Metin Gürcan
Bab’taki mevcut durum:
170’nci gününü dolduran ve 11 Şubat 2017 itibarı ile toplamda 65 mehmetçiğimizi şehit verdiğimiz Fırat Kalkanı Operasyonu şu anda belki de en kritik aşamasında.[1]
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Özel Kuvvetler, tankçılar ve komandolardan oluşan yaklaşık 1500 personeli ile Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçlerinin (yaklaşık 2 bin savaşçı) ortak olarak Bab’ın batısından 8 Şubat gecesi başlattığı taarruzda 11 Şubat’a kadar 13 askerimiz şehit oldu. Bab ilçe merkezinde yaklaşık 800 civarı IŞİD militanı ile hala 10 bine yakın sivil bulunduğu ifade ediliyor. IŞİD’in bu sivilleri ‘canlı kalkan’ olarak kullandığı da bilinen bir gerçek. Güvenlik kaynakları şimdiye kadar Bab ilçe merkezinin 25%’inde kontrol sağlandığını ifade ediyor. Ancak çatışmalar Bab’ın batı ve kuzey mahallelerinde olanca hızıyla devam ediyor. Şimdi Ordumuzu ve ÖSO’yu Bab’ın merkezine doğru çetin geçeceği kesin gözüken bir meskun mahal muharebeleri (şehir çatışmaları) süreci bekliyor.
Diğer yandan Suriye ordusu ve ona bağlı milisler de Bab’ın yaklaşık 3 km. güneyindeki Ebu Taltal bölgesini ele geçirmiş durumda ve kararlı bir şekilde güneyden Bab’a doğru ilerliyor. Bu ilerleme sürerse 1-2 güne Bab’ın Suriye ordusu ve bağlı milislerin Bab’ın içine girmeye başlayacağını söylemek mümkün ki bu Suriye ordusu ile önce ÖSO sonra da Türk ordusunu karşı karşıya getirebilecek bir çatışmaya neden olabilir. Çünkü artık sahada Suriye ordusu ve ona bağlı milislerle TSK ve onunla hareket eden ÖSO arasında askerde ‘Temas ve Koordinasyon Hattı’ dediğimiz bir hat kalmadı. Her ne kadar Bab güneyindeki Tadef yolunun sınır hattı olduğu yorumları geçse de bu bilgi henüz teyitli değil. Aradaki bu emniyet mesafesinin ortadan kalkması ve sahada TSK unsurlarının, ÖSO’nun, IŞİD’in, YPG’nin, Suriye ordusunun, Suriye ordusuna bağlı milislerin birbirlerine giderek YAPIŞMASI çok riskli bir çatışma ortamına işaret ediyor. Zaten Bab’ın güneybatısında ÖSO ile Suriye ordusuna bağlı milislerle arasında yer yer karşılıklı roket atışları ve çatışmalar yaşandığı söyleniyor. Kısaca Bab’ta saha çok sıcak ve önümüzdeki 7-10 gün Türkiye’nin 24 Ağustos’ta başlayan Fırat Kalkanı Operasyonunun kaderini belirleyecek kadar kritik önemde.
Fırat Kalkanı’nın ilk aşaması olan Cerablus’un ele geçirilmesi ve 2. aşaması olan Cerablus-Çobanbey arasındaki sınır hattının temizlenmesi aşamalarında icra edilen harekât doğası gereği bir Özel Kuvvet harekatı idi. Çünkü biz sahada çok da direnmeyen IŞİD’a karşı asıl kara gücü olan ÖSO’ya Özel Kuvvet İrtibat timleri ile ateş desteği, yaralı tahliyesi ve lojistik destek gibi koordine hizmetleri sunuyorduk. Ama artık Bab’taki harekât çoğumuzun sandığının aksine bir Özel Kuvvet Harekâtı boyutunu çoktan aştı ve ciddi zırhlı birlik (tank ve mekanize) ve ciddi görmeyerek atış desteği (top ve roket) ve de Yakın Hava Desteği gerektiren konvansiyonel bir harekata evrildi.
