Yasemin ÇONGAR
* Yasemin Çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil, EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYORadlı köşede yayımlanmıştır.
***
Bizde “Şarlo” diye bilinen o muhteşem serserisini müesses nizamla dalga geçmek için kullandığı 1931 yapımı City Lights (Şehrin Işıkları) filminin Amerika’daki galasına en az kendisi kadar ünlü bir arkadaşıyla gelmişti Charlie Chaplin. Kalabalık, her iki adama da büyük tezahürat yapmaya başlayınca, Chaplin arkadaşının kulağına eğildi: “Beni coşkuyla alkışlıyorlar çünkü hepsi beni gayet iyi anlıyor; seni coşkuyla alkışlıyorlar çünkü hiçbiri seni anlamıyor.” Chaplin’in arkadaşı cevap vermedi. Tabiat kanunlarını yazmanın “demokratik” bir yolunu keşfederek, insan aklının evrenle ilişkisini değiştirmesinin üzerinden on beş yıl geçmişti. Ama bu keşfin bizi hiç erişemeyeceğimiz muhtemel evrenlerin bilgisiyle bîçare bırakacağını kendisi bile tam kavramıyordu henüz. Hiç ses etmeden Chaplin’in yanındaki koltuğa oturdu. Işıklar karardı, karşıdaki dev perdede alay-ı vâlâyla bir anıtın açılışını yapan şehir ahalisi göründü, anıtın üzerindeki örtüyü merak içinde kaldırdıklarında ise orada dünyadan bihaber uyuyakalmış Şarlo’yu buldular ve bütün salonla birlikte, Chaplin’in arkadaşı da buna kahkahayla güldü.
Adına “evren” dediğimiz bütün ihtimaller
Tarif temeldir. Bir şeyi anlamak için onu anlatabilmek gerekir, anlatabilmek için de tarif etmek… Evrenlerin çokluğundan dem vuran bir anlatının da, “Evren nedir” sorusunun cevabıyla söze girmesi gerekir belki. 1952 Londra doğumlu teorik fizikçi, matematikçi ve kozmolog John D. Barrow bunun farkında. Halen Cambridge Üniversitesi’nde Matematik Bilimleri Araştırma Profesörü olan Barrow, son kitabı The Book of Universes’de (Evrenlerin Kitabı) siftahı bir tarifle yapmıyor gerçi ama kitabın konusu olan çeşit çeşit evrenin her birini ayrı birer roman karakteri misali hem tek tek hem de birbiriyle ilişkileri içinde anlatmaya geçmeden önce, “Evren nedir” sorusunu soruyor, hemen ardından da kitabın belki en önemli dersi sayılabilecek cümleyle uyarıyor okuru: “Neyi ne kadar bildiğinize bağlı olarak, ‘evren’ derken ne kastettiğimiz sorusunun birçok cevabı vardır.”Derken, cevaplardan ziyade, cevabını rahminde taşıyan sorularla ilerleyen bir terennümün ortasında buluyorsunuz kendinizi: “Uzayda görebildiğiniz –hadi hakkaniyetli davranıp aralarındaki boşluğu da hesaba katalım— her şey midir evren? Yoksa fizikî olarak varolan her şey midir?... Fizikçilerin ‘tabiat kanunları’ dediği bütün ‘şeyleri,’ ve mekân ve zaman gibi diğer elle tutulamaz varlıkları içeren bir liste yaptığınızda, dokunamasanız ve gözle göremeseniz de, etkilerini hissettiğiniz, size epey önemli görünen ve var olduğunu düşündüren – futbolun kuralları misali— şeyleri de bu listeye koysanız iyi olur. Peki ya gelecek ve geçmiş? Sadece şu anda varolan şeylere odaklanmak biraz fazla seçkinci bir tavır olur. Ve eğer evrenin parçası olarak bugüne dek varolmuş her şeyi hesaba katarsak, niye geleceği de hesaba katmayalım? Bu da bizi, ‘Evren bugüne dek varolmuş, halen varolan ve gelecekte varolacak olan her şeydir’ gibi bir tanıma ulaştırmaz mı? Kendimizi aşırı detaycı hissediyorsak, evrene daha da geniş bir açıdan bakabilir ve sadece hâlihazırda varolabilen şeylerin değil, varolması mümkün olan ve nihayetinde mümkün olmayan şeyleri de bu bakışa dahil edebiliriz.”
