Kürşat BUMİN
İnsan sormadan edemiyor: İddianame peş peşe iki kez (“sözde barış bildirisi”, “sözde özyönetim”) “sözde” nitelemesi geldiğine göre yani olup bitenin “sözde” olduğunda ısrar edildiğine göre, göz atmakta olduğumuz “iddianame” de bu nitelemeyi /sıfatı ister istemez kabulleniyor gibi olmuyor mu? Yanılıyor muyum? Bu durumda “sözde özyönetim” ve “sözde bildiri” “sözde” olarak adlandırılıyorsa, ortada suç oluşturan “gerçek” bir gelişmenin olmadığı sonucuna varmıyor muyuz?
Savcıların önde gelen görevlerinin başında “iddianame” düzenlemenin geldiğini biliyoruz. Yasalara aykırı bir olay zuhur edecek; bu gelişmeyle ilgili deliller toplanacak; varsa gizli / açık tanıklar dinlenecek; ve sonuçta ortaya söz konusu yasadışı gelişmenin faillerinin ceza yasasına göre hangi cezaları alması gerektiğini talep eden bir iddianame çıkacak.
“İddianame”den beklenen -hiç şüphesiz- ele aldığı ve cezalandırılmasını istediği fiilin niçin suç oluşturduğunu –sadece mahkeme heyetinin değil- metni eline alan hemen herkesin makul karşılayabileceği, “Ne alâkası var şimdi?” türünden tepkilere neden olmayacak bir akıl yürütme yöntemi çerçevesinde temellendirmesidir. Hadi oldu olacak bir adım daha ilerleyerek, bu “akıl yürütme” yönteminin “tümden gelim” değil de “tüme varım” yöntemi olması gerektiğini de araya sıkıştıralım! Yani bir bakıma önce “ceza”yı tespit edip “dosya”yı sona bırakarak değil, dosyadan cezaya giden bir akıl yaratma zinciri… Bu zincir kurulabilsin ki, süreci izleyenler de “sanıklar” da söze bir yerden girebilsinler.
Yazının başlığında söyledim: “Fazla ‘iddialı’ iddianameler”. “Hangileri?” derseniz, bildiğiniz gibi saymakla bitmez. Ben bunların içinden –“taze” olmaları bakımından- bugünlük iki tanesini seçtim. Hepinizin bilgi sahibi olduğu iki dosya: “Büyükada dosyası” ve “Akademisyenler dosyası”.
Bu dosyaların ilkinde istenen ceza 15 yıla kadar hapis cezası. İkincisinde ise 7,5 yıl hapis cezası.
Ne dersiniz, söz konusu iddianameler haddinden fazla “iddialı” değil mi?
Bu dosyalara ilişkin iddianameleri kısaca toparlayalım / hatırlayalım kısaca:
“Büyükada dosyası”nın iddianamesinde şeyle bir “şey” var mesela:
“Adalet ismiyle isimlendirilen yürüyüşün Gezi Parkı olayları benzeri şiddet içeren ve toplumda kaos oluşturacak olaylara dönüştürülmesinin amaçlandığı açıkça anlaşılmıştır.”
Bu “tespit”in neresinden başlasak bilmiyorum ki… Bir kere her şeyden önce ne “Adalet yürüyüşü”ne de (tabii ki) “Gezi Parkı olayları” yasadışı, “şiddet içeren ve toplamda kaos oluşturacak” olaylar değildi. İkinci olarak 10 kişilik bir küçük grup “Adalet yürüyüşü”nü ne yapıp edip de “Gezi Parkı olayları”na dönüştürebilir?
Bu türden bir suçlamayı akıl eden “iddianame”nin hayal gücünün genişliğine hayran olmamak mümkün değil!
