Münir AKTOLGA
SİSTEM BİLİMİNİN ESASLARI...
MERKEZİYETÇİLİK, ADEM-İ MERKEZİYETÇİLİK TARTIŞMALARI ÜZERİNE-2-
BASİT BİR SİSTEMDEN KARMAŞIK BİR SİSTEME
Sistem gerçekliğini örgütlü bir bütün olarak ele aldıktan sonra bu örgütlenmenin iki temel fonksiyona dayandığını da gördük:
1-Neyin , nasıl yapılacağının-üretileceğinin belirlenmesi (iş yapma sürecinin-üretim sürecinin organizasyonu; biz buna “plan yapmak” deriz);
2-buna bağlı olarak da, motor sistem aracılığıyla yapılan bütün o planların gerçekleştirilmesi.
Şimdi sıra, bu temel örgütlenme ilkesine uygun olarak gerçekleşen ve en az iki elementten oluşan basit bir sistemle, bir görevin bir çok element tarafından yerine getirildiği karmaşık bir sistem arasındaki farka geldi.
Aslında, her iki durumda da yapılan iş aynıdır: Dışardan alınan madde-enerjiyi-informasyonu sistemin içinde bulunan ön bilgiyle-“bilgi temeliyle”- değerlendirip-işleyerek bir ürün ouşturabilmektir amaç. Bütün sistemlerde, bu temel fonksiyonu yerine getirirken yapılan görev bölüşümü özünde hep aynı ilkeye dayanır. Önce, ürüne ilişkin bir model-plan oluşturulur ve sonra da bu gerçekleştirilir. Aradaki fark, karmaşık sistemlerde her iki temel fonksiyonun da bir çok element tarafından yerine getiriliyor olmasındadır.
“Basit bir sistem” için en güzel örnek bir “refleks agent”tir. Sistemin girdi-çıktı unsurları arasında kayıt altında olan belirli bir bilgi vardır (zaten mevcut yapı da bu bilginin maddeleşmiş şeklinden başka birşey değildir). Buna uygun etki-informasyon sisteme girince sistem otomatikman belirli bir reaksiyon gösterir, o kadar!. Dikkat ederseniz bu durumda gelen informasyonu değerlendirerek gerekli reaksiyon planını hazırlamak için ekstra bir çaba görünmüyor ortada; ama buradan sistemin içinde belirli bir organizasyonun bulunmadığı sonucu çıkmaz!. Sadece, basit bir A-B sisteminde A ile B arasındaki ilişkinin tek boyutlu, otomatik bir ilişki haline dönüştüğünü görürüz.
Örneğin, tek bir elektron ve protondan oluşan basit bir hidrojen atomunu düşünelim! Bir “refleks agent” olarak bu durumda da gene sistem özünde aynıdır; yani gene bir A ile (proton) bir B (elektron) arasındaki ilişkiler zemininde oluşmaktadır. Ama bu durumda sisteme girdi olarak ancak belirli bir frekansa-enerjiye sahip bir foton alınabileceği için herşey otomatik hale gelmiştir...
“Karmaşık (“Multiagent”) bir sistem” için en güzel örnek ise Organizmadır. Bir A-B sistemi olarak organizma, sistemin yapılacak işlere yönelik planlamadan sorumlu unsuru-organı olan beyinle (A), görevleri, beyin tarafından yapılan planları hayata geçirmek olan “motor sistem” unsuru diğer organlar (B) arasındaki diyalogdan oluşur. Planlamadan sorumlu unsur olan beyin, dışardan alınan madde-enerjiyi-informasyonu sistemin kendi içinde bulunan bilgiyle-bilgi temeliyle- değerlendirip işleyerek neyin yapılacağına- üretileceğine ilişkin nöronal bir model-plan oluştururken, bu işi, nöron adı verilen milyarlarca elementin ortaklaşa faaliyetinin sonucu olarak gerçekleştirir. Aynı şekilde, „motor sistem“ olarak faaliyet gösteren diğer organlar da öyledir. Bunlar da gene milyarlarca hücrenin ortaklaşa faaliyeti sonucunda yerine getirirler görevlerini.