Biraz durup soluklanalım. Evrenin ne olduğunu anlamamızı ve anlatmamızı kolaylaştırması gerekirken, bunu büsbütün imkânsız kılabileceğini düşündüren bu dizginsiz terennüm, göründüğünün aksine salt“felsefî” bir egzersiz değil zira. Modern kozmoloji (nâm-ı diğer evrenbilim) sadece, mevcut ve algılanabilir haliyle kendi evrenimizin yapısı ve tarihiyle değil, aynı zamanda başka muhtemel evrenlerin nitelikleriyle de ilgileniyor. Bu biraz da, kendi evrenimizin bir kısmı bizi hâlâ şaşırtan fiziksel özelliklerinin başka türlü olmasının mümkün olup olmadığını araştırma ihtiyacının bir sonucu. Böyle bir araştırma ancak karşılaştırma yapmakla mümkün çünkü, karşılaştırma yapabilmek için de “öteki”evrenlerin örneklerini ortaya koyabilmek gerekiyor.
Pi in the Sky (Gökteki Pi) ve The Origin of the Universe (Evrenin Kökeni) gibi bilimi popülerleştiren kitaplarıyla bizde de tanınan Barrow, The Book of the Universes’da işte bu öteki evrenlerin hikâyesini anlatıyor. İlk başta size tamamiyle “sanal” geliyor, sadece fizikçilerin, matematikçilerin teoremlerinde hayat buluyormuş hissi veriyor öteki evrenler. Ama kitaptaki tezleri, bir yandan, Edwin Hubble’ın ta 1920’lerde yaptığı keşifleri geliştirerek bugüne taşıyan astronomların anlatısıyla birleştirerek okuduğunuzda, öteki evrenlerin “ihtimalden ibaret” olmayabileceğini de anlıyorsunuz. Barrow da zaten kozmolojinin son bulgularına dayanan tezini, “Öteki evrenlerin, tıpkı sizin ve benim gibi sıradan şeylere atfedilen şekilde, şu anda ve burada varolmaları mümkün” diye özetliyor.
Tabiat kanunlarının “demokratik” ifadesi
Chaplin’in, onu üzerinde zar zor düğmelenen dar ceketi, ayağında kocaman pabuçları, elinde bastonu ve kafasında melon şapkasıyla perdede gördüğünde katıla katıla gülen, herkesin hayran olduğu ve hiçkimsenin anlamadığı ünlü arkadaşı Albert Einstein’dı (1879-1955). Kitabının bir yerinde sözü City Lights’ın galasına getiren Barrow’un anlatısı da, Einstein’ı “anlaşılmaz” kılan temel tezden yola çıkıyor. Bu tez, “İzafiyet Teorisi” deyince benim gibi yarıcahillerin bile hemen aklına gelen “cisimle zaman, mekânla hareket karşılıklı olarak bağımlıdır” cümlesi ya da enerjinin maddeyle ilişkisini kuran “E=mc2” denklemi değil ama. Einstein’ın 1905’te ortaya attığı bu “Özel Görelilik Kuramı” değil, ilk kez on yıl sonra, 25 Kasım 1915’te Prusya Kraliyet Akademisi’nin dergisinde gündeme getirdiği “Genel Görelilik Kuramı” ya da daha basit adıyla “Yeni Yerçekimi Teorisi”ilgilendiriyor Barrow’u. Esasen, eski çağlardan itibaren varoluşun anlamını arayan mitoslarla dinsel kitapların hikmetinden sual olunmayan ilahi kozmolojisini bir yana bırakırsak, evrenin muhtemel çoğulluğunu, tamamen ampirik gözlemlerin matematik diliyle ifadesine dayanarak ilk tarif eden de Einstein’dan başkası değildi.
Genel Görelilik Kuramı’nı burada özetlemeye çalışmanın kendimi bilmezlik olacağını bilecek kadar kendimi biliyorum. Ama Barrow’un bunu, bugüne kadar herhangi bir yerde okuduğumdan daha basit bir anlatımla yaptığını söylemem gerek. Aslında işin temelinde evrenin “dünya merkezli” algısından uzaklaşma çabası var. Kuzey Kutup Dairesi’nden gökyüzüne bakan bir çift gözün göreceği kubbe Ekvator’dan bakanınkinden farklı malûm, ve kısaca “Crux” diye bilinen Güney Haçı Takımyıldızı mesela, güney yarıkürelilerin gecelerinin feriyken bizim buralardan hiç görünmüyor. Neyi, nasıl ve ne kadar gördüğümüz her şeyden ziyade nerede durduğumuza bağlı. Einstein da işte, Isaac Newton’ın 1687’de formüle ettiği hareket ve yerçekimi kanunlarının sadece belli bir yerde duran gözlemciler için geçerli olduğunu keşfedince, bu kanunları “demokratikleştirmenin,” yani nerede durursa dursun herkes için geçerli olacak yeni bir kanun tarifinin peşine düşüyor. Newton’ın formülleri, sadece dünyada sabit duran, uzak yıldızlara göre kendi çevresinde dönmeyen ve hız kazanmayan gözlemciler için geçerliyken, Einstein, fırıl fırıl dönerek yükselen bir roketin penceresinden bakan bir gözlemci için de geçerli olacak bir yerçekimi teorisi yazmaya girişiyor.