Yine aynı dosyayla ilgili olarak dosyaya giren şu “gizli /açık tanık” meselesi: Biliyorsunuz, toplantıyı bir “şer odağı” olarak polise ihbar eden bu “tanıklar”, toplantıda “çevirmenlik” görevini üstlenmişler. “Gizli tanık 1”, ifadesinde, “toplantıda şifrelemelerden bahsedildiğini, katılımcılardan birinin dernekte bulunan bilgisayarın polisin eline geçmesi durumunda çoğu kişinin yanacağından bahsettiğini…” söylüyor. Hangi ciddi bir iddianame böyle bir (gizli / açık fark etmez) tanıklığa itibar edebilir? “İddianame”de yer alan “bylockçu” meselesi de önümüzdeki işin ne derece ciddiyetten uzak olarak dosyaya girdiğinin bir başka örneği. Avukat Oya Aydın Göktaş, bakın bu hikayeyi nasıl açıklıyor (Duvar):
“Nalan’a emniyet sorgusunda ‘Sizi Bylokcu biri aramış’ denildi. Numara, Prof. Dr. İştar Gözaydın’ın telefon numarası. Tesadüf İştar Gözaydın’ın avukatı da aynı soruşturmada ifade için bulunuyordu. Avukat arkadaşımız hemen uyardı ve ‘Hayır. İştar Gözaydın’ın telefonunda bylock çıkmadı. Evrakta yanlış bilgi var. İştar Gözaydın’ın telefonunda Bylock çıkmadı’ diyerek düzeltilmesini talep etti Polis inceledi ve “Hata yapılmış” diyerek evrakı düzeltti.
Polis, hata yaptığını kabul etti, Peki gerekçe değişti mi?”
Nalan serbest bırakıldı. Fakat Günal Kurşun tutuklandı. İnsan hakları savunucuları ve gazetecileri ‘Bylock kullananlar aradı’ diye derdest edip, tutuklayıp hapsediyorlar. Öte taraftan, Bylock kullanıcıları hakkında bir şey yapılmıyor. Nalan, ilk aşamada serbest bırakılmıştı ancak müvekkilim İlknur Üstün gibi savcılık tekrar hakkında yakalama kararı çıkarttı ve şu anda ikisi de tutuklu.”
Dosyadaki “Türkiye haritası” konusu da benzer bir gayri ciddiliğin örneklerinden birisi. “Gizli”olmayan bir toplantıdan “iddianame”de çıkarılan sonuçları çıkarabilmenin gerçekten çok “iddialı”bir çabanın ürünü olduğunu söyleyebiliriz.
Geçelim “akademisyenler dosyası”na:
Bu “iddianame”ye hâkim olan ruh bir zamanların “Devlet Güvenlik Mahkemeleri”ni aratmıyor gerçekten.
Bu sefer de 2000’in üzerinde akademisyen “Terör örgütüne destek” suçlamasıyla yargılanacak. İfade vermek için ilk davetler yapıldı bile. İddianameyi kaleme alan savcı bey kusura bakmasın ama önümdeki metin bende (sanki) malum gazete ve TV ekranlarında Allahın her günü “analiz” yapan kalem ve söz erbabı tarafından (sanki) bir ev ödevi olarak tasarlanmış bir “eser” izlenimi bıraktı. İddianameye hakim ruhun dosyaya şöyle uzaktan bakıp cezayı peşinen kestiği izlenimine kapılıyoruz. İddianamenin daha ikinci sayfasında yer alan şu paragrafta dile getirildiği gibi mesela: “Yayınlanan bildiri içeriğinden de açıkça anlaşıldığı üzere, sözde barış bildirisinin PKK / KCK Terör Örgütü’nün alenen propagandası mahiyetinde olduğu anlaşılmıştır.”
Bu paragrafın hemen ardından da şu tamamlayıcı teşhis:
“Bildirinin asıl amacının, PKK/ KCK Terör Örgütü tarafından sözde ‘öz yönetim’ ilan edilen bölgelerde, güvenlik güçleri tarafından….”
