Murat Sevinç
Evde kalabilmenin, evet, yalnızca evde oturabiliyor olmanın büyük şansa dönüştüğü günlerdeyiz. Çıplak gözle göremediğimiz bir virüsün neden olduğu salgın, dünya çapında, yalnızca siyaseti değil, insan davranış ve ilişkilerini de etkiliyor, değiştiriyor, dönüştürüyor ister istemez. Sevdiklerimize sarılamaz hale geldik, ne acayip bir durum! Gerçi çok meraklısı olmayanlar için şikâyet edilecek bir eksiklik değil belki, ama insanın insana ‘dokunamaması’ hakikaten ürkütücü. Hele ki Türkiye gibi her düzeyde sarmaş dolaş ilişkinin lüzumsuz derecede adetten olduğu bir kültürde.
Biz şanslılar karantina koşullarında evlerimizde yaşamaya başladıktan sonra, evde kalabilenlere yönelik bir hareketlenme, dizi-film-kitap önerileri, internet üzerinden sohbetler, dersler, şikâyetler, yakınmalar vs. başladı. Çok da normal tabii. Sosyal medya ve türlü yeni teknoloji, böyle bir durumda çoğumuzdaki yalnızlık duygusunu biraz giderebiliyor demek ki. Eh, aman efendim bu ilişkiler gerçek değilmiş, insani temasın ve muhabbetin yerini tutmazmış vesaire… Doğru doğru olmasına da, belli bir yaşa gelince o temasın da gençken zannedildiği kadar sürdürülebilir olmadığını ve çoğunun fırsatını bulduğunda, hani şu bankacılık işlemlerindeki gibi ‘temassızlık’ tercih ettiğini görüyor, anlıyor insan. Diyeceğim, teknolojinin sağladığı bazı nimetler hiç yoktan iyidir!
Buna mukabil hangi şanslara sahip olunursa olunsun, eğer evde ve özellikle tek başına yaşama deneyimi yoksa kişinin, hakikaten kolay değil böyle zamanları selametle atlatmak. Daha vahim durumda olanları görüp şükretmek mümkünse de, bir aşamadan sonra kötüyü düşünmek daha iyi ve şanslı hissettirmiyor doğrusu.
Bir evde çok zaman geçirmek, tek başına ya da birileriyle, ‘öğrenilen’ bir deneyim. Evinizin büyüklüğü ve özellikleri, tek olup olmamanız, eğer tek değilseniz kişi sayısı, bir hayat arkadaşınızın varlığı ya da yokluğu, çocuk, o çocuk ya da çocukların yaşı ve cinsiyeti, komşularla ilişkinizin düzeyi, muhitinizin nitelikleri vs. evde kalma şartının çok başka şekillerde tecrübe edilmesini sağlayacaktır.
Bana kalırsa evde uzun süre tek başına yaşamanın işkenceye dönüşmemesi, ince ruhlu ve terbiye edilmiş bir ‘zanaatkâr’ duyarlılığıyla davranılmasına bağlı.
Sıkılmamak… Mesele bu. Sıkılmak ya da sıkılmamak, iki farklı kişiliğin, dünya görüşünün ve o âna dek bazı uğraşlar geliştirip geliştirmemiş olmanın sonucu. Benim çok ama çok sıkılan, sürekli sıkılan, sıkılmaktan büyük haz duyan, yaşamı çevresindeki insanlara zindan edercesine sıkılan tanıdıklarım oldu; mutlaka siz de nasiplenmişsinizdir! İnsana kendisini bu ölçüde çaresiz ve kötü hissettirebilen bir ‘kişilik’ herhalde pek nadir bulunur. Ne yapacağınızı, ne söyleyeceğinizi, nasıl davranmanız gerektiğini bilemezsiniz. “Öff çok sıkıldım,” “Ay daraldım, nefes alamıyorum,” “Canım hiçbir şey yapmak istemiyor, hiçbir şey,” “Yine mi film?” “Artık kitap istemiyorum…” Peki şeker kardeşim ne yapabilirim? Pencereden görünen ağaca tırmanmamı ister misin? Amuda mı kalkayım, nefes alabilmen için? Canın hiçbir şey yapmak istemiyorsa yapma, neden beni de bezdirmeye çalışıyorsun, tek başına sıkılmak bu kadar mı zor?! Tahammül edilmez insan türü hakikaten…
Böyle biri için karantina koşulları elbette cehennemden beter ve eğer varsa çevresinde birileri, o talihsizlere üzülmekten başka çare yok. Ola ki tek başınaysa, dokunmayın ve dert etmeyin lütfen, ne yaşarsa yaşasın, çok üzülecek başka şeylere tanık oluyoruz çevremizde! Okuduğunuz yazının konusu, ezelden beri sıkılmış olanlar değil. Ahali içindekiler, çocuklular, çok çocuklular, bebekliler, büyükleriyle aynı evi paylaşanlar da değil. Her biri ayrı ve çok uzun yazıların konusu olabilir. Hele ki bir ya da birden çok çocukla evde kapalı kalan anne babalar! Cümlesine katmerli sabır dilemeli. Zamanında kendilerine, “Kötülüklerle dolu bu dünyaya çocuk getirmek istediğinizden emin misiniz?” sorusunu yönelten çok okumuş ve ziyadesiyle bilmiş arkadaşlarına gösterdikleri tepkinin ölçüsüz olduğunu düşünüyorlar şu anda ama nafile. Netflix’te film seyretmek yerine bez değiştirmeyi tercih ettiler, yapacak bir şey yok! Şimdi uyumadan önce, kalan son güçleriyle bulaşıkları yıkayacaklar!