Burada altını çizmemiz gereken iki nokta var:
1-Organizma, herbiri kendi içinde otonom bir unsur olarak çalışmakta olan milyarlarca elementten oluşan karmaşık bir sistemdir.
2-Girdi-Çıktı (input-output) ilişkisiyle birbirlerine bağlı olan bütün bu elementler de, kendi aralarında „beyin“ (A) ve „diğer organlar“ (B) gibi (herbiri kendi içinde gene bir A-B sistemi olarak otonom bir şekilde çalışarak sistemin iki temel fonksiyonunu yerine getiren) yapısal unsurlar olarak örgütleniyorlar.
Karmaşık bir sistemin, A ve B olarak ifade ettiğimiz bu temel yapısal birimlerinde, belirli görevler çeşitli alt sistem unsurları tarafından ortaklaşa bir faaliyetle yerine getirildiği için, sonuçta, aşağıdan yukarıya doğru bir örgütlenme ağı meydana geliyor. Her seferinde, kendi içinde otonom (yani kendi kendini yöneten) bir birim olarak çalışan her alt sistem dışarıdan alınan madde-enerjiyi-informasyonu mevcut birimin (alt sistemin) içindeki bilgiyle işleyerek bir çıktı haline dönüştürürken, bu çıktı da bir başka alt sistemin girdisi-dışardan aldığı informasyon- olarak gerçekleşiyor. Bu şekilde, belirli bir fonksiyonu yerine getirebilmek için ne kadar otonom alt sistem gerekiyorsa o kadar oluşturuluyor. İhtiyaç üzerine kurulan bu örgütlenme zinciri en alttaki elementlere kadar uzanıyor.
Organizma, „karmaşık bir sistemin“ nasıl örgütlendiğine ve çalıştığına dair çok güzel bir örnek önümüzde. Ama sadece organizma mı, aynı şekilde, toplumsal sistem gerçekliğini de gene aynı ilkelere göre çalışan „karmaşık bir sistem“ olarak ele alabiliriz. Fakat bu durumda olayın boyutları biraz daha genişleyerek işin içine sınıflılık-sınıflı toplum- gerçeği de girdiği için konu biraz daha karmaşık hale geliyor. Bu nedenle, bir sistem olarak toplumu daha sonraya bırakarak, şimdilik önce sistem olayını teorik bazda incelemeye devam edelim diyorum!..
Şu ana kadar yapılan açıklamalarla ortaya çıkan tabloyu şöyle özetleyebiliriz:
Bir sistemin içindeki otonom alt sistemleri (si) olarak gösterirsek, S=S1+S2+Si..diyebiliriz. Ama buradan hiçbir şekilde bir sistemin, kendi içindeki alt sistem gruplarının, yani parçaların basit bir şekilde toplamı olduğu sonucu çıkmaz! Buradaki S, yani sistem, kendi içinde otonom unsurlar olarak var olan parçaların (Si) mekanik-matematiksel toplamı değildir. (+) ile ifade ettiğimiz aradaki o bağlantılardır ki, bunlar sistemi parçalarının basit matematiksel toplamı olmaktan çok daha fazla bir konuma taşırlar. İşte zaten, “sinerji” kavramıyla birlikte ortaya çıkan bu gerçekliğedir ki biz sistem diyoruz. Bir sistemi meydana getiren unsurlar (ve bu unsurların meydana getirdiği temel yapısal-fonksiyonel birimler olarak A ve B) bir ve aynı “şeyi”-ürünü gerçekleştirmek için, kendi içlerinde bağımsız ama birbirlerine bağımlı olarak, birbirlerini tamamlayarak-birbirlerine göre izafi olarak var olurlar.
Bir sistemin merkezi varoluş instanzı nedir?