İnsan sormadan edemiyor: İddianame peş peşe iki kez (“sözde barış bildirisi”, “sözde özyönetim”) “sözde” nitelemesi geldiğine göre yani olup bitenin “sözde” olduğunda ısrar edildiğine göre, göz atmakta olduğumuz “iddianame” de bu nitelemeyi /sıfatı ister istemez kabulleniyor gibi olmuyor mu? Yanılıyor muyum? Bu durumda “sözde özyönetim” ve “sözde bildiri” “sözde” olarak adlandırılıyorsa, ortada suç oluşturan “gerçek” bir gelişmenin olmadığı sonucuna varmıyor muyuz?
İddianame (devamla) “… bildirilerin gerçek amacının anlaşılması açısından bildirilerin yayınlandığı döneme gelinen dönem ve bildirilerin yayınlandığı dönemin kısaca değerlendirilmesi gerekmektedir” diyerek 1980’dan başlayarak (ve hızla geçip ikinci cümlede 2014’de ulaşarak) başlıyor söz konusu yıllara ilişkin olup biteni anlatmaya. Bese Hozat’ın açıklaması bu bölümün en dikkat çekici belgesi. Şu açıklama yani: “Aydın ve demokratik çevreler öz yönetimlere sahip çıksın.”Sonuç itibariyle “Aydın ve demokratik çevreler”in anayasa hukukundan idare hukukuna kadar pek çok bilim ve fikir alanının aşinası olduğu bir kavramı düşünce dünyalarının bir konusu yapmaya çağıran bu sözlerin iddianamede niçin altının çizildiğini anlamış değilim. “Ne yani?” diyesi geliyor insanın, düşünce dünyası toplumsallaşmayı ve dolayısıyla siyaseti illâki “Rabia” çerçevesinde mi düşünüp tartışacak?
İddianame, “sözde özyönetim”e ilişkin sıraladığı dokümanların başına TSK’nın www.tsk.tr isimli resmi internet sitesinden yapılan 9 Mart 2016 tarih ve BA-66 /16 numaralı “basın açıklaması”nı yerleştirmiş. Ardından da yine TSK’nın 10 Mart 2016 tarihli basın açıklaması…
Bitmedi… Bu açıklamaların hemen ardından da bunlara “ilişkin genel değerlendirme” geliyor.
Biraz atlayarak devam edelim: Bu fasılda ilgi çeken bir paragraf şöyle kaleme alınmış: “Öte yandan sözkonusu bildiri ile yürütülen propaganda faaliyetleri, ülkeyi karışıklığa sürüklemeyi, bilhassa sahada muhatap olarak görülen kitleyi etkileyerek bunların düşüncelerinin denetimini elde etmeyi, fikirsel ve eylemsel anlamda harekete geçirmeyi ve genel olarak halkın maneviyatını kırmayı hedeflemektedir.” Ben kendi adıma bu paragrafın sonuna bir ünlem (!) işareti koyabilirdim, ama gördüğünüz gibi koymuyorum!
Paragrafın özellikle son cümlesi (“halkın maneviyatını kırmak” (ne demekse) gerçekten çok iyi analiz edilmeli….
Söz konusu bildiri “bilim insanları”(?) tarafından imzalandığından iddianame bu konuyu özellikle mercek altına almış: “Sözkonusu bildiriye imza atan akademisyenler, bilim insanı sıfatını taşımalarından dolayı sahip oldukları özel rol gereği mensup oldukları Türkiye Cumhuriyeti’nin haysiyet, şeref, itibar ve haklarına saygı göstererek yasalarda belirlenen eleştiri sınırları içerisinde tepkilerini dile getirme hakkına sahip oldukları halde, bunun aksine onur kırıcı ifadeler içeren, hakikatleri ters yüz ederek ve çarpıtarak sunan bir bildiri metni hazırlamak suretiyle terör örgüt propagandası yapmışlar, suç işlemişlerdir.”