Özel Kuvvetler harekatı: Doğrular ve yanlışlar
Burada bir noktaya da dikkat çekmem lazım çünkü özellikle 15 Temmuz sonrasında gerek şehidimiz Ömer Halisdemir gerekse Öz. Kuv. K. Korg. Zekai Aksakallı paşamızın gerçekten sonuna kadar hak ettiği kahramanlığı nedeniyle kamuoyunda büyük bir Özel Kuvvetler ‘Balonu’ yükseldi. Bazı ‘popüler güvenlik uzmanlarımızın’ belki iyi niyetli ama maksadını aşan yorumları bu balonun daha da şişmesine neden oldu. Özellikle geçtiğimiz haftalarda üst düzey sivil bürokratlarla bir araya geldiğim ortamlarda onların Özel Kuvvetler ve Fırat Kalkanı konusundaki ‘ABARTILI’ görüşleri bana karar alıcılar düzeyinde de Özel Kuvvetler’in imkân kabiliyetleri, yapabilecekleri ve yapamayacakları konusunda bir kafa karışıklığı olduğunu gösterdi. Direkt Görev (bir kritik tesisin, yerin imhası, kaçırma vb.), d+üşman hatları derin gerisinde Uzak Mesafeli Keşif, Kontr-terör operasyonları, Dost Ülke İç Savunması (Dost ülke ve müzahir unsurlara askeri eğitim) ve Gerilla Harbi gibi görevleri olan Özel Kuvvetlerin gerçekleştirdiği harekât doğası gereği asıl harekâtı destekleyen, kolaylaştıran tali, yani yardımcı roldedir.
Eğer ortada Bab gibi ciddi zırhlı birlik ve görmeyerek ateş desteği gerektiren ‘konvansiyonel’ bir cephede Özel Kuvvet Harekatı ancak ÖSO ile koordineyi sağlar, ancak harekatın kendisi nizami harp gibi yürütülür. Ama belki de ileride yazmam gereken bir yanılgı nedeniyle biz Özel Kuvvetlere ‘KALİTELİ KOMANDO’ muamelesi yaptıkça Bab’ta işler zorlaştı.
Sözün özü: Bab’ta sahada Özel Kuvvetler gereklidir ve mutlaka olmalıdır ama artık Bab’ta yapılacaklar çoktan Özel Kuvvet Harekat Planlamasının ötesine geçmiş, Özel Kuvvet Komutanı ve karargahıyla çözülebilecek durumun ötesindedir. Zekai Paşa’mın harekatı yönetmesi doğru olabilir ama Bab’taki operasyonu yürüten karargahtaki Özel Kuvvetçi, tankçı, mekanize piyade ve Komando oranı ile bu personel arasında kimlerin görüşlerinin dikkate alındığı önem kazanıyor.
Cerablus kolay alındı da Bab neden zor?
Bu sorunun cevabı basit. Çünkü Cerablus’u IŞİD zaten boşaltmıştı ama Bab’ta çok sıkı direneceği daha Kasım 2016’da açık kaynaklara düşen uydu görüntülerinden belliydi. Bab civarında IŞİD’ın kazdığı hendekler, tüneller, evlerde yaptığı tahkimat ve lojistik akışlar bunu gösteriyordu. Yani askeri planlayıcılarımız aslında daha Kasım 2016 sonundan itibaren IŞİD’ın Bab’ta sıkı direneceğini ve Bab’ta Fırat Kalkanı’nın bir özel kuvvet harekatından bir ‘konvansiyonel zırhlı birlik’ harekatına EVRİLECEĞİNİ hesaplaması gerekiyordu. Peki Bab’ta IŞİD nasıl bir savunma sistemi kurdu. Bu sistemin 5 boyutu var:
1. Araçlı intihar saldırıları: IŞİD bu intihar saldırıları ile şehrin etrafında her zırhlı birlik harekatında bakım, akaryakıt/mühimmat ikmali vb. sebeplerle kurmanız gereken geçici ve sabit toparlanma alanlarınızı, üs bölgelerinizi vuruyor, birliklerin kuşatma düzeninizi bozuyor ve psikolojik korku etkisi yaratıyor. Bu çok önemli bir şey. Zırhlı birlik harekatı yeniden toparlanmaya ihtiyaç duyar. Sürekli lojistik destek (ikmal, bakım vb.) çekmesi lazım. İşte IŞİD intihar saldırılarıyla bunu bozuyor.
