Yıldıray OĞUR
“Büyük Britanya’yı Avrupa Birliği’nden çıkaran adam” Boris Johnson, 2008 yılında Londra Belediye Başkanı seçilmesinden birkaç ay sonra ilginç bir ziyaret için İstanbul’a gelmişti. Gelir gelmez, Süleymaniye’deki Kirazlı Mescit Sokak’a gitti. Onu kuzeni Sinan bekliyordu. Bu sokak onları birleştiren hikâyenin başladığı yerdi...
Bundan tam 141 yıl önceye Süleymaniye’nin, sabah namazlarının ardından Süleymaniye Camii’nde Gülistan’dan hikâyelerin okunduğu dindar, orta sınıf tüccarların yaşadığı bir semt olduğu günlere gidiyoruz.
Mahallenin varlıklı esnaflarından biri olan Çankırı’nın Kalfat köyünden İstanbul’a gelip yerleşmiş, Mumcular Kahyası olmuş, Balmumcu Ahmed Efendi’nin evine.
Yaptıkları mumları bilâ ücret camilere dağıtan, Abdülaziz’in ölüm haberiyle günlerce gözyaşı dökülmüş saltanata gönülden bağlı bu dini bütün ailenin o gün bir erkek evladı oldu; Ali Rıza.
Benzer zamanlarda geçmiş pek çok başka hikâyede olduğu gibi Ali Rıza da önce mahalle mektebinde Kuran hıfzederek başladığı eğitimine, rüşdiye ile devam etti. Osmanlı-Rus savaşının İstanbul kapılarına dayandığı yıllardı. Ali Rıza’nın Gülhane Askeri Rüşdiyesi’ndeki eğitimi askerî disipline gelemediği pek uzun sürmedi. Bir süre Süleymaniye Camii’nde İslam klasikleri okuduktan sonra annesinin isteğiyle Mekteb-i Mülkiye’ye girdi.
Siyasetten önce edebiyatla tanıştı. Devrin en ünlü edebiyatçılarından Ahmet Mithat Efendi’den ve şair Muallim Naci’den etkilenerek 18 yaşında arkadaşlarıyla Gülşen adında bir dergi çıkarmaya başladılar. Zamanın kelli felli edebiyatçılarıyla polemiklere giriyordu. Dergideki yazıları, şiirleriyse kendi adıyla değil, hayranı olduğu Namık Kemal’in etkisiyle bir mahlasla çıkıyordu; Ali Kemal...
Hem Ahmed Mithat hem de Muallim Naci babası gibi sıkı 2. Abdülhamid taraftarlarıydılar. Ama ilgisini edebiyattan sosyal meselelere doğru çeken esas isim Mülkiye’deki hocası Mizancı Murat Bey olmuştu. O ise önde gelen Jön Türklerden biriydi.
Yaşından büyük işlere o yaşlarda kalkıştı. 1887’de Fransızcasını ilerletmek için 20 yaşında Paris’e gitti. O sırada Paris’e kaçmış Jön Türklerle tanıştı. Cenevre’de bir Rus kızla aşk yaşadı. O gidince de bir yıl sonra İstanbul’a döndü. Döner dönmez hayranı olduğu Yeni Osmanlıların İtalyan Carbonari derneğini taklit etmesi gibi İsviçre’de gördüğü bir ihtilalci komiteye özenip arkadaşlarıyla gizli bir cemiyet kurdu ama deşifre olunca yakalandılar, ilk seferinde affedildi.
Ama ikinci gizli cemiyet denemesi bir jurnalle ihbar edilince memuriyet ataması kılığında Halep’e sürgüne gönderildi. Annesi ve kız kardeşi de onunla geldi.
Orada da boş durmadı bir taraftan Arapça ve İslami ilimler öğrenirken diğer taraftan Halep Valisi’ne karşı İttihatçıların kurduğu gizli cemiyetlerin içinde yer alıyor, edebiyat yarışmalarına katılıyor, birincilikler alıyordu. Ama sürgünü bir türlü bitmiyordu. 1895’te yeniden Paris’e gitti. Aynı yıl Abdülhamid’e sunduğu eğitim reformu programı reddedilince hocası Mizancı Murad da Paris’e kaçmıştı.
