Ümit KIVANÇ
Muktedirler, iktidarı bırakmama derdinde. Çoğunluk desteğini kaybettiler, bugünkü koalisyon yapısıyla herhangi bir genel seçim kazanma şansları yok. Üstüne üstlük, yakın zamana kadar tek başına girdiğinde her seçimi kazanacağı öngörülen Tayyip Erdoğan da artık hemen bütün muhtemel rakipleri karşısında dezavantajlı.
Oyda hafif oyunda ağır ortak MHP’nin liderinin içsavaş tehdidi savurmasından (bugünün muhalefeti başa gelirse “millet ayağa kalkar”mış) sonra, büyük ortağın lideri cumhurbaşkanı da, münasip görmediği kimseye iktidarı bırakıp gitmeyeceğini ilan etti: “İstikametini kaybetmiş, avara kasnak gibi dolaşanlara bu memleketi teslim edemeyiz.”
Tayyip Erdoğan’ın sözünden -deyimin kullanımına takılmadan- başlayalım. İktidar devir-teslimi bakımından bu laf iki mânâya gelir: (1) devredebiliriz, (2) ama herkese devretmeyiz.
'YENİKAPI RUHU-2: ZORAKİ DÖNÜŞ'
İlki elbette önemli haber. Ancak muhalifleri gevşetmeye yönelik manipülatif ifade mi, kaçınılmaz düşüşü yumuşak geçiş haline getirebilmeyi amaçlayan sahici vaat mi, henüz bilemeyiz. Ayrıca, biriyken, pabucun fiyatına göre öbürüne de dönüşebilir. İkinci şıkla uğraşalım.
Erdoğan’ın sözünün gerisindeki mantığı izleyelim: (a) Seçim yapılacak. (b) Biz muhtemelen kaybedeceğiz. (c) Yerimize münasip birileri gelebilecekse sonucu kabul edeceğiz. (“Münasip” birinden kasıt, öncelikle şu olmalı: bugünkü iktidar koalisyonunun bütün kanatlarınca onaylanan.) (d) Böyle birileri gelemeyecekse iktidarı devretmemenin formülünü bulacağız.
Tabiî bu şıklar arasında değişik bağlantılar kurulabilir: (a) Kabul edebileceğimiz bir yeni iktidar bileşimi garantilenecekse seçim yapılır, yoksa yapılmaz. (b) Demek ki seçimden önce iktidar-muhalefet arasında seçim ertesinin pazarlığı yürütülecek ve seçimin kurallarını da seçim ortamının koşullarını da bu pazarlık belirleyecek. (c) Mevcut iktidar koalisyonunun, bir türlü doğru dürüst tanımlayamadığımız, -emeklileri dahil- “devlet-içi güçler” olarak adlandırdığımız grubu, belli ki, bu pazarlıkta çapından büyük ve “geçişken” rol oynayacak. Pazarlıktan anlaşma çıkmazsa, seçimin iptalinden seçim ortamının herkese hayatı daha da zehir edecek hale sokulmasına kadar bir dizi “devlet tedbiri” ile karşılaşacağız. İş “Yenikapı Ruhu” filminin ikincisini çekip “Zoraki Dönüş” adıyla oynatmaya varabilir mi, ana akım muhalefete zerre kadar güvenemediğimiz için bilemiyoruz.
ERDOĞAN'LI FORMÜLLER, ERDOĞAN'SIZ HALLER
Ayrıca çeşitli ön şartlar, yan şartlar, vs. öngörülebilir. Meselâ mevcut partiler+gizli bünyeler koalisyonunun gitmesi, ama Tayyip Erdoğan’ın yerini koruması, bunun için, hâlihazırdaki ne idüğü belirsiz başkanlık rejimiyle muhalefetin vaadi “güçlendirilmiş parlamenter rejim” arasında formüller bulunması. Muhalif seçmenin bozulup kaçmaması için böyle uzlaşmaları meşrulaştıracak motifler, argümanlar geliştirilmesi ki, buradan da yollar Yenikapı’ya çıkabilir. Nihayet, iktidarda kalmak için bugünkü görüş ve tavırlarını yeterince esnetebileceğine kesin gözüyle bakmak gereken Erdoğan’la mevcut muhalefet partileri arasında, temel siyasî sorunlar ve resmî “kırmızı çizgiler” bakımından öyle muazzam ayrımlar yok ki...
