Vahap COŞKUN
Türkiye’de Kemalist rejimin vesayetçi karakterine ilişkin olarak iki görüş vardır. İlkine göre, Kemalist kadro, halk üzerindeki vesayeti geçici bir süre için öngörmüştür. Vakti geldiğinde vesayet sona erecek, demokratik bir rejime geçilecektir. İkincisine göre ise, Kemalist rejimde vesayet geçici bir süre için ihdas edilmiş değildir. Aksine Kemalistlerin gayesi, vesayeti daim kılmak ve yönetimi her zaman halk adına doğru kararlar vereceği düşünülen kişi, parti ve kurumların eline vermektir.
İlk görüşün sahipleri -ki aralarında Tarık Zafer Tunaya, Ergun Özbudun, Bülend Daver, Metin Heper, Faroz Ahmed gibi isimler bulunur- Kemalizmin esas hedefinin liberal bir demokrasiyi kurmak olduğunu söylerler. Ama halkın içinde bulunduğu koşullar buna imkân tanımaz. Halk ekonomik, sosyal ve siyasal olarak demokratik bir yönetime hazır değildir; kendisi için menfaatinin nerede olduğunu bilmez. Bu sebeple bir süre ona “vasilik etmek” gerekir. Bilgi ve erdem sahibi olanlar, halkı -onun yararına- yönlendirmeli, eğitmeli ve yetiştirmelidir. Halk, “geri”dir; onun “ilerletilmesi” gerekir. Demokrasiye uyum gösterecek düzeye geldikten sonra, rejim demokrasiye kendiliğinden geçecektir. Nitekim II. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan da budur.
Fakat ikinci görüşün sahipleri, bu yaklaşımın isabetli olmadığını belirtirler. Mesela Levent Köker, “demokrasiye geçiş” hedefinin tek parti yönetimini meşrulaştıran bir işlev gördüğünü ama Kemalizmin gerçekte böyle bir hedefinin olmadığını belirtir.
İki zihniyetin mücadelesi
Devletin kuruluş aşamasında iki fikir çarpışır: Bir tarafta halkın kendi kendisini yönetmesi gerektiğini savunanlar, diğer tarafta ise halkın kendileri tarafından yönetilmesini isteyenler vardır. İki fikir arasındaki mücadele halkın kendini yönetmeye ehil olmadığını savunanlar tarafından kazanılır. Böylece çeyrek asır boyunca hüküm sürecek tek-parti rejimi kurulur. Tek parti yönetimi hızlı bir şekilde programını uygulamaya geçirir; ekonomik, sosyal ve siyasal alanda tasarımladığı “yeni toplum”u kurmak için zora başvurur ve ülke içindeki bütün farklı sesleri susturur.[1]
Bu rejim, 1945’ten sonra çok-partili bir siyasi düzen geçiş yapar. Ama bu geçişte Kemalist kadronun “artık demokrasinin zamanı geldi” düşüncesinden çok iç ve dış koşullar etkili olur. Kemalistler halkın yeterince olgunlaştığı kanaatinde değillerdir. Keza demokrasi hasretiyle yanıp tutuştukları da söylenmez. Lakin hem içteki huzursuzluk, hem de dışta dünyanın aldığı hal ve oluşan yeni denge, Kemalist rejimi bir tercihte bulunma zorunluluğuna iter. [2] İç ve dış şartların zorlamasının neticesinde Türkiye seçimini Batı’dan yana yapar ve bunun bir sonucu olarak da çok-partili bir yaşama geçilir.
Huzursuz demokrasi
1950’de ilk serbest seçimler yapılır. Halkın tek partiden sıdkı sıyrılmıştır. CHP’ye duyulan rahatsızlık sandıkta ifadesini bulur, DP ezici bir zafer kazanır. Yeni Meclis, Celal Bayar’ı cumhurbaşkanı seçer, halk arasında büyük bir popülariteye sahi olan Adnan Menderes ise başbakan olur.
Yeni parlamento ve hükümet, eskisinden nitelik olarak çok farklıdır. DP milletvekillerinin ağırlıklı bir kısmının bürokratik ve askeri bir geçmişi yoktur. DP grubu, çoğu ticaretle uğraşan, genç ve seçildikleri bölgelerle sıkı irtibatları olan kişilerden oluşmuştur. Türkiye’nin seçkinleri parlamentoda azınlığa düşmüş, iktidara seçkinlerin hep küçümseyerek baktıkları toplumsal grupların temsilciliğini üstelenen bir parti gelmiştir.
Menderes Hükümeti, kırsal kesimin durumunu iyileştirmeyi hedefleyen bir politika izler. Tarımda modernleşmeye hız verir, çiftçilerin çıkarlarına öncelik verir, karayolları ağıyla memleketi ilk kez gerçek anlamda birbirine bağlar, köyleri dışarıya açar. Uygulanan politika meyvesini 1954 seçimlerinde verir, halkın DP’ye verdiği destek büyür ve genişler.