Paris’te bir taraftan École Libre des Sciénces Politiques’e devam ederken bir taraftan da İkdam gazetesine Paris Müsahabeleri başlığı altında yazılar yazıyordu. Fransa’daki kültür sanat dünyasıyla ilgili yazıları çok popüler oldu, yazılarda Servet-i Fünun çevresine de laf atınca devreye giren Hüseyin Cahit onun bazı yazılarının Le Figaro’dan çeviri olduğunu ortaya çıkardı.
Bu arada Avrupa’daki Jön Türkler içinde iki ayrı ekolü temsil eden Mizancı Murat Bey ile Ahmet Rıza Bey arasındaki ayrışma derinleşiyordu. Daha İslami, milliyetçi, devrimci değil evrimci bir çizgisi olan Mizancı Murat Paris’ten ayrılıp, Kahire ve Cenevre’de Mizan dergisini çıkardı. Sonunda Mizancı Murat ile diğer Jön Türkler arasındaki ipler koptu. 2. Abdülhamid’in Jön Türkleri durdurmak için görevlendirdiği çocukluk arkadaşı ve sağ kolu olan Hafiye teşkilatının başındaki Ahmed Celaleddin Paşa Mizancı Murad’ı ikna ederek İstanbul’a dönmesini sağladı.
Ahmed Celaleddin Paşa’yla anlaşanlardan biri de Ali Kemal’di. Görevi Avrupa’daki Jön Türk faaliyetlerini İstanbul’a bildirmekti.
Avrupa’da okuyan Türk öğrencilerinin nazırlığı, Brüksel sefareti 2. Katipliği gibi görevlerin ona bu yüzden mi verildiği, en baştan mı yoksa daha sonra mı Jön Türklere karşı Yıldız Sarayı’yla çalışmaya başladığı meçhul. Kesin olan Ali Kemal’in Jön Türkler’deki ihtilalcilik fikrine karşı, ılımlı bir reformculuğu savunduğu, yani Fransız modelinden çok İngiliz modeline yakın durduğu...
(Nitekim, Ali Kemal, daha sonra kaleme aldığı ve karakterler üzerinden Fransız Devrimi’ni anlattığı Rical-i İhtilal adlı kitabında, Cemil Meriç’in bile “Fransız Devrimi’ni oradan öğrendik” der, Fransız Devrimi’ni desteklemekle birlikte Jakoben şiddete ve Danton’un idamı gibi tasfiyelere karşı eleştirel bir dil kullanır.)
Daha sonra hayatını yazan yeğeni, Ali Kemal’in kendi hikâyesiyle Danton’unkini benzettiğini söylerken haksız sayılmaz. Onun Jakoben örgütü ise artık tüm hayatı boyunca karşısında duracağı İttihat ve Terakki olacaktır.
Cenevre, Kahire arasında gidip gelen Ali Kemal’in hayatının dönüm noktalarından biri 1902’de tatil için gittiği İsviçre’de soylu bir aileden gelen Winifred Brun’la tanışması olur. İngiliz Margaret Johnson ve İsviçreli Frank Brun’ün yarı İngiliz yarı İsviçreli kızları olan Winifred’le bir yıl sonra Londra’da evlenmek üzere sözleşerek ayrılırlar.
Ve 11 Eylül 1903 günü Londra’da (Paddington’da) evlenirler.
1906 yılında ilk çocukları Selma dünyaya gelir. Ali Kemal, bir yandan seyahatten siyasete geniş bir alanda kitaplar yazmakta, bir taraftan da Türk adlı dergiyi çıkarmaktadır. 1904’te Yusuf Akçura’nın Türkçülüğün manifestosu kabul edilen Üç Tarz-ı Siyaset broşürüne yazdığı “Cevabımız” adlı cevap çok ses getirmiştir “Türklüğü İslamdan İslam’ı Osmanlılıktan ayırmak çok büyük bir hata olur” diyen Ali Kemal, yükselmekte olduğunu gördüğü milliyetçilik fikrinin, millet-i hakime anlayışının Osmanlı’nın sonu olacağını düşünmekteydi:
“Biz Türklerin fertler itibariyle yükselmesine çalışanlardanız. Bu nimet o derece çoklukla husûle gelsin. Türkler durumu koruyabilsinler, topluca yok olmaktan kurtulsunlar, ikbal yolunu tutsunlar, sonra Osmanlı milletinin vahdeti mi, İslam ittihadı mı, Türklerin tevhidi mi? Ne gerektir düşünsünler!”