Dolayısıyla, Tayyip Erdoğan, kendi eliyle düşkünleştirdiği partisinin artık, tek başına iktidar ne kelime, bugünkü müttefikleriyle bile seçim kazanma şansının bulunmadığını bilerek, yine de iktidarı devredip devretmeme tercihini evirip çevirmesini sağlayacak başka kuvvetlerinin varolduğunu söylüyor. Yukarıda azıcık deştiğimiz sözün varabileceği yerlerden biri, iktidarı basbayağı zorla elde tutmak.
Bunun için, başta ortakları, AKP liderini teşvik edecek çok sayıda grubun canhıraş şekilde sahneye fırlayacağını öngörebiliyoruz. Unutmayalım ki, bugünkü iktidar yapısı sayesinde elde ettikleri, mevcut hukuksuzluk ve keyfîlik olmasa yanına yaklaşamayacakları ayrıcalıklara sahip kılınmış, zengin ve erk sahibi edilmiş geniş bir kesim var. Bunlar için iktidarın devrilmesi mal-mülk, imtiyaz, kudret… yani 2000’ler İslâmcısı için bunlarla özdeşleşmiş hayat-memat meselesi.
Erdoğan, yeni şartlarda, bugünkü muhalifleriyle uzlaşarak -yetkileri azalmış-değişmiş olarak- konumunu koruyabilecekse bu kesimi sırtında taşımaktan da vazgeçebilir. AKP liderini açık kavgaya sürükleyebilecek koşul, kendisinin de belirttiği üzere, “istikametini kaybetmiş”, üstelik kendisiyle de anlaşmamış birilerinin iktidara gelmesi tehlikesi. O bu açık kavgayı her şeye rağmen devletin resmî silahlı ya da cübbeli güçleriyle, birtakım yasal prosedürlere uyulduğu havasını tamamen boşlamadan yapmayı yeğleyecektir. Çünkü ilk amacı birilerini yok etmek değil, iktidarı açısından tehlike olmaktan çıkarmak. İkinci -mecburî- amaç da, “dünyanın” -özellikle ilişki ihtiyacı duyulan kısmının- gözünde 80 milyonluk ülkenin yasal-meşru gözüken hükümdarı olarak kalabilmek. İşin ucunda para-pul meseleleri var.
MHP’NİN DÜŞEBİLECEĞİ AÇMAZ
Ancak yüzde beş buçuğa kadar inmiş oyuyla bugünkü iktidarın asıl patronu gibi davranan “küçük ortak” için işler tam böyle değil. Mevcut iktidar koalisyonuna esas uzlaşmaz görüntüsünü kazandıran, saldırgan üslûbu kıyıcılık tehditleriyle bezeyen MHP, dört başı mâmur bir faşist doktrinden kendine ideoloji yapmış, dehşet yoluyla sağlayacağı sokak iktidarına dayanarak siyasî iktidar katlarında yer tutmayı politikasına eksen kılmış, tarihi suikastlar, cinayetler ve kitlesel şehir katliamlarıyla örülü bir parti. Devletin bazı gizli güçleriyle içiçe, kimi teşkilatları doğrudan onların uzantısı veya onların denetiminde. Hakiki toplumsal karşılığı da var, aynı zamanda devletin bir uzvu. Şimdi, resmî silahlı güçler, eğitim ve sağlık teşkilatı içerisinde, başka şartlarda hayal edemeyeceği, eleman kalitesi bakımından asla hak etmediği ölçüde yayılmış durumda.
“Komünistlerle sokaklarda vuruşulan” dönemden gelme MHP lideri Devlet Bahçeli, öyle görünüyor ki, resmî üniforma giydirilmiş partililerinin Türkiye ve Suriye’nin Kürt diyarlarında yapıp ettikleriyle yetinemiyor. Ülkenin batısında da şöyle, “şahlanan kısrak” geleneğini canlandıracak “etkinlikler” yapılmazsa gözü açık gidecek gibi bir hali var. Kendisinin ve partisinin ancak devlet-içi tercihin bastırma-çatışma olması durumunda ikbal göreceğini, aksi takdirde ancak muhtemel bir demokratikleşme hamlesini sekteye uğratmak için tekil eylemler sürdüren sabotajcılar konumuna düşeceklerini şüphesiz biliyor.
