Münir AKTOLGA
AMAÇ, “TÜRK TİPİ BAŞKANLIK SİSTEMİ” İLE ÜLKEYİ “BİR ANONİM ŞİRKET GİBİ YÖNETMEK” MİDİR?..YOKSA PROBLEM ÇÖZMEK MİDİR?
Gülay şöyle yazdı geçenlerde; ben de aynen katılıyorum:
“Başkanlık sistemi tartışmaları, “nasıl bir başkanlık sistemi” sorusunun cevabı verilmediği sürece havanda su dövmeye benziyor.
O yüzden de ben bu tartışma açıldığından bu yana, başkanlık sistemine kategorik bir karşı çıkış mümkün olmadığına göre, gerçek tartışmanın ancak AK Parti’nin “Türk Usulü” dediği kendi başkanlık sistemini açıkladıktan sonra başlayabileceğini; herkesin de tutumunu ancak ondan sonra alabileceğini söylüyorum.
AK Parti henüz böyle bir model açıklamadı. Bu şartlarda iktidarın 2012’de Anayasa Komisyonu’na verdiği 20 maddelik taslaktan hareket etmek durumundayız.
Söz konusu taslak o zamanlar birçok noktadan eleştirilmişti. Ama öyle iki eleştiri vardı ki, bu iki noktayı içeren bir başkanlık rejiminin, bu rejimden beklenen temel faydayı yok edeceği söyleniyordu.
Şimdi bu eleştirilere bakalım...
AK Parti’nin 2012 önerisinde en fazla eleştiriye uğrayan noktalardan birincisi, başkana “başkanlık kararnamesi” çıkarma yetkisi verilmesidir.
Buna göre başkan, gerekli gördüğü konularda “başkanlık kararnamesi” çıkarabilecektir. Nedir bu gerekli gördüğü koşullar?
Kanunlarda kararname çıkarılacak konuyu düzenleyen açık hükümler bulunmaması hali...
Bu koşulun istismara son derece müsait olduğu, istenildiğinde kanun metninin yorumunda zorlamalar yapılarak “açık olmayan” noktalar yaratılabileceği açıktır. Dolayısıyla başkanlık kararnamesi çıkarma yetkisini rahatlıkla başkana yasama yetkisi verilmesi ya da en hafifinden yasamanın yetkilerine müdahale imkanı verilmesi olarak yorumlayabiliriz.
Denilebilir ki, bugünkü sistemimiz de Bakanlar Kurulu’na kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veriyor.
Evet, bugünkü Bakanlar Kurulu’nun da KHK çıkarma yetkisi var. Ama arada önemli bir fark var.
Kamu hukuku profesörü Levent Köker bu farkı şöyle anlatıyor:
“Bugünkü Bakanlar Kurulu, kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarma yetkisini “olağan dönemlerde” TBMM’nin çıkardığı bir yetki kanunundan almaktadır ve konu ve süre bakımından onunla bağlıdır. Olağanüstü dönemlerde ise, KHK çıkarma yetkisi cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'na aittir. Konu sınırı yoksa da, yer sınırı vardır (olağanüstü durumun geçerli olduğu ülke bölümü). Nihai onay makamı, her iki durumda da TBMM’dir. AKP önerisi, başkanlık kararnamesi ile bugünkü olağanüstü yetki durumunu olağanlaştırmakta ve TBMM onayını da kaldırmak suretiyle, kararname yetkisini yasama yetkisine dönüştürmektedir.”
(Bu arada eklemek gerekir ki, kuvvetler ayrılığına aykırı olan böyle bir yetki “ABD usulü” başkanlık sisteminde mevcut değildir. Yani ABD Anayasası başkana, kanun niteliğinde kararname çıkarma yetkisi vermemiştir.)
Köker ayrıca, AK Parti önerisinde başkana verilen kanunları onaylama ve yayımlama yetkisi içinde yer alan, “tamamen veya kısmen uygun bulmadığı kanunları TBMM’ye geri gönderme yetkisi”nin taşıdığı sakıncalara da dikkat çekiyor. Bu yetkinin yasama faaliyetinde başkanın etkisini artrıcı yönde düzenlendiğini söyleyen Köker şöyle devam ediyor:
“Başkan tarafından geri gönderilen kanunların yasalaşabilmesi için TBMM’nin geri gönderilen kanunu aynen ve en az beşte üç çoğunlukla kabul etmesi gerekmektedir. Bu, ‘Başkanlık kararnamesi’ ile yasama yetkisi verilen başkanın beğenmediği kanunları engelleyebilme (ve ülkeyi kendi çıkardığı kararnamelerle yönetme) gücüne sahip kılınması anlamını taşımaktadır.”
