Münir AKTOLGA
HANİ ABD'DEN AB'YE KADAR BÜTÜN O "BATI'LI EMPERYALİST GÜÇLER" "TÜRKİYE'Yİ BÖLMEYE ÇALIŞAN" BİR "ÜST AKILI" TEMSİL EDİYORLARDI!!.. NE OLDU ŞİMDİ(?) "ANLAŞTIK" DENİYOR! YANİ "ÜST AKIL" DİYE BİRŞEY YOK MUYMUŞ(!!)
Ya da, "üst akılı" dize mi getirdik?... Allah daha çok akıl versin diyelim!...
Aşağıdaki haber az önce düştü internete:
http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/08/11/suriye-sinirina-guvenli-bolge
Evet, ne olmuş oluyor yani şimdi? „Stratejik zihniyetimiz“ „üst akılı“ dize mi getirmiş oluyor??... Bazıları böyle düşünüyorlar da!!
Allah akıl versin diyoruz hep ama, gözlerde o ideolojik gözlük varken o da umudu kesiyor herhalde ki „akıl“ falan vermiyor!!..
Az önce Marmara Y.Haberler’de daha önce yazdıklarımı gözden geçirirken aşağıdaki yazıya takıldım:
Şu satırlar bu yazıdan:
"… Bir süredir bazı aklı evvel “danışman” ideologların yörüngesine giren Türkiye ideolojik bir kafesin içine sokuldu!. Öyle bir kafes ki bu, gözle falan göremiyorsunuz onun duvarlarını; bunlar, tıpkı o şekere bulanmış zehir gibi, son derece çekici; iki yüz yıldır horlanan, aşağılık duygusu içinde bulunan insanımıza cazip görünen 20.yy kalıntısı sahte bir paradigmayla gizlenmişler!
İşte, ne güzel kendi yolunda gidip duran Türkiye’yi tuttular böylesine çıkmaz bir kafesin içine hapsettiler!. “Faiz lobisine karşı savaş”, “küresel finans çevrelerine karşı savaş” falan derken küresel sermaye çevrelerini ürkütmekle kalmadılar, Türkiye’yi, sanki, kapitalizmin gelişmesinin eşit oranda olmaması kanununa göre yükselerek 20.yy kalıntısı ulus devletler statükosuna karşı savaş açan (faşizm özlemi içinde) bir ülke konumuna soktular!. “Yaşasın tam bağımsız, genleşen, emperyal Türkiye” sloganları bir anda bütün bilinçleri kaplayan bir virüs haline dönüştü!. Eğer etrafımızda illa bir “Haşhaşiler” çemberi arıyorsak önce işin bu tarafını görmemiz gerekiyor!. Yoksa, ideolojik virüsler tarafından beyinleri tutulmuş odaklar- çevreler her zaman vardır organizmada; ama, normal koşullarda bağışıklık sistemi bunları kontrol altında tutar. Bugün mesele, bağışıklık sisteminin düzgün çalışamamasından kaynaklanıyor ki, bunun da nedeni KRONİK STRES HALİDİR (yazıda bunun ne olduğu anlatılıyor). Toplumu sürekli gerilim halinde tutuyorsun, ama hiçbir çıkış yolu görünmüyor ortada!. Çünkü sen, 20.yy’ın bütün o ulus devletler statükosuna karşı savaş açmışsın!. Üstelik de bunu yaparken içerde ve dışarda sana dost olabilecek güçlerle hiç bir bağlantı kurma ihtiyacını duymuyorsun!. “Ben haklıyım” diyerek herkese birden saldırıyorsun!..Sonra, önüne engeller çıkınca da diyorsun ki, “Erdoğan’ı yedirtmeyeceğiz” (o da sanıyor ki, arkasında ilahi bir güç var, ya Allah ileri!!)!...
Yazıya devam ediyoruz:
„Tekrar altını çizelim: AK Parti’nin iktidara gelişi sürecinin küresel rüzgarlara uygun olduğunu söylemiştik. Ne idi bu küresel rüzgar dediğimiz şey: Daha iyi kalitede malı, daha ucuza üretebilmek.. ve bu şekilde dünya pazarları içinde daha fazla paya sahip olabilmek..İşte bizim, 21.yy, küreselleşme falan derken anlatmaya çalıştığımız şeyin özü budur. Ulus devlet-sermaye birliğini-bütünlüğünü bitiren, sermayeyi devletten bağımsız hale getiren oluşumun özü budur. AK parti’nin eski Devletçi oligarşiye-Devlet sınıfına-karşı iktidara gelebilmesi öyle Erdoğan’ın büyülü karizmasıyla falan ilgili değildir; bu tamamen, iç ve dış dinamiklerin küreselleşme koşullarındaki konumuna-duruşuna bağlıdır. Yoksa, öyle tereyağından kıl çeker gibi, arkasında ittihatçılar, Enverler, Yakup Cemiller ve Kemaller yetiştirmiş bir Devlet geleneğini “altederek” iktidar olmazdı Erdoğan!. O rüzgardır ki, aldı onu ve AK Partiyi bir yere getirdi!. Ve o da-onlar da kimsenin tavuğuna “kiş” demeden, “maksat bağcıyı dövmek değil, üzümü yemektir” diyerek kendi işlerine soyundular.