2. IŞID’ın anti-tank füzeleri: IŞİD aynen Musul’da yaptığı gibi (ki ben Ankara’nın IŞID’ın savunmadaki yetenekleri konusunda Musul’u çok da analiz etmediği kanaatindeyim) başta Kornet, Fagot ve TOW gibi tel güdümlü anti tank füzeleri ile Bab ilçe merkezine tankların geçebileceği kritik yaklaşma güzergâhlarında ‘tank ölüm bölgeleri’ oluşturabildiğini gösteriyor. Bu nedenle Bab içinde yaya unsurların ihtiyacı olan zırh koruması ve ateş gücünü oluşturamıyorsunuz.
3. Tünel savaşları: IŞİD Bab'ın altını gergef gibi işlemiş. Siz havadan hedef tespiti yapmaya çalışıyorsunuz. Ama IŞID tüneller sayesinde görünmeden yer altından çok ciddi kuvvet kaydırabiliyor, mobiliteyi sağlıyor. Bir sokağın başından anti-tank füzesini ateşliyor. Adama yoğunlaşıyorsunuz ama o size farklı bir yerden ateş açıyor. Tünelleri kullanarak IŞİD aktif ‘vur-kaç’ saldırıları yapabiliyor.
4. İnsansız Hava Araçları (Drone’lar): Bab’ta IŞİD 400 dolarlık insansız hava araçlarıyla sağlam keşif ve gözetleme yapıyor. Sizin toparlanma faaliyetlerinizi takip ediyor. Bir sonraki hamlenizi kestiriyor, nereden saldıracağınızı hesaplıyor ve savunmasını değiştiriyor. Hatta silahlandırdığı bazı basit İHA’lar ile savunma hatlarının gerisinde toplu hedeflere korkutma/yıldırma amaçlı saldırılar dahi düzenliyor.
5. El Yapımı Patlayıcılar (EYP): Musul operasyonun bu kadar uzamasına neden olan EYP’ler Bab’ta da birliklerimizin en büyük belası. 65 şehidimizin büyük çoğunluğunun araçlı intihar saldırıları ile, daha sonra da EYP’lerle verdiğimizi hatırlatayım. Yani IŞİD savunmada iken doğrudan çatışmadan kaçınıyor. Bu nedenle IŞİD’la çatışarak şehit olan personelimizin sayısı çok az.
Bab’ta ne olur: Senaryolar?
Aslında sahaya ve hızlı diplomatik gelişmelere bakarsak 3 temel senaryo karşımıza çıkıyor.
1. Fırat Kalkanı’nın daha da gelişerek Rakka’ya doğru büyümesi ve TSK’nın Rakka’ya ilerlemesi (veya bana göre ittirilmesi),
2. Bab ele geçirildikten sonra TSK’nın Bab’ta uzun süreli (belki 2-3 yıl) bir ‘kalış için tutunmaya çalışması,
3. Bab ele geçirildikten ve bir süre elde tutulduktan sonra ya diplomasi ile masada ya da Suriye ordusunun çatışmaya başlaması ile Bab’ı Suriye ordusuna teslim edip Türkiye’ye geri çekilme.
İşte bu noktada beni korkutan olasılığı 1 Şubattaki ‘Ve Trump Fırtınası başladı...’ başlıklı yazımda[2] vurgulamıştım. 2017 yılı belki de Türkiye’nin Suriye’den çıkmak isteyip de çıkamadığı bir yıl olabilir. Çünkü yaklaşan Rakka’ya yönelik operasyonda ciddi zırhlı birlik (tank ve mekanize birlik) ile görmeyerek atış desteği (top ve roket) ihtiyacı var. Şimdi soru şu: Acaba maliyeti ve faturası büyük olasılıkla yüksek olacak bu ihtiyacı kim karşılayabilir?