Ve 23 Temmuz 1908. Manastır’da başlayan isyanla, İstanbul’da 2. Meşrutiyet ilan edilmiştir. 2. Abdülhamid, 30 yıl önce askıya aldığı Kanun-i Esasi’yi yeniden yürürlüğe koymuş ve tatile gönderdiği Meclis-i Mebusan’ın açılmasına izin vermiştir.
Ali Kemal için de bu, eve dönüş demektir. Bir gün sonra Ali Kemal, Londra’dan eşi Winifred, kayınvalidesi Margaret Johnson ve kızları Selma’ya birlikte İstanbul’a gelip, Bebek’e yerleşirler.
Ali Kemal, İstanbul’daki ilk ziyaretlerinden birini Yıldız Sarayı’nda köşeye sıkıştırılmış Abdülhamid’e yapar. İkisinin ortak bir düşmanı vardır: İttihat ve Terakki.
Prens Sabahattin’in liderliğindeki Ahrar Fırkası’na katılan Ali Kemal, Darülfünun’da dersler verirken, İkdam gazetesinin başyazarı olarak İttihatçı kalemlerle sert polemiklere girer. İttihatçıları “Aydınlanmış despotik” bir rejime gitmekle, komitacılıkla, masonlukla suçlamaktadır.
İttihatçıların en önemli isimlerinden Dr. Bahattin Şakir’le Şura-yı Ümmet gazetesinde çıkan yazılarda kendisine iftira ve hakaret ederek mebus olmasına engel olduğu gerekçesiyle mahkemelik olur. Tam mahkeme sürerken 6 Nisan 1909 günü İttihatçı karşıtı Serbesti gazetesinden Hasan Fehmi Bey Galata Köprüsü üzerinde uğradığı bir suikastla hayatını kaybeder. Katiller kaçmıştır. Cinayetten bir gün sonra Ali Kemal, Darülfünun öğrencilerine sert bir konuşma yaparak cinayetten İttihatçıları sorumlu tutar ve şöyle der:
“Şimdi ben de kendimi korumak için silahımı alacağım, beni de vurun diyeceğim!..”
Ali Kemal’in güçlü hitabetinden etkilenen talebeler “Hürriyet” “Katilleri bulun” sloganlarıyla Babıali’nin önünde toplanmaya başlarlar, sayı 50 bin kişiyi aşmıştır.
İşte ünlü 31 Mart Ayaklanması böyle başlar. Ali Kemal, Avcı Taburlarının yönetime el koyduğu, Tanin ve Şura-yı Ümmet gazetelerinin yakılıp, İttihatçı liderlerin kaçtığı günlerde İkdam’da cinayet için İttihatçıların önde gelen isimlerinden Rahmi Bey ve Dr. Nazım’ı suçlayan yazılar yazar.
Sonra birden işler tersine döner. İttihatçıların Balkanlardan yola çıkan Hareket Ordusu İstanbul’a yaklaşmaktadır. O geceyi kızı Selma daha sonra günlüklerine şöyle yazacaktır:
“Babam sabaha karşı üçte geldi. Annem bir koltuğa oturmuş çok kötü anne çok kötü diye ağlıyordu. Anneannem, yukarı çıktı, babamın elinde bir gazete vardı. Gazetede idam edileceklerin listesi. Babam da listedeydi…”
Ali Kemal o gece bir Fransız teknesiyle İstanbul’dan kaçtı. Ertesi gün o listedeki altı kişi isyandaki rolleri nedeniyle idam edildiler. Ali Kemal son dakikada Paris’e kaçarak hayatını kurtarmıştı. Ama bütün ailesi İstanbul’daydı. Paris’ten yazdığı mektuplarda eşine ve çocuklarına olan hasretini anlatmaktaydı.