Görüldüğü gibi, başkana kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek, başkanlık sisteminin en önemli üstünlüğü olarak gösterilen “kuvvetler ayrılığının sağlanması” özelliğini yok etmek ve başkana yasamaya müdahale yetkisi vermek anlamını taşıyor. Dolayısıyla, başkanlık sisteminin özüyle ve ruhuyla çelişiyor[1].
Nereden çıktı bu tartışmalar, neden „başkanlık sistemi„:
Deniyor ki (bütün bu söylenilenlere ben de katılıyorum), „başkanlık sistemi Türkiye gibi çok kültürlü, yapısal olarak mozayiği andıran bir toplumda, ülkeyi yönetilemez hale getiren koalisyonları önlemek için kaçınılmazdır. Bu türden bir yönetim zaafını önlemek için şu an elimizde olan tek araç seçim barajını yüksek tutmak; ama görüyorsunuz, bu da başka sorunlara neden oluyor. Örneğin, ülke için hayati öneme sahip olan Kürt sorununun çözümü gibi bir konuda yüzde on barajı yüzünden Kürt siyasi hareketini sisteme entegre etmekte güçlük çekiyoruz. Bir yandan PKK’nın silah bırakmasını, sorunların parlamento zemininde siyasetle çözülmesini tartışıyoruz, ama diğer yandan da yüzde on barajı yüzünden onlara bu yolu kapatıyoruz… Ancak, bugünkü sistem devam ettiği sürece, barajı kaldırırsak bu sefer de ülkede bir yönetim zaafı ortaya çıkıyor ki, bu da en çok değişimin önünü kesmeye çalışan eski Kemalist elitin-Devlet sınıfının işine yarıyor. Kısacası, bir yandan, „parlamenter sistem çoğulcu yapıyı korumak için tek çözüm yoludur“ diyoruz, ama öte yandan da mevcut sistemle yürümeye devam ettiğimiz sürece ne çoğulcu yapıyı koruyabiliyoruz, ne de kendi ayaklarımızın üzerinde yürüyerek daha ileri gidebiliyoruz!…Bütün bunların hepsini yaşadık gördük. Öyle zamanlar oluyor ki, en basit konularda bile hükümet karar alamaz hale geliyor. Darbe yönetimleri öyle bir anayasa hazırlamışlar, „parlamenter sistem“ adı altında öyle bir „Türk tipi parlamenter sistem“ icad etmişler ki, onların vesayeti olmadan sivil iktidarların kendi başlarına adım atmaları bile mümkün değil!..
İşte, başkanlık sistemi, uygulamada ortaya çıkan bütün bu sakıncaların önüne geçmek için, tek kelimeyle yeni Türkiye’nin üst yapısını inşa edebilmek gereklidir. Çünkü, bu durumda hem ülke yönetilemez, karar alamaz durumdan kurtulacak, hem de „seçim barajı“ diye bir şeye gerek kalmayacağı için bütün görüşlerin-Kürt siyasi hareketinin de-en geniş şekilde parlamentoda temsilinin yolu açılmış olacaktır“. Hem sonra, bir de bakarsınız ilerde Kuzey Irak’ın ve Rojawa’nın Kürtleri de bu sisteme dahil olmak isterler, kim bilir! Başkanlık sistemi, böyle bir durumda federal bir yapıyı ayakta tutabilmek için de yegane çözüm yoludur!..
Devamla, deniyor ki: „Ama hepsi bu kadar da değil, bir nokta daha var: Bir yandan diyoruz ki, Türkiye çok kültürlü-çok etnisiteli bir ülkedir, Osmanlı artığı katı merkeziyetçi sistem herşeye rağmen eski Türkiye olarak bizi buraya kadar getirdi, ama artık bundan sonra aynı şekilde devam edemeyiz. Bundan böyle, adına ne dersek diyelim, yerelden yönetimi esas alan yeni tipten bir işletme sistemine ihtiyacımız olduğu apaçık ortadadır. Önümüzdeki süreçte yeni bir anayasa yaparken bu durumu dikkate alarak, ademi merkeziyetçi bir işletme sistemini hayata geçirmek için ne gerekiyorsa onu yapmalıyız. Başta Kürt sorunu olmak üzere birçok sorunumuzun çözümü de buna bağlıdır. Başka türlü demokratik bir ulus haline gelemeyeceğimiz gibi, eski sistemle artık ülke birliğini bile devam ettirmemiz mümkün değildir“.
