Hasan ÖZTÜRK
Yaşlandım, diye geçirdi içinden; yüreği acıyla burkuldu. Yorgun kalbinin bu acıyı taşıyıp taşıyamayacağını düşündü bir an. Nice acılar görmüştü uzun yaşamında, bu sonuncusu hiç birine benzemiyordu. “Aşk arıyorsan vazgeç bu sevdadan, acı arıyorsan o başka; sonbahar sevdalarının ne yaman şey olduğunu iyi bilirsin.” dedi günlerce kendi kendine. “Hele bu kez eskileri aratacak bir acıyla karşı karşıyasın.” diye de uyardı. Gel bu sevdadan vazgeç sonbahar sevdalısı, yaşlı yüreğin taşımayabilir bu ağır yükü. “Kalan kısa ömrünü bu yangınla tüketmen kendine haksızlık olur” deyip vazgeçirmeye de çalıştı kendisini. Olmuyordu; ne denli uğraşsa vazgeçemiyordu bu sevdadan. Biri varmış gibi karşısında: “Dırdır edip durma orada. Vazgeç demek kolay, becerebilseydim çoktan yapardım bunu; olmuyor, aklımdan bir an bile gitmiyor.” Kendi kendine bağırdığını anlayıp acı acı güldü ve bu kez, biraz da hüzün kokan sesiyle alçak sesle konuştu: “Bu kadında başka bir şey var; özellikle de gözlerinde...”
Böylesine kavga etmemişti hiç kendisiyle. Kavga eden iki parçasından hangisinin yanında olacağına karar veremiyordu. Aslında, bu umutsuz aşka karşı duran yanının haklılığını biliyordu bilmesine; ancak, işine gelen yanı diğeriydi. Ne varmış yaşımda? İnsan ölünceye dek âşık olabilir, bu benim en doğal hakkımdır, deyip kendini yüreklendirmeye çalışıyordu.
Dayanılacak gibi değildi o iki siyah göz. Kendisinden büyük siyah gözleri vardı kadının. Bakışları nasıl da içine alıp eritiyordu yaşlı adamı. Böylesine umarsız uçurumlara düşmemişti hiç bir kadının gözlerinin içinde. Bir an yaşlandığını düşündü; bunu hiç kabul etmek istemiyordu. Aşkın yaşı yoktur diyordu ama karşısındaki kadınla aralarında çok büyük yaş farkı olduğu da bir gerçekti. Bu yaş farkı içindeki ateşi iyice körüklüyor, başını saran bu çaresizlik acısını daha da dayanılmaz hale getiriyordu.
Daha önce de yıldızlar kadar uzak, hatta yıldızlardan da uzak kadınlar sevmişti. O zamanlar gençti. Yeni umutlarla acıları daha kolay gömebiliyordu içine. Kanayan yarasına tuz bastığı da olmuştu zaman zaman; ama dayanmıştı acıya. Bu hiç yaşamadığı kadar büyük sevdayı nasıl gömecekti içine? Belki de son aşkıydı bu. Yaşlı adam için, kendisini diri diri gömmekten başka bir şey değildi bu...
“Söylesem ona, seni seviyorum desem ?” Aklına gelen bu düşünceyi hemen kovdu. Yanıtı baştan belli olan soruyu sormanın ne anlamı vardı?
Ara sıra bir araya gelip onun gözlerinin içinde geçirdiği, unutamadığı anları da yitirme tehlikesi vardı; buna dayanamazdı. Alacağı olumsuz yanıt tüm dünyasını yıkardı. Bu yanıtı almadığı sürece, kadının da kendisini sevdiğini düşünüp avunuyordu. Her seferinde, iyice yitirmek korkusunu düşünerek sevdiği kadına içini açmaktan vazgeçiyordu.