Üretici güçleri geliştirmek herkesin işine geliyordu. Anadolu burjuvaları zaten yanıp tutuşuyorlardı bunun için;çünkü Türkiye’nin büyümesi demek onların da büyümeleri demekti. İstanbul burjuvaları da karşı çımadılar buna. Çünkü, artık isteseler de o eski dar sınırlar içinde kalamayacaklarını görmüşlerdi onlar da. Örneğin bir Koç, ya da Sabancı, veya bunlar gibi olan başka biri, niye artık rekabete açılmasındı ki onlar da!. Niye onlar da başka ülkelerde yatırımlar falan yapamasınlardı ki?. Küresel sermayeyle işbirliği bunların da işine geliyordu.. Üstelik AK Parti o İslam ülkeleriyle falan ilişkilerde daha da başarılıydı, niye onlar da bundan istifade etmesinlerdi ki!..AK Parti’yi iktidara getiren ve onu on yıl iktidarda tutan koalisyon böyle oluştu..
Neyse, daha fazla uzatmayalım!. Bu süreç geldi geldi, sonra bir noktada tıkandı!. Anadolu burjuvazisinin içinden bir kanat, burjuvazinin kendi içindeki sorunları öne çıkararak “bu işin ceremesini şimdiye kadar biz çektik, bunlar, yani, herbirinin bir bankası olan bu büyükler- İstanbul burjuvaları- hep bize karşı o eski Devletin saflarında durdular, şimdi niye biz hala bunlarla beraberiz ki, madem zamanında eziyeti biz çektik, o halde şimdi artık pastanın kaymağını da biz yemeliyiz” diyerek, yavaş yavaş kendilerine ideolojik bir pozisyon oluşturmaya başladılar. Büyümek, sadece büyümek yetmiyordu artık onlara; eski Osmanlı hinterlandını dirilterek, “genleşen-büyük emperyal bir Türkiye” yaratmak da lazımdı!..Bunun için de tabi statükoyu temsil eden o eski ulus devletler sistemiyle çatışmayı göze almaları gerekiyordu!. “Faize falan karşıyız” derken, kısa bir süre içinde, kapitalizmi de o bir türlü ulaşamayacakları “büyüklere” bırakarak, “kapitalizme alternatif İslami bir sistem” arayışına girmeye başladılar! Ve iş giderekten o hale geldi ki, herkeste, “bunlar artık Türkiye’nin içine girdiği yeni süreci 20.yy mantığıyla bir süper güç olma hayaliyle karıştırıyorlar” şüphesi oluşmaya başladı!. Bir tür “güç zehirlenmesi” mi diyelim, kendine aşırı güven mi?..
”Azerbaycan gazı”, “Kürt petrolleri”, “enerji hatları”, “Doğu Batı ticaretinde köprü haline gelmek” falan derken, adım adım kazanılan bu mevziler radikallerin gözlerini kamaştırdı ve bunlar giderekten işi, “Türkiye artık 20.yy statükosuna meydan okuyor, yeni dünya düzenini Türkiye kuracak” noktalarına vardırmaya başladılar!..
