Neşe Düzel
“Darbeden önce Kürt siyasi hareketi çok canlı ve çok başlıydı. 1980 öncesinin kör demokrasisinde bile Kürt halkı demokratik mücadeleyi seçmişti. Seçimleri Kürtler kazanıyordu. Meclis’e gireceklerdi ama devlet izin vermedi.”
“PKK silahlı mücadelesini devlete karşı yapmadı. Devlete ilk saldırısını 1984’te Eruh’ta yaptı. PKK, 1980 öncesindeki silahlı mücadelesini, Kürt siyasi hareketlerine ve siyasetçilerine karşı yapılandırdı.”
“Biz 1980 öncesinde, TKP, TİP, DDKD, Rızgari’li gençler aynı evde kalabiliyorduk. Farklı çizgilerdeydik ama silah yoktu. Demokratik yoldan siyaset yapan Kürt gruplarını yok etti 12 Eylül. Bu durum, PKK’ye yaradı.”
***

NEDEN MUSTAFA DAĞCI
Sadece Türk siyasetini boğmadı 12 Eylül. Demokratik Kürt siyasetini de öldürdü. Darbe ortamını hazırlamak için sadece Solcu gençlerle Ülkücüleri çatıştırmadı cunta. 12 Eylül öncesinde bu ülkede sokak çatışmaları sadece Batı’da kışkırtılmadı. Doğu ve Güneydoğu’da da kışkırtıldı. Orada Ülkücü yoktu, onun yerine Solcu Kürt gençleri birbirini öldürdü. Kürtler birbirine karşı silahlandı ve savaştı. 1980 darbesine giden yol bu ülkenin batısında ve doğusunda birlikte hazırlandı ve hâlâ anayasasını değiştiremediğimiz 12 Eylül sistemi bu ülkenin tamamına yerleştirildi. Böylece Kürt sorunu çok kanlı ve çözülemez hale getirildi. Oysa 1980’den önce bu ülkenin doğusunda, yöntem olarak demokratik mücadeleyi benimsemiş çok canlı bir Kürt siyaseti vardı. Silahlı değillerdi. Ama 12 Eylül Kürt halkını ve Kürt siyasetçileri öyle ezdi ki, insanlara silahtan başka yol bırakmadı. 1980 öncesinde Kürt siyasi hareketlerinin içinde yer alan, o dönemde Diyarbakır’da gençlik liderlerinden biri olan, yasadışı Türkiye Komünist Partisi üyeliğinden Diyarbakır zindanlarında dört yıl yatan Tıp Doktoru Mustafa Dağcı’yla Kürt siyasetinin 1980 öncesiyle sonrasını ve aradaki farkı konuştuk. “1980’den önce Diyarbakır’da politik durum neydi. Hangi gruplar vardı. Kürt halkı, silahsız Kürt siyasetini destekliyor muydu. 12 Eylül’de ne oldu. Hangi vahşet yaşandı. 12 Eylül Kürt siyasetini nasıl etkiledi. PKK’ya kimler katıldı. Silahlı mücadele Kürt siyasetini nasıl etkiledi. Kürt hareketi 12 Eylül olmasaydı nasıl bir gelişme izleyecekti” sorularına cevap aradık.
***
1980’den önce Diyarbakır’da politik durum neydi?
1980 öncesinde Kürt siyasal hareketi hem çok canlıydı hem de çok başlıydı. 1980 öncesinde Doğu ve Güneydoğu’da çok sayıda siyasi Kürt hareketi vardı. Bunların bazıları Sovyet yanlısıydı, bazısı Maocuydu. Bazısı Barzani’ye yakındı, bazıları da Rızgari gibi daha bağımsızdı.
Hangi gruplar vardı?
Mesela iki tane KDP vardı. Biri, muhafazakâr olan Türkiye Kürdistanı Demokrat Partisi. Diğeri, daha solda olan Sait Elçi’nin kurduğu Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi. Sonra bundan Kürdistan İşçi Partisi doğdu ve bunun gençlik örgütü de DDKD’ydi. Yani Devrimci Demokratik Kültür Derneği... Hatip Dicle de oradan çıktı. Bölgede Yasadışı Türkiye Komünist Partisi (TKP) de etkindi. Onun gençlik örgütü de İlerici Gençler Derneği-İGD’ydi. Bir de Kemal Burkay’ın öncülüğünde kurulan Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi (TSKP) vardı. Bu hareket çıkardığı Özgürlük Yolu dergisinin adıyla anılırdı. Ayrıca bölgede Türkiye İşçi Partisi de (TİP) faaliyetteydi.
