Taha Akyol
Tarih Vakfı Başkanı Mehmet Öznur Alkan, Taha Akyol’un sorularını cevapladı.
Ortak tarihin beraberlik millet/ulus şuuru yarattığı söylenir. Bizde tarih kavga konusu. Niye böyle?
Çünkü aslında ortak, durağan, objektif veya herkesin üzerinde uzlaştığı “ortak tarihin beraberlik millet/ulus olma şuuru yarattığı” tarih diye bir durum yok. Tarih daha çok siyasal iktidarları meşrulaştırmaya yönelik bir geçmiş inşası, hatta icadı üzerine kurulu bir “siyasi tarih” ve “ders” olarak karşımıza çıkıyor. Her dönemin farklı kahramanları ve hainleri oluyor. Mesela daha 20 yıl öncesine kadar Vahdettin hain, Mustafa Kemal Atatürk neredeyse en önemli tarihsel kişilik ve kahraman olarak yazılırken, AK Parti iktidarıyla bu değişmeye başladı. Önce Saidi Nursi, II. Abdülhamid ile birlikte çok önemli bir tarihsel kişilik olarak öne çıkarılırken, şimdilerde Saidi Nursi bir kenara itildi, yalnızca II. Abdülhamid, en az Atatürk kadar, hatta ondan da fazla öne çıkarılan tarihsel bir kahraman haline getirildi, öne çıkarıldı. Vahdettin ise artık bir “hain” olarak anılmıyor. Tarih, özellikle okullarda okutulan tarih, resmî ideolojinin en önemli ayağını oluşturuyor. Bu nedenle de ezber üzerine kuruluyor. Öğrencilerin ezberlemesi istenen önemli zaferler, önemsemesi istenen kişi, dönem ve olaylardan oluşan bir liste ders haline geliyor.
İKTİDAR DEĞİŞTİKÇE
İktidarlar değiştikçe önem verilen tarihi kişiler, karakterler, dönemler ve olaylar da değişiyor. Adeta her iktidar değişiminde geçmiş yeniden yazılıyor. Mesela II. Abdülhamid döneminde okutulan tarih kitaplarına baktığınızda, tarih Abdülmecid’e kadar geliyor. Padişahlardan Abdülaziz ve V. Murad’dan hiç söz edilmiyor. Ne II. Abdülhamid’in bizzat kendisinin 23 Aralık 1876’da ilan ettiği anayasadan ne bizzat kendisinin açtığı ilk meclisten söz edilmiyor. Aynı şekilde tahta geçmesini de borçlu olduğu Namık Kemal, Ziya Paşa, Midhat Paşa gibi meşrutiyet ve anayasa hareketinin öncülerinden de hiç söz edilmez. İttihat ve Terakki Cemiyeti öncülüğünde 1908 yılında II. Meşrutiyet ilan edilince ilginç bir durum ortaya çıkar. II. Abdülhamid nasıl tanımlanacak? Ders kitaplarında II. Abdülhamid’in aslında çok iyi bir padişah olduğu, çevresindekilerin onu aldattığı ancak bir yıl sonra 31 Mart Olayı sonrasında 1909’da II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra, “gerici” ve “kanlı padişah” olarak yazılmaya başlayacaktı.
Benzer bir durum Cumhuriyet’in başlarında da yaşandı. 1919’da içlerinde Mustafa Kemal Paşa’nın da bulunduğu Ali Fuat Cebesoy, İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Refet Bele, Fevzi Çakmak, Rauf Orbay Millî Mücadelenin öncü kadrosu olarak birlikte yola çıkmışlar ve savaşmışlardı. Ancak kısa süre sonra özellikle Cumhuriyet’in ilanı ile açıkça ortaya çıkan liderlik rekabeti nedeniyle iki guruba ayrılmışlardı. 1924 yılında Karabekir, Orbay, Cebesoy, Bele ve Adnan Adıvar’ın da dahil olduğu bir muhalefet hareketine başlamışlar, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurmuşlardı. 1925 yılında parti kapanmış, 1926 yılında da partinin önde gelenleri İzmir Suikastı davası nedeniyle yargılanmışlar ve tasfiye edilmişlerdi. 1926 yılına kadar ders kitaplarında Millî Mücadele kahramanları olarak yer alan bu isimlerin hepsi ders kitaplarından çıkarılarak yalnızca Atatürk, İnönü ve Fevzi Çakmak’tan söz edilecektir.