Ben Ankara’nın Rakka konusundaki çelişkili açıklamalarından ABD ile sıkı pazarlıklar yürütüldüğünü anlıyorum. Ama bakın ABD bizim Rakka’ya bulaşmamamızı değil, tam tersine kulağımızdan tutup bizi Rakka’ya doğru götürmek istiyor.
Rus uçağının askerlerimizi vurması
Şimdi ilk kritik soru acaba CIA direktörü Pompeo’nun Ankara ziyaretine denk gelen bu ‘dost ateşi’ saldırı gerçekten de Rusya’nın dediği gibi kendisinin çok da suçlu olmadığı (Burada Rusya sahadan kendisine Suriye ordusu tarafından iletilen istihbaratla hedef listelerini oluşturduğunu bu istihbaratın da Türkiye ile koordine edildiğini bu nedenle bu dost ateşinde çok da hatası olmadığını vurguluyor) bir tesadüf mü yoksa Rusya bunu yüzünü ABD’ye dönmeye başladığını düşündüğü Türkiye’ye bir ders mi vermek istemişti?
İlginç şekilde saldırıyı yapan Rusya değil ama saldırıya uğrayan Türkiye olayın bir ‘kaza’ olduğunu ispatlama derdinde. Türkiye’de güç kazanan bir yoruma göre, Rusya’nın bu saldırısına neden olan şey Suriye ordusunun sahadaki istihbaratı manüple ederek Rus Hava Kuvvetlerine kasten yanlış hedef vermiş olabileceği.
Yani ‘Rusya’yı Esad kandırdı’ tezi Ankara’daki en popüler olan tez gibi.
Ama ben Rusya’nın şimdilerde Türkiye’yi cezalandırma gitme bir amaç güttüğü fikrinde olmadığını düşünüyorum. Çünkü Zaten halihazırda Türkiye, Suriye kuzeyindeki operasyonlarını zaten büyük ölçüde Rusya’nın çizdiği sınırlar dahilinde yürütüyor. Öte yandan, siyasi ve diplomatik planda “yeni Suriye” konusunda da Moskova, Ankara’yı kendi pozisyonuna önemli oranda yaklaştırmış durumda. Buna en güzel 2 örnek: Rusya’nın Astana zirvesinde sunduğu Suriye’nin yeni anayasası taslağındaki Kürtlere -kültürel de olsa- özerklik önerisinin Ankara’da tepkiyle karşılanmaması ve Türkiye’nin Esad’ın görevi bırakmaması konusundaki ısrarından vazgeçmiş görünmesi.
Ayrıca Türk askerlerine yönelik saldırısı Bab bölgesinde NATO üyesi Türkiye ile Rusya ve Suriye ordusunun gerçekleştirdiği askeri operasyonlardaki “istihbarat işbirliğinde” büyük sıkıntılar olduğunu gösteriyor. Has sözlerine şöyle devam ediyor: ‘Rusya bu hadisenin Türkiye açısından “acı sonuçlarını” Suriye’deki çıkarlarını maksimize etme amaçlı kullanarak Ankara’yla askeri ve özellikle istihbarat alanındaki işbirliğini derinleştirme yönünde değerlendirmek isteyecektir. Dolayısıyla bundan sonrası için Türkiye ile Rusya arasında Suriye’de sahadaki ilerleyişte askeri planlama noktasında daha yoğunluklu bir eşgüdümün ortaya çıkması şaşırtıcı olmayacak.’ Rusya ile daha sıkı askeri-istihbarat ilişkilerinin de ABD’yi pek de memnun etmeyeceği ortada.
Yine Rusya Türkiye’nin Suriye kuzeyindeki nüfuz alanının el-Bab’ın kontrolünü tamamen eline alabilecek ölçüde genişlemesine Rusya’nın razı olacağı kanaatinde değilim. Ayrıca Rusya’nın el-Bab sonrası Türk ordusunun Rakka’daki operasyona da katılmasına çok sıcak bakmayacağını düşünüyorum.
