Ümit KIVANÇ
İstanbul’da, Beyoğlu’ndaki intihar bombacısı eylemiyle beş kişiyi öldürüp yaklaşık otuz kişiyi yaralayan “İslâm Devleti” örgütü (IŞİD-DAİŞ-DAEŞ) ile TC arasında kaçınılmaz kavga nihayet başlıyor mu? Bu sorunun çok kişiye tuhaf göründüğünü biliyorum. Çünkü şimdiye kadarki bariz işbirliği örneklerinden hareketle, İD’i AKP ile özdeş tutma eğilimi yaygın. Özellikle uğursuz ittifakın somut hedefi olan Kürtler, bu “seviyeli beraberlik” sonsuza kadar sürecekmiş gibi düşünüyorlar.
İktidarın yüzsüz-terbiyesiz propaganda aygıtı, âdetâ bu izlenimi pekiştirmek için çabalıyor. Aygıtın elemanları, insan sağlığına zararlı seviyeye ulaşmış dalkavukluğu her gün bir derece daha artırma zorlaması sonucu şuurlarını hepten yitirmiş, ettikleri lafın nereye varacağını, yarın başlara ne dertler açacağını fark etmiyor olabilirler. Belki de Ankara’nın esas donatıp silahlandırdığı, neredeyse yönettiği, belki içlerine elemanlar sokup sahada da yönlendirdiği örgütlerin başkaları olduğunu bildiklerinden, İD’e sahip çıkar konuma düşmekte önemli sakınca görmüyorlar. Silahları Sultan Murad Tugayı’na filan yolladığımızı kolayca kanıtlar, İD ile işbirliği davasından yırtarız, diye mi düşünüyorlar? Olabilir. Bunların neyi niye yaptığını bilemiyoruz. Yüz binlerce insanın doldurduğu koca Diyarbakır Newroz alanının fotoğraflarının yeryüzünü dolaşmasına dakikalar kala, alanın henüz boşkenki fotoğrafını yaymaktan insan nasıl medet umabilir, anlayamadığımız gibi. Facebook’u ve bütün okurlarını kandırmaya kalkışıp, foyası ortaya çıktığında “beni sansürlediler” diye ağlaşan Yeni Şafak’çıların nasıl zerre kadar utanmadığını anlayamadığımız gibi.
İD ile samimi pozlarda yakalanmaktan propaganda aygıtındaki vazifelilerin korkmayışını şuursuzluk ve ar damarı çatlamışlıkla izah ettik diyelim; Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst düzeydeki yetkililerinin tutumları hakkında neyi nasıl düşüneceğiz?
Haftasonu İstanbul’da olan, sadece Beyoğlu’ndaki “ufak” katliamdan ibaret değil. Fener-Galatasaray derbisini erteletebilecek kadar somut “istihbarat” var, muhtemel yeni saldırılara ilişkin. İntihar bombacısının, Paris’te denenen, ama tam gerçekleştirilemeyen şekilde, maç sonrası dağılan seyircinin arasına karışacağına dair istihbarat alınmış, polise göre. Yani aslında yüzlerce kişiyi öldürmeyi planlamışlar. Yani bir katliam, bir de (eğer sadece bir ise, bilmiyoruz) katliam girişimi var.
Basitçe sorayım: Bu korkunç işlerin arkasında 100 kilometre mesafeden de olsa PKK ile, hele PYD ile ilişkilendirilebilecek birileri bulunsa cumhurbaşkanı neler yapardı, başbakan neler derdi, o pespaye propaganda aygıtı hangi salya ve köpükleri nasıl saçardı?
Oysa şimdi ne oldu?
Başbakan, olaydan yedi saat kadar sonra lütfen ilk açıklamasını yaptı. Ahmet Davutoğlu’nun sesinde, “vurarız, kırarız, Ortadoğu’nun sahibiyiz!” babalanmalarından eser yoktu. Saldırıyı yapan “terör odakları”ydı, “terör” diye bir şey vardı, bu fena işleri o yapıyordu. “Terörün gerçek yüzü” görülmeye başlanmıştı. Türkiye hep “teröre karşı”ydı. “Terörün dini, dili, ırkı” yoktu. “Kimden gelirse gelsin” lanetlenmeliydi. “Her türlü terör odağıyla” mücadele ediyordu hükümet, “hiçbir terör odağı” amacına ulaşamayacaktı, “terör tümüyle sona erinceye kadar” bu mücadele sürecekti. Soruşturma “çok yönlü” olarak “büyük dikkatle” sürdürülüyordu.
Sormamız gereken basit soru şu: TC başbakanı, insanları öldüren, yüzlercesinin daha canına ve bütün bir şehrin hayatına kast edenlerin, yani IŞİD, DAİŞ, DAEŞ, -“İslâm Devleti” dememek için artık hangisini tercih ederseniz-, o katillerin adını neden anmıyor?
Kurup başına geçmek istediği, zaman-mekân ötesi “İslâm Medeniyeti”ne halel mi geliyor, Selefî cihatçıların katilliğinden sözedince? Bu kadar mı yakınsınız?
Yarın, inşallah bu cinnet zamanlarından haysiyetin, ahlâkın, hukukun bir nebze olsun hayatiyet kazandığı zamanlara geçersek, Davutoğlu’nun bu açıklaması, AKP iktidarının İD’e sempatisinin bariz ispatı olarak okunacaktır.