Biliyorum uzun kaçtı ama değdi doğrusu! “Bilim insanları”nın (?) “tepkilerini dile getirme hakları”nın nasıl bir çerçeve içinde olması gerektiği ne güzel betimlenmiş…
Yazının uzadığının farkındayım ama hiç değilse şu bahsi de atlamak istemem doğrusu: İddianame: “Bildiriyi hazırlayanlar, bildirinin Türkçe ve yabancı dillerdeki metinlerinde bazı kelime ve kavramları kasıtlı olarak değiştirmişler…”
Arkasından “Bildirinin İngilizce metni”. Hemen arkasından da İngilizce metnin tercümesi. Peki ya “çarpıtmalar”?
“Bildirinin İngilizce metnine bakıldığında : Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusundaki illeri ifade etmek amacıyla PKK / KCK jargonuyla “Kürdisten illeri” ibaresi kullanılarak ayrıştırıcı ve bölümü bir üslup…”
“Türkçe metinde ‘Kürt siyasi iradesi’ yerine yabancı dildeki metinlerde yine aynı tarz bir anlayışla ‘Kürt siyasi hareketi” ibaresi yer almıştır. (…) ülkenin doğu ve güneydoğusundaki terör eylemlerini organize eden PKK’nın ‘Kürt siyasi hareketi”nin temsilcisi olduğu şeklinde bir algı yaratmayı amaçlayan…”
Bu mesele (yani Türkçe metinde yer alan “Kürk siyasi iradesi” ve çeviride yer alan “Kürt siyasi hareketi” ifadeleri) özellikle dikkatimi çekti. Nedeni şu: Benim kanaatim, Türkçe metinde yer alan ifadenin (“Kürt siyasi iradesi”) problemli olduğu yönündedir. Ve bu yüzden metni imzalayan yabancı akademisyenler haklı olarak “Kürt siyasi hareketi”ifadesini tercih etmişlerdir. Bir “siyasi hareket”öznesi kim olursa olsun dünyanın her tarafında anlaşılır bir kavramdır. Ancak iş “irade”ye gelince bu kavramın neden olduğu çağrışımlar Batı’nın akademisyenleri tarafından her zaman soru işareti ile karşılanır. (Dolayısıyla imzaya açılan metin benim önüme gelse, “irade”nin “siyasi hareket” olarak değiştirilmesini önerirdim. Çok daha anlamlı, çok daha doğru bir adlandırma olarak.)
İddianameden alıntıları şu paragrafta noktalayalım: “Bu yönüyle bildiriye imza atan akademisyenlerin, ulusal ve uluslar arası kamuoyunda devlete ve hükümete karşı güvensizlik algısı oluşturarak toplumsal ayrışmalar yaratarak bölünmelere zemin hazırladıklarını (…) anlamaktayız.”
Bu yargıya varabilmek için dünyaya (özellikle Batı’ya) gözlerini kapamak gerekir. Dünyanın bu bölümünde “akademisyen”ler ve daha geniş olarak entelektüellerin “devletleri ve hükümetleri”ne ilişkin neler söyledikleri, nasıl acımasız yorumlar yaptıklarından hiç mi haberimiz yok?
Sonuç olarak: Bu ülkenin iyi yetişmiş 2000’den fazla akademisyenini kürsülerinden etmek yetmiyormuş gibi şimdi de iddianamede dile getirildiği biçimde her birine 7 yıl hapis cezası talep etmek yazıktır, günahtır…
Söz konusu akademisyenler içinden yakından tanıdığım çok insan var. Bir genç kadın düşünün ki, gençliğinin 15 yılını Kant ve Hegel külliyatının çok büyük bir kısmını hatmederek alanında ülkenin belki de en yetkin entelektüeli olmuş. Ve bugün hakkında 7 yıl hapis cezası isteniyor. Aklı başında bir ülke, bir devlet (artık ne derseniz deyin) aydınlarına bu derece sorumsuz ve zalimce davranabilir mi?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları





























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.05.2018
7.02.2018
21.04.2018
11.04.2018
27.03.2018
23.03.2018
10.03.2018
2.02.2018
16.02.2018
8.02.2018