tabii “toplum” dediğimiz varlık, bütün karmaşıklığıyla, her türlü çoğulluğun doğduğu ve yaşadığı yerdir. “Etnik” olanı bunlardan biri. “Çıkar”ların çoğulluğu olur, inanç ve fikirlerin çoğulluğu olur. Yalnız –sözgelişi– “liberalizm” ve “sosyalizm” gibi “majör” çoğulluklar değil, bunlardan birinin içindeki pek çok farklılık. “Çoğulculuk” dediğimizde bunların hepsi devreye giriyor. Yani “birlik ve beraberlik” idealine pek yer kalmıyor. Aslında dünyanın gerçekliği de bu.
Ama toplum çoğulluğunu sürdürmekte ne kadar kararlı olursa olsun, “birlik ve beraberlik” diyenler de ondan aşağı kalmıyor. Onlar da bir tornadan çıkmış bir toplum idealinden vazgeçmiyor.
Türkiye’de bugünkü rejimi düşünün. Bu rejimin fikirler düzeyinde bir çoğulluğu mutlu olunacak bir şey gibi görmesine imkân var mı? Ama doğrudan çoğulculuğu hedef alan bir söylemlerine rastlamadım – belki benim gözümden kaçtı.
Ancak, çoğulluğu ve çoğulculuğu olması gereken ideal değil de, bir engel ya da eksiklik, olumsuzluk olarak görenleri pek fazla yadırgamıyorum. Hak vermiyorum, ama yadırgamıyorum da, çünkü bu tavır, öteden beri bildiğimiz, alışık olduğumuz tavır. Onun için, çoğulculuğa gizli veya açıktan karşı olanlardan çok onun hakkında olumlu konuşanları merak ediyorum. Bu “teveccüh”leri ne kadar sahici? Övgüleri içtenlikli de olabilir. Olabilir, çünkü insan kendi hakkında sık sık yanılır. Yani, “çoğulculuk” (ya da herhangi bir şey) üstüne olumlu şeyler söyleyip kendisiyle somut düzeyde yüz yüze gelince hiç de çoğulcu davranmayan birileri de olabilir. Olması hiç şaşırtıcı değildir.
İnsanoğlunun doğal ya da hiç değilse upuzun bir tarih boyunca oluşmuş alışkanlığı, başkalarını da kendisi gibi düşünmeye davet etmesidir. Örneğin “siyaset” dediğimiz şey, baştan sona, bu demek değil mi? Ama “çoğulculuk” dediğimizde bundan toptan vazgeçmiş oluyoruz.
Dünyanın genel gidişine baktığımızda, çoğulculuğu erişilmesi için çalışmaya değer olumlu bir yapılanma olarak görenlerin daha çok muhalefetler olduğunu, iktidarların ise “birlik ve beraberlik” kutbuna daha yakın durduğunu görüyoruz. Bu da anlaşılır bir şey. Tabii demokratik deneyimleri daha zengin toplumlarda muhalefet kadar iktidar da bu kavrama aynı derecede saygı duyuyor olabilir. Böyle olunca, “çoğulculuk”, çok zaman, muhalefette olanın mantıken zaten bulunduğu “azınlık” konumundan, “benim varlığıma razı olun” demesi anlamına gelebilir. Bunu diyenin, kendisi iktidar olursa ne yapacağı belli değildir. “Sözünün eri” çıkabilir de, çıkmayabilir de.