Gelelim, başka durumlarda dünyanın bütün mangallarını bir üfleyişte külsüz bırakıveren cumhurbaşkanının tutumuna. Tayyip Erdoğan, ilk sözünü olaydan otuz (30) saat sonra etti. Haliç Kongre Merkezi’nde katıldığı alâkasız bir kongrede konuşurken. Yani geçerken değindi.
Erdoğan, “canlı bomba eylemini” lanetledi, “halka açık mekânlarda gerçekleştirilen bu saldırıların” amaçlarından sözetti. Sonra Türk Millî Eğitimi esaslarına uygun bir akıl yürütme ile şunları söyledi: Böyle yöntemlerle amacına ulaşmış tek terör örgütü yoktur. Öyleyse “terör örgütleri” niye ülkemizi bu şekilde hedef alıyorlar? Demek ki arkalarında başka güçler var.
Akıl yürütme kısmını değerlendirmeyi size bırakıyorum. Erdoğan’ın sözleri, “milletimize yaşatılan acı”, “kirli hesaplar”, “ismi farklı ama yöntemi, amacı, hedefi aynı olan taşeron terör örgütleri”, “Türkiye’yi köşeye sıkıştırma” planları vs. ile devam etti.
Cumhurbaşkanı, İD’in İstanbul’da insanları katletmesi ve çok daha büyük katliama kalkışması üzerine, önce “PKK ve DAİŞ gibi” diyerek, doğrudan İD’i lanetlemekten kaçındı, önce PKK’nin adını andı, onu başa koydu, sonra iki örgütü, adını vermediği başkalarıyla aynı sepete yerleştirip faili bir defa daha belirsizleştirdi.
Bu konuşma da, Ankara’nın İD’e sempatisinin, onu kamuoyu gözünde, en azından ilk andaki tepkilerden kollama-koruma gayretinin ifadesi olarak okunacaktır, okunmuştur.
İD henüz Ankara’ya lazım. Bu yüzden, kaçınılmaz kavga gelip çatmış olsa bile ona şefkatle yaklaşılıyor. (Ayrıca, muktedir Türk İslâmcılığında İD’e vurulacak darbenin genel olarak İslâmcılığı zayıflatacağına dair bir endişe ve kabulün varolduğu anlaşılıyor.)
Erdoğan konuşmasının sonunda, “terör örgütleri ve arkalarındaki güçler”e karşı “Türkiye”nin “gerekirse ülke olarak tek başına” mücadele yürüteceğini söyledi. Konuşmasının en doğru kısmı bu. Elhak, Türkiye, pek çok bakımdan “ülke olarak tek başına” kalmak üzere.
Ve İD’in, başka her şeyi mumla aratacak korkunç eylemlerine maruz kalmak üzere. İD neden Türkiye’ye doğrudan saldırsın? Çünkü Türkiye, bölgesel hegemonya hesapları icabı İD’e saldırmak durumunda, hattâ saldırıyor.
Sırf son bir hafta-on gün içinde, Türkiye’nin ilişkili olduğu silahlı gruplar, iddiaya göre Türk ordusunun desteğiyle, bazı köyleri İD’in elinden aldılar. (Gerçi bir-ikisini İD geri aldı, ama konumuz açısından bunun önemi yok.) Çatışmalarda Türkiye içinden topçu desteği sağlandığı ileri sürüldü. İD’in Kilis’e attığı füzeler de buna misilleme olarak yorumlandı. Kilis’in üzerine, çatışma durmadı, sürdü.
Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki gelişmeleri kendi çıkarına göre şekillendirme planları için elindeki araç İD değil. İD, özellikle Kürtlere karşı işbirliği yapılan, ama son tahlilde bağımsız bir uluslararası cihatçı örgüt. El-Kaide’nin rakibi. Türkiye’nin “adamları” başkaları. Ve bunları etkin kılmak için sadece Kürtlere saldırmak veya birilerini saldırtmak yetmiyor, İD’in elindeki birtakım toprakları almak falan da gerekiyor.
Lâkin Ankara İD’i seviyor. Çünkü AKP’siyle, MİT’iyle, Genelkurmay’ıyla TC, “Kürt anasını görmesin de ne olursa olsun” havasında.
Düşünün, İD, ilk defa doğrudan İsraillileri hedef alan bir eylem yaptı. İstanbul’daki katliamı çok önemli ve henüz biricik kılan bir etken bu. Bu bile mevzu edilmedi. İnsanları Selefî cihatçılar öldürdü, ama olsun, “PYD DAEŞ’ten tehlikeli” çizgisini sürdürelim, buradan da Kürtlere küfür-kıyamet-nefret vesilesi yaratalım!
Her şeyden önce ahlâksızlık, diyeceğim, ama bu laf da artık komik ve zavallıca kaçıyor…
(NOT: Nefesimi tuta tuta, Diyarbakır Newroz’u tatsızlık olmadan bitsin diye bekledim, yazıyı yollamadan. Diyarbakır korkmadı, barış istediğini haykırdı. Helâl olsun!)
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/umit-kivanc/sizinkiler-yapmis-aman-saklayin-1534040/
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları











































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024