Barrow’un “insan aklının gelmiş geçmiş en dikkat çekici yaratısı” dediği ve Newton’ın, gezegenlerle yıldızlar bağrında gezinirken bu hareketten de, hareket halindeki maddeden de bağımsız bir şekilde “sabit duran bir sahne” gibi algıladığı uzayı çok daha esnek bir şeye dönüştüren bir teori bu. Einstein’ın uzayı, eğilip bükülebilen bir uzay. Kütle, içinde bulunduğu uzayı —ya da dördüncü boyutu hesaba katarak ona uzay-zaman diyebiliriz– eğip büküyor. Çok geniş ve ince bir lastik şilte misali, üzerindeki cisimlere ve harekete göre şekil alıyor uzay. Kütlelerden uzaklaştıkça düzeliyor. Büyük bir kütlenin etkisiyle çukurlaşıyor ve bu çukur, civardaki hareketli cisimleri de içine çekermiş gibi görünüyor.
Uzatmayacağım; Einstein’ın yerçekimini bir kuvvet olarak değil, uzay-zamanın geometrik eğriliğinden kaynaklı bir hareket olarak algıladığını söyleyeyim yeter. Tabii, Genel Görelilik Kuramı’nı Amerikalı astronom John Wheeler’ın harikulâde tarifiyle özetlemeyi de deneyebilirim: “Madde, uzaya nasıl eğilip büküleceğini söyler. Uzay, maddeye nasıl hareket edeceğini söyler.”
Tespih mi, salkım mı, topaç mı, sarkaç mı
Kütleydi, çekimdi, kuramdı derken ürkmeyin. Barrow kitabını fizikçiler, astronomlar için değil, benim gibi gayrıfenni okurlar için yazmış. Tek yapmanız gereken, kitaba öyle gelişigüzel bir yerinden başlamayıp, sizi baştan itibaren bir nevî kurstan geçirmesine izin vererek okumak. Bunu yapınca, Einstein’ın geliştirdiği evren teorisini, sonradan “en büyük falsom” diyeceği temel yanılgısı da dahil olmak üzere adım adım kavrıyorsunuz. Kavradıkça da, tarifleri Einstein’ın açtığı yolda ve onun temel yanılgısından çıkarılan derslerle değişerek şekillenen envayi çeşit evrenin içinde buluyorsunuz kendinizi.
Ne mi diyorum? Şunu diyorum: Bütün o “esnek” uzay-zaman vizyonu içinde Einstein, evreni yine de sabit ve sonlu ama bir topun yüzeyi gibi de simetrik, yani hacmi belirli de olsa, tıpkı bir top gibi kenarları olmayan bir süreklilik olarak algılamıştı; evrenimiz sınırlı ve tekti ona göre. “En büyük falsosu” da buydu işte. Genel Görelilik Kuramı’nın ilk takipçileri, özellikle de Hollandalı astronom Willem de Sitter (1872-1934), Belçikalı rahip ve astronom George Lemaître (1894-1966), Rus fizikçi ve matematikçi Alexandre Friedmann (1888-1925), Einstein’ın falsosunu görmesini sağladıkları gibi, sonsuzluk ihtimaline açık evrenlerin teorisini de yazdılar. De Sitter’in evreni sürekli genişliyordu örneğin. Friedmann, evrenin hiç yoktan ortaya çıkıp, sonra hepten yok olabileceğini kanıtladı. Katolik din adamı Lemaître, üçünü de geride bırakan bir buluşla, yıldızlar ve galaksiler kadar, evrendeki radyasyonun da önemli bir basınç kaynağı olduğunu gösterdi.