Bölgede Türkiye’nin kitle partileri yok muydu?
Tabii ki vardı. Mesela Erbakan’ın Milli Selamet Partisi Urfa, Muş, Bingöl ve Batman’da iyiyken, CHP de Diyarbakır’da milletvekillerinin çoğunluğunu çıkaracak kadar güçlüydü. 1977’de CHP’nin Diyarbakır mitinginde kalabalıktan iskeleler çöküyordu. Zaten Kürt hareketlerinin bir kısmı da o dönemde CHP’nin olanaklarından yararlanmak için CHP’nin içinde örgütlendiler. Ama CHP’nin 1977’deki Diyarbakır mitinginden sonra Kürt siyasetiyle CHP arasında ayrışma başladı. Çünkü “halklara özgürlük” sloganı atan Özgürlük Yolu, Rızgari, DDKD gibi grupların alana alınmamaları için o mitingde anonslar yapıldı.
Peki, Kürt siyasal hareketi, kendi içinde tam olarak hangi noktalarda birbirinden ayrılıyordu?
Aralarında ideolojik olarak pek bir farklılık yoktu. Aynı şeyi söylüyorlardı ama ayrı yapılarda örgütlenmeyi savundular. Zaten her hareketin kendine göre iyi örgütlendiği iller vardı. Bu illeri sahipleniyorlardı ve başka siyasi hareketlerin bu illerde örgütlenmelerini engellemeye çalışıyorlardı.
Farklı siyasi gruplar arasında çatışma yaşanıyor muydu?
Hayır, silahlı çatışma yoktu. Öyle ki, biz 1980 öncesinde TKP, TİP, DDKD ve Özgürlük Yolu ve Rızgari’li gençler aynı evde kalabiliyorduk. Farklı çizgilerdeydik ama birbirimizi anlıyorduk, tartışıyorduk. Kimse kimseyi dövmüyordu. Bazı münferit olaylar da konuşularak çözülüyordu. O sırada PKK yok gibiydi. Mesela Diyarbakır Tıp Fakültesi’nde sadece üç PKK’lı vardı. Bunlara Apocu deniyordu. O dönemde silah yoktu. Bu durum 1978’e kadar sürdü.
PKK nasıl oluştu?
PKK 1978’den sonra güçlenmeye ve bazı silahlı eylemler yapmaya başladı. O zaman diğer siyasi hareketler hep birlikte, “Bunlar nereden çıktı” sorusunu sordular. Bütün siyasi hareketler birbirini tanıyordu, zira geçmişte herkesin yolu bir şekilde birbiriyle çakışmıştı, aynı örgütlerde bulunmuşlardı. Ama birden bir Apoculuk çıktı. Apo, Kürt siyasi hareketini kuran isimlerle birlikte hiç çalışmamıştı. Şimdi bölgede örgütlenmeye çalışıyordu ve örgütlenirken de diğer Kürt siyasi hareketleriyle hiçbir temasa girmiyordu. Gerçi diğer Kürt örgütleri de o sırada PKK’yi çok dışladılar ya... Aslında kimsenin elinde bir kanıt yoktu ama insanlar acaba bu nasıl kuruldu diye PKK’den şüphelendiler o dönemde, onu karanlık bir güç olarak algılamaya başladılar. Mesela Duran Kalkan...
O gün PKK’nın kurucularından olan Duran Kalkan, bugün PKK’nın Kandil’deki önde gelen komutanlarından biri...
Duran Kalkan Ergani’de bacağından vuruldu ve bunu Türkiye Komünist Partililer yaptı diye iddia etti. Bunun üzerine bir PKK’li Diyarbakır’a geldi, bir kitapçının önünde oturan dört TKP’liyi taradı. O silahlı saldırıda TKP’nin en önemli isimlerinden Mehmet Çakmak öldü. PKK, sonra Cuma Yeşil’i de öldürdü. 1979’da oldu bunlar. Oysa TKP, silahlı mücadele yapmıyordu ve silahlı değildi.