Memlekette demokrasi, hukuk, insan hakları isteyenler için zafer niteliğindeki 7 Haziran seçimlerinin tepeden geçersiz kılınacağı belli olduğu andan bu yana, MHP, tarihindeki en muazzam, en yaygın devlet-içi etkinliğe ulaştı. İlaveten dindarların da dümdüz milliyetçi-ırkçı cereyana huşû içerisinde katıldığı böyle bir dönemde bu partinin oyunun istikrarlı şekilde azalması ne ilginçtir! Ama azalıyor. Nâçizâne görüşüm, Erdoğan’ın pekâlâ kendisi için -partisi için değil; o çoktan ıskartaya çıktı- başka çıkış yolları aramaya girişebileceği, ancak, MHP’nin farklı herhangi bir yola sapamayacağı. Bu parti savaş havasının partisi.
Her ağzını açtığında memleketi hakarete, tehdide boğan MHP lideri, bu yüzden, istemedikleri iktidar değişimi ihtimali belirirse “milletin ayağa kalkacağını” duyurdu. Gerçek “millet”in içinden, niyeyse hep “millet” olarak adlandırılan bir grubun bu tür “ayağa kalkma”larının hiçbir zaman kendiliğinden gelişmediğini, hep birtakım resmî-gayriresmî vazifelilerle birlikte planlanıp yürütüldüğünü biliyoruz.
Açık-örtük iktidar operasyonlarında birlikte davranacağı devlet-içi kuvvetler ve MHP, varoluş şartlarını -ve ayrıcalıklarını- artık gelenekselleşmiş bazı uygulamalara bağlı görüyorlar. Demokrat muhalif oluşumları doğmadan boğmak, bunlardan biri. Her türlü adalet talebini ve solcu “yığışmayı” ezmek dağıtmak, bir başkası. Kürtlere göz açtırmamak zaten kafadan listenin başındaki. Bundan da gözde ve acil sayılanıysa, Kürtlerin hak mücadelesi ile çoğunluk nüfusun demokrasi-hukuk talepleri arasında, mazallah, köprü kurması ihtimali bulunanlara fırsat vermeme.
AZALMAYAN DİRENÇ
MHP ve onunla organik bağı bulunan devlet-içi güçler, öyle sanıyorum ki, bugün 2015’tekinden daha “ileri” hamleleri göze alabilecekler. 7 Haziran seçimlerinden çıkan tabloyu görünce, Saray’ın inisiyatifi ve desteğiyle, 2015 yazında o feci dehşet ortamını yarattılar. Toplumu hayal kırıklığına, moral çöküşe, korkuya sürüklediler. 1 Kasım seçimlerinde tepedekilerin istediği sonuçlar neredeyse alındı. Gelin görün ki, buna rağmen karşılarındaki direnç azalmadı, daralmadı, zayıflamadı.
2015 dehşetinin şokunu, binlerce HDP’liyi hapse atarak, bu partiyi kıpırdayamaz hale getirmeye çalışarak derinleştirmek istediler. Kürt siyasetiyle memleket genelindeki hak-adalet mücadelesinin birbirine dokunduğu noktalara top atışı yaparak. Bir ucundan ötekine ulaşılamayan çukurlar açmayı hedeflediler.
Bunların sonucunda gördükleri şudur: Asla peşlerine takamayacakları toplum kesimleri azalmıyor, gevşemiyor, aksine, karşılarındaki ahali çoğalıyor, kendi safları seyreliyor. Çalma-çırpma, yolsuzluk işleri her gün biraz daha ortaya dökülüp mide bulandırıyor. Üstelik, muhalefet hiç ummadığı birinin “içerden ifşaat” desteğiyle kaynak ve cephane de kazandı. Artık ortamı ateşe kana boğup seçim kazanılamaz. Ortamı ateşe kana boğup savaş kazanılır.
Bu yüzden, içsavaş çağrışımlı ifadeleri muhalefet liderlerinin şuursuzluk, sorumsuzluk sayıp kınama geçme aymazlığı karşısında ne kadar şaşıp kalsak azdır, değerli okurlar. Son derece ciddîye alınması gereken, somut tehdit var ortada. İç savaş tehditlerini dillendirenler, daha önce bunu denemiş mihraklar.