Konumuz evde ‘yalnız’ olanlar. Okuduğunuz satırların yazarının doktora derecesi aldığı bir alan bu! Fasılalarla çeyrek yüzyıldan fazla evde tek başına, az buz değil. Tabii, amatör köşe yazarlığından önceki mesleğimin akademisyenlik olduğu düşünülürse, tek başına yaşam koşulları konusunda hiç azımsanmaması gereken deneyim sahibi olduğumu kabul etmeniz daha da kolaylaşır. Ne ilgisi var, diyenler olur belki. Malumunuz meslek ve meslek erbabı ister istemez yaşam tarzını belirleyen etmenler. Her ne kadar, örneğin milletvekilleri kadar boş zamanı olmasa da, akademi, insanın kendine ait zamanı daha rahat planlayabildiği bir alan; haliyle bir banka çalışanı, hekim ya da inşaat işçisinden farklı olarak, yaşamı (ve diğer günlük şeyler) üzerinde düşünmek için daha çok zaman kalıyor. Özellikle sosyal bilimciler!
Akademinin konumuz bakımından ikinci önemli niteliği, yine bizim küçük sayılabilecek dünyamızı örnek alırsak, meslektaşlarımızın kahir ekseriyetinin “hiç evlenmemiş, boşanmış ve yakında boşanacaklar” kategorilerinde yar almaları. Hal böyleyken ‘yalnız yaşayanın,’ konforunu hissedip çok şey öğreneceği bir çevreden söz ediyoruz. Kareli ceketleri, incecik bıyıkları ve pembe yanaklarıyla, akademinin ‘1071-5’ kesimine dâhil değilseniz eğer; hemen her gün ve saatte yarenlik edeceğiniz birileri hazırdır çevrenizde ve bu durum yalnız yaşayanlar için bulunmaz bir nimet.
Ezcümle, uzun süre tek başına evde huzur içinde kalabilme kapasitesi, nefes aldığınız sosyal çevrenin nitelikleriyle de ilişkili. Gerisi yeteneğinize, tecrübenize, çabanıza, öğrenme/gelişme isteğinize kalmış. Cinsiyetin çok belirleyici olduğunu düşünmüyorum doğrusu. Yine de evde tek başına zaman geçirme konusunda kadınlar biraz daha becerikli olabilir.
Evde kalabilmek, öncelikle hayatın her alanında ‘ölçülülük’ ilkesini benimsemiş olmayı gerektiriyor bana kalırsa. Özel ilişkilerde, kamusal ilişkilerde, iş yerinde, sevgili ve eşle, çocukla, aileyle, severken, öfkelenirken vs… Hiçbir zaman feda edilmemesi gereken bir değer, ölçülülük. Kalabalık içinde olabileceği gibi, yalnızken de pervasızlaşıp ölçüsüz bir yalnız olabilir insan ve bu sürdürülebilir bir durum değil!
Buradaki ‘ölçü’ sözcüğünün farklı bağlamları var: Örneğin, özel hayata düşkünlük, ölçülülüğü belirleyen bir talep, istek. Bizde özel hayat ile kişinin özeli hep karıştırılır. Özel hayat, diyelim ki yatak odasıdır, ‘kişinin özeli’ ise en yakınındakinin dahi sızmaması gereken bir ‘yer.’ Bir mekân, bir insan, bir duygu, bir zaman dilimi aracılığıyla dile gelebilir. Kişinin özeli, onun mutlu olduğu, hissettiği andır. Hiç kimseyle paylaşmak zorunda olmadığı, olmayacağı. Kendisinin ve diğerlerinin ‘özel’ alanı konusunda hassas davranma prensibine sahip biri, yalnız yaşama becerisi konusunda elbette daha büyük başarı sergileyebilir. Böyle bir duyguya sahip olunabileceğinin farkına varmış olmanın kendisi, başlı başına bir avantaj. Örneğin, bilmem kaç yıllık eşi için “Vallahi bizim birbirimizden hiç gizli saklımız yok, her şeyimizi biliriz,” diyen biri, yalnız yaşamak konusunda çuvallamaya hazır olmalı. Ayrıca, ne feci bir ifade, öyle değil mi? Neden birbirinizin her şeyini bilmek istersiniz, tövbeler olsun!