1980 darbesine ortam hazırlanırken batıda Solcu gençlerle Ülkücü gençler birbirini vurdu. Doğuda ise Ülkücüler yok. Doğuda kim kiminle çatıştı, kim kimi öldürdü?
Sol gruplar arasında çatışma olmadı ama PKK, o dönemde sadece TKP’lileri değil, DDKD’lıları da vurmaya başladı. Çünkü artık güçlü olduğunu hissettirmesi gerekiyordu. Bu arada muhafazakâr olan Türkiye Kürdistanı Demokrat Partisi’nden bir grup, sola daha yakın olan bir söylemle ayrılmış ve KUK’u kurmuştu. PKK ile KUK arasında karşılıklı bir çatışma ortamı yaratıldı ve özellikle Mardin yöresinde yüzden fazla genç öldü. Ayrıca PKK güçlü aşiretlere de saldırdı. Aşiretlerle PKK arasında ciddi çatışmalar yaşandı.
KK o dönemde devletle çatıştı mı?
Hayır. O dönemde PKK silahlı mücadelesini devlete karşı yapmadı. Devlete ilk saldırısını 1984’te Eruh’ta yaptı. PKK 1980 öncesindeki silahlı mücadelesini, Kürt siyasetçilerine ve hareketlerine karşı yapılandırdı. Biz, 1978’in kasım ayında TKP olarak Batman’da bir miting düzenledik. Daha sonra Apo tarafından öldürtülen PKK’nin kurucularından Mehmet Şener de o sırada Batman’daydı. Biz, bütün risklere rağmen mitingi yaptık. Mitingi mikrofon elimde ben yönetmiştim. Aradan yıllar geçti, PKK’li Medeni Çelik’le Diyarbakır cezaevinde arkadaş olduk. “Abi ben sana bir şey söyleyeceğim. Biz o gün hazırlandık. Mitingde sizi öldürecektik. Sonra bir şey oldu sizi taramaktan vazgeçtik. Şimdi bakıyorum da sizin gibi güzel insanı ben tarayacakmışım” dedi.
Peki, o günlerde, PKK dışındaki Kürt siyasetçilerinin talepleri nelerdi?
Gönüllerinde yatan, bağımsız bir Kürdistan devletini kurmaktı ama tercihi halkın oyuna bırakıyorlardı. Bağımsız devlet veya federasyon, halk ne istiyorsa o olacaktı. Yani ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunuyorlardı. Kemal Burkay’ın partisi federasyona daha yakın olsa da, o bile “Halk karar verecek buna” diyordu. Bugünkü gibi Türkiye devletinin yapısı içinde kalarak demokratik taleplerde bulunmak yoktu. Demokratik haklar için talepler öne çıkmış değildi o günlerde.
1980 öncesinde, “çok canlı ve çok başlı” olarak tarif ettiğiniz silahsız Kürt siyasetinin Kürt halkı arasında desteği güçlü müydü?
Güçlüydü. 1977’den itibaren bölgede CHP’nin yerini Kürt siyaseti almaya başladı. Mesela 1977’de Mehdi Zana Diyarbakır belediye başkanlığına bağımsız adaylığını koydu ve seçildi. Gene Özgürlük Yolu’ndan bir bağımsız aday da 1979’da Ağrı’da belediye başkanlığını kazandı. 1979’da Senato ara seçimleri vardı. Mardin’de ve Siirt’te Kürt siyasetinin adayları kıl payı seçimleri kaybetti. CHP’nin ve Adalet Partisi’nin tabanı Kürt siyasi hareketlerine kaymaya başlamıştı. Bu da Kürt halkının silahsız Kürt siyasetine sıcak baktığını kanıtlıyor.
Peki, 12 Eylül’de ne oldu?
Bu demokratik siyaseti, 12 Eylül’de silahla ve darbeyle boğdular. 1980 darbesi olunca, hiçbir eyleme katılmamış insanlar da dâhil herkes zaman içinde cezaevine konuldu. Mesela bize karşı operasyon 1982’de yapıldı. TKP olarak biz “Anayasa’ya Hayır” kampanyası başlatmıştık. Kenan Evren bir konuşma yaptı ve “Hepsini toplayın” dedi. Ondan sonra eline silah almamış, teröre bulaşmamış kim varsa ona operasyon yaptılar. Kürt siyasi hareketlerinin tabanını, kitlesinin büyük bölümünü cezaevine attılar. PKK’ye yönelik operasyonlar ise darbeden önce başlamıştı ve bu operasyonlar darbeden sonra çok arttı. Apo, “operasyon bana da geliyor” diyerek, önce Urfa’ya, sonra Suriye’ye gitti.