Ve Rakka: Dananın kuyruğunun kopacağı yer
Türkiye kamuoyunda Bab’a stratejik önem atfediliyor ve Bab’ın TSK tarafından ele geçirilip geçirilemeyeceği yaklaşan referandum sürecinde iç siyasi tüketim için açısından önemli. AKP hükümeti için Bab’ın 16 Nisan 2017’deki başkanlık düzenlemesine ilişkin anayasa referandumunda önce IŞİD’den kurtarılması bir ‘askeri zafer’ ve bir ‘başarı hikayesi’ olabilir. Ama Bab aslında Suriye’deki IŞİD ile mücadele açısından giderek stratejik önemini yitiriyor. Gözler giderek Rakka’ya doğru kayıyor.
Acaba IŞİD içinde 220 bine yakın sivilin yaşadığı ve 10 bine yakın militanının olduğu söylenen Rakka’yı aynen Musul ve Bab gibi sonuna kadar savunacak mı? IŞİD’in Rakka içinde ve civarında yaptığı tahkimattan böyle olduğu anlaşılıyor ve Rakka’daki çatışmaların da bir özel kuvvet harekatından ziyade aynen Bab’ta ve Musul’da olduğu gibi ağır zırhlı araçlarla tankların ön planda olduğu, top ve roketlerle görmeyerek atış ihtiyacı olan bir konvansiyonel şehir muharebesi gibi yaşanacağa benziyor. Yani IŞID yukarıda sıraladığım ve Bab’ta başarı ile uyguladığı 5’li savunma sisteminin belki de çok daha güçlü olanını Rakka’da uygulayacak.
Şimdi askeri açıdan Rakka’ya yönelen piyade gücünün çoğunluğunu PKK bağlantılı YPG güçlerinin oluşturduğu Suriye’nin Demokratik Güçleri (SDG)’nin olacağı görülüyor ki zaten bu güçlerin ‘Fırat Gazabı operasyonu kapsamındaki ilerlemesi Rakka’nın yaklaşık 10 km. kuzey ve kuzey batısına ulaşmış durumda.
Şimdi kritik soru şu: Rakka Operasyonu’nda şiddetle ihtiyaç duyulacak ağır zırhlı birlik (tank ve zırhlı araç) ile görmeyerek ateş desteği ihtiyacını kim karşılayacak? Gerçekten de SDG’nin şu anki askeri gücü ile ABD havadan destek verse bile yeterli zırhlı ve görmeyerek ateş desteği olmadan Rakka'yı temizleyemeyeceği ortada. Tam da bu yüzden ABD’nin Ankara eski büyükelçisi James F. Jeffrey’e göre Rakka konusunda ABD himayesinde bir Türk Ordusu-SDG kombinasyonu, yani aslında Türkiye ve PYD işbirliği olmazsa olmaz bir şart. [3]
Şimdi size Rakka operasyonu için olası kombinasyonları sıralayayım:
1. ABD himayesi/desteğinde bir Türkiye-ÖSO operasyonu:(Türkiye’nin en çok istediği ama ABD’yi ikna edemediği seçenek) Bu seçenek Türkiye’ye PYD’yi aradan çıkarmak ve bu sayede Fırat doğusunda bulunan ve Rakka’nın kuzeyindeki Kobane kantonunu da kontrol altına alması için büyük fırsat sunuyor. Ama SDG’nin dışlandığı bu teze ABD’nin sıcak bakmadığı biliniyor.
2. ABD himayesi/desteğinde Türkiye ve SDG operasyonu:(ABD’nin en çok istediği ancak Türkiye’nin PYD rezervi nedeniyle ayak dirediği seçenek) Bu seçenek için Washington’un ne yapıp edip Ankara’yı ikna etmesi gerekiyor. Tam da bu nedenle bizi ‘kulağımızdan tutup’ Rakka’ya doğru sürüklemesi gerekiyor. Bir de tabi en azından Suriye içinde bir Türkiye-PYD normalleşmesi. Bence Pompeo’nun Ankara ziyareti bu seçenekle çok ilgili idi. Bakalım görelim.
3. ABD ve Rusya himayesi/desteğinde Türkiye-FSA ve Suriye Ordusu operasyonu: Hem ABD ve Rusya arasındaki güç mücadelesi hem de Ankara ile Şam arasındaki ‘kan davası’ nedeniyle bu seçeneğin gerçekleşme ihtimali çok düşük.