Demokrasi –bana sorarsanız– dünyanın hiçbir yerinde gerçekten vaat ettiklerini yerine getirecek kadar derinleştirilmiş veya yaygınlaştırılmış değil. Gene de, bütün dünyada, bir saygınlığı, çok zaman söz düzeyinde kalsa da, bir dokunulmazlığı var. Onun için, otoriter-otokratik yönetimlerde de “Elbette farklı fikirler olacak. Demokrasi bunu gerektirir” edebiyatı yapılıyor. Ama orada fiilen varolan muhalefetin sözü edilince, “Bunlar toplumu bölmek için ‘fikir’ kisvesi altında nifak yaratıyor” söylemine geçiliyor. Demokrasi tabii iyi bir şey, ama bunlarla olmaz! “Çoğulculuk” da bunun gibi bir şey, şüphesiz “iyi” bir şey; ama buradaki bu adamların bu yanlış fikirleri topluma aşılamaya çalışmasına izin verilemez!
Siyaset bir mücadeledir. Mücadele olmayınca siyaset de olmaz. (“Siyasetsizlik” demek olan diktatörlük olur). Ne var ki “mücadele” dediğimiz şeyin de çeşitli biçimleri olduğunu görmek gerekiyor. Aslında bunların birçoğunu geçmişte gördük. Gördük ve sonuç çıkardıksa, mücadelenin (siyasi mücadelenin) yalnız düşmanlar arasında geçen bir şey olmadığını, böyle olması gerekmediğini anlamamız beklenir. Bu konuda Chantal Mouffe’un son kitabında (For a Left Populism, Verso, 2018) dikkat çektiği bir nokta akla geliyor. Mouffe, “agonistik” deyimini gündeme getiriyor ve “mücadele ille ‘antagonist’ olmak zorunda değildir, ‘agonistik’ de olabilir” diyor. Bunun Türkçesi düşmanlar arasında değil, rakipler arasında geçen bir mücadele. Birincisi savaş olgusundan türetilen bir algı. Savaştığın kişi düşmandır ve yok edilmesi gerekir. İkincide, sözgelişi bir “spor” karşılaşmasını düşünün. Örneğin bir yarış. Yarışta bütün rakiplerinizi geçmek için elinizden geleni yaparsınız; ama bilirsiniz ki her zaman, her yarışta “rakip”leriniz olacaktır. İlk medeniyetlerle altı bin yılı geçen bir süreye yayılmış dünya deneyimi, “savaş”tan “yarış”a geçmenin gereğini anlayacak ve sindirecek olgunlaşmayı sağlamış olmalıdır, diye düşünebiliriz; ama öyle değil. “Mücadele”yi yalnız “savaş” bağlamında düşünmekten ve buna göre davranmaktan vazgeçmeyenler hâlâ varlar, hem de çoklar.
Bu durum aşılması hiç de kolay olmayan bir ikileme yol açıyor. Ben diyorum ki “çoğulculuk” iyidir, her zaman benim gibi düşünmeyen ve bana karşı çıkanlar olacaktır. Şimdi, bunların bazıları da “iktidarı bir ele geçireyim, bunların hepsini tepelerim” diye düşünüyorsa, ne olacak? Ben o adamın beni tepeleme tutkusunu desteklemiş oluyorum. Bu aşamada, beni fiilen tepeleme hakkını değil de, beni tepelemek isteme hakkını savunmuş oluyorum; ama, onun da dediği gibi, bir yolunu bulup “iktidara gelir”se ve iktidarın verdiği araçları kullanmaya başlarsa, istediğini gerçekleştirmesi de mümkün hale gelecektir.
Öte yandan, böyle bir ihtimalin varlığı, çoğulculuğun hiçbir zaman gerçekleşememesine de sebep olabilir. Örneğin Türkiye sağı, yılları yılı, komünizmin “demokrasi düşmanı” olduğunu, bir kere iktidara gelecek olursa demokrasiyi ortadan kaldıracağını (bunu söylemekle Türkiye’de “demokrasi” diye bir şeyin varolduğunu söylemiş oluyorlar) iddia etti. Komünizmin iktidara gelip bu kötülükleri yapmasına engel olmak için işi baştan sıkı tutmak ve ülkede komünizmin varlığına izin vermemek gerekiyordu. Bu da aslında komünizme demokrasiyi yıkma imkânı vermemek için demokrasiyi kendi elimizle yok etmek dışında bir anlam içermiyordu.
