Hüseyin ÇAKIR
Algı yönetiminin her şey olduğu ve Hakikatin yerini aldığı bir dönem yaşıyoruz. Algının “eski” adı ajitasyon propagandaydı; hatta buna “hakikat olmayana inandırma sanatı” payesi verenler bile oldu.
Hakikat tek, doğru birden çok önermesi: Çokluğun, çeşitliliğin ve çoğulculuğun hakikate içkin olduğuna işaret etmektedir.
Dogmatik düşünce, ideoloji ve dinin değişmez kurallarına bağnazca inanalar kendi hakikatlerini mutlak doğru görürler. Geri kalanların katli vaciptir veya düşmandır.
Kendi doğrusunu hakikat gören kim olursa olsun varlığını baskı, şiddet ve otoriterlikle sürdürebilir.
Pozitivist bilimci tek doğruculukla, dinci yobaz tek doğruculuk bu bağlamda birleşirler. Bütün totaliter rejimlerin kaynağı tek doğrucu dogmatizm olmuştur; bilgi - algı özdeşliği kara propaganda ve yalanlarla beslenerek “dava” ideolojisi haline getirildiğinde sosyolojik-toplumsal destek buluyor.
Maksadım felsefi bir tartışma değil. Söylediğimin “karmaşık” felsefi önermeler olduğunun da farkındayım.
Hakikat ve doğru(lar) kavrayışımız, düşünsel, anlamsal ve hayatta yapacağımız her türlü tercihlerimizi belirliyor.
DOĞRULAR ARASI ÖZGÜR İLİŞKİ: DEMOKRATLIK VE DEMOKRASİ
Kabul görmüş kavramsal tanımlamalara göre Hakikat: “Bilinçten bağımsız olarak var olan; Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, ”
Doğru: “Hakikatin, bir düşüncede hakikate uygun biçimde yansıması, akla, mantığa uygun olması.”
Bir konuda birden çok doğru olabileceğini kabul ederseniz aynı zamanda sizden farklı düşünenin özgürlüğünü kabul etmiş olursunuz.
Aydınlanmacı filozof Voltaire’nin düşünce özgürlüğü, insan hakları gibi kavramların en saf haliyle belirdiği, daha hiçbir siyasi manipülasyona uğratılmadığı 18. asır özdeyişi “Düşüncelerine katılmıyorum, ama senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar destekleyeceğim” sözü, yerli yersiz kullanılsa da özgürlükçülüğü özlü biçimde hala ifade ediyor.
Senin düşüncen sana ait doğrudur, bu anlamda doğrular görecelidir. Doğrular arasındaki özgür ilişki, ortak bir doğruda buluşmayı sağlamakta; siyaset dilinde bu mutabakat, uzlaşı, müzakerecilik olarak karşımıza çıkıyor.
Demokrat ve özgürlüklerden yana olmak hakikate daha yakın durmaktır. Hakikat ile tek doğru özdeşliği kuranlar bunu bilerek yapıyorlar. Doğrunun tek olma hali otoriter düşünce ve eyleme meşruiyet ve haklılık kazandırıyor. Bir kişinin düşüncesi doğru kabul edildiği zaman, diğer bütün bireyler ve toplum edilgenleştiriliyor. Yönettiğiniz toplumu daha kolay yönetebiliyorsunuz.
Kast, cemaat, lider kültürlü toplumlar dogmatizm, dava ideolojisinin, toplumsal davranışın yeniden, yeniden üretilmesini sağlıyor.
İnanmışlık, sizin bağlandığınız doğrunun dışındaki bütün doğuların yanlış görmeniz öteki doğrularla ölesiye mücadele yapmanıza enerji sağlar; farkında olmadan körleşme başlar ve inanılan birçok değere yabancılaşılır.
Bu söylediklerim “davanın” siyasal, ideolojik kadrolarına değil elbette, “dava”ya temiz duygularla inanan, kendi inanç, düşünce dünyası ile yaşam ilişkisi kurmuş olanlara.
Algı oluşturma, kara propaganda büyük yalanlar sizi başka bir dünyaya hapseder, ama siz bunu düşünemeyecek bilinç kilitlenmesine tutulmuşsunuzdur.
Nazi partisinin Hitler’den sonraki ikinci hatibi, propaganda bakanı Paul Joseph Goebbels, “Propagandanın amacı sonuç elde etmektir. Mantıklı olmasına gerek yok. Kitleler nezdinde istenen sonuç alınmışsa o propaganda başarılıdır, yalan ne kadar büyükse, inananı o kadar çok olur!’’ diyor.