Yukardaki tabloya ilave etmemiz gereken çok önemli bir nokta daha kaldı:
Evet, her A-B sisteminde, sisteme “dışardan” gelen madde-enerjinin-informasyonun değerlendirilerek işlenmesi A ve B’nin kollektif çabalarının sonucu olur; ama, bu süreci sistemin dışından izleyen birisi olayı böyle değerlendirmez! Çünkü, otonom bir sistem olarak A-B ’nin içinde olup bitenler onun için önemli değildir, bunlar onun için bir anlam ifade etmezler. Onun için önemli olan ortaya çıkan sonuçtur. O, bu sonuca bakarak, bunu, A-B ’nin dışardan gelen bir etkiye cevap verirken sistem merkezindeki varlığıyla tek bir vücut olarak gerçekleşmesi olarak değerlendirir. Bu açıdan, her A-B sistemi (bütün varlıklar) kendi içlerinde olup bitenlerin ötesinde, dışarıya karşı, sistem merkezinde temsil olunan varlıklarıyla tek bir vücut olarak temsil olunurlar-gerçekleşirler. Evet, onların bu “varlıkları”, dışardan gelen etkinin-mesajın sistemin içinde değerlendirilerek işlenmesi sonucunda oluşmaktadır; ama, sistemin içindeki üretim süreci tamamlanıpta ürün-output- oluştuğu an, bu, A-B ’nin bir dış etkiye karşı tek bir vücut olarak gerçekleştirdiği cevap olarak bilinir.
İşte evrensel varoluş zinciri…
Şimdi, her durumda, bir A-B sistemiyle, bizim “dış unsur” olarak ifade ettiğimiz „çevre“ arasında böyle bir ilişkinin (sistem ilişkisinin) mevcut olacağını da dikkate alarak, ortaya çıkan sonucu şöyle ifade edebiliriz:
Her şey (bütün varlıklar) kendi içinde bir A-B sistemi iken, aynı anda, sistem merkezinde temsil olunan varlığıyla (A, ya da B olarak) başka bir A-B sisteminin içinde de yer alır, gerçekleşir. Bir A-B sistemi için “dış unsur” olan-“çevre” olan şey, aynı anda, A-B ’nin sistem merkezindeki varlığıyla içinde yer aldığı başka bir A-B sisteminde A ya da B dir. Örneğin, kendi içinde bir A-B sistemi olarak beyin (A) ve diğer organlardan (B) oluşan organizma, aynı anda, merkezi varoluş instanzıyla (benlik, self) tek bir varlık olarak, gene bir A-B sistemi olan doğa (A)-organizma (B) sisteminin içinde de yer alır-gerçekleşir…
Daha ileri gitmeden önce, şu ana kadar yapılan açıklamaları gene bir toparlayalım isterseniz:
Bir sistemin her biri kendi içinde otonom bir unsur olan temel birimleri, yapı taşları olan elementleri kendi aralarında örgütlenerek o sistemin içindeki (gene herbiri kendi iç işleyişinde otonom-özgür olan) çeşitli parçaları meydana getirirlerken; bu parçalar da, kendi aralarında birleşerek, daima (gene otonom olan) iki temel parçayı oluşturuyorlar.
Sistemi meydana getiren elementleri 1,2,3,4,5,6,7,8 rakamlarıyla tanımlarsak, önce, bunlar kendi aralarında birleşerek, örneğin, (1-2), A’ yü, (3-4), B’ yü, (5-6), C’ yü,(7-8) de D’ yü meydana getiriyorlarsa, A’,B’,C’,D’ den ibaret bu parçalar da, kendi aralarında birleşerek, örneğin A’B’ A yı, C’D’ de B yi olmak üzere, sistemin iki temel parçasını meydana getirirler.Öyle ki, her bütün, son tahlilde, bir A-B sistemi olarak ele alınabilir. Çünkü o, her durumda, kendi aralarında bağlaşım halinde olan A ve B gibi iki otonom temel parçadan oluşmaktadır.
Her durumda, bir AB sisteminin varoluş temellerine ilişkin bütün söylenilenler, A ve B ‘nin her birinin kendi iç diyalogları için de geçerlidir. Yani, belirli bir sistem içinde A ya da B olarak gerçekleşen her parça, aynı anda kendi içinde de gene bir A-B sistemidir. Bunu şöyle de ifade edebiliriz; her A-B sistemi, sistem merkezinde temsil olunan bütünsel varlığıyla, dış diyalogda, bir başka A-B sisteminin içinde, A yada B olarak gerçekleşir!..