Yani çoğulculuk, söylemesi kolay olsa da, yapması pek kolay olmayan bir şey. “Agonistik” dedim, Mouffe gibi; bu zaten Yunan sporundan, olimpiyatlarından türeme bir kelime. “Spor” ya da “yarış”, “oyun”la benzerlikler taşıyan eylemler. “Oyun” dediğimizde, “spor”da olduğu gibi, kurallar var. Oyun oynamanın ön-koşulu, kurallara uymayı kabul etmek. Kurallara uymadığımız anda oyun bozuldu demektir. Çoğulculuk da böyle: Sizin X’in varoluş hakkını kabul etmeniz için X’in de sizin varoluş hakkınızı kabul etmesi gerekiyor.
Tabii sorun bununla çözülmüyor. “Kabul ettim” demişken fikir değiştirenler ya da ta başından herkesi kandırmayı aklına koymuş olanlar bulunabilir. Bunlar hafife alınacak ihtimaller değil; sonuçları da bir hayli ağır olabilir. Ama bu konuda her adımda gördüğümüz gibi, karşıtı da doyurucu bir çözüm olmuyor. “Ben X’i tanırım. O bu kurallara saygı duymaz ve ilk fırsatta bozmaya bakar. Onun için X’i oyuna almamalıyız.” Yani, gene demokrasinin çiğnenmesi. Üstelik, bir suç işlemeden, suç işlemiş muamelesi görmek gibi, demokrasiyle ve hukukla bağdaştırılması güç bir durumla karşılaşıyoruz. Bunlar, zaman ve zeminden bağımsız “ilkeler” dünyası ile zamana ve zemine sıkı sıkı bağlı siyasî pratik arasında aşılması güç bir gerilim yaratıyor.
Bu gerilimin aşılması kolay değil. Demokratik gelenekleri daha uzun zaman içinde biçimlenmiş, demokratik teamüllere saygılı bir toplumda da, belirli koşullar, anti-demokratik bir çoğunluk oluşmasını engellemiyor. İşte Donald Trump ve Amerika Birleşik Devletleri! Önümüzdeki seçimde Trump kaybedebilir – güçlü bir ihtimal. O zaman, “İşte Amerika’nın demokratik birikimi Trump gibi bir demokrasi arızasını giderdi” deriz. Ama Trump kazanabilir de. O zaman ne diyeceğiz?
Dünyanın bir “popülist diktatörlükler” çağına girdiğini söyleyip duruyoruz. Öyle olmadığını söylemek pek inandırıcı değil. Bu çeşitli popülist diktatörlükler arasında seçim kaybedeni de henüz yok.
Bu zor durumda, yakında çözüleceğine dair bir işaret vermeyen bu ikilem karşısında, uzun vadede doğru olanın ilkeleri savunmaya devam etmek olduğu kanısındayım. Sakıncalarının elbette bilincindeyim ve bu yazıda bunları özetlemeye çalıştım. Ancak, dünyada “demokrasi düşmanları” var diye demokrasiden vazgeçmenin bir “çözüm” olduğuna inanmıyorum.
Türkiye’de iktidar toplumun yarısını “düşman” ilan etmekte, kendi militanlarını muhalefete karşı hesapsız bir öfke ve kinle donatmakta pervasız davranıyor. Benzer kaynaklardan beslenen ve benzer yapılanmalara dayanan öteki popülist diktatörlüklerde olduğu gibi. Bunun karşısında bir muhalefet oluşacaksa, aynı araçları kullanmaktan kesinlikle (ve inandırıcıbir şekilde) uzak durmalıdır. Bu gidişin çok tehlikeli olduğunu o cepheden de kavrayanların çoğalması Türkiye toplumunun demokrasi mücadelesinin çok önemli ve zorunlu bir parçası.
Yazarlar
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025