DEVRİM TARİHİ
Devrim tarihi anlatımında temel sorunlar neler?
Atatürk’ün 15-20 Ekim 1927 tarihinde CHP’nin Birinci Kongresi’nde okuduğu Nutuk “1335 senesi Mayısının on dokuzuncu günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umumiye” diye başlar. Böylece Atatürk’ün Nutku okumasıyla yakın siyasal tarih, yani 1919 ila 1927 yılları arasındaki 8 yıllık tarih bir anlamda yazılmıştır. Hainleri ve kahramanları da tespit edilmiştir. Öne çıkarılacak ve geri plana atılacak olaylar da belirlenmiştir. Sonraki İnkılâp veya Devrim tarihi kitaplarının da omurgasını Nutuk oluşturacak, Nutuk’ta yazanın tersi bir şey yazmak mümkün olmayacaktı. Ancak Atatürk’ün ölümünden sonra durum değişti. Mesela Milli Şef İnönü döneminde İsmet İnönü’yü, Atatürk kadar önemli bir Millî Mücadele komutanı, İnönü Savaşlarının muzaffer kumandanı, Lozan kahramanı, ilk başbakan olarak öne çıkaran bir tarih yazımı kendini gösterdi. Aynı şey DP döneminde de oldu. DP döneminde yazılan devrim tarihi kitapları DP’nin demokrasi tarihine, kalkınmaya ve Türkiye’ye yaptığı katkıları yere göğe koyamazken, hemen 27 Mayıs Darbesinden sonra yazılan kitaplarda Türkiye’yi uçurumun eşiğine sürükleyen, kardeş kavgasına düşüren bir parti olarak yazıldı. İktidarların, kendilerini meşrulaştırmaya yönelik geçmiş algısına ve kurgusuna uygun tarih yazmak günümüzde de devam ediyor.
KUVVETLER BİRLİĞİ/AYRILIĞI
Kuvvetler birliği ve kuvvetler ayrılığı sorunu tarihimizde nasıldı?
Türkiye’nin demokrasi tarihi aslında meclisin tarihidir. 19. yüzyıldan itibaren ana amaçlardan biri padişahın, mutlak monarkın iktidarını sınırlandırmaktı. Bizde 1876 Anayasası ile her ne kadar seçime dayalı bir meclis oluşturulmakla birlikte padişah merkezli, yürütmeyi güçlendiren ve öne çıkaran, padişah otoritesini sınırlandırmayan bir siyasal yapı oluşturulmuştu. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra özellikle 31 Mart’tan, yani II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra Meclisi öne çıkaran, güçlendiren anayasa değişiklikleri yapıldı. Ancak bu açıdan en ilginç dönem Ankara’da TBMM’nin açılmasından sonra yaşandı.