Bu görüşler, benim de katıldığım görüşlerin özeti. Bu nedenle, Osmanlı artığı katı merkeziyetçi yönetimi-Devlet anlayışını- saf dışı bırakacak, yerelden yönetimi güçlendirerek-ademi merkeziyetçiliği- temel alacak bir başkanlık sistemine ben de yürekten katılıyorum. Tek bir başkan, karar alma yetkisi felce uğratılmamış merkezi bir yönetim, bütün görüşlerin, kültürlerin, etnik oluşumların hiçbir baraj olmadan temsil edilebilecekleri bir parlamento… Ama aynı zamanda, yerel yönetimlere, hatta tek tek bireylere bile kendi kendilerini yönetme konusunda insiyatif veren; bütün bunları yaparken de kuvvetler ayrılığından hiçbir taviz vermeyen, kontrol ve karar yetkisinin son tahlilde merkezi parlamentoda olduğu bir işletme sistemi... Açık konuşalım, Kürt sorunu da dahil olmak üzere bütün diğer sorunlarımızın nihai çözümü bu türden bir işletme sistemine sahip olabilmemize bağlıdır. Yeni Türkiye dediğimiz oluşumun üst yapısı böyle bir zemine sahip olmak zorundadır…
Ama iyi güzel de, bakın şurda seçime çok az bir zaman kaldı, seçimden sonra yeni bir anayasa yapımından, bunun şimdiden „tartışılmasından“ falan bahsediyoruz, peki siz bu arada AK Parti’den ve sayın Erdoğan’dan „verin 400 milletvekilini anayasayı değiştirerek Türk tipi bir başkanlık sistemine geçelim“ sözünden başka birşey-bu konuda somut bir öneri- duydunuz mu?. Hem „başkanlık sistemi tartışılsın“ deniyor, ama hem de ortada henüz somut bir öneri yok!. Ha, „Türk tipi“ olayına bir de şimdi „benim derdim ne biliyor musunuz, ben ülkeyi aynen bir anonim şirket gibi yönetmek istiyorum“[2] eklendi o kadar! Yani şunu demiş oluyor sayın Erdoğan; „ben, ülkeyi bir anonim şirket gibi yönetebilmek için Türk tipi bir başkanlık sistemi istiyorum“ o kadar!. Bitti!.. „Bunun da yolu 400 milletvekiline sahip olarak anayasayı değiştirmekten geçiyor“! Demek olay bu, gerisi teferruat ki, bunun dışında nasıl bir başkanlık sistemi istenildiğinden, kuvvetler ayrılığı ilkesinden, demokratikleşme açısından yeni anayasanın nasıl olması gerektiğinden falan bahsetmeye hiç gerek duyulmuyor! Kim bilir, belki de önümüzdeki günlerde açıklanır bunlar da!!..
Bu durumda tabi herşey değişiyor. Bir kere o „Türk tipi başkanlık sistemi“ meselesi kökünden sorunlu!. Çünkü, kim ne derse desin bunun adı modern bir Sultanlık rejimidir..Biz, „daha az merkeziyetçi yeni bir anayasa“ falan derken bir de bakıyoruz „yağmurdan kaçarken doluya tutulmak“ gibi karşımıza yeni tipten katı merkeziyetçi bir Sultanlık rejimi alternatifi çıkıyor!.
Bu konuyu daha önce ayrıntılı olarak ele aldığımız için burada lafı uzatmıyorum. İsterseniz aşağıdaki linke bir tıklayın yeter. Görün bakalım neyin nesiymiş şu „Türk tipi başkanlık sistemi“!..
Buradaki ilginç olan nokta, hiç şüphesiz, “Türk tipi bir başkanlık sistemi” ile,“ülkeyi tıpkı bir anonim şirketi yönetiyor gibi yönetmek” arasındaki ilişkidir-bağdır!..
Bakın bu ne demek: Önce, bunun bir “samimi ikrar” olduğunun altını çizerek başlayalım!.
Bir anonim şirketin birçok hissedarı vardır, ama her durumda yönetim en büyük hisseye kim sahipse onun olur... Gerisi teferruattır (İsterseniz hissedarlarla en büyük hisse sahibi yönetici arasındaki ilişkiyi de yönetici sınıfın kendi içindeki ilişkilere benzetebilirsiniz; ama burada sözkonusu olan zaten şirketin kendi içindeki yönetim olayı değildir; ülkeyi yöneten bir başkanın tıpkı bir şirket yöneticisinin ülke çapında-hatta işin küresel boyutlarıyla da- şirketi yönetmesi gibi bütün bir ülkeyi-vatandaşları yönetmesidir).