Hitler’in Silahlanma Bakanı Albert Speer da, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yargılandığı Nuremberg Mahkemesi’nde, ‘‘Radyo sayesinde 80 milyon kişinin özgürce düşünebilme imkânı elinden alındı’’ diyor.
İletişim araçlarının çok daha geliştiği bugün “algı, kara propaganda, büyük yalan” üretmek çok kolaylaştı. Bilgiye ulaşmak ne kadar kolaylaştıysa, bilgiyi yönetmek ve çarpıtarak hakikat gibi sunmak da o kadar kolaylaştı.
Erdem, değer, etik… iman sizin için araçsallaşmışsa, bütün yalanları doğru diye bir süre yutturabiliyorsunuz.
YENİ ULUSALCI VE DİNİ DEĞERELERE DAYALI ULUS DEVLET
Genel olarak tarihte ne zaman ki, “hakikatin ve doğrunun tekeli bendedir” dogmatik zihniyeti aşılıp,“dışımızdaki hakikate, farklı farklı doğrulardan ulaşabiliriz” noktasına gelindi, demokratlık, demokrasi başka bir anlam kazandı; çoğulculuk, karar süreçlerinde müzakerecilik, her önemli karar süreçlerinde sivil toplumun katılımı ve denetleme mekanizmalarının işlerlik kazandığı siyasal sistem gelişmeye başladı.
Türkiye cumhuriyetinin kuruluşu, ulus-devlet oluşturma ideolojisi ve politik pratiği tek doğru hakikatibenimsenerek gerçekleşti.
Gerisini biliyoruz: Tek parti, çok partili hayat denilen illüzyon, darbeler, vesayet sistemi…
Ve 2002’den sonra AKP iktidar döneminde sorunlar iktidar partisi meclisi çoğunluğu ile çözülüyor. Biçimsel olarak Meclis komisyonları var, ancak karar verme noktasında mecliste çoğunluğu bulunan iktidar partisi bütün hakikatleri bir kenara itip, kendi doğrusunu dayatıyor, yasamanın görevini şekilsel olarak yerine getirmiş oluyor. Son Meclis İç Tüzük değişikliği bu şekilselliği daha da daraltıyor.
Çok konuşmak, çok soru sormak, tartışma talep etmek “ her kafadan ses çıkması” olarak görülüyor.
Bunun adı da demokrasi oluyor.
Cumhuriyette bu yana sürekliliği değişmeyen şey: Siyaset-toplum-birey ilişkisi devlete karşı tutuma göre belirleniyor olması. Hakikat ve tek doğrunun devlet merkezinde toplanmasıdır.
Açmak gerekirse: Bütün görevler bütün amaçlar devlet için olmak zorunda. İtalyan faşizm ideolojisinden alınan bu ideolojik kurgu daha da ağırlaştırılarak tek parti dönemi ve sonrasında vesayet sistemini yapılandırıldı.
Bugüne gelirsek: Bire bir aynısı olmamakla birlikte aynı zihniyetle otoriter sistemle devletin yeniden yapılanması planlanıyor.
Cumhuriyetin ilk yılları ve tek parti dönemi karşılaştırıldığında çok benzerlikler var; bazen neredeyse kelimesi kelimesine aynı.
Örneğin grupların siyasal hâkimiyet ve devlete hâkim olma savaşlarına bakıldığında; ittifaklar, komplo yöntemleri ve tasfiyeler, tarih tekerrür mü ediyor dedirtiyor.
I. II. Grup mücadelesi, çok partililik denemesi gibi muhalefete alan açma denemeleri, devletin geleceği için zararlı görülüp, zamanın ruhu olan Musollini, Hitler ve Stalin modeline de uygun parti-devleti ile cumhuriyet modernleşmesi yukarıdan aşağıya çiviler çakılarak kuruluyor.
Erdoğan liderliğinde kurulmak istenen sistem neredeyse 1920-1930’lara çok benziyor. Geçmişi bugün yaşıyor gibiyiz.
SORU SORMAK İYİDİR ZİHNİ AÇAR
Bu karşılaştırmayı yapınca aklıma şu sorular ve yanıtlar geliyor: Birincisi, küreselleşme devlet bekacılarını ürküttü. Ulus devletler ortaya çıktığında bunu anlayamayan Osmanlı, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan’ın bağımsızlıklarıyla başlayan imparatorluk çözülmesi Serv’e kadar gitmişti. Küreselleşmenin yarattığı kimliğe dayalı özgürlük rüzgârından korktular. Ve “Kürtlerin kimliğini tanıma ile başladı, siyasal haklar ve özerkliğe doğru gidiyor. Devletin içinden de bu “romantik” havaya kapılanlar oldu, güvenliği ikinci plana itip, özgürlük demokrasi ile dünya devleti olacağız hayaline kapıldılar.