Birinci TBMM (1920-1923) diğer meclislerden çok farklı bir özellik gösteriyordu. Hatta Mustafa Kemal Paşa Ankara’da açılacak Meclisi “Meclis-i Müessisan” “kurucu meclis” olarak adlandırmak istemiş, arkadaşları itiraz etmişti. Bu, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere arkadaşlarının hem Fransız Devrimi’nden hem de Fransız Devrimi tecrübesinden etkilenmelerinden kaynaklanıyor. Hatırlanacağı gibi 1793 Fransız Anayasası’nı yapan meclis bir kurucu meclisti. Bu kurucu meclisin ortaya çıkarttığı anayasa, konvansiyonel meclis dediğimiz güçler birliğini simgeleyen bir meclisin yaptığı anayasadır. “Güçler birliği”; yasama yürütme ve yargıdan oluşuyor ki bu üç güce o dönemde “kuva-yı selâse” adı veriliyor. Güçler birliği sistemi yine Rousseau’dan ilham alınan bir sistem. Meclis 1921 yılında yeni anayasayı Teşkilat-ı Esasiye adıyla yapıyor ve ikinci maddesinde “İcra kuvveti ve teşri salâhiyeti milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisi’nde tecelli ve temerküz eder.” diyor. Üçüncü maddede de güçler birliğini şöyle tanımlanıyor, “Türkiye devleti, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetidir.”
BİRİNCİ MECLİS VE SONRASI
İlk meclis, birçok siyasal görüşü, farklı bakışı barındıran bu meclis, Mustafa Kemal Paşa’nın bile en özgür eleştirildiği meclis olmuştur. Ancak daha ikinci Meclis’ten itibaren, muhalefetin tasfiye edilmesiyle birlikte Meclis etkisizleşmeye, yürütmeye hatta fiili olarak da Cumhurbaşkanlığına tabii olmaya başlamıştı. CHP tüzüğünde 1927 yılında yapılan Mustafa Kemal Paşa’ya mebusları ilan etme yetkisini veren değişiklikle belirgin hale geldi. Yürütmenin bu güçlü hali ve Meclis üzerindeki hâkim konumu çok partili siyasal hayata geçince de devam etti. Hatta 1950-1960 arasında yaşanan siyasal gerilim ve krizlerin sebeplerinden biri budur. Yani hükümetin TBMM’yi çoğunluğa dayanarak yönetmesi. Bu nedenle 1961 anayasasında meclis yeniden sistemin içinde etkili bir konuma çekildi. Hatta sisteme ikinci bir meclis, Cumhuriyet Senatosu adıyla eklendi. 1980 darbesinden sonra hazırlanan 1982 anayasasında, yürütmenin hem cumhurbaşkanı hem de başbakan kanadına ait yetkilerin arttırılması 1961-1980 deneyimine bir tepkiydi. 1982 Anayasasına göre Özal cumhurbaşkanı seçilince, TBMM’deki ANAP çoğunluğuna ve hükümetine dayanarak fiili bir başkanlık sistemi kurmayı denemiş, ancak 1991 seçimlerinden sonra ANAP’ın kaybetmesiyle DYP-SHP koalisyonu kurulmuş ve Özal, karşısındaki bu güçlü koalisyon sebebiyle fiili başkanlığını sürdürememişti. Güçlü yürütmeyi fiili olarak inşa eden AK Parti oldu. AK Parti bu emeline, Türkiye’nin 2016 sonrasındaki olağanüstü koşullarında yaptığı anayasa değişikliği ve MHP ile kurduğu ittifak sayesinde ulaştı. Aslında bu değişiklikle AK Parti, liderinin, Erdoğan’ın şahsına ve karakterine göre bir sistem değişikliğine gitmiş oldu.
TARİHİMİZDE DARBELER
Osmanlı’dan beri bir darbeler sorunu var. Darbeler devri artık kapandı mı?