Ölçülülüğün bir diğer anlamı, herhangi bir yaşam tercihini abartmamak, övmemek, olduğu gibi kabullenip olağan saymak. İşin asıl zanaat kısmı burada sanırım. Bir ‘yalnız yaşayan,’ yalnızca bir yalnız yaşayandır. Yalnızlık ve şu ya da bu gerekçeyle evde kalma zorunluluğu, olsa olsa evde kalmak anlamına gelir. Başka bir şey değil. Evde tek başına kalan, eğer sağlığını koruyacaksa, evde tek başına olmanın ‘kendisini’ sevmeli. İri sözler sarf etmeden, özel anlamlar yüklemeden, ‘başına gelen’ bir şey olarak algılamadan, yaşamın herhangi bir aşaması olarak görmeli evde tek başına kalmayı. Sükûnetle karşılamalı. Her sevinci ve üzüntüyü nasıl olgunlukla, çığırtkanlık yapmadan karşılamak, buyur etmek gerekiyorsa.
Bir ‘yalnız yaşayan’ diğerlerinden farklı olarak hayatın ufak tefek ayrıntılarından zevk almayı, onlar üzerinde düşünmeyi öğrenmiş olmalı zamanında. Ben yalnız yaşam ustalarıyla da çok zaman geçirdim! İşten çıkıp evine yürürken, yolun sonlarında, yürürken uğradığı marketten aldığı brokoli ile yapacağı salatanın lezzetini düşünen ve bundan mutluluk duyan insan. Salata, yanında balık, televizyonun karşısında… Tanıdığım büyük yalnız yaşam ustalarından biri, öyle güzel anlatırdı ki şu macerayı! İşte mesele bu; başkalarına çok sıkıcı, katlanılmaz gelecek bir akşamı tüm doğallığıyla, yadırgamadan yaşamak.
Evet, bir yalnız yaşayan, kendi yalnızlığı dâhil hiçbir şeyi büyütmemeli. Efendi gibi yaşamalı. Her duygusunu mütemadiyen birileriyle paylaşmak isteyen insan, yalnız yaşam konusunda henüz çırak dahi kabul edilemez, kusura bakmasın!
Yalnız yaşarken bir de eve kapanmak zorunda kalan bir yalnız yaşayan, ancak prensiplerinden asgari tavizle zor günleri de başarıyla atlatabilir. Mesele yine ölçüyü tutturmakta.
Yalnız yaşayan, karşısındakine şu önerilerde bulunabilir, yılların birikimiyle:
“Çok mutluyum, meşgalem var.” Hayır, karantinadaki bir insan mutlu olmaz, yalana gerek yok. İnsanlar ölüyor her gün. Yakınların için endişelisin. Mutsuzsun ve bu son derece normal. Sürekli mutlu olamayız, aptal değiliz. “Her gün bir kitap okuyorum artık, çok iyi geldi.” Yapma. Gerek yok. Layıkıyla okumuyorsun muhtemelen. Madalya vermeyecekler, sakin ol. Rutin değerlidir, bir ömür inşa ettin düzenini, hemen terk etme. “Arkadaşlarım sürekli film öneriyor, belgeseller, konserler…” O kadar şeyle aynı anda ilgilenemezsin. Zaten bir insan her şeyle ilgilenmez. Her şeyi bilmez ve hiç şart değildir. Bugüne dek bazı şeylerle uğraştıysan bunun bir nedeni var. Piyano çalabilecek olsan bu saate dek çalardın zaten, başlamak için iyi bir zaman değil. “Sürekli konferans görüşmeler yapıyoruz, harika.” Değil, zorunluluktan yapıyorsun, kendini kandırma. Bir de sürekli yapma zaten. Yıllardır görmediğin insanlarla ne diye görüşüp duracaksın! “Kendimi sorguluyorum, yeniden keşfediyorum.” Sen bilirsin ama büyütme istersen, karantinaya girdiğinde Murat’tın, Rousseau olarak çıkmayacaksın! Ölçülü ol. Kendine, evine, yalnızlığına ve karantinaya ilişkin hiçbir şeyi büyütme, küçümseme, övme, yerin dibine batırma. Neysen osun. “Hayat eve sığdı vallahi.” Sığmaz. Saçmalık bu. Zorunluluktan çıkmıyorsun dışarı. Ancak ‘eve sığmayacak hayattan’ zevk alan biri, evde yalnız yaşamdan mutluluk duyar. Bunu bütün yalnız yaşam üstatları bilir! Sosyal varlıklarız. Kızdığın insanlara bile ihtiyacın var aslında. Hayatın eve sığmasın, bir süre evde oturacaksın, hepsi bu.
İnsanın kendisini ele güne mahcup etmeden eve kapatabilmesi, yıllar içinde büyük emekle oluşturulmuş yalnız yaşam prensiplerinden ve tabii ölçülülükten ödün vermemekle mümkün ancak…
Yazarlar
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025