İktidarın değişimi ve zaman içinde DP’nin gücünün tahkimi, gerilimi kaçınılmaz kılar. Gerilim DP’yi de yanlışlara sevk eder, bazı anti-demokratik uygulamalara imza atmasına neden olur. Bilhassa yaşanan birtakım ekonomik sorunlar nedeniyle DP’nin oylarının bir miktar gerilediği 1957 seçimlerinden sonra muhalefet yoğunlaşır. Öteden beri DP’den hazzetmeyen bürokrasi ve ordu içinde DP’ye karşı hareketlenmeler artar, aydınlar ve üniversite camiası da buna destek verir. DP vesayeti sarsmış, sistemde bir gedik açmıştır. Sarsıntının giderilmesi, gediğin kapatılması lazımdır. Asker bu görevi üstlenir, 27 Mayıs’ta darbe yapar, halkın doğrudan seçtiği ilk sivil hükümet olan DP’yi alaşağı ederek yönetime el koyar. Böylece huzursuz da olsa 10 yıldır devam eden demokrasi macerası noktalanır.
Darbeye sevinenler ve üzülenler
Darbe, sadece Ankara ve İstanbul’da sevinçle karşılanır. Bu iki kentte özellikle öğrenciler ve aydınlar darbeyi selamlar ve bayram ilan ederler. Ne var ki ülkenin diğer kentleri bu sevince ortak olmaz. Özellikle “merkez”in dışında, darbecilere rahatsız verecek boyutta derin bir sessizlik vardır. Darbe; “kardeş kanının akmasını önlemek”, “demokrasiyi kurtarmak” ve “Atatürk inkılaplarını korumak ve devletin onuru ve prestijini yeniden tesis etmek” gibi gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılır.[3] Hukuk profesörleri, darbenin haklılığına dair fetvalar verirler.
Ancak bunlar toplum vicdanında makes bulmaz. Darbenin idam sehpasına yolladığı Menderes’e ve arkadaşlarına duydukları sevgilerinde bir eksilme olmaz. Darbecilerin tüm o cerbezeli sözlerine prim vermez, darbenin kendisine karşı yapıldığını anlar. “Hasoların Memoların iktidarı” diye aşağılananın ve “düşükler, kuyruklar” olarak tanımlananın aslında kendisi olduğunu bilir ve 27 Mayıs’ın iktidarı kendisinden alıp belli bir zümrenin eline vermek ve vesayeti sürekli kılmak için yapıldığı gerçeğini hafızasına nakşeder.
Gerçekten de 27 Mayıs, vesayeti kurumsallaştırır ve sürekli hale getirir. Vesayet, Cumhuriyetin kuruluşundan beri rejimin bünyesine hâkim olan esas niteliktir. Bununla birlikte, İnsel’inde dikkat çektiği gibi, vesayetin kurumsallaşma düzeyi bakımından 1960 öncesi ile sonrası arasında bir ayrım yapılmalıdır:
“Bu vesayetin Ulu Önder’in ve Milli Şef’in şahıslarıyla ilgili olmaktan çıkarak kurumsal olarak açıklığa kavuşması 1960 askerî darbesinden sonra gerçekleşti. 1960 öncesi daha çok fiili vesayet rejimi, 1960 sonrası ise kurumsal vesayet rejimi olarak kabaca ikiye ayrılabilir.”[4]
Yoldan çıkan halka karşı ordu
27 Mayıs’tan sonra kurulan düzenin başat iki özelliği var: Bir, bu sistem halka ve halkın oyuna duyulan güvensizlik duygusu üzerine inşa edilir. Bunun için de hem 1961 ve 1982 Anayasalarına demokrasiye aykırı nitelikleri bariz vesayet mekanizmaları yerleştirilir. İki, halkın yoldan çıkmasına karşı bir önlem olarak ordu sistemin içinde özerk ve imtiyazlı bir pozisyona getirilir. Silahlı kuvvetlere temsili demokrasinin esaslarıyla bağdaşmayan bazı önemli ayrıcalıklar sunulur. Böylece kurum olarak ordu, seçilmiş organların izleyecekleri politikalar üzerinde -sivil yönetime geçişten sonra da- etkili bir hale getirilir.[5]
Ordu, Cumhuriyetin kurucusu ve Cumhuriyet değerlerinin taşıyıcısıdır; eğer bu değerlerin tehlikeye düştüğüne kanaat getirdiğinde sistemi düzeltmek için harekete geçmekten imtina etmeyecektir.