Ama öyle olmayacağı ortaya çıktı. Kürtlerin kimliği ile iş bitmedi, ardından Ermeni Soykırımı geldi. Lazlar, Çerkezler, Gürcüler, Romanlar, Asuriler, Keldaniler… de sökün etti. Yetmedi Aleviler laiklik gereği inanç özgürlüğü haklarını istemeye başladılar.” Bu düşüncedekiler, “bölünme, parçalanma yoluna gidiliyor buna bir çare”… Aradılar.
Birilerine göre bin, birilerine göre üç bin yıllık devlet geleneği elden gidiyor tekerlemesi bozuk plakta dönmeye başladı.
Tarihten gelen korku depreşmeye başladı.
İkincisi, bu paranoya üstünden devletin otoriter yeniden yapılanma teorisini AKP’nin tek başına ürettiğini sanmıyorum. İzleyebildiğim kadarıyla AKP’li akademisyen ve ideologlarda böyle bir teori görmedim. AKP’nin ne kuruluş programı, ne sonraki tadilat programında sistem değişikliği var.
Küreselleşme karşıtı derin devlet dünyadaki otoriterleşme eğilimini iyi gözlemlemiş olmalı ki, Türkiye’nin demokratik değişiminin parçalanmaya gideceğine inanılarak “yeni bir restorasyon” yapılmasının düşünüldüğü kanısındayım.
Gerekçe çok basit: Terör, bölücülük ve ulusal güvenlik, bunlar bütün dünyanın üstünde anlaştığı noktalar.
KAZAN KAZAN İTTİFAKI
Üçüncüsü, devletin korkusu ile AKP’nin 17/25 Aralık’la sıkıştığı noktada ortaya çıkan zafiyet ve zayıflık birleşti. Kurtarmaca oyunu başladı.
Benim, yeni konsensüs ve yeni ittifaklar dediğim bu kurtarmacılıkta birleşenlerdir.
Kazan kazan ittifakında: a)Küreselleşmenin özgürlük rüzgârından kurtulmak gerekiyordu. Önce Kürt siyasi hareketi tasfiye edilecek, savaş konseptine dönülecek, bölgedeki Kürt özgürlük hareketi Irak Kürdistan’ının devletleşmesi kırmızı çizgi ve ulusal güvenlik tehdidi ilan edilecek, b) demokratik, özgürlükten yana muhalefet susturulacak, c) devlet içinde küreselleşme romantizmine kapılanlar tasfiye edilerek etkisiz hale getirilecekler, d)Erdoğan yönetimindeki AKP iktidarı, devleti tehlikeden kurtarmak için kendi oy çoğunluğunun dünya görüşünün/ideolojisinin İslamcı söylem ve Türkçülük olacağına devlet aklını inandırmış olabilir veya tersi, şu an egemen olan devlet aklı Erdoğan’ı buna inandırmış olabilir. MHP’nin AKP’ye koşulsuz desteğini ben böyle okuyorum.
Erdoğan bu üç noktayı siyasal dile ve siyasal amaca ustaca çevirdi. Birbirinden kopuk, eklektik, zaman zaman birbiriyle çelişen konuşmaları kısa zaman içinde “40 yıllık davanın” devamına dönüştürülüverdi. AKP’nin rotası böylece değişmeye başlamış oldu.
Erdoğan’ın AKP’nin başına geçerek, “AKP’yi yeniden yapılandırma” çağrısı da bana göre bu konseptin bir parçası gibi görünüyor.
Böylece “40 yıllık dava” ile devlet bekacıları birleşmiş görünüyor.
EZELDEN EBEDE SÜREN DAVACILIK
Bütün bu anlatılanları Şükrü Hanioğlu (Doğmayan “Hürriyet” / 23.7.2017 Sabah) II. Meşrutiyetin ilanı dolayısıyla yazdığı yazıda çok güzel anlatıyor. Bu tarihiselliğin belli kırılmalar olsa da sürekliliğine işaret ediyor
Hanioğlu : “…109 yıl önce ilân edilen "hürriyet" sonrasında bürokratlar ile sarayın "hikmet-i hükûmet" temelli "siyasa yapımı"ndan uzaklaşmaya çalışan "siyaset," katılımcı ve çoğulcu bir toplumun aracı haline gelme arzusunu dile getirmiş, ancak bu kısa ömürlü olmuştur.