Siz Diyarbakır hapishanesinde ne kadar yattınız?
Dört yıl yattım.
Hapishanedeki Kürt siyasetçiler arasında anlaşmazlıklar sürüyor muydu yoksa bir bütünleşme olmuş muydu?
İlk başlarda aynı koğuşta kaldıkları halde her grup ayrı takılmış ama... İşkencelerin dozu arttıkça daha sonra birbirlerine kenetlenmişler. Diyarbakır cezaevinde o dönemde üç bin kişi yatıyordu ve bunların yüzde 90’ı PKK’liydi. Yatanlar arasında kaçakçılar, eroinciler de vardı. Mesela Dündar Kılıç da o dönemde Diyarbakır cezaevinde yatıyor ve açlık grevine katılıyor. Diyarbakır cezaevinde herkese işkence yaptılar. Sınırı ihlal eden Iraklı, Suriyeli Kürtlere bile işkence yaptılar.
12 Eylül yönetimi bilinçli bir şekilde mi işkence yaptırdı yoksa bu işkenceler sadece oradaki subayların bir tercihi miydi?
Bu işkencenin münferit olması mümkün değil. Bilinçli bir tercihti bu! Sorgudayız... Bir gün Budak ailesinden biri geldi. Çok şişmandı. Ona da işkence yaptılar. Adam bayıldı. Kalp masajı yapmaya başladılar. Ben her şeyi göze alıp, göz bağımı çıkarttım adamın üstüne atladım. Ölmemiş adama kalp masajı yapılmaz. İlk yardım yaptım. Açık havaya çıkarttık. Başımıza çuval geçirilip sorguya götürüldüğümüzden ve sorgunun tamamında da gözlerimiz bağlı olduğundan biz nerede işkence gördüğümüzü bilmiyorduk. Ben o sırada nerede olduğumuzu gördüm.
Ne gördünüz?
Su kulesinin bulunduğu binayı gördüm. Askeriyenin içindeydik biz! Diyarbakır Kolordu’nun içindeydik! İşkencehane Kolordu’nun içindeydi! Sıkıyönetim Mahkemesi’nin tam arkasındaydık. Anlayacağınız, Kolordu’nun içinde, mahkeme heyetinin de gelip yaptırdığı ve izlediği bir işkenceydi bu!
Mahkeme heyeti işkenceyi mi izliyordu?
Evet. Mesela sorguda sizi askıya alıp sallandırıyorlar ve elektrik veriyorlar. Gözleriniz bağlı. Yukarıda asılı olduğunuz için aşağıyı bazen çok az görebiliyorsunuz. Orada bana işkence yapanlardan birini gördüm. Sonra aynı yüzü mahkemeye çıkarıldığımda da gördüm. Karşımda kürsüde oturuyordu.
Kürsüde işkenceci mi oturuyordu?
Evet. Bana işkence yapan kişi, davanın askerî hâkimiydi. Adı, Ülkü Coşkun! O sırada yüzbaşıydı. Yıllar sonra albay rütbesiyle Ankara DGM Savcısı ve ardından da Askerî Yargıtay üyesi oldu. Önce işkence yapıyor ve sonra sizi mahkemede yargılıyor! O dönemde işkence ve yargı el eleydi. Sorgudaki o yoğun işkenceden sonra ne yapıyorlardı biliyor musunuz? Mahkemeye çıkarmadan önce bizi biraz iyileştirmek için 10-12 gün gözaltında tutuyorlardı. Çünkü her tarafımız yara içinde. Bizi biraz tedavi ediyorlardı.
Darbecilerin yargıçları gibi doktorları da var mıydı?