“Anonim şirketler nasıl mı yönetiliyor? Eskiden kararlar en az üç kişiden oluşan yönetim kurulu tarafından alınıyordu..Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda bu hüküm değiştirildi.. Tek üyeli yönetim kurulu uygulaması getirildi..Tek adam yönetimi yasallaştırıldı..Bu değişiklik niye mi yapıldı? Pratik diye, kolay karar alıp uygulanıyor, görüş ayrılığı yaşanmıyor diye..Yasanın 359. maddesinin birinci fıkrası şöyle diyor: Anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur.
Yönetim kurulu bir kişi olabilirmiş..Tek kişilik yönetim kurulu.. Adı kurul ama bir kişi!..Tam bize uygun!..Bence, Cumhurbaşkanı’nın Türkiye anonim şirket gibi yönetilsin derken kastettiği budur.. Türkiye anonim şirket olsun, ben de o şirketin tek kişilik yönetim kurulu olayım.. Bütün kararlar Beştepe’de-“Aksaray’da”- alınsın!”[3]
Ama daha da ötesi, yani bu işin bir de “Türk tipi başkanlık sistemiyle” olan ilişkisi yönü var ki o, meseleyi daha da açık hale getiriyor:
Bir insan bir anonim şirketi hangi hakla, neye dayanarak yönetir tek başına? Şirketin en büyük hissedarı olmak değil midir bu işin özü? Yani, insana bir şirketi tek başına yönetme hakkını-yetkisini veren şey, son tahlilde, onun şirket üzerindeki özel mülkiyet hakkıdır.
Alın işte size "Türk tipi başkanlık sistemi"!!... Çünkü bu durumda da mülk önce Allah'ın, sonra da onun yeryüzündeki gölgesi durumunda olan sultanındır. Nasıl ki bir anonim şirkette yönetim yetkisi en büyük hissedara-mülk sahibine- ait oluyorsa, sultana ait olan mülke “tasarruf yetkisi” de pratikte onun kendi özel mülkünü hükmetmesiyle bir ve aynı şey haline gelir..
Ülke yönetimi hiçbir şekilde bir şirketin yönetimiyle kıyaslanamaz dedik; çünkü, bir şirketin yönetimi direkt olarak o şirketin özel mülkiyetine sahip olup olmamayla ilgili iken, kapitalist bir ülkede, egemen unsur da olsa, ne burjuvazi o ülkenin özel mülkiyetine sahip bir sınıftır, ne de diğer insanlar, adına ülke-ya da toplum denilen şirkette kendi işgüçlerini satarak çalışanlar!! Evet o-yani burjuvazi- egemen sınıftır, ama ülke yönetiminden bahsettiğimiz an bu durumda belirleyici olan artık ülkenin özel mülkiyetine sahip olup olmamak değildir!! Ülke yönetimi, mevcut durumu (bunun özünü üretim ilişkilerince belirlenen toplumsal bir sözleşme oluşturur) temsil eden bir hukuk içinde sistemin merkezi varoluş instanzı olarak ortaya çıkar. Demokrasi de, işte bu, belirli bir hukuki zeminde oluşan denge unsurunu ortaya çıkarmanın aracı-işletme sistemi- olur... Yani, parlamenter sistem de olsa, başkanlık sistemi de olsa, her iki durumda da amaç, sözkonusu sistemin yapısal durumuna ve işleyişine en uygun olan hukukun ve bu zeminde oluşan yönetim instanzının oluşmasıdır.
Bir firmada çalışanların hukuku-statüsü ise bambaşkadır. Bu durumda onlar bir iş sözleşmesiyle kendi isgüclerini satarak-bunun karşılığında bir ücrete sahip olarak- varolurlar. Yani buradaki ilişki tamamen bir iş ilişkisidir. Çalışanlar, eğer istemezlerse-örnegin ücreti az bulurlarsa, ya da daha başka bir nedenle- çıkış verip işten ayrılabilirler...Ama bir ülkenin vatandaşlarının durumu böyle değildir; onların böyle bir hürriyeti yoktur!! Yani onlar, “ben istemiyorum” diyerek başka bir yere gidemezler!!..Ülkeyi yönetenler de, kendi özel mülkleri olan bir şirketi yönetiyorcasına bir işçinin işine son verir gibi insanların vatandaşlık durumuna son veremezler!! Böyle birşeyi denemeye kalktıkları an bunun adı sultanlık ya da diktatörlük olur!!..”İstemiyorsan çek git benim mülkümden” mantığıdır bu!!.. Sayın Erdoğan’ın böyle düşünmeyecek kadar insancıl olduğuna inanıyorum ben; ama herhalde, kaş yapayım derken göz çıkarmak da bu olsa gerekir!..