Sonbahar aşklarının verdiği enerjiyle birçok güzel şeyler yazmıştı. Daha doğrusu acısını yüreğinde bırakıp, uçup giden karşılıksız aşklarla... “Oturup bir şeyler yazsam mı acaba?” diye geçirdi içinden. “Bu diğer sevdalara benzemiyor oğlum, kadından başka bir şey düşünebiliyor musun da bir şeyler yazacaksın?” Acı acı güldü aklına gelen düşüncenin saçmalığına. Dudağına yapışıp kalan acıyı da silmedi üstelik; alışmak istiyor gibiydi buna. Mezara dek götürebilir, onun ayrılmaz bir parçası olabilirdi kalbine saplanıp çıkmayan bu çatal uçlu bıçak.
Kalkıp bir sigara yaktı. İçmemesi gereken sigaradan büyükçe bir duman çekti içine. Boşluğa üflediği dumanlar arasında bir süre sevdiği kadını aradı. Karşılıklı oturduklarında, onu sigarasından çıkan dumanlar içinde görmek, bir ormanda, sisler arasında kendisine bakan güzel gözlü bir ceylanı seyrediyormuşçasına mutluluk verirdi yaşlı adama. Sigara dumanları arasında göremeyince sevdiği kadını, korktu. Bir an, aklından geçenleri kadının sezdiğini sanıp telaşa kapıldı...
Bir akşam arkadaşlarıyla gittikleri yemekte, gecenin geç bir saatinde kadın, yaşlı adamın elinden tutup başını onun omzuna koymuştu. Adam öylesine mutlu olmuştu ki. Üstelik umutlanmıştı o akşam. Sevdiği kadının rahatsız olmaması; onun başının omzunda daha uzun kalabilmesi için yavaş yavaş soluk alıp vermişti. Saatler biraz ilerlediğinde, sarhoş olmaya başladığını söyleyen kadın bir süre sonra da kalkıp gitmişti. Topluluk dağıldığında adam, yolu oradan geçmediği halde, kadının sokağından yürümüş, yanan ışıklarını görüp bir süre bakmıştı penceresine. Omzuna konan o güzel başın bir davet olup olamayacağını düşünmüş ama çekinip kapısını çalamamıştı kadının. Aradan bir kaç gün geçip de yine bir araya geldiklerinde kadın, o akşam çok sarhoş olduğunu, yanlış şeyler yapıp yapmadığını sormuştu kendisine. Demek başını omzuma koyması da sarhoşluktanmış diye düşündü ve içini aydınlatan umut kırıntılarının arkasından kırılan düşleriyle bakakaldı adam.
Nasıl davranacaktı bu kadına karşı? Her şeyi göze alıp söylemeli miydi sevdiğini? Belki de kadın biliyordu adamın kendisine karşı olan bu ilgisini? Bunu kendisine açmasını bekliyordu? Ya bilmiyorsa? “Sen de diğer erkekler gibiymişsin, seksten başka bir şey düşünmez misiniz siz ?” derse. Ne zaman yüreğini kadına açma düşüncesi geçse aklından, kadını tamamen yitirme korkusuyla vazgeçiyordu bundan.
Acı dolu günler birbirini kovalıyordu. Uyku düzeni bozuldu yaşlı adamın. Ara verdiği alkole yeniden başladı. Günde içtiği altı-yedi sigara bir pakete çıkmıştı. Yüreği sanki hüzün pınarı olmuştu da gece gündüz durmadan kanıyordu. Sonbahar sevdaları acı olur bilirdi; daha önce de yaşamıştı bunu. Ama böylesine derin, böylesine acılı yaşamamıştı sevdayı.