Sonra bütün aile Londra’da yeniden bir araya geldiler. 1909’un sonlarında Ali Kemal’in eşi Winifred ikinci çocukları, Osman Wilfred Kemal’i dünyaya getirdi. Doğum sırasında Ali Kemal eşinin yanında değildi. Doğumdan kısa bir süre sonra genç kadın hayatını kaybetti.
Büyük bir aşkla evlendiğini karısını kaybeden Ali Kemal, yeni doğan Osman Kemal, 3 yaşındaki Selma ile Londra’da baş başa kalmıştı. Neyse ki bütün aileyi toparlayacak kayınvalidesi Margaret Johnson vardı. Hep birlikte 3 yıl Christchurch ve ardından Wimbledon’da yaşadılar. O 3 yıl boyunca İttihatçıların hakim olduğu İstanbul Ali Kemal için hiç tekin değildi. Hayatlarının akışını yine İstanbul’daki iktidar savaşları belirleyecekti.
18 Temmuz 1912 günü kendilerine Halaskaran-i Zabıtan diyen bir grup subay bir muhtıra vererek İttihatçılara “ya siyaset ya askerlik” dediler. 1908’de bizzat kendileri böyle başlayan bir isyanla iktidarı elde etmiş İttihatçılar korkmuştu. İktidardan geri çekildiler. Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın kurduğu yeni kabinenin ilk işi ise siyasi af çıkarmak oldu.
Bu Ali Kemal için yeniden vatanına dönmek demekti.
Şartlar uygun olur olmaz, ailesini getirmek üzere İstanbul’a döndü. Yeniden İkdam’ın başyazarıydı artık. Ama bu saadet de 6 aydan fazla sürmeyecekti.
Enver Paşa liderliğindeki İttihatçılar, Babıali’yi basmış, Harbiye Nazır’ı Nazım Paşa’yı öldürmüş, 70 yaşındaki Kamil Paşa’nın başına silah dayanıp istifa ettirmişlerdi. Tarihe Babıali Baskını olarak geçecek bu darbeyle İttihatçılar artık kendi adlarıyla uzun bir süre gitmemek üzere iktidara el koymuştu.
Altı ay sonra Ali Kemal için bir kere daha sürgün yolları gözükmüştü.
Bu kez Viyana’ya gitti. Ama Mahmut Şevket Paşa liderliğindeki yeni İttihatçı hükümet muhalefete karşı daha hoşgörülüydü, kısa bir süre sonra İstanbul’a geri döndü.
Bekâr hayatına bir son verdi. Bu aynı zamanda stratejik olarak da önemli bir karardı. 2. Abdülhamid’in en yakınında olmuş askerlerden Müşir (Mareşal) Mustafa Zeki Paşa’nın kızı Sabiha ile evlenip, Büyükada’ya yerleşti.
Peyam’ı çıkarmaya başladı. (Kendisinden 25 yaş küçük olan Sabiha Hanım’ın küçük kardeşi Saadet’in taliplerinden olan o genç teğmenle evlenseydi belki İsmet Paşa’yla bacanak olacaklardı)
İttihatçıların Almanların yanında bir maceraya girmesine dönük sert eleştirileri yüzünden gazetesi kapandı. Bu arada 2. eşi Sabiha Hanım’dan bir oğlu dünyaya gelmişti; Zeki...
Savaş patlamıştı. İttihatçılar Almanların yanında bütün İslam dünyasını cihada çağırmışlardı. Savaş yılları Ali Kemal için zor geçti. Öğretmenlik yaptı, ticaretle uğraştı, kitap yazdı.
Savaşın düşman cephesinde kalan çocuklarıyla iletişimi kesilmişti artık.
1916 yılında Selma ve Osman’a bakan kayınvalidesi Margaret Johnson bir karar verdi. Savaş yıllarıydı. İngiltere ve Osmanlı karşı cephelerde savaşıyordu. Londra, Türkçe ad ve soyadlı bir çocuk için güvenli sayılmazdı. Nüfus İdaresi’ne başvurdu. Ve çocukların soyadını Kemal’den kendi soyadı olan Johnson’a çevirtti.
Selma Kemal, Celma Johnson, Osman Wilfred Kemal de Wilfred Johnson olmuştu artık... Çocuklar yeni adlarıyla Anglikan Kilisesi’nde vaftiz edildiler...