4. ABD ve Rusya himayesi/desteğinde SDG ve Suriye Ordusu operasyonu: Bana göre ABD şayet 2 No’lu Kombinasyondan ümidini keserse Türkiye’yi dışlayarak kesinlikle bu kombinasyona yönelecek. Bu seçenek gerçekleşirse bir yandan Rakka’ya sürüklenmiyoruz diye rahatlarız ancak bu seçenek bizi aynen 24 Kasım 2015 Rus uçağının düşürülmesi gibi Suriye kuzeyinde oyun dışı bırakır.
5. Rusya himayesinde PYD ve Suriye ordusu operasyonu:ABD’nin kendisinin dışlanacağı bu teze ne kadar sıcak bakacağı belirsiz. Ama ben Rusya ile PYD arasında sıkı fıkı ilişki ve paralel süreçler nedeniyle olasılık dışı görmüyorum. Sahi Sn. Cumhurbaşkanın Rusya ziyareti esnasında Putin’i bilgilendirdiği ve Putin’in açık olduğundan haberi olmadığını kendisine ifade ettiği, sonra da Putin’in ‘bizzat ilgileneceğini’[4] söylediği Moskova’daki PYD ofisi hala açık mı acaba?
Tüm bu kombinasyonlar aslında esasta bir soruna işaret ediyor: Suriye kuzeyinin ABD ile Rusya arasında kimin ‘nüfuz bölgesi’ olacağı konusunda ABD ve Rusya arasındaki kafa karışıklığı.Zannımca Rusya Suriye kuzeyinin tamamını kendi nüfuz bölgesi olarak düşlerken ABD’nin kafasında Fırat doğusunun ABD’nin batısının ise Rusya’nın nüfuz bölgesi olması gerektiği tezi var.İşte ABD ve Rusya arasında Suriye kuzeyine ilişkin bu kafa karışıklığı da sahaya daha çok kan ve gözyaşı olarak yansıyor. Sanırım artık Washington ve Moskova’dakilerin artık karar verme ve kartlarını en azından şimdi dürüstçe ve açık oynama zamanı. Ama bunu beklemek büyük güç ilişkilerinde biraz naiflik. Ankara’ya düşen mi? İki şey:
1. Suriye’de sıkışıp kalmamak için Rusya ile ABD arasındaki ilişkinin yeni doğası, karakteristikleri ve evrimini iyi analiz etmek.
2. Başta Kürt meselesi olmak üzere kendi sorunlarını çok da bölgesele ve küresele taşırmadan kendi içinde çözebilmek becerisini güçlendirmek. Çünkü ‘2017’ye Girerken Riskler ve Fırsatlar’ başlıklı yazımda da[5] dediğim gibi bu ‘kaotik fırtınada’ kendi sorunlarını kendi içinde çözebilecek bir kapasite geliştiremeyen, bu sorunları Trump’ın ve Putin’in insafına bırakmış bir Türkiye’nin ödeyeceği bedel ağır olabilir.
[1] Bu yazıda yazarın Al Monitor sitesinde yazdığı bir kaç yazıdan alıntılar mevcuttur.
[2] Lütfen bakınız: http://t24.com.tr/yazarlar/metin-gurcan/ve-trump-firtinasi-basladi,16481 (erişim Şubat 11, 2017)
[3] Bakınız: http://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/view/the-plan-to-defeat-isis-key-decisions-and-considerations (erişim Şubat 11, 2017)
[4] Lütfen bakınız: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/dunya/393792.aspx (erişim Şubat 11, 2017)
[5] Lütfen bakınız: http://t24.com.tr/yazarlar/metin-gurcan/2017ye-girerken-riskler-ve-firsatlar,16186 (erişim Şubat 11, 2017)
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları






























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.09.2021
9.09.2021
11.08.2021
5.04.2021
2.01.2021
16.03.2020
23.11.2019
31.08.2017
12.08.2017