Doğrusu ordu, kendisine biçilen -veya kendisine biçtiği- bu misyonu layıkıyla yerine getirdi. 1960’dan sonra 1971’de, 1980’de, 1997’de ve 2007’de bazen doğrudan, bazen dolaylı olarak sisteme müdahale etti. Kendi kendisini idare etme yeteneğinden mahrum olduğunu düşündüğü Türkiye halkını hizaya soktu. Böylelikle vesayet, tek parti dönemiyle sınırlı kalmadı, kalıcı bir rejim tipine dönüştü. [6]
Ancak son 10 yılda bu vesayet sistemini zayıflatan iki önemli gelişme yaşandı. Biri, 2007’de hükümetin, ordunun verdiği muhtıraya karşı dik durmasıydı. Böylece vesayetçi güçlerin cumhurbaşkanlığı üzerinden mevzi kazanmalarının önüne geçildi. Diğeri ise 2010 referandumuydu. Halk, verdiği oylarla vesayeti bir nebze geriletti. Fakat vesayet sistemi tümüyle ortadan kalkmadı. Anayasası ve birçok temel yasasıyla bu vesayet düzeni halen ayakta duruyor. Ülkenin demokratikleşmesi için bu rejimden tümüyle kurtulması gerekiyor.
27 Mayısçı muhalefet
Bu noktada muhalefete dair de bir-iki söz söylenmeli. Demokratik olma iddiasındaki bir muhalefet, 27 Mayıs’a ilkesel olarak karşı durur, durmalıdır. Zira her askerî darbe, demokrasinin çanına ot tıkarken halkın ekmeğine de el koyar.
Ancak gelin görün ki bugün bile bazı çevreler -ki bunların anamuhalfet partisi içinde de uzantıları var- “27 Mayıs ruhunu” hep canlı tutmaya çalışıyorlar. Eylem ve söylemleriyle 27 Mayıs öncesi muhalefetin ayak izlerini takip ediyorlar. Merkez sağdan gelen tüm liderlere (dün Özal’a, bugün Erdoğan’a) sürekli “Menderes’in sonunu” hatırlatıyorlar. Lafa gelince son derece demokratlar ama demokratik sözcüklerin cilasını kazıyınca yeni bir 27 Mayıs’a umut bağladıkları net biçimde açığa çıkıyor.
Bugün Türkiye’de bir askerî darbe olsa, bu grupların karşı tavır almak şöyle dursun, darbe savunuculuğuna gönüllü yazılacakları, daha siyaseten doğrucu olan bazılarının ise ona mazeret üreteceği belli.
Yani 27 Mayıs’ı bütünüyle bitirmek o kadar kolay değil. 27 Mayıs’tan çıkmak için yapılması gereken yığınla iş ve alınması gereken çok mesafe var.
Ve 27 Mayıslardan 12 Eylüllerden utanç duymayan bir zihniyet sorunumuz var ve bu ülkedeki can sıkıcı siyasi ahlak sorunumuza işaret ediyor.
Bu zihniyet ve ahlaktan kurtulmak zorundayız. Ne kadar çabuk olursak, bizim için o kadar iyi.
[1] Vesayet kavramı açısından Kemalizm-Demokrasi ilişkisinin geniş bir değerlendirmesi için bakınız: Levent Köker; Modernleşme, Kemalizm ve Demokrasi, İletişim Yayınları, s. 211-231.
[2] SSCB, 1945’te süresi dolan Dostluk Antlaşması’nı yenilemeyeceğini Türkiye’ye bildirir ve anlaşmanın yenilenmesi için bazı şartlar öne sürer. Bunlar, 1878-1918 arasında Rusya’ya ait olan yerlerin SSCB iadesiyle iki ülke arasındaki sınırın düzeltilmesi ve İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı bölgesinde Karadeniz’in korunması için müşterek bir Türk-Rus savunma gücünün kurulmasıdır. Türkiye, bu istekler karşısında kendini tehdit altında hisseder. Ayrıca SSCB’nin Doğu Avrupa’da uyguladığı politika karşısında endişeye düşen Batı Avrupa ülkeleri ve ABD, Türkiye’nin Batı Bloku içinde yer almasını ister. Türkiye’nin çok partili siyasi düzene geçişini tetikleyen iç ve dış sebepler için bakınız: Erik Jan Zürcher; Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, s. 299-317.
[3] 27 Mayıs’ı meşrulaştırmak için ileri sürülen argümanlar ve daha sonraki siyasal gelişmeler için bakınız: Kemal Karpat, Osmanlı’dan Günümüze Kimlik ve İdeoloji, Timaş Yayınları, s. 111. vd.
[4] Ahmet İnsel; Vesayet Rejiminin Sonu ve Sonrası, Birikim, Sayı 251-252, Mart-Nisan 2010,
http://www.birikimdergisi.com/birikim/dergiyazi.aspx?did=1&dsid=389&dyid=5753
[5] Serap YAZICI; Yeni Bir Anayasa Hazırlığı ve Türkiye: Seçkincilikten Toplum Sözleşmesine; Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009, İstanbul, s. 34–35.
[6] Levent Köker; Sivil Vesayet Kavramının Anlamsızlığı, Zaman, 14.01.2010.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları









































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.12.2025
28.10.2025
8.09.2025
3.09.2025
27.08.2025
23.08.2025
19.08.2025
14.08.2025
5.08.2025
29.07.2025