Ali Kemal ve Türkiye içinse 4 yıllık bu karanlık tarih 30 Ekim 1918’de Limni adasının Mondros Limanı’nda demirli Agamemnon zırhlısında imzalan anlaşmayla değişti. Ve 1 Kasım’ı 2 Kasım’a bağlayan gece İstanbul Kuruçeşme kıyılarında bekleyen bir Alman denizaltısına binen İttihat ve Terakki’nin üç paşası Türkiye’yi terk ettiler.
Arkalarında yıkılmış, orduları tasfiye edilmiş, işgale hazır bir ülke bırakarak. 5 Kasım 1918 günü Ali Kemal’in yakın arkadaşlarından Refik Halid’in yazdığı “Hesabı ödemeden nereye” yazısı İttihatçılara duyulan o öfkeyi anlatır:
“Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden efendiler nereye?.. Galiba şafak attı, güneş doğuyor, tahtakuruları nereye?... Galiba koku aldınız, kedi geliyor, koca fareler nereye?... Galiba foyanız meydana çıktı, yakanız ele geçecek, ziyankâr evlatlar nereye?”
12 gün sonra İngiliz orduları İstanbul’a ayak bastı. Savaşın kazananları Osmanlı için bir karar verecekti.
Ali Kemal’se siyasete geri dönmüştü. 1918’in başında yeniden kurulan İttihatçıların baş düşmanı Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın Genel Sekreteri’ydi artık.
Aslında savaş ve sonuçları Ali Kemal’i haklı çıkarmıştı.
En başından beri Abdülhamid döneminde izlenen sulh ve denge politikalarıyla ancak ülkenin kalkınabileceğini savunuyordu. 1908’den beri askerî bir diktatörlük kurduklarını söylediği İttihatçıların maceracı, savaşçı, millet-i hâkime düsturuyla azınlıkları dışlayan politikaları ise ülkeyi uçuruma götürmüştü:
“Bu 20. medeniyet yüzyılında nesli nesebi pespaye, tahsilsiz, irfansız, hukuktan da, hürriyetten de, hükümetten de bihaber… fail, ortaya çıkar, kendi gibi külhanbeyleri bulur… -bu memlekette ondan bol ne var?-… bu asrın idrakine, vicdanına sığmaz cinnetleri, cinayetleri işler. … İşte senelerden beri biz… âmir, hâkim diye bu heriflere tapındık, şimdi böyle bir musibetten musibete uğruyorsak bu âmalimizin [yaptığımız işin] cezasıdır, çekeceğiz” (5 Kasım 1918- Sabah)
“Trablusgarb ve Balkan felaketleri bir tarafa dursun, vakta ki Harb-i Umumi
çıktı, kafamızı mütareke kapısına ‘güm’ diye çarptık. Ne gördük? Bu mülk-i mahrusamızın la-ekall iki semeni elimizden gitti, bu koskoca Saltanat-ı Osmaniye’ye küçük bir Türk hükümeti kalıyordu, fakat bu musibet dersiyle akıllandık mı sanıyorsunuz? Heyhat! Yine sulh ve sükûneti meskenet addeyledik, bizi bu musibetlere uğratan, bu çukurlara düşüren silaha herçe bad-abad sarılmak sevdasından bir türlü vazgeçemedik, bu sefer netice ne feci oldu, bu görmek istemeyen gözlere bile ayandır”. (19.8.1922- Peyam-ı Sabah)
Ali Kemal’in, başta Vahdettin olmak üzere İstanbul hükümetinin ve Mütareke Basını denen entelektüel kesimin “hainlik” olarak tarih kitaplarına geçen çözüm önerilerinin özü buydu. Savaştan yenik çıkmış bir ülkeye yeni bir İttihatçı maceranın pahalıya mal olacağını düşünüyor, savaşın galiplerini kızdırmadan bu badireyi sulh ile atlatmamız gerektiğine inanıyorlardı.