Aslında çok ilginç bir durumdu bu! Bütün bu söylenilenler kökten yanlış şeyler de değildi!. Örneğin, ilk bakışta ben de bunlara yakın şeyler söylüyorum!. Ama arada o ilk anda gözlerden kaçan çok önemli bir çizgi var. Onlar, bütün bu söylenilenleri 20.yy mantığı içinde anlayarak dile getiriyorlar. Onlara göre, Türkiye, aynen bir zamanlar Almanya’nın yükseldiği gibi, kapitalizmin gelişmesinin eşit oranda olmaması kanununa göre yükselen bir ülke. O, “emperyal, tam bağımsız cihanşumul Türkiye” anlayışlarının altında yatan bu kafa yapısıdır (bu faşizm özlemidir). Yoksa evet, Türkiye gerçekten de yükselen bir güçtü, bu doğruydu, ama bu güç artık istese de 20.yy’ ölçülerine göre gelişemezdi. O, ancak 21.yy’ın yumuşak gücünü kullanarak yükselen yıldız olabilirdi. Yoksa, o eski kulvarda koşmaya kalktığı anda, eti neydi budu neydi ki Türkiyenin, bir anda yok ediverirlerdi onu!. 20.yy statükosunu temsil eden güçlerin, o eski dünyanın ulus devletlerinin, bir ABD ‘nin, bir AB nin, bir Rusya’nın karşısında tek başına bir Türkiye’nin o eski anlayışla karşı durabilmesine imkan var mıydı!... Türkiye ancak kendi gücünün nereden kaynaklandığının bilincinde olarak bu eski dünyanın karşısında durabilir, onu değiştirme mücadelesinde başarıya ulaşabilirdi...İşte bu arkadaşların anlayamadıkları şey bu oldu…
21.yy’ın küreselleşen dünyasının sihirli formülünün, “bir malı daha iyi kalitede, daha ucuza üretebilmek olduğunu” söylemiştik. Bu nasıl yapılacaktı peki? Daha iyi kalitede malı daha ucuza nasıl üretecektik? Üretim maliyetlerini düşürmenin falan yanı sıra bunun iki yolu vardı. Bunlardan birincisi, küresel sermayeyi ülkene çekmek ise, ikincisi de, daha çok bilgiye sahip olabilmekti. Peki bunu nasıl yapacaktı Türkiye? Tek bir yolu vardı bunun: DEMOKRATİKLEŞMEK!..Hiç başka yolu yoktu!. A dan Z ye kadar demokratikleşmeden daha ileri gitmek mümkün değildi…
Ama bu da yetmezdi; bunun yanı sıra, daha çok bilgiye sahip olabilmek de gerekiyordu. Çünkü, daha çok katma değer üretebilmenin yolu daha çok bilgiye sahip olabilmekten geçiyordu. Fakat, bunun için de barışçı bir politika izlemek lazımdı. Silah yerine “soft power” üretecektin artık, bunun başkak yolu yoktu!. Soft power-yani yumuşak güç ise, iç dinamiklere, gelişmeci- ilerlemeci bir anlayışa dayanmak zorundaydı. Yani, büyük düşünebilmek için artık ulusalcı olmak gerekmiyordu. Sınır ötesi düşünebilmek demek, başkalarının topraklarını da kendi sınırlarına katmak için silahlanmak demek değildi!! Çünkü, bütün dünya senindi artık! Tek ki üret sen, daha iyi kalitede malı, daha ucuza üret!..İstediğin yerde yatırım yapabilirdin, istediğin yerde yaşam hakkına sahip olabilirdin..Yani, neresinden bakarsanız bakın, o eski ulus devletçi dünya görüşüne yer yoktu artık..
İşte mesele buradaydı. İşte „yol ayırımı“ da tam bu noktadaydı!.
Erdoğan’ın etrafını kuşatan ideolojik atmosfer onun bu gerçeklerle arasını açtı. Onu, ulus devletçi bir büyüme, yükselen ülke olma ruh haline soktular!. Tabi, iş bu hale gelince, bu ruh hali ittifaklar politikasını falan da etkiledi. Hem içerde hem de dışarda eski dünyanın kalıntısı olan güçler, “ne oluyoruz” demeye başladılar ve adım adım Türkiye’yi bir tehlike olarak görerek onun önünü kesmek için güçlerini birleştirme noktasına geldiler. Sen açıkça adamların “ömüğünü sıkmaktan”, onları “intihara yöneltmekten” bahsediyorsun yahu, adamlar hala senin yanında dururlar mı bu durumda?..ABD ve AB ile olan ilişkiler için de geçerli bu… Sen hergün, yükselen Türkiyeyi, bir ABD’ nin bir AB’ nin karşısına koyarak politika yapmaya kalkarsan adamlar da öyle dururlar mı?...
Birkaç örnek verelim. İstanbul’a yeni bir hava alanı yapılıyor, ne kadar güzel değil mi… Ama sen niye tutupta bunu anti Alman-anti AB ci bir anlayışla dünyaya prezante etmeye kalkıyorsun ki? Neymiş efendim, bu hava alanı Frankfurt havaalanını yok edecekmiş! Yahu kardeşim senin amacın üzüm yemek mi yoksa bağcıyla boğuşmak mı?