Uyku tutmamıştı. Dışarıya çıkıp sokaklarda yürümeye başladı. Ayakları onu sevdiği kadının sokağına götürmüştü yine. Durup bir süre baktı ışıkları yanan pencereye. Yanına yaklaşan bir sokak köpeği ilkin kendisi gibi ortalarda yalnız dolaşan adama, sonra da onun baktığı pencereye çevirdi bakışlarını; bir süre sonra da kuyruğunu sallayıp uzaklaştı oradan. Vakit gece yarısını geçtiği halde evinin ışıkları yanıyordu. Belki de genç bir sevgili bulmuştu kadın kendine. Gençti, güzeldi, niye bulmasın ki? Kıskandı görmediği, bilmediği, hayalinde yarattığı genç sevgiliyi. Aklını pencerede bırakıp yürümeyi sürdürdü. Sokaklar bomboştu, bir süs gibi taşıdıkları meyveleriyle nazlı nazlı sallanan turunç ağaçlarından başka hiç bir canlı yoktu çevresinde. Yalnız gecelerinde hep yaptığı gibi yıldızları anımsadı; durdu ve gökyüzüne baktı. Birçok yıldız göz kırpıyordu yaşlı adama. “Sevdiğim kadın kadar uzaktalar.” diye söylendi kendi kendine. Biraz daha izledi uzaklardan göz kırpan yıldızları. Acı bir gülümsemeyle ikinci kez söylendi: “Hayır, hiç olmazsa görebiliyorum onları, sevdiğim kadın yıldızlardan da uzak.” deyip yalnızlığına doğru yürümeyi sürdürdü.
Bir deniz kıyısındaydı. Buraya nasıl ve niçin geldiğini bilmiyordu. Yavaş yavaş lodosa dönen hava içini ısıtıyordu. Sevdiği kadın tarafından sarılmışçasına ürperdi. Deniz kendisini yalamaya başlayan lodosla cilveleşiyordu. Kumsalda oturup buranın neresi olduğunu çıkarmaya çalıştı, anlayamadı nerede olduğunu. Bir sigara yakıp denize doğru üfledi dumanını. Duman denize doğru gitmeyip geri döndü ve yüzüne yayıldı. Biraz sonra lodosun kendisine doğru getirdiği bir karaltıya dikkatlice baktı. Karaltı yaklaşınca adam şaşkınlıktan donup kalmıştı. Karşısındaki oydu. Kendinden büyük siyah gözleriyle bakıyordu adama. Üstünde bikini mayosu vardı. Gözlerini kırpıştırıp dikkatlice baktı kadına. Yanına oturacağını sanıyordu; umduğu olmadı adamın; biraz sonra da karanlık gecenin içinde yitip gitti kadın. Onun burada ne işi var diye düşündü, çevresine dikkatlice bakındı ve sonra da anımsadı. Bulunduğu yerin neresi olduğunu şimdi anlamıştı. Yazın, sevdiği kadınla birlikte denize girmek için geldikleri kıyıydı burası. Ayakları onu buraya getirmişti. Sigarasını bitirip ağır kalktı ve bir kez daha kaldırıp başını baktı yıldızlara. Orada sevdiği kadının olmadığını bile bile bir süre baktı gökyüzüne. Yalnız gecelerdeki dostları hüzünle bakıyorlardı yaşlı adama...
Karabiber ağaçlarının sarkan dallarının yüzünü okşadığı bir sokaktan geçip eve doğru geldiğinde tan yeri ağarmıştı. Kadının sokağında yine başını kaldırıp baktı penceresine. Işıkları yanmıyordu kadının. Giderken gördüğü köpek bu kez de gözlerini dikmiş bakıyordu adamın yüzüne. Yine kuyruğunu sallayıp, adamla konuşurcasına bazı sesler çıkardı. “O da yalnız. O da sokaklarda ve tek başına. Hoşça kal dostum.” deyip uzaklaştı oradan yaşlı adam.
Eve geldiğinde kendisine bir kahve yapıp paketindeki son sigarasını yaktı. Yavaş yavaş aydınlanıyordu dışarısı. İçindeki karanlığın da biraz olsun aydınlandığını fark etti. Temiz havadaki uzun yürüyüş yaramıştı ona. Bir öykü yazabilirim belki diye düşündü. Aklından çıkmayan kadına karşın öykü yazmaya karar verdi. Kadının, kendisini rahat bırakmayıp, yazacağı öykünün içine bol bol gireceğini bildiği halde masasının başına oturdu...
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları






















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2015
20.12.2014
7.12.2014
16.11.2014
26.10.2014
11.10.2014
27.09.2014
14.09.2014
3.09.2014
16.08.2014