1908, 1923, 1950 benzeri kırılma noktalarında küresel ölçekte anlamlı yerlerde duran ve ciddî gelişim potansiyeline sahip olduğu düşünülen Türkiye, kısa "teneffüs araları" sonrasında "alt-orta düzey" hürriyet, demokrasi ve çoğulculuk çıtasının üzerine çıkmaya muvaffak olamamıştır.
Bunun temel nedenlerinin başında siyasetin kavramsallaştırılma biçimi gelmektedir.
Kültleştirilen örgütlenmeler aracılığı ile "mega tasavvurlar"a ulaşımın aracı olduğu düşünülen "siyaset"in toplumla ilişkisi fazlasıyla zayıf olmuştur. "Hâkimiyet-i millîye," "millî irade" benzeri söylemlerin üzerini örtemediği bu gerçeklik, "siyaset"in toplumsal taleplere cevap verme işlevini ikinci plana iterek onu "ezelden ebede süren davalar"ın aracı haline getirmiştir. Bu ise çoğulculuk hassasiyeti oldukça sınırlı, temel hedefi demokrasi ve özgürlükler olmayan bir siyaset anlayışının kurumsallaşmasına yol açmıştır.
Bu "siyaset" yaklaşımının, "millî hâkimiyet" söylemine karşılık geleneksel "hikmet-i hükûmet" anlayışından kopamaması sorunu daha da derinleştirmiştir.
Dolayısıyla "demokrasi" gibi "hürriyet" de bir "muhalefet" söylemi olmanın ötesine geçemeyerek hakiki anlamda "iktidar" olamamış, fazla anlam taşımayan tarihî gelişme ve kişiliklerle ilişkilendirilen "mega tasavvurlar"ı gerçekleştirmeye çalışan "dava siyaseti" ona aslî bir hedef olarak yaklaşmamıştır.”
Hanioğlu’nun “ dava siyaseti” olarak tanımladığını ideoloji veya dini referanslı siyaset olarak okuduğumuz zaman, bu siyaset ve ideolojinin bütün toplumu esir aldığı görülmektedir. Siyasete "Ezelden ebede süren davalar" olarak bakıldığından, çoğulculuk ve özgürlükçülük milli davaya karşı olmakla suçlanıyor. “İç düşman” tezi davaya karşı olanlara söyleniyor. Bir iktidar partisi lideri, ana muhalefete “millete karşı çalışıyorlar” dediği zaman, “benim davama karşısın” o halde millete karşısın sonucu çıkar.
Erdoğan, Birlik Vakfı’nın iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, “Bizler, hepimiz ezelden gelen ve inşallah ebede giden bir mübarek davanın hizmetkârlarıyız. Biz, o davanın içinde hizmet etme aşkı ve şevkine sahip oldukça Rabbim bize olmamız gereken mevki ve makamı takdir etmiştir. Bu cümle demokratik değerler ve sistem açısından neresinden bakarsanız sorunlu ve tipik bir “BİZ” temeline oturtulan kimlik siyaseti örneği.
Hanioğlu aynı yazıda “Türkiye bugün dahi "kimliklerin özgürleştiği" ama "kimlik siyaseti"nin marjinalleştiği bir toplum olabilmenin oldukça uzağındadır. Değişik "kimlikler"in"doğal siyaset adresleri"nin bulunduğu, farklı yerlere gitme girişiminde bulunanların topluluk dışına itildiği Türkiye'de, bunu aşma iddiasında olan örgütlenmeler dahi, en fazla "kimlikler koalisyonu" oluşturabilmektedir.
Böylesi bir temelde yapılan siyaset ile "iktidar"ın tüm toplum adına, herkesi kapsayacak "özgürlükçü" adımlar atmasının kolay olmadığı ortadadır. Toplumsal özgürlükleri "genişletme" şiarı ile "iktidar" olanlar, bunu kendi "cemaatler"i dışına teşmil girişiminde bulunduklarında, şiddetli bir iç direnç ile karşılaşmaktadır.”
Hakikat bunlarsa, doğru hangisi?
Elinde sopa olanın söylediği mi?
Her koşulda, her durumda düşündüğünü söylemek mi?
Yazarlar
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları

































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.05.2018
13.05.2018
6.02.2018
29.04.2018
22.04.2018
8.02.2018
1.02.2018
25.03.2018
19.03.2018
11.03.2018