Aslında böyle düşünen sadece onlar da değildi. Savaşın en büyük kaybedeni, en ağır anlaşmalarla cezalandırılanı olan Almanya’da 440 maddeli Versaille Anlaşması’nı onaylayan Sosyal Demokratlar da aynı şekilde düşünüyordu. Onlar da ihanetle, teslimiyetle, mandacılıkla suçlandı. Alman meclisinde kendilerini teslimiyetle suçlayanlara “Artık yeni bir savaşa giremeyiz, kendimizi savunacak durumda değiliz. Ancak savunmasız olmamız, onursuz olduğumuz anlamına gelmez” diyen sosyal demokrat bakan Gustav Bauer’la Ali Kemal aynı çözümü savunuyordu aslında...
Özellikle de Ocak 1919’da Paris’te başlayan barış görüşmeleri bitene kadar.
Altı ay sürecek sonunda Almanların önüne Versaille, Türklerin önüne Sevr’in geleceği görüşmelerde savaşın galip devletlerine iyi bir fotoğraf verilmeli, işgallere mazeret üretilmemeliydi. Görüşmelerin başlamasıyla aynı tarihlerde İstanbul’da 1915 Ermeni tehciri için İttihatçıların yargılandığı Divan-i Harbi Örfi yargılamaları başladı. İttihatçılar gözaltına alınıyor, sürgünlere gönderiliyordu. İtilafçılar, İttihatçılardan yılların intikamını almaktaydı.
Mart ayında Padişah Vahideddin, hükümeti kurma görevini kayınbiraderi Damat Ferit Paşa’ya verdi. Hürriyet ve İtilafçıların yeniden iktidara geldikleri bu kabineye Ali Kemal Maarif Nazırı olarak girdi. Kabinenin birinci önceliği kongrelerle ortaya çıkan mukavemeti durdurmak, Wilson İlkeleri’ndeki “nüfusun çoğunluğu kimdeyse yönetimi ona bırakmak” prensibine dayanarak, Anadolu’yu işgal ettirmeden Paris’teki barış anlaşmasından çözüm çıkarmaktı.
Anadolu’da Türklerin azınlıklara yönelik katliam yürüttüğü tezi işgaller için temel gerekçeydi. Damat Ferit kabinesi bu gerekçeyi zayıflatmak için Ermeni tehciri yargılamalarına hız verdi. 10 Nisan 1919 günü Boğazlıyan Kaymakamı Kemal idam edildi.
Ama Paris’te gündem başkaydı. Paris’i boykot ederek Adriyatik’te ve Güney Anadolu kıyılarında yürüyüşünü devam ettiren İtalyanları masaya çekmek gerekiyordu. Yunan tarafı da hevesliydi. Venizelos, Anadolu’da Türklerin Rumları katlettiği, müdahale edilmesi gerektiği propagandasını yürütüyordu. 6 Mayıs günü İngiliz başbakanı Lloyd George, Venizelos’u toplantıya çağırdı:
Lloyd George: Hazır askeriniz var mı?
Venizelos: Var. Hangi amaçla
Lloyd George: Bugün Başkan Wilson (ABD) Bay Clemenceau (Fransa) ve ben İzmir’i işgal etmenize karar verdik.
Venizelos: Biz hazırız.
16 Mayıs günü Yunan ordusu İzmir’e çıktı. Aynı gün bu işgali engelleyemediği için Damat Ferit hükümeti istifasını verdi. Ama padişah kabineyi yine onun kurmasını istedi. Bu kez Dahiliye Nezareti koltuğunda Anadolu’daki mukavemeti İttihatçıların yeni bir macerası olarak gören bir isim oturmuştu: Ali Kemal Bey.
İzmir’in işgali ittihatçıların elini güçlendirmişti. İstanbul’da büyük mitingler yapılarak işgal protesto ediliyordu. 16 Mayıs günü Mustafa Kemal ve arkadaşları, Rumlara katliam iddiasıyla Samsun bölgesinin işgal edilmesini engellemek için padişah tarafından Samsun’a gönderildi. Kısa zaman sonra onun da direniş için gittiği anlaşıldı.