İstanbul Siyasal’da “Türk Siyasal Hayatı” dersi anlatıyorum. Darbeden iki ay önce, 2016 yılı Mayıs ayında son derslerden birinde Türkiye’de demokrasi tarihini ve sorunlarını tartışırken öğrencilerimden biri, “Türkiye’de bir daha darbe olur mu?” diye bir soru sormuştu. Ben de hiç tereddütsüz bir şekilde “Bütün sorunlarına karşın Türkiye’nin geldiği aşama itibariyle, Avrupa Birliğine aday bir ülke olarak, dünyanın bu ortamında bir daha bırakın darbeyi, darbe girişiminin bile olacağını sanmam. Kaldı ki bu dünya demokrasileri tarafından da onaylanmaz” diye yanıtlamıştım. İki ay sonra ne kadar yanıldığımı gördüm. 15 Temmuz darbe girişimi bir kez daha hatırlattı ki tarihte imkânsız diye bir durum yoktur. Aslında burada ve bu aşamada önemli olan darbeleri önlemek için yapılması gerekenler üzerine düşünmek daha doğru olur. Darbe zehrinin tek bir panzehiri var: Demokrasi. Aslında denklem ve önlem de o oranda kolay: Ne kadar güçlü bir demokrasi olursa o kadar az darbe ve darbe girişimi ihtimali olacaktır. Güçlü demokrasinin başlıca şartlarından biri de sorunları demokrasi içinde çözebilmekten geçiyor. Bu konuda anahtar kavram da şimdilerde önemi unutulan meclisti. Halbuki Cumhuriyet’in kurulma süreci seçime dayalı bir meclis fikri ve ısrarıyla başlıyor. Üstelik her şeyin bittiği Türkiye tarihinin en zor döneminde... Belki bu deneyimi günümüzde yeniden hatırlamak gerekiyor.
MECLİS’İN ÖNEMİ
1919 yılı her bakımdan Türkiye tarihinin dibe vurduğu bir yıldır. Sanırım Türkiye tarihinde siyasal, ekonomik, toplumsal ve bir de sağlık açısından bu denli ağır bir dönem yaşanmamış, adeta tarihin sonu gelmişti. Türkiye tarihinin en güç döneminde, siyasal krizin, ekonomik krizin, toplumsal krizin ve sağlık krizinin dorukta yaşandığı bir dönemde, adeta her şeyin dibe vurduğu, kaosun ve korkunç bir belirsizliğin hâkim olduğu dönemde bir liderin, “tek adamın” peşinden gitmek, onun tek başına vereceği tartışılmaz kararlarına bel bağlamak yerine, meşru bir süreçte oluşmuş, seçimlere dayalı, temsil niteliğine sahip bir meclis açılması konusunda bir refleks, demokratik bir tercih ortaya kondu. Daha önemlisi bu konuda vazgeçilmez bir ısrar yaşandı ve başarıya ulaştı. Amaç krizden, kaostan, belirsizlikten kurtulmanın, mücadele etmenin yolu olarak, olabilecek her türlü farklı fikrin, önerinin tartışılacağı meşru bir siyasal zemin bulmaktı. Vatansever misin, vatan haini misin? Müslüman mısın, değil misin? Bölücü müsün, birlik bütünlükçü müsün? gibi bir eksenin ve suçlamaların dışında, herkesin fikrini özgürce söyleyebileceği, her türlü eleştirinin serbestçe yapılabileceği bir zemin aranmıştır. Böylece herkesin kabul edebileceği, makul, mantıklı ve yine herkesin içine sinecek çözümler üretilebilir ve çok geniş bir kesimin desteği alınabilirdi. Öyle de oldu. Hem Türkiye halkının desteği alındı hem de galip devletler yaşanan süreci şaşkınlık ve takdirle izlediler
ABDÜLHAMİD VE TARİH
İslamcıların tarihe bakışı nasıl?