Bu evrensel oluşum zinciri, her seferinde sonlu, sınırlı halkalardan, sistemlerden oluşan sonsuz bir süreç olarak uzar gider. Hiç bir zaman, sonsuz-sonlu büyüklükte-küçüklükte kapalı bir sistem olarak tek bir evren mevcut değildir! Varolmak, ancak bir dışetkenle birlikte-açık bir sistem olarak-mümkündür. Sonsuz olan tek şey, her durumda sonlu sistemlerden oluşan sonsuz miktardaki süreçler-açık sistemlerdir.
HER SİSTEMİN NEDEN BİR MERKEZİ VARDIR?..
Çok basit! Her A-B sisteminde A ve B arasındaki madde-enerji-informasyon alış verişi ilişkisini, son tahlilde, bir etkileşme olayı olarak düşünürsek, bunu, A ve B’nin karşılıklı olarak birbirlerini bir (K) kuvvetiyle etkilemeleri şeklinde ifade edebiliriz. Yani A, bir Ka kuvvetiyle B’yi etkilerken, B’de bir Kb kuvvetiyle A’yı etkilemektedir. Bu durumda, Ka=Kb , yani, Ka-Kb=0 noktası sistem merkezini temsil eden sıfır noktası olarak gerçekleşir.
Tabi bu işin en genel teorik açıklaması. Bunun dışında, her özgül durumda sistem merkezinin ve sıfır noktasının ne anlama geldiğinin ayrıca açıklanması gerekir..
Peki, bir sistemin içinde, o “sistemin merkezini” temsil eden böyle bir “nokta” var mıdır gerçekten?
Cevap, “hayır yoktur” olacaktır!
Evet, her sistem, sistem merkezindeki “sıfır noktasında” temsil edilir, ama, böyle bir “noktaya” bir varlık izafe etmek, sıfıra uzay-zaman içinde maddi bir varlık izafe etmek demektir ki, bu da saçmadır! Sıfır “yokluğu” temsil eder, yani onun „varlığı“ yokluğuyla gerçekleşir!. Bu nedenle, „olmayan bir şeyin“ uzayda bir “noktayla”-objektif bir gerçeklik olarak- temsili de mümkün değildir! Ama biz gene de deriz ki, “her sistem, sistem merkezindeki sıfır noktasında temsil olunur”-gerçekleşir! Böyle deriz, çünkü ona- sıfır noktasına- izafe ettiğimiz „yokluk“ içindeki bu “varlık”, hiçbir şeyin „kendinde şey-mutlak gerçeklik“ olmadığının, şeylerin-yani varlıkların „kendi varlıklarında yok olan“ izafi gerçeklikler olduğunun da bir göstergesidir! İşte size Yunus’un „benden içeri olan o ben“inin sırrı!..
Bu o kadar önemli bir sonuçtur ki, bunu kavramadan, yani sıfırın bu sanal-potansiyel gerçekliğini-fonksiyonunu kavramadan başka hiç bir şeyi kavramak da mümkün değildir!
Biraz açalım mı:
Güneş sistemi gibi astronomik bir sistem sözkonusu olunca, “sistem merkezi”nin ne anlama geldiğini fizik kitaplarından biliyoruz. “Kütle merkezi” deniyor buna. Ne demektir bu şimdi? Dünyanın merkezinde böyle bir “merkezi” (“kütle çekim merkezini”) temsil eden bir sıfır noktası mı vardır? Tabii ki hayır! Ama gene de biz sistemin merkezi varlığının temsil edildiği belirli bir “kütle çekim merkezinden” bahsederiz. Çünkü, elinizden bıraktığınız kalem yerin merkezine doğru düşmektedir! Ama bu, “yerin merkezinde”, herşeyi kendisine doğru çeken “sıfır noktası” adlı bir sihirbazın-merkezi varoluş instanzının- bulunduğu anlamına gelmez!