HAZIRLIK ZATEN BAŞLAMIŞ
İşte bu yüzden, Sedat Peker’in 8 Temmuz akşamı -[ https://cutt.ly/RmEIkQG ] tweet’ler atarak- anlattıklarını karışık hisler içinde okuduktan sonra, ana akım muhalefetten saatler boyu çıt çıkmayışı karşısında kapıldığım haleti ruhiyeyi tarif etmem zor. “Her şeye müstahakız” demeye ramak kalıyor bazen.
Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “insanların millî ve dinî duygularını tahrik edip içsavaş çıkarma” amacı güttüğünü ileri sürdü. İddiasına göre Soylu, “15 Temmuz sonrasında da el altından birçok yapıya” silahlar dağıttırmış!
Sedat Peker bu iddiasını somut ayrıntılarını sıraladığı bir örnekle destekledi: 15 Temmuz ertesinde, “ağustosun ilk haftasında”, çeşitli yerlerde “Demokrasi Nöbeti” organizasyonları sürdürülürken, “Ekrem Gökçeker’den alınan, Özyurt’ların bünyesinde olan Renault beyaz Fluence marka araba”ya, “Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’nın arkasında karanlık bir sokakta (DAP hotelin arka tarafında)” bir “kasa” Kalaşnikof konur. 23:30 sularında yola çıkan araçta Esenyurt AKP Gençlik Kolları Başkanı Abdülsebur Soğanlı ile “15 Temmuz gazisi, İçişleri Bakanlığı personeli” Ahmet Onay vardır. Peker: “Bu kişiye Gazi olması dolayısıyla ben araba alıp hediye etmiştim. Kendisi sayın Cumhurbaşkanımızın da sevdiği bir isimdir.” (Onay, yine tweet’lerle, Peker’in verdiği bütün ayrıntıları doğruladı, sadece arabadan arabaya ne aktarıldığını görmediğini ileri sürdü.) Silahlar Balat’ta, “Demir Kilise olarak bilinen Sveti Stefan Kilisesi’nin hizasındaki boş bir ara sokakta, gece 01:00 civarında”, AKP İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Taha Ayhan’ın yardımcısı Osman Tomakin’in geldiği siyah Passat’a yüklenir. “Herhangi bir polis uygulamasına girmesin diye” bu araç “AKP İl Gençlik kolları Başkanına tahsisli”dir.
Bu ayrıntıların hepsi, Sedat Peker’in Süleyman Soylu’ya sorduğu şu soruya zemin oluşturdukları için önemli: “15 Temmuz sonrasında da bu silahları dağıtmaya neden devam ettiniz?”
Tabiî ki bu “sonrasında da”nın “da”sına ilk andan pek çok meslektaşımız dikkat çekti. 15 Temmuz gecesi birçok sivile silah dağıtıldığını ise gazete haberlerinden biliyoruz. 15 Temmuz’u epeyce geride bıraktıktan sonra da, ne biçim silahlanıp donandığıyla övünen, silahlarıyla fotoğraf-video çekip paylaşan, düşmanlarını cenge çağıran yığınla Türk-İslâm “mücahidi”ne rastlamıştık, hatırlarsanız; medyada ve sosyal medyada.
İçsavaş-pogrom çağrıştıran bütün bu silah-külah mevzuları, “ayağa kalkarız”, “bırakmayız” lafları, “icabında seçim de yapmayız” imâları duymazdan gelindikçe aklıma şu fıkra düşüyor:
Karısının kendisini aldattığından şüphelenen adam gider, detektif tutar. Detektif bir süre izler, gelir, “Eşiniz bir adamla buluştu,” diye anlatmaya başlar. “Apartmana girip üst kata çıktılar. Karşı çatıdan izledim. İçkiler içip romantik dans etmeye koyuldular…” Adamın gözleri açılır: “E, sonra?” Detektif, “Sonrasını göremedim,” der. “Perdeyi kapattılar.” Adam öfkeyle ayağa kalkar: “Sana boşuna mı para veriyorum birader! Ne demek görmedim? İçime şüphe düşürdün şimdi!”
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları


















































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024