Yahu ben şunu anlamıyorum, o kadar “danışman-başdanışman” var bu “Aksaray’da”, bunların içinde bütün bunları düşünen hiç kimse yok mu; hadi Erdoğan içinden geldiği gibi rasgele konuşuyor, yani niyeti kötü değil diyelim, ama neden bunlar müdahale etmiyorlar duruma! Hem sonra bunlar-bu “danışmanlar”- görmüyorlar mı, bu türden çıkışlar sadece başkanlık sistemini değil, aynı zamanda, artık bununla birlikte düşünülmeye başlanan yeni bir anayasayı inşa konusunu da çıkmaza sokuyor!.
Çok açık söylüyorum, hani daha ademi merkeziyetçi yeni bir anayasa istiyoruz falan derken, bu türden çıkışları duydukça ben bile artık yeni bir anayasadan umudumu kesmeye başladım!.. Ülkeyi bir “şirketi yönetirmiş gibi Türk tipi bir başkanlık sistemiyle yönetme” talepleri karşısında daha şurda 10 Ağustos’ta oyunu Erdoğan’a veren ben bile artık ciddi ciddi “aman HDP parlamentoya girsin de bu türden çılgınlıkların önü kesilsin” demeye başladım!!..
Bu konuda linkini verdiğim şu makalelere bakabilirsiniz:
1) “Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor? Nereye geldik, nereye gidiyoruz, ne yapmalıyız”?: http://www.aktolga.de/m53.pdf
2) “Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir”: http://www.aktolga.de/a64.pdf çalışmalara bakabilirsiniz..
Hem sonra nedir Allah aşkına bu hiddet, bu kavgacı dil, üslup!.. Don Kişot yanımızda hiç kalacak bu gidişle! O sadece yel değirmenlerine karşı savaş açmıştı. Bizimkiler ise neredeyse bütün dünyaya karşı savaş açtılar!! Amerika düşman, AB zaten ezelden düşmanmış da haberimiz yokmuş; yani bütün Batı karşımızda!! Küresel sermaye ise, onlar zaten “finans oligarşisi” “Tapınakçılar”!! Açın bakın o “danışmanların” yazılarını, kan damlıyor mübareklerden!!.. E, bunları sadece biz mi okuyoruz!. Elin adamları da okuyor ve diyorlar ki, “bunların niyeti bozuk”!. Ve de ne oluyor tabi, yavaş yavaş Türkiye’nin etrafındaki çember daralıyor!... Sonra bir de tutup, “bakın biz dememişmiydik bunlar hep bize düşman” demezler mi ya!! Nedir bu şimdi!!..Ama artık galiba bütün bunlar da yetmiyor ki, kendi kendileriyle de savaşmaya başladılar!!. Yahu bu normal midir sizce?. Bir gün önce, son on iki yılda en başarılı olduğunuz alanı yöneten kendi ekonomi yönetiminizi “vatan hainliğiyle” suçluyorsunuz, ama ertesi gün de oturup onlarla, “aramızda bir problem yok” diye işi tatlıya bağlamaya çalışıyorsunuz!.. Laf aramızda, Allah rahmet eylesin benim babam da böyleydi işte!!. Ama ne oldu sonra, bütün o bağırıp çağırmalar, kavgacı diller falan hepsi onunla birlikte yok olup gittiler!.. Ah baba ah diyorum bazan, değer miymiş görüyorsun!..
Neyse, hepsi bir yana, bu gidişle zaten, sırf Erdoğan’ı frenlesinler diye HDP ‘yi de meclise sokacak halkımız!. Türk tipi başkanlık sistemi filan da böylece rafa kalkmış olacak tabi, burası açık da, ama bu arada en azından şu “barış sürecini” bile başarıya ulaştırabilirlerse gene de helal olsun Erdoğan’a ve AK Parti’ye diyeceğiz!!..
.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları






























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023