Sistem merkezi kavramı, her durumda, sözkonusu sistemin niteliğine göre, buna uygun bir şekilde yeniden tanımlanmalıdır demiştik, burası açık!. Örneğin, bir sistem olarak organizmanın sistem merkeziyle, toplumun sistem merkezinin ne anlama geldiği, her özgül durumda, madde-enerjinin o anki yoğunlaşma biçimine ait bilgiyle ve dille tanımlanmalıdır. Ama şu an bizi ilgilendiren bu değil zaten. Bizi şu an meşgul eden, bütün sistemler için geçerli olan evrensel oluşum halidir.Hangi türden olursa olsun bir A-B sistemine dışardan bir etki-informasyon geldiği zaman bu etki-informasyon önce sistemin içindeki bilgiyle değerlendirilerek bir cevap-reaksiyon modeli-oluşturuluyor, sonra da hazırlanan bu reaksiyon modeli gerçekleştiriliyor. Organizma için de, atom için de, toplum için de geçerli olan evrensel mekanizma budur. Bunun dışında sistemin içinde yapılan başka bir iş ve varoluş fonksiyonuna yer olmadığı için sürece A ve B açısından bakınca, sistemin içinde “sistem merkezi” diye üçüncü bir işlevsel “noktaya” ve varoluş haline yer yoktur!
Ama aynı anda, A-B sisteminin dışında bulunan bir C unsuru olaya böyle bakmaz!. Bu durumda A-B den gelen etki-mesaj onun için A-B ‘nin sistem merkezinde temsil olunan varlığına ilişkin kollektif bir mesaj özelliğine sahip olacaktır. A, mesajın nasıl olacağını hazırlamışta, B ‘de bunu gerçekleştirmiş, C için bütün bunların hiçbir anlamı yoktur. Onun için önemli olan, bu mesajın-etkinin- A ve B tarafından birlikte, A-B adına hazırlanmış olmasıdır. Bu durumda, A ve B ‘nin fonksiyonlarının “süperpozisyonu”(toplamı diyelim) dış unsur açısından A-B sisteminin merkezi varlığını temsil eden instanz olarak ortaya çıkar. Bu andan itibaren artık C ile A-B’nin merkezi varlığının temsil edildiği (x) noktası arasında yeni bir sistem ilişkisi oluşmuştur ve yukarda söylenilenlerin hepsi bu yeni sistem için de geçerlidir!..
İki örnekle bu konuyu kapatıyorum: Birincisi, bir elektron ve bir protondan oluşan basit bir hidrojen atomudur. Nedir şimdi bunun anlamı? Sisteme içerden bakınca burada elektron ve protonun ötesinde “Hidrojen atomu” diye bir instanza- üçüncü bir varlığa- yer yoktur (yani böyle birşey yok hükmündedir); ama bir dış gözlemci olarak biz gene de objektif bir gerçeklik olarak bir hidrojen atomunun varlığından bahsederiz öyle değil mi!
İkinci örnekte bizzat bizim “kendimiz” olsun! Ahmet, Ayşe... isminiz her ne ise, söylermisiniz bana “siz” kimsiniz, nesiniz ? Bir an için bir sistem olarak “size” organizmanızı temel alan sistemin içinden bakarsak, orada Ahmet, Ayşe falan diye ayrıca bir instanza yer yoktur!! Ne var peki orada? Beyin, ve diğer organlar var; öyle “siz” diye sizi temsil eden başka bir instanz falan yok!! O halde “siz”, çevreyle ilişki içinde yaratılan-varolan ve son tahlilde belirli bir nöronal etkinlikle-aksiyonpotansiyeliyle-her an yeniden yaratılmak kaydıyla temsil edilen izafi bir gerçeklikten başka birşey değilsiniz!.. “Ben, ben, ben...” alın işte size, o “ben” dediğiniz şey her an yeniden yaratılan nöronal bir etkinlikten-son tahlilde elektriksel bir sinyaller ağından-başka birşey değil!!..
(3. Bölümde bir sistemin merkezi varoluş instanzının neden-nasıl-hangi durumlarda sistemin içindeki “dominant” unsur tarafıdan temsil edildiğini ele alarak “Devlet nedir” sorusuna cevap arayacağız)
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları

































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023