İslamcılar için Osmanlı tarihinde üç dönem öne çıkıyor. Birincisi Kuruluş dönemi, ikincisi Fatih-Yavuz-Kanunî dönemleri ve nihayet II. Abdülhamid ve dönemi. Sonuncusu önemli. Uzun süredir İslamcıların tahayyül ettikleri II. Abdülhamid ile gerçek II. Abdülhamid arasında ciddi farklar var. II. Abdülhamid’i İslamcılığın adeta kurucusu olarak kutsadıkça, onun izinden giden günümüzdeki siyasal iktidarı da övmüş oluyorsunuz. O nedenle II. Abdülhamid’i ne kadar överseniz Erdoğan’ı o kadar övmüş oluyorsunuz. Ancak II. Abdülhamid övgüsünde bazı sorunlar var. II. Abdülhamid hiç kuşku yok ki Osmanlı modernleşme tarihinin başlıca padişahıdır. Onun dönemindeki modernleşme -özellikle eğitim, ulaşım (demiryolları, kara yolları, deniz yolları... iletişim (telgraf ve posta sistemindeki gelişim...) modern Türkiye’nin alt yapısına önemli bir katkı yapmıştır. Ancak örneğin II. Abdülhamid’in darbe ile tahttan indirilmesini eleştirenler, II. Abdülhamid’in bir darbe ile iktidara geldiğini, tahta geçmek için darbecilerle ayrıntılı bir pazarlık yaptığını unutuyor. Yani II. Abdülhamid darbe ile ve darbecilerle anlaşarak tahta çıkmış ve yine bir darbe ile de tahttan indirilmişti. Aynı şekilde masonlara bakışı da farklıdır. Unutmamak gerekir ki kardeşi V. Murad Proodos Locası’nda tekris edilerek masonluğa katılmış ve bir gecede İmparatorluğun en yüksek rütbeli, yani 33. derece masonlarından biri olmuştu. II. Abdülhamid, iktidarı boyunca masonlara dokunmadığı ve rahatsız etmediği gibi başta balo ve yardım toplantıları olmak üzere yardım da yapmıştır. Jön Türkler, İttihatçılar Masonların bu dokunulmazlığından yararlanarak bazı siyasal faaliyetlerini Mason Localarında yürüttüler. Selanik’teki Macedonia Risorta Locası bunlardan biridir. Ayrıca II. Abdülhamid anti-Semitik değil anti-Siyonist bir tutumdadır ki bu da çok sık karıştırılıyor. Son olarak günümüz İslamcıları, Osmanlı İslamcılarının meselâ Mehmed Akif Ersoy gibi, Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi gibi isimlerin II. Abdülhamid’e yönelik sert eleştirilerini de görmezden geliyor.
Siz tarihe nasıl bakıyorsunuz?
Tarih öğretimi ve dersleri çok değerli farklılıklarımızla, farklı etnik köken (Türk, Kürt, Arap, Arnavut, Rum, Yahudi, Ermeni...), dini inanış (Müslüman, Hıristiyan, Süryani, Musevi, Ezidi...) mezhep (Hanefi, Caferi...), inanç ve inançsızlıklarımızla, farklı cinsiyet ve cinsel yönelimlerimizle barış ve demokrasi içinde hep birlikte yaşamayı olanaklı kılacak bir ortama katkı yapmalı. Bu da tarafsız değil, objektif, eleştirel ve kutsamalardan arındırılmış bir bakış ve yaklaşımla mümkündür. Zira tarih her kuşakta ve dönemde yeniden yazılıyor. Her kuşak ve dönemin öncelikleri, hassasiyetleri, gündemi ve sorunları tarihe bakışımızı belirliyor.
KİMDİR?
Tarih Vakfı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ö. Alkan, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğretim üyesi. Kendi alanında yayınlanmış 250’nin üzerinde makalesi ve hazırladığı 15’ten fazla kitabı vardır.
Yazarlar
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanErdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolMÜSİAD’ın cibilliyeti? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciDüştük bir kuyuya… 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖcalan’a Özgürlük Komitesi; "Önderliğin Özgürlüğü Olmadan Ortadoğu’da Barış Olmaz"... 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUSiyasal sorumluluk -1: Kaldırılması 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçaySeçimler yaklaşırken AKP’nin üçlü açmazı 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞEşit yurttaşlık, hukuk üretememe, Tanzimat ve AB 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları






























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.02.2026
14.02.2026
11.02.2026
10.02.2026
8.02.2026
6.02.2026
4.02.2026
3.02.2026
1.02.2026
30.01.2026