Şu enerji hatları meselesi sorunu da öyle. Tamam bak ne güzel, Türkiye Azeri gazını Avrupa’ya taşıyan boru hatlarına evsahipliği yapacak..E, bunu tutupta niye illa ki adamların gözüne sokarak onları kendine karşı kışkırtmak için bir araç haline getiriyorsun ki?!.. Türkiye bu şekilde „emperyal“ hale gelecekmişte parçalanan Osmanlı’yı tekrar biraraya getirecek miş!... Yani diyorsun ki, az daha bekleyin sizin canınıza okuyacağım!!.. Sonra da „o Batılı şer güçleri neden bana saldırıyorlar, neden terör örgütlerini benim üstüme sürüyorlar“ diye yanıp yakılıyorsun!!… Sen hergün adamlara küfret, Don Kişot misali dünyaya harp ilan et, sonra da otur ağla!!..
Şu doğalgaz hatlarına dönelim; Türkiye’nin böylesine bir enerji nakil ülkesi haline gelmesi AB’ nin de işine gelir. Rus gazına alternatif yeni bir kanalın açılması onlar için de olumlu birşeydir. Bu durumda bırakınız AB ile restleşmeyi, tam tersine, en azından bu konuda bizim AB ile uyum halinde olmamız gerekmez mi. Ama yok, illa ki kavga edeceksin!. Hem de öyle mantıksız bir kavga ki, “Rusya’yı doğal müttefik” ilan ederken AB yi de tu kaka edebiliyor bir “danışman”!... İhracatımızın %40 dan fazlasını yaptığımız bir coğrafya neredeyse düşman ilan edildi!... ABD konusu da öyle. Önce „üst akıl“ ilan edildi, sonra bu da yetmemiş olacak ki neredeyse onunla da kapışacağız!..
Yani, hep bir kavga atmosferi!..Nereye varacak bu işin sonu? Sonra da işler karışınca “Erdoğan’ı yedirtmeyeceğiz” diye slogan yarışına giriyorlar!.. Yahu, durun bir bakalım. Bakın şu son on yılda nasıl geldi Türkiye bu noktalara. Biraz soluk alın! Yok!... „Faiz lobisine karşı savaş“ diye diye kendi Merkez Bankamız bile bu „lobinin“ aracı ilan edildi de fukara, eli ayağı bağlandığı için, varlığı yokluğu belli olmayan bir kurum haline geldi. Şu dövizin haline bakın, „faiz lobisi avcıları“ „faizleri düşür“ diye diye faizlerin ve dövizin yükselmesine neden oldular! Hem de bu işe Erdoğan’ı da ortak ederek!...
Bakın açık söylüyorum, bu gidiş iyi bir gidiş değildir (bu satırların Ocak 2014 te yazıldığını hatırlatırım!). “Bizim arkamızda halk var, bu bize yeter” mantığıyla yetinilemez!. Evet, sizin arkanızda halk var ama, karşınızdakiler de, içerdeki uzantılarıyla birlikte 20.yy statükosunu temsil eden güçler ittifakıdır!. Unutmayalım, sadece seçimleri kazanmakla bitmez bu iş!. Adamlar açık açık Menderes’i örnek gösteriyorlar bakın!..Şimdi buna bir de “Haşhaşiler” sorunu eklendi!..Anlaşılıyor sanırım ne demek istediğim!..Derhal gerekli adımları atarak rahat bir nefes aldırmak lazım Türkiye’ye. Erdoğan’ı yedirtmemenin yolu da buradan geçiyor!..“
Evet bu yazı yazılalı neredeyse iki yıla yaklaşıyor. Şu an neredeyiz dersiniz?...
Hepsi bir yana, bakın bugün artık „tek çıkış yolu AK Parti-CHP koalisyonudur“ der hale geldik!… „Çözüm Süreci“ydi, „demokratik bir anayasa“ydı falan derken bunların hepsi hikaye oldu da bir de baktık meğer „tek çıkış yolu AK Parti-CHP koalisyonu imiş!… Evet gerçekten de bugün artık tek çıkış yolu budur, ben de böyle düşünüyorum… Ama nasıl geldik bu noktaya dersiniz? Hiç mi rolü yok o „ideolojik virüsün“ bunda? O jakoben çıkışların, o Don Kişot vari sağa sola saldırmaların hiç mi rolü yok?... Meğer Dimyad’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olma noktasına gelmişiz de haberimiz yokmuş!!… Herkese şu son üç yıldır Marmara Yerel Haberler’de yayınlanan yazıları tekrar gözden geçirmesini öneririm!..
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları



























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023