Orhan Özcanlı diye bir doktor vardı. Sağlam raporlarını o veriyordu. Cezaevinin doktoruydu. Asteğmen olarak askerliğini yapıyordu. Ben tutuklanmadan önce dispanserde çalışıyordum. Geldi benden tutuklular için bazı ilaçlar istedi. Verdim. Sorgudaki işkenceden sonra bizi ona götürdüler. İşkenceyi tedavi edecek. Tedavi etmeden önce işkence yaptı! Bu adam, daha sonra Sevgi Hastaneleri’ni kurdu. Çok zengin oldu, Amerika’da evleri vardı. Susurlukçu İbrahim Şahin’le çok yakındı. Onu, Amerika’daki evinde ağırladı. Yolu işkencecilikten geçip yükselenlerden biri de bu işte!
12 Eylül yöneticilerinin bu işkence suçlarından yargılanması gerekiyor mu sizce?
Kesinlikle yargılanmaları gerekiyor. Bu, bir günlük olay değil. Bir komutan gidiyor, başka komutan geliyor. Yeni gelen, işkencenin daha fazlasını yapıyor ve vahşet devam ediyor.
12 Eylül, Kürt siyasetini nasıl etkiledi?
Demokratik yoldan siyaset yapan Kürt gruplarını yok etti 12 Eylül. Çünkü demokratik ve yasal siyasetin önünü tıkadı. Bu durum, PKK’nın işine yaradı. Herkes piyasadan çekildi ve sadece PKK ayakta kaldı. Onun zaten Suriye’de silahlı kampları vardı ve 1980 sonrasında da silahlı eylemlerine devam ediyordu. Diyarbakır cezaevinden çıkanlar ne oldu derseniz... Gençler dağa gitti. Orta yaşlılar ise yurtdışına çıktı ve PKK’ye yönetici oldu. Mesela PKK’nin önde gelen ismi Mustafa Karasu dağa gidip savaşmadı, yönetici olarak Avrupa’ya gitti.
PKK’ya kimler katıldı?
Söylenildiği gibi, dağı sadece Diyarbakır cezaevi yaratmadı! Sadece cezaevinde değil, Kürdistan’ın her yerinde işkence vardı! Devlet köy bastı, halka işkence etti, faili meçhul cinayetler işledi. Adamı mahkeme serbest bırakıyordu, sonra birileri onu yakalıyor ve diz çöktürüp kafasına kurşun sıkıyordu. Bütün bu uygulamalar insanları dağa çıkmaya zorladı. Bir kere faili meçhul cinayete kurban gitmiş insanların ailelerinden en az bir kişi dağa gitti. Düşünün... 17 bin faili meçhul cinayetin işlendiği bir yer Kürdistan!
Bütün Kürt siyasetlerinden de katılım oldu mu PKK’ya?
Ciddi anlamda oldu. Çünkü devlet Kürtlerin üzerine öyle şiddetli gitti ki, insanlara, silahtan başka bir seçenek bırakmadı. Biz 1990’larda Türkiye Birleşik Komünist Partisi’ni tekrar kurmuştuk. O dönemde bile devlet demokratik siyasete izin vermedi, bizi kapattı. Devlet, Kürtlere yasal siyasi mücadele alanını hep kapattı. 12 Eylül mantığı ve sistemi yıllarca devam ettirildi.
PKK diğer Kürt siyasetçilere nasıl davrandı peki?
PKK, kendi içindeki ve dışındaki muhalefete tahammülsüz davrandı. Gerçi dört-beş yıldır durum değişti. Şimdi insanlar PKK’yi eleştirebiliyorlar ama hâlâ PKK’nin karşısında örgütlenebilmek kolay değil bölgede. İnsanlar devletten ve PKK’den hâlâ korkuyorlar. Daha da önemlisi halkın politize olmuş kesimi, PKK’yi bırakıp kurduğunuz partiye gelmez.
Niye gelmez?
Şunu teslim etmek lazım. Bu süreç halka bir ulusal bilinç aşıladı. Kürt olma bilincini aşıladı. Halkın belli bir kesimi bu bilinci aşılayanın PKK olduğunu biliyor ve bunu “değerli” buluyor.
PKK bütün diğer hareketleri siyaset sahnesinin dışına itmeyi ve bu durumu yıllarca sürdürmeyi nasıl başardı?