Sonuçta, 1920’lerden 2010’lara varıncaya dek, Barrow’un özetiyle, “topaç gibi kendi etrafında dönen evrenlerden sonsuza dek bir sarkaç gibi salınanlara; kendi içinde büzülüp soğuyanlardan sürekli genişleyerek alıp başını gidenlere; içine girdiğinizde geçmişe doğru bir zaman yolculuğuna çıkabileceğiniz evrenlerden sınırlı bir zaman diliminde sınırsız sayıda olayı mümkün kılanlara kadar her çeşidin teorisi” yazıldı. Velhâsıl, evrenin anlamı tekilliğini yitirdi. Benim çok sevdiğim o Osmanlıca deyişle “sutûr-u kâinat” yani evrenin satırları, “Evren nedir” sorusunun ilk anda aklımıza getirdiğinden çok daha çoğul ve karmaşık bir anlatıya tekabül ediyor bugün. Peki, bu anlatı sanal mı, gerçek mi?
Kitabında ayrı zamanlarda ayrı bilimciler tarafından geliştirilmiş elliden fazla evren teorisine yer veren Barrow, her biri fizik ve matematik kurallarına uygun ve kendi içinde tutarlı olan bu tariflerin, sadece kâğıt üzerinde değil, astronomların yeni bulgularıyla desteklendiği haliyle “fiziksel” geçerlilik de taşıdığını söylüyor. 1990’lardan itibaren geliştirilen kavrayışla, “evren” dediğimiz şey, “bütün muhtemel evrenlerin evreni” diye tarif ediliyor bugün. Biz dünyalıların gözleyebildiği kısmıyla evren, yarıçapı 46 milyar ışık yılı olan bir küreye karşılık geliyor. Bu büyüklüğü bir anda kavramak zor; belki galaksimiz Samanyolu’nun çapı 100 bin ışık yılı olan bir küre olarak tahayyül edildiğini, en yakın komşumuz olan Andromeda Galaksisi ile de aramızda 2.5 milyon ışık yılı mesafe olduğunu hatırlamalıyız. Varın, bu kürenin ötesini siz düşünün.
“Küre” diyorsam, kolaycılığımdan! Yoksa Latincede “biriciklik” vurgusu taşıyan “universum”kelimesinden gelen İngilizce “universe” yerine, “çoğulluk” içeren “multiverse” adını yeğleyen Barrow gibi bilimciler, bu “evrenler evreninde” sadece küresel oluşumların değil, mesela Friedmann’ın öngördüğü üzere şekli, zeytinçekirdeği misali oval tanelerin birbirine eklenmesinden yapılmış bir tesbihi andıran sıralı-evrenlerin ya da Viyanalı filozof ve fizikçi Franz Selety’nin (1893-1933) tarif ettiği gibi akciğerlerimizdeki bronşların şematik bir kopyasına benzeyen salkım-evrenlerin de varolabileceğini düşünüyorlar.
The Book of Universes insaflı anlatımına rağmen, son zamanlarda okuduğum en meşakkatli kitaptı. Ama evrenimiz ve muhtemel evrenlerimiz konusunda çok şey öğrendim. Belki daha da önemlisi, kitabı okudukça bilmediğini bilmenin tevazuu önce kişisel bir duygu olarak pekişti içimde, sonra Newton’ın eksiğini tamamlayan Einstein’ı ve Einstein’ın falsosunu yakalayan Lemaître’i düşünürken, bilimsel bilginin herhangi bir verili zamandaki sınırlarını da hatırladım. Ve tabii, on beşinci asırda, Dünya’nın evrenin merkezinde olmadığını gösteren Copernicus’tan sonra, Einstein’ın haleflerinin de bize şimdi yepyeni bir tevazu sebebi sunduklarını kavradım. Barrow da kitabını bu kavrayışı özetleyen bir cümleyle bitirmiş zaten: “Şimdi artık kendi evrenimizin, Evren’in merkezinde olmayabileceğini de kabul etmemiz gerekebilir.”
Bense, Barrow’un kitabını okurkenki halime çok yakın bulduğum bir başka cümleyle noktalamak istiyorum yazıyı. 1949’da İsrail devletinin ilk cumhurbaşkanlığını üstlenecek olan Yahudi lider Chaim Weizmann, 1921’de transatlantik bir gemi yolculuğunda eşlik ettiği Einstein’dan Genel Görelilik Kuramı hakkında epey “ders” dinledikten sonra şöyle yazmıştı: “Einstein bana her gün teorisini anlattı ve ben kıyıya vardığımızda onun bu teoriyi çok iyi anladığından emindim artık.”
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları




























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.12.2013
24.09.2013
27.07.2013
29.05.2013
1.04.2013
8.12.2012
1.12.2012
17.11.2012
10.11.2012
3.11.2012