Paris’te konferans sürüyordu. Kuvva-i milliye fikri İstanbul’da da güçlenmeye başlamıştı. Dahiliye Nazırı Ali Kemal, ipleri eline aldı. Bir taraftan İngilizlerle görüşüyor, Yunan işgalinin ilerlemesini engellemeye çalışıyor, bir taraftan milis teşkilini ve müdafa-i milliye anlayışını yasaklayan bir emir yayınlatıyordu. 17 Haziran tarihli o emri 23 Haziran günü Mustafa Kemal’i görevlerinden azleden başka bir emir izledi. Atatürk, Ali Kemal’in o emrini tam metin olarak Nutuk’una koydu:
“Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla birlikte günün siyasetini pek bilmediği için, olağanüstü sayılacak vatanseverlik ve gayretine rağmen, yeni görevinde asla başarılı olamadı... Ayrıca, bu önemli ve tehlikeli günlerde memur, halk, her Osmanlı’ya düşen en büyük görev, barış konferansınca geleceğimiz üzerinde karar verilirken ve beş yıldır yaptığımız deliliklerin hesapları görülürken, artık aklımızı başımıza devşirdiğimizi göstermek, akıllıca ve tedbirlice davranışları benimsemek, parti, mezhep, ırk ayrılıklarını gözetmeksizin her ferdin hayatını, malını, ırzını koruyarak, medenî dünyanın gözünde bu memleketi bir daha lekelememek değil midir?..”
Emir Millî Mücadeleyi destekleyen kabine üyelerinin tepkisini çekmişti. Baskılara daha fazla dayanamayan Ali Kemal, 27 Haziran 1919 günü Dahiliye Vekaleti’nden Vahideddin’e sunduğu bir dilekçeyle istifa etti. Dilekçe ve Vahideddin’in Ali Kemal’e verdiği cevap da Nutuk’ta yer aldı.
Ali Kemal istifa mektubunda “padişahın gösterdiği yakın ilgi ve güveni çekemeyen bazı arkadaşlarının birçok yersiz sebepler ileri sürerek ihtilâlin daha da genişlemesine yol açtıklarını” söylüyor, «resmî görevinden çekilmekle birlikte, özel olarak hizmet ve sadakate devam edeceğini» ekliyordu. Vahideddin’in de cevabi yazısı şöyleydi:
“Beni büsbütün yalnız bırakmayacağınıza güveniyorum. Bağlılığınız, bana büyük ümit ve teselliler vermiştir. Saray, her dakika size açıktır…”
Nutuk’ta Atatürk bütün bunlardan sonra “Kendisine olan bağlılığından padişahın büyük ümit ve teselliye kapıldığı Ali Kemal’i nâzırlık makamında ve padişah huzurunda gördükten sonra, bir de asıl gerçek görevi başında görelim!” diyerek Ali Kemal’le ilgili bazı İngiliz belgelerindeki onun İngilizlere yakınlığını gösteren yazışmalara yer verdi.
Halbuki Ali Kemal’in istifa ettiği gün kaleme alınmış başka bir mektupta Ali Kemal İngilizlere şikâyet edilmekteydi. Hem de Paris’teki İngiliz delegasyonuna.
Ali Kemal Paris Konferansı’ndaki Türkiye delegasyonu içinde yer almıştı. Bunu İngiliz gazetelerden öğrenip onu İngiliz delegasyonuna yazdığı bir mektupla şikâyet eden kadının adı Margaret Johnson’du.
Mektup “Lütfen size yalvarıyorum onunla görüşüp görüşemeyeceğimi bana bildirin” diye başlıyordu. Yaşlı kadın mektubunda ‘Ali Kemal’in kızının kocası olduğunu, iki çocuğunu kendisine bırakıp gittiğini, savaştan sonra çocuklarını hiç arayıp sormadığını, çocuklara bakacak maddi durumunun olmadığını anlatıyor ve şöyle diyordu:
“Çocukların babasının Paris’te Türk delegasyonunda olduğunu biliyorum. Onu görebileceğim konusunda şüpheliyim. Ama eğer mümkün olursa ondan çocuklar için para isteyeceğim. Bu onunla görüşmek için tek sebebimdir…”
İngiliz delegasyonundan Margaret Johnson’a gelen cevap olumsuzdu:
“Ali Kemal Bey Paris’ten ayrıldı…”
Asıl kısmı haftaya kalsın...
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları







































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026