Önce şiddet kullanarak, silahla başardı. Silahlı mücadele Kürt siyasetindeki çeşitliliği, farklı görüşleri, demokratik mücadele zeminini ve muhalefeti yok etti. Ama şu gerçeği de söylemek lazım. Devletin de uygulamaları sonucunda, Kürtlerde, “devlet yasallıktan anlamaz. Devlet, silahtan anlar” düşüncesi de yayıldı biraz. Eskiden böyle değildi. Dolayısıyla şu aşamada, PKK’nin dışındaki Kürt siyasi örgütlerinin kendilerine destek bulması mümkün değil. Devlet, Anayasa’yı değiştirmeden, bütün yasaları demokratikleştirmeden insanlar PKK çizgisinden ayrılmazlar.
PKK olmasaydı Kürt sorunu böylesine dikkat çeker miydi?
Evet, çekebilirdi. Çünkü 1980’den önce çekmişti. Kürt siyaseti daha güçlü olabilirdi. 12 Eylül Darbesi’nden önce bunun ciddi işaretleri vardı. Başta da söyledim. 1980’den önce Mehdi Zana bağımsız adaylığını koydu ve Diyarbakır’a Belediye Başkanı seçildi. Ama devlet bunu istemedi ve demokratik siyasetin önünü tıkadı. Demokratik siyaset devam etseydi, Kürt sorunun çözümü çok daha kolay olurdu.
Kürtlük bilinci, PKK ile mi oluştu yoksa daha önce de aynı güçte var mıydı?
Tabii ki Kürtlük bilinci PKK’den önce vardı ama PKK bu bilinci belli yerlere taşıdı. Türkçe bilmeyen hastalarım benimle daha önce Türkçe konuşmaya çalışırlardı. Şimdi Türkçe bilenler bile Kürtçe konuşuyorlar. Şimdi gelinen nokta bu! Kürtlük bilincinin oluşmasında devletin şiddet, baskı politikalarının da çok büyük rolü oldu tabii.
1980’den önce çok sayıda Kürt örgütü vardı. PKK’nın tabana yayılma stratejisinin diğer örgütlerden farkı neydi?
Soldaki diğer Kürt siyasi hareketleri şehir merkezlerinde öğrenci, memur ve işçi kesiminde örgütlenirken, PKK şehirlerin varoşlarında, yoksul, eğitimsiz, işsiz, çaresiz, öfkeli gençler arasında örgütlendi. Ayrıca köylere de girdi. Daha da önemlisi en güçlü aşiretlere saldırdı. Mesela Urfa’da Bucaklar’a, Batman’da Ramanlılar’a, Mardin’de Ömeriyanlar’a saldırdı. “En güçlüsünü alt edersen, zaten herkesi teslim alırsın, kendine biat ettirirsin” stratejisini güttü. Halkın çok korktuğu bu aşiretlerin otoritelerini sarstı. Devlet, bütün bunları seyretti. Bir de şu var...
Evet...
Kürtler silahı sever. Kürtler tarih boyunca hep korkutuldular. Sonunda kendileri de bir şeyin ancak korkutularak yapılacağına inandılar. Korkutmayı ve silahı bir yöntem haline getirdiler.
12 Eylül olmasaydı, Kürt siyaseti silahlı bir çatışmaya döner miydi?
Heves eden çıkardı ama büyük bir başarı sağlayamazdı, kendine taban bulamazdı. Düşünün... 1980 öncesinin kör demokrasisinde bile Kürt halkı demokratik mücadeleyi seçmişti. Parlamentoya gireceklerdi ama devlet buna izin vermedi. Bugün Kürt halkı artık silahlı mücadeleden bıktı. Yeter artık, diyor.
12 Eylül darbecilerinin yargılanması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben, sadece TKP üyeliğinden sekiz yıl ceza aldım. Ne yayın var, ne bıçak... Biz TKP’li arkadaşlarla başvuracağız, tek tek dava açacağız. Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya, Ülkü Coşkun, Cezaevi Müdürü Abdullah Kahraman’ın yargılanmalarını isteyeceğiz. Bütün bu cinayetler ve işkenceler sistemli olarak gerçekleştirildi. Şimdi bu vahşet, bu suç yargılanıyor. Bu çok önemli!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.12.2013
15.09.2013
23.04.2013
22.04.2013
15.04.2013
25.03.2013
18.03.2013
11.03.2013